Bu Blogda Ara

1975 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1975 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2019 Perşembe

Cherry Five - Cherry Five 1975


                              

Claudio Simonetti, İtalyan progresif rock'ının efsanelerinden olan Goblin'in atmosferini kullandığı klavyeler ve synth ile yaratan kişi. Goblin grubu kurulmadan önce Simonetti'nin bir başka grubu daha var. Bu önceki grupta çalan iki kişi yine Goblin grubunun müzisyenlerinden olacaktır.

Cherry Five, 1973 yılında kurulduğunda adı Oliver idir. 1975 yılına geldiklerinde yaptıkları bu ilk albümün adı, gruplarının da adı olarak akıllarda kalır. Aynı yıl Simonetti, Massimo Morente (elektrik gitar) ve Fabio Pignatelli (Bas gitar) Dario Argento'nun teklifi üzerine film müziklerine yönelirler. Ortaya da Goblin efsanesi çıkar.

Goblin öncesi Cherry Five grubunun esinlendiği bir çok italyan progresif rock grubunda olduğu gibi İngiltere başı çeker. Grup özellikle senfonik atmosferde albümler yapan YES, Genesis, ELP gibi gruplardan esinlenir. Doğaldır ki bu ilk albümlerinde de klasik müzikten bölümler bolca bulunur. Klasik müzikten bölümler, esinlenmeler olduğu kadar caz esintileri, pasajları da fazlasıyla mevcuttur.

Goblin grubu genel olarak albümlerinde (bir kaç parçasında vokal bulundurmuşlardır ancak genel olarak vokalleri yoktur) vokal bulundurmaz, Cherry Five (Oliver) grubu ise sadece vokallik yapan bir kişiyi bünyesinde barındırır. Şarkı sözleri de ingilizce olduğu için albümü dinleyen kişilerde hem vokalin ingilizce söylemesi hem de yoğun bir YES, Genesis, ELP etkisi nedeniyle klasik italyan progresif rock'ından bir hayli uzak gözükür. 

'Country Grave Yard', yukarıda da bahsettiğim 3 grubun (yes, genesis, elp) etkisinin olduğu buna ilaveten PFM etkisininde gözüktüğü parça. Özellikle vokalin parçayı seslendirme biçimi Franco Mussida'yı anımsattırıyor.

'The Pictures Of Dorian Gray' parçası da açılışında ki akustik havasıyla PFM'yi anımsattığı kadar Banco'yu da anımsatıyor. Belki de benzerlik akdeniz ezgilerinden kaynaklıdır. Akustik atmosferden sonra yine YES'in, Genesis'in ortaya çıkardığı senfonik atmosferden parça devam ediyor. Özellikle 1972 öncesi YES ve Genesis albümlerini sevenlerin şaşıracağı kesin.

İki bölümden oluşan 'The Swan is a Murderer' parçasının ilk bölümü YES'in 'Fragile' albümündeki kısa parçaları anımsatıyor. Kısa nakaratlı bölümden sonra Simonetti synth ile senfonik atmosferi bir anlığına değiştiriyor. İkinci bölüm ise ilk bölümün üzerinden devam ediyor. Ancak vokalle birlikte grup öyle bir atmosfer yaratıyorlar ki, albümün genelinde hakim olan YES'in 'The Yes Album'ü akla getiriyor.

Grubun gerçek adı olan Oliver adlı parça. Yine YES, Genesis etkisi olduğu kadar bu kez müzikal atmosfer biraz sert. Heavy prog'a yakın duran atmosfer klasik ve caz'ın etkisiyle karşınıza Gentle Giant atmosferi çıkartıyor.

Kapanış parçası 'My Little Cloud Land', ilk 5 parçadaki YES esinlenmelerinden çok Genesis esinlenmesinden ortaya çıkıyor. Bu kez vokal ilk parçadaki gibi Mussida benzeri yada diğer parçalardaki gibi Jon Anderson benzeri değil, Peter Gabriel tarzında parçayı söylüyor. Parçanın kendisi de neredeyse Genesis atmosferiyle birebir aynı olmasına rağmen farklılık yaratan tek kişi, klavyelerin başında duran Claudio Simonetti. Kullandığı klavyeler ve synth ile albümü esinlendiklerinden farklı olarak ortaya çıkartabiliyor.

Bu durum daha sonra Goblin'in atmosferinde de geçerli olacaktır.

Cherry Five yada Oliver, bu ilk albümlerinde özellikle İngiliz tarzı dönemin prog atmosferini kullandılar. Bu sadece bu albüme özgü olan bir durum değil. Grubun virtiözleri Simonetti, Morante ve Pignatelli aynı yıl kurdukları Goblin grubunda da benzerlikler göstereceklerdir. 'Roller' albümünde Camel, Caravan benzeri senfonik bir parça yazmışlardır. 1975 ile 1985 arasında çıkardıkları bir çok albümde dönemin progresif rock gruplarından ve müzisyenlerinden esinlenerek film müzikleri yapmışlardır. Kimi zaman David Gilmour tarzı gitar sololar varken kimi zaman da Al Di Meola tarzı caz-rock yapmışlardır.

Goblin öncesi grup müzisyenlerinin neler dinlediğini hatta neler yaptığını görmek, bilmek için Cherry Five (Oliver) albümü iyi gelecektir.

Bir kaç yıl önce Goblin grubuna katılmayıp başka gruplarda müzik hayatına devam eden vokal ve davulcu yeniden bir albüm çıkardılar.

1. Country Grave Yard (8.18)
2. The Pictures Of Dorian Gray (8.28)
3. The Swan is a Murderer Part 1 (3.53)
4. The Swan is a Murderer Part 2 (5.07)
5. Oliver (9.30)
6. My Little Cloud Land (7.43)

Süre : 43.19

Tony Tartarini / Vokal
Claudio Simonetti / Klavyeler, Hammond, Synth (ses düzenleyicisi), Besteci
Massimo Morante / Elektrik Gitar, Besteci  *
Fabio Pignatelli / Bas Gitar, Akustik Gitar *
Carlo Bordini / Davul, Perküsyon 

29 Ocak 2019 Salı

Gryphon - Raindance 1975



Geçen yıl 'Red Queen To Gryphon Tree' albümlerini ilk dinlediğimde müzikleri o kadar çok etkilemişti ki beni, albümü bir kaç gün boyunca araya başka bir albüm sokmadan dinlemiştim. Yazısını da hazırlarken üstüste 2-3 kez dinleyerek bitirmiştim. Bloğa koyup alkollenme zamanını da bitirince yatıp uyumuştum. Sonrasında da çok fazla dinlememin nedeniyle bir süre sonra aklımdan çıkmıştı.

Bir kaç gün önce pc'de kıyıda köşede duran albümlere bakarken dikkatimi çekti. Gryphon grubunun  bir başka albümüydü. Aynı geçen yıl olduğu gibi albümü de temizlik yaparken yada bir şeyler okurken dinlemeye başladım. Fazla da dikkatli dinlemeye çalışmadığım kulağıma sadece hoş bir müzik olarak geldi.

Bir akşam yine bira açmış içerken dinleyecek bir şey bulamayıp, gündüzleri dinlediğim albümü açtıp dinlemeye başladım. Albümün sonuna geldiğinde ise neredeyse ilk birayı bitirmeden sarhoş olmuştum. 'Heldenleben' parçası o kadar etkilemişti ki, aklıma geçen yıl dinleyip sonra da unuttuğum albüm geldi.

Yazmayı aklıma getirdiğimde ise, geçen yıl fazla dikkat etmemiştim hakkında yazılanlara, interneti açıp albüm ve grup hakkındaki yorumlara göz gezdirdim. Genel olarak orta düzeyde yorumlar yapılmış. Gereksiz yere çok övülen albümler ve gruplar varken böyle bir albüm niye orta düzeyde bırakılmış anlayamadım.


Raindance, grubun 4. albümü olarak 1975 yılında, 'Red Queen To Gryphon Tree' başyapıtından sonra çıkmış. Belki de bir önceki albümdeki müzikiğin biraz altında olarak görüldü o yüzden orta düzeyde bir albüm olarak anlatılmış.

Ancak bu albüm bir önceki albümün devamı niteliğinde bir albüm değil o yüzden her iki albümü kıyaslamak bana biraz saçma geliyor.

Albüm 9 parçadan ibaret. 9 parçadan sadece bir tanesi albümün uzunluğunun neredeyse yarısı kadar. Beni tripten tribe sokan o 16 dakikalık son parça olmasaydı muhtemelen albümü yazmaya çalışmazdım. Kalan 8 parça, 1 dakika ile 5 dakikalık uzunluktaki parçalardan oluşur. Bu 8 kısa parçayı dinlerken Gentle Giant'ın o sınır tanımazlık oluşlarını aklınıza getirin.

Gentle Giant parçalarında nasıl caz'ı istediği şekilde kullanıyorlardıysa, Gryphon grubu da folk ezgilerini parçalarında o denli profesyonelce kullanıyor.

Albümde ilginç olan ise 4. albümleri olmasına rağmen cover parça koymuş oluşları. Beatles'ın 'Mother Nature's Son' parçasını halk ezgileriyle yorumlamışlar. İnternette albüm üzerine yazılanlara bakmış olmasaydım büyük ihtimalle parçalardan birinin Beatlas'a ait olacağı aklıma gelmezdi.

8 parçadaki kaliteli ve profesyonelce üretim, son parça da albümü bambaşka bir boyuta taşıyor. Yes'in, Genesis'in, ELP'nin hatta Gentle Giant'ın konser kayıtlarını, görüntülerini dinleyip izlerken nasıl tanrısal müzik dinlerkenmiş gibi hissediliyorsa aynısı 'Heldenleben' parçasında da aynısı oluşuyor. Bas gitar ve elektrik gitar kullanımları ve kısmen de klavyeler Yes'in 72-75 arası yaptığı müziği o kadar andırıyor ki özellikle Yes hayranı olarak benim müzik açlığımı gideriyor.

'Heldenleben' mükemmel ötesi parça.

Gryphon grubunu aslında geçen yıl öğrenmedim, 10 yıl öncesinde de önüme gelen her şeyi dinlemeye çalışırken görüp dinlemiştim. Ancak odak noktalarımdan biri olamamıştı. Sadece aklımda albüm kapakları kalmıştı.

Geçen yıl 'Red  Queen To Gryphon Tree' albümüyle gerçek anlamda tanışmamla birlikte şuan müzikten sıkıldığım anda başvuracağım albümlere bir başkası daha eklendi.

Grup bu albümden sonra bir albüm daha yaparak 1977'des dağıldı. Ta ki bir kaç ay öncesine kadar. 2018'in son aylarında yeni bir albümle tekrar biraraya geldiler ve albüm en az 70'lerde ki albümleri kadar kaliteli.

1. Down The Dog (2.44)
2. Raidance (5.37)
3. Mother Nature's Son (3.08)
4. Le Cambrioleur Est Dans Le Mouchoir (2.14)
5. Ormolu (1.00)
6. Fontinental Version (5.36)
7. Wallbanger (3.33)
8. Don't Say Go (1.48)
9. (Ein Klein) Heldenleben (16.03)

Süre : 41.50

Brain Gulland / Vokal (6), Geri Vokal, Bassson
Richard Harvey / Grand Piyano, Elektrik Piyano, Mini-moog, Org, Mellotron, Klavnet, Flüt, Glockenspiel, Boynuz, Klarnet (4)
Graeme Taylor / Elektrik Gitar, Geri Vokal
Malcolm Bennett / Bas Gitar, Flüt
David Oberle / Davul, Perküsyon, Vokal (3,6,8)

4 Nisan 2018 Çarşamba

Grobschnitt - Jumbo 1975



Grobschnitt, müziğe başladıkları andan itibaren sürekli yenilik arayan, bulduklarında da parçalarına, albümlerine yansıtan ender yaratıcı gruplardan birisi.

Çıkardıkları ilk iki albümdeki farklı tarzda yaratıcılıkları 3. albümlerinde de devam ettirdiler. İlk albümlerindeki saykodelik-uzay-kozmos sesler, var iken, ikinci albümlerinde yerini  saykodelik sesler ile gitar doğaçlamalarına bıraktı.

Grobschnitt'ı anımsamanın en iyi yolu ise ikinci albümleri 'Ballermann' da bulunan iki bölümlük 'Solar Music'. 'Ballermann' albümünün başarıya ulaşmasında en çok etkisi olan 'Solar Music'. Çok geçmeden de Solar Music adı altında konserler ve bir de konser albümü yapıldı. İşte bu, 'Ballermann' ve 'Solar Music' etkisi devam ederken sessiz sedasız grubun yeni albümleri 'Jumbo' çıktı. İlk albüm önceki iki albüm gibi ingilizce idi. Aynı adı taşıyan bir de almancası da çok geçmeden grubun diskografisinde yerini aldı. Çok geçmeden, benim için, en iyi progresif rock albümleri arasına giren 1977 çıkışlı 'Rockpommel's Land' albümlerini çıkardılar.

'Ballermann' albümünden başlayıp 'Rockpommels Land' albümüne gelmenin sebebi 'Jumbo' albümlerinin iki albümünde tam arasında yer almasıdır. Bu albümdeki parçalardan kolaylıkla anlaşılabilir. Özellikle 'The Clown' parçasında ki ikili gitarın mükemmel uyumu ve davulcunun seri ritimler ortaya çıkarması Ballermann albümünün etkisini devam ettirdiğini gösteriyor. 'Sunny Sunday's Sunset' parçası ise senfonik uyumuyla 'Rockpommels Land' atmosferinin öncülüğüü yapıyor.

Albümde 6 parça olmasına rağmen albümde 4 parça vardır ve kısa bir albümdür. Kısa olmasına rağmen her bir parçanın fazlasıyla karışık ritimler, armoniler ve melodiler içermesi nedeniyle albüm kısa değil, uzun olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. İlk parça 'The Excursion Of Father Smith'. Parça, bir çok yerde Genesis'in ilk dönemini çağrıştırırken, özellikle klavye ve synth kullanımında, bir çok yerde de YES'in, evet burada da özellikle gitar kullanımı, 1972 sonrası atmosferini hissediyorsunuz.

'The Clown', albümdeki en yaratıcı parça ve albümdeki favori parçam. Bazı yerlerde YES ve Genesis atmosferini hissettirse de aslında 'Ballermann' albümünün, bu albüme uzanmış bir parçası gibi.

'Dream And Realty', Grobschnitt'in 'Anymay', 'Drummer's Dream' parçalarında ki gibi bir şablona oturtulmuş olan bir parça. Artı olarak ilk albümlerinde ki kozmik-uzay sesleri burada biraz daha fazla. Kötü mü, elbette değil. 70'lerin progresif rock gruplarının sıkça başvurduğu yollardan bir tanesi, parçaların bir şablona oturtulmasıdır. Grobschnitt de bunu gayet iyi ortaya koyuyor.

'Sunny Sunday's Sunset' albümün kapanış parçası, aynı zamanda 'Rockpommels Land' albümüne bir kapı aralayışı. Bu parçadan bir sonraki albümün müzikal atmosferini kolaylıkla yakalayabilirsiniz.

'Jumbo', Grobschnitt'in az bilinen yada gözardı edilen bir albümü. Bir progresif rock sever için ise 'Ballermann' ve 'Rockpommels Land' şaheserlerinin arasında bilinmesi gereken bir albüm.

1. Jupp (0.13)
2. The Excursion Of Father Smith (9.37)
3. The Clown (6.42)
4. Dream And Realty (5.25)
5. Sunny Sunday's Sunset (11.30)
6. Auf Wiedersehen (0.54)

Süre: 34.21

Stefan Denielak (Wildschwein) / Ritim ve Akustik Gitar, Vokal, Geri Vokal
Gerd-Otto Khün (Lupo) / Elektrik Gitar
Volker Kahrs (Mist) / Org, Piyano, Mellotron, Synth (ses düzenleyicisi)
Wolfgang Jager (Popo) / Bas Gitar
Joachim Ehrig (Eroc) / Davul, Perküsyon, Elektronik Efektler ve Sesler
x

13 Şubat 2018 Salı

Il Volo - Essere O Non Essere 1975



Essere O Non Essere; Olmak yada Olmamak.

1974 yılında Şekspir'in ünlü şiiri bir italyan grubu, Il Volo (uçuş) tarafından albüm ismi olarak kullanmış. Ve Il Volo Olmak yada Olmamak ikileminde olmay'ı seçmişler. İki albümlük müzik hayatıyla her dinlediğimde yine başka bir italyan grubu olan Quella Vecchia Locanda'yı anımsatan grup; progresif rock yapmak için ortaya çıkmışlar, ve yapmışlar da ancak devamı gelmemiş.

Quella Vecchia Locanda gibi yıllar sonra kendi albümlerini dinlemek istediklerinde ise para vermek zorunda kalmışlar mı, bilmiyorum ama bu durumda olmaları kötü bir durum.

Il Volo grubunu toplamda 3 albümü var, ancak 3. albüm ilk iki albümlerinin toplamasından oluşuyor.

Grup elemanlarının ilk deneyimleri Il Volo değil. Grup üyeleri daha önce dönemin italyasında rock müziğe şekil vermiş gruplarda müzik yapan insanlar. Il Volo ise bu haliyle bir süper grup projesi görünümünde olan bir grup.

Bir önceki, yani grubun ilk albümü melodik ağırlıklıydı; bu, ikinci albüm ise caz, elektronik, funk, folk(akdeniz, arap, ortadoğu), uzay-kozmos sesleri, senfonik bir altyapının üzerinde kendilerini belli ediyor.

Daha önceki bazı albümleri yazarken de belirttim, progresif rock'ın tanımını yapmak bir hayli zor. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, ortaya çıkan tanım bir şekilde eksik kalıyor. O yüzden grup yada müzisyen müziklerine bakarak bu progresif rock'tır yada değildir sözü söyleniyor.

Bunda benimde fazladan söyleyebileceğim pek bir şey yok.

Birkaç gün önce facebook'da takip ettiğim progresif rock sayfalarından biri bir karikatürümsü bir resim paylaştı. Birkaç saat sonrada sildi. Bu karikatürümsü resimde;

progrock,
jazz-fusion
krautrock
electronic

What is the now?

diye yazıyordu.

Haklılarmıydı, evet haklılardı. Progresif'i kısmen tanımlayan bu türlere daha fazla da eklenerek soru sorulabilinirdi belki ama sonuç olarak karikatürümsü resim'de anlatılan doğruydu.

O resmi kopyalayamadım ama Il Volo'nun ikinci albümünü burada yazmaya çalışırken söylenmek istenen bana yol gösterdi.

progresif rock,
caz-füzyon
elektronik
senfonik
funk
folk

70'ler progresif rock elementlerindendir.

Il Volo ise bütün bu türleri harmanlayarak o kadar güzel bir albüm çıkarmışlar ki, en iyi italyan progresif rock albümleri ve gruplarının arasına rahatlıkla girdi.

Albümde biraz aceleye getirilmiş gibi, 30 dakika gibi çok kısa bir sürede bitiyor. Ancak toplamda olan 6 parçanın her birinden rock müziğin zevkini fazlasıyla alıyorsunuz.

Progresif rock'ın tanımını yapar nitelikte bir albüm; Essere O Non Essere.

1. Gente In Amore (5.03)
2. Media Oriente 249000 Tutto Compreso (5.46)
3. Essere (4.02)
4. Alcune Scene (6.16)
5. Svegliandomi Con Te Alle Sei Del Mattino (5.17)
6. Canti E Suoni (4.23)

Süre : 30:47

Alberto Radius / Elektrik Gitar, Vokal
Vince Tempera / Klavyeler
Gabriele Lorenzi / Klavyeler, Vokal
Bob Callero / Bas Gitar
Gianni Dall'Aglio / Davul, Vokal
Mario Lavezzi / Elektrik Gitar, Vokal



16 Ekim 2017 Pazartesi

Steve Howe - Beginnings 1975




YES, günümüzde progresif rock zevkleri ve kıstaslar değişmiş olsa da hala en ciddi gruplardan biridir. Şimdilerde Dream Theater, Porcupine Tree hatta Opeth gibi gruplar bu işi götürüyor gibi gözükse de altyapıları yine 70'lere dayanır. Dream Theater, YES, ELP gibi grupların parçalarını yeniden çalarken; Porcupine Tree müziğini Pink Floyd ve Tangerine Dream'e dayandırır. Opeth ise son albümüyle 70'lerin bir başka devi  Jethro Tull'a öykünmüştür.

Bu günümüz progresif rock grupları 30-40 yıl öncesinden esinlenirken, 70'lerin grupları da bir yerlerden esinleniyorlardı. Esinlendikleri ağırlıklı olarak 50-60'lardaki rock'n roll ve blues olsa da, daha derinlere giden gruplarda vardı. Bu tarz gruplar özellikle caz, avantgard ve klasik müziği yaptıkları müziklerin içine koyuyorlardı. Bunlardan en önemlisi de YES'di.

Nasıl ki günümüzde Dream Theater yada Porcupine Tree gibi progresif rock grupları baskın iken, 70'lerin progresif rock'ında da YES'dir, ki progresif rock deyince hala ilk akla gelenlerdendir.

YES, muhteşem 4 albümlük klasik yaptıktan sonra 3 yıl kadar grup müziğine ara verdi. Grup üyelerinin hepsi grup döneminde biriktirdikleri parçaları albüm olarak piyasaya sürdüler. 1975 ve 1976 yıllarında YES'in son 4 albümünde çalmış bütün müzisyenlerin solo albümleri, bir çoğunun ilk solo albümleri; kısmen YES müziğine kısmen de YES harici müziğe benziyordu.

Bu solo albümlerinden en zayıfı olarak görünen (bana göre en güzel solo albüm) Steve Howe'un 'Beginnings' 1975'in Ekim ayının sonunda çıktı. Albüm için Steve Howe yardımcı olan müzisyenler yine YES'de çalan müzisyenlerdi. Bir de konserlerde birlikte hareket ettikleri Gryphon grubu üyeleri vardı.

Albüm, grup ve Steve Howe hakkında genel bilgilerden sonra albümü neden sevdiğime geleyim. 'Beginnings', Alan White'ın ilk ve tek albümde yapmaya çalıştığı gibi bir çok müzik türünü içinde barındırıyor.

YES'in davulcusu Alan White, albümünde bir çok türde müzikten örnekler vererek davul stilini ortaya koymuştu ve sonrasında YES'in değişmeyen üyelerinden biri haline geldi. Steve Howe da benzer bir şekilde ilk albümünü bu şekile ortaya çıkardı. YES grubunda denemeye çalıştığı rock'n roll'u, blues'u, folk ve klasik müziği nasıl rock müziğin içine soktuysa bu ilk albümünde de kendi becerilerini tek başına ortaya çıkarmaya çalıştı.

Albümde bulunan 9 parça da Steve Howe'un YES'de yapmaya çalıştığının özeti biçiminde. Ki bazı parçalar YES'in sonraki albümlerinde kendine yer bulacak nitelikte.

YES, hem progresif rock'ın çıkış dönemi olan 70'lerde hem de günümüzde en önemli grupların başında geliyor. Sadece YES ve grup üyelerinin albümlerini dinleyerek bile progresif rock hakkında bir fikre sahip olabilirsiniz. Steve Howe'un 'Beginnings' albümü de bu fikre kesinlikle katkı sağlayacaktır.

Son olarak, albümü dinlerken müzikal atmosfere değil, Steve Howe'un gitarına odaklanın. YES'de yağmaya çalıştığının ne olduğunu göreceksiniz.

1. Doors Of Sleep (4.08)
2. Australia (4.13)
3. The Nature Of The Sea (3.57)
4. Lost Symphony (4.41)
5. Beginnings (7.31)
6. Will O' The Wisp (6.00)
7. Ram (1.53)
8. Pleasure Stole The Night (2.57)
9. Break Away From It All (4.19)

Süre : 39.39

Steve Howe / Elektrik & Akustik Gitar, Mandolin, Çelik Gitar, Banjo, Harpsichord, Org, Bass Gitar, Moog, Vokal

Konuklar

Graeme Taylor / Elektrik Gitar (3)
Patrick  Moraz / Piyano (4-6), Moog & Harpsicrod (5), Mellotron (6)
Bud Beadle / Alto & Bariton Saksafon (4)
Mick Eve / Tenor Saksafon (4)
William Reid / Keman (5)
Patrick Halling / Keman (5)
John Meek / Viyola (5)
Peter Halling / Çello (5)
Sidney Sutcliffe / Obue (5)
James Gregory / Flüt (5)
Gwyn Brooke / Fagot (5)
Malcolm Bennet / Bas Gitar (3), Flüt (8)
Colin Gibson / Bas Gitar (4)
Chris Laurence / Bas Gitar (5), Gitar (8)
Alan White / Davul (1,2,4.6)
Bill Bruford / Davul (8,9), Perküsyon (9)

Kapak Tasarımı : Roger Dean

9 Ekim 2017 Pazartesi

Premiata Forneria Marconi - Chocolate Kings 1975




Son 3 aydır düzenli bir işim olduğu için, aslında düzensiz çünkü ev ile iş arası mesafe 2 saatten fazla sürüyor, kendime boş zaman ayırıp albümleri dinleyemiyorum eskisi gibi. Son 2 aydır'da aylık ortalama yazıların altına düştü. Yakında yeni bir eve taşınıyorum, iş'e de yakın, sanırım eski düzeni oturtur, yine aylık 10-12 albüm hakkında yazı çıkartabilirim.

İş nedeniyle biraz düzenim bozuldu, o yüzden bu yazıyı kolay (benim için) albümlerden seçeyim dedim. Ne zamandır da italyan progresif rock albümlerini dinleyip, yazmıyordum, bu albüm evi değiştirmeye çalışırken iki gündür dinleye dinleye iyi de geldi.

Premiata Forneria Marconi, italyan progresif rock'ın dev gruplarından birisi. Sadece popülarite açısından değil, ortaya koydukları albümler bakımından, dev gruplarından. 1973'de başladıkları İngilizce sözlü albümlere 3. albüm olarak 'Chocolate Kings' albümlerini ekledir. İlk 2 İngilizce sözlü albüm, söz bakımından biraz amatörce kaçmıştı, bu albümde bu sorunu tamamen çözmüşler. Bunda en önemli etken, Bernardo Lanzetti'nin sadece vokal olarak katılması sanırım.

Bernardo Lanzetti, bu albümde sesini Genesis'den Peter Gabriel ile Phil Collins'in sesleri arasına bir yere oturmuş.

PFM 'Chocolate Kings' albümünü 1975 yılında İngilizce sözlü olarak piyasaya sürdü. Önceki İngilizce sözlü albümlerinde olduğu gibi bu albümün italyanca sözlü versiyonu yok. O yüzden İngilizce sözlü italyan progresif rock'ın tadını farklı bir şekilde çıkarmak gerekiyor.

'Chocolate Kings', 2. dünya savaşında italya'ya gelip, italyanları nazilerden kurtarmaya çalışan amerikan askerlerinin çocuklara verdiği çikolatalara dayanan bir albüm. Aksi bir şekilde albümü anti-amerikancılık yada amerikan emperyalizmi eleştirisi sanmayın.

Albümün açılış parçası 'From Under'. 'L'isola di Niente' albümündeki atmosfere benzer bir şekilde senfonik ve avantgard olarak başlıyor ve tabii ki italyan folk ezgileri ve klasik senfonik sesler parçanın ilerleyen bölümlerinde kendisini hissettiriyor. Özellikle Mauro Pagani'nin keman'ının diğer parçalarda olduğu gibi, çok büyük etkisi var, italyan müziğinin seslerini duymak için.

'Harlequin', sadece bu albümün ve PFM'nin değil, italya'dan ve italyan progresif rock'ının en özgün parçalarından birisi. Söylemezsem olmaz; 2010 yılında askerliğimi yaparken yanıma aldığım mp3 çalarda bulunan albümlerden biriydi, 'Chocolate Kings' ise en çok üstüste dinlediğim parçaydı.
Mauro Pagani'nin burada kullandığı keman, bir çok rock gitaristinin kullandığı blues-saykodelik soloların halinin klasik müzik versiyonu gibi.

'Harlequin', onca yıl geçmesine rağmen, hala favori PFM parçalarının başında geliyor.

'Chocolate Kings', ilk albümlerindeki 'E Festa' parçası gibi marş özelliği taşıyan bir parça. Dönemin rock müzik anlayışına göre mükemmele yakın ancak 'E Festa' ile karşılaştırılınca biraz daha geri planda kalıyor. Sanırım bunda 'E Festa' parçasındaki yoğun folklorik öğelerin etkisi var. Bu parçada ise daha çok gitar ve piyano'nun doğaçlamaları var.

'Out On The Roundabout', Genesis'in 1975'de tamamen değilse bile, kısmen bittiği bir dönemde PFM tarafından yapılan parça. Mussida'nın gitarı ve Premoli'nin piyano'su parça başlarken dinlenmesi Genesis'i anımsatıyor. PFM'nin Genesis'den artı tarafı, italyan klasik müziğini iyi bilmeleri sanırım. 'Harlequin' ve 'Chocolate Kings' parçalarındaki tempolu parçalardan sonra böyle senfonik özellikleri ağır basan parça ile dinleyenin ayakları yerden kesilebilir.

'Out On The Roundabout', albümün ve 1975'in en güzel parçalarından. Grubun tüm üyeleri tamamen kendi hünerlerini gösteriyor. Mussida'nın gitarı, Premoli'nin piyano'su, Pagani'nin kemanı,  Djivas'ın bas'ı ve Cioccio'nun davulu; tek söz ile mükemmel.



Albümün bütününde olan senfonik ve caz atmosferi son parça olan 'Paper Charms'e folklorik öğelerin fazlaca konulmasıyla, gerçek anlamda italyan progresif rock tanımını hakediyor. Klasik müzik, halk müzikleri, caz ve dönemin rock müziği; hepsi birarada bu parçada.
PFM'nin 70'lerde yaptığı herhangi bir albüme progresif rock için dinlenilmesi gereken albümler için kolaylıkla imzamı atarım, 'Chocolate Kings' albümü de PFM'nin bu albümlerinden biri.

İngiliz tarzı klasik müzik etkilerinin ve italyan tarzı klasik ve folkik ezgilerin nasıl kusursuz ve mükemmel biraraya getireleceğinin tek ve belkide tekrarlanması mümkün olmayan bir albümü.

'Chocolate Kings', sözleri, konusu ve müziğiyle 70'lerin başyapıt albümlerinden.

1. From Under (7.25)
2. Harlequin (7.40)
3. Chocolate Kings (4.45)
4. Out On The Roundabout (7.53)
5. Paper Charms (8.29)

Süre : 36.12

Bernardo Lanzetti / Vokal
Franco Mussida / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
Flavio Premoli / Klavyeler, Org, Vokal
Mauro Pagani / Flüt, Keman
Jan Patrick Djivas / Bas Gitar
Franz Di Cioccio / Davul, Perküsyon, Vokal 

23 Temmuz 2017 Pazar

Los Jaivas - El Indio 1975




Geçen yıl mart ayının sonunda başladığım progresif rock albümlerinİ yazmaya hala devam ediyorum. Aklımda olan, şimdiye kadar dinlediğim, dünyanın bir çok ülkesinden 70'lerde çıkmış müziklere ve albümlere odaklanarak bu bloğu doldurmaya çalışıyorum.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Steve Hackett - Voyage Of The Acolyte 1975



Progresif rock çok ilginç bir müzik türüdür. Bir tanımlamaya giriştiğinizde tanım o kadar çok büyümeye başlarki bir süre sonra vazgeçmek zorunda kalırsınız. Bazıları tanım çıkarırlar ortaya ama tam anlamıyla da progresif rock'ı açıklayamazlar.

11 Mayıs 2017 Perşembe

Harmonium – Si on avait besoin d'une cinquième saison 1975



Harmonium, kanadalı folk müzik üzerinden progresif rock yapan gelmiş geçmiş en iyi albümlerinden birisine imza attılar. 1975 yılı çıkışlı albümü 10 yıl önce ilk dinlememden sonra bile unutabilmiş değilim.

2 Nisan 2017 Pazar

Tai Phong - Tai Phong 1975




Progresif rock albümleri paylaşan, Avustralya'lı biri vardı. Bloğunda eski ve yeni ilginç progresif rock albümleri paylaşıp yorumlar yazardı. 2007-8'de en çok takip ettiğim blog'lardan birisiydi. Hatta bir ara messenger adresini vermişti, sohbet ederiz diye. Eklemiştim, bir hayli de konuşmuştuk. Sonrasında blog'u kapatıp başka bir blog açtı. Bir süre sonra da albüm paylaşmayı da bıraktı.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Tangerine Dream - Ricochet 1975



Hani bir grup söyleyince hemen aklımıza bir kaç parça geliyor ya, bana da aynısı oluyor. Pink Floyd diyelim örneğin; hemen 'Wish you were here' parçası aklımıza gelir. King Crimson deyince, 'Starless', 'Epitaph', ELP deyince 'Tarkus gibi. Bu durum, ileri çıkmış (popüler, bilindik olmuş da diyebilirsiniz) bir kaç parçayla grubu hatırlama herkesde var, ben de olduğu gibi. İşte Tangerine Dream deyince aklıma gelen ilk parçalar ve albüm, Ricochet.

20 Aralık 2016 Salı

Tangerine Dream - Rubycon 1975



Tangerine Dream, 'Alpha Centauri',  'Zeit' 'Atem' ve 'Phaedra' gibi uzay zaman temalı albümlerden sonra  'Rubycon' albümünü çıkardı. İlk albümlerindeki avantgarde hava yerine yavaş yavaş melodik, senfonik havaya bıraktı. Çok bariz bir şekilde olmasa da 'Rubycon' albümünde bu durum kendini yavaş yavaş hissettirmeye başladı.

16 Aralık 2016 Cuma

Triana - El Patio 1975



Kıta avrupasından çıkıp, pek bilinmeyen ülkelerden progresif rock gruplarına yöneleyim demiştim. Aklıma ilk gelen ispanyol Mezguita olmuştu.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Birth Control - Plastic People 1975



Birth Control rock tarihinin bilinenin aksine en politik gruplarından birisidir. 70'lerde çıkardıkları albümlerin tamamı politik albümlerdir. Birth Control'ün bilinmemesinin tek sebebi popüler bir grup olamayışıdır. Gerçeği 70'lerde tanınan bir gruptur, ancak büyük plak şirketleriyle anlaşmalar yapmadıkları için günümüzde pek tanınırlılığı yoktur. Ancak progresif rock hayranları tarafından hatırlanır, sevilir ve dinlenir. Tabii bu durumda grubun kendi hayran kitlesini de belirtmezsek olmaz.

21 Kasım 2016 Pazartesi

Goblin - Profondo Rosso 1975



Günümüz modern prog anlayışına en uygun albümleri 1970'lerin İtalya'sından Goblin yapmıştır. İlk albümlerinden başlayarak 2016 yılına kadar çıkardıkları bütün albümler enstrüman hakimiyeti üzerine kuruludur. Bas gitar, gitar, davul, org ve piyano üzerinde yeni sesler, melodiler çıkarmada Goblin modern prog anlayışının en önemli grubu. Yeni dönem grupların yada modern prog dinleyicisinin Goblin'i es geçmemeleri gerekir.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Kaipa - Kaipa 1975


                                

Yes grubu, en sevdiğim grupların başında gelir. Hatta benim için en iyi 3-5 gruptan birisidir. YES solisti Jon Anderson geçtiğimiz yıl Jean Luc Ponty ile birlikte bir albüm yaptı. Türkçe olarak albümün adı geç oldu ama güç olmadı gibi bir anlama gelen 'Better Than Never Make' idi.

Bu yıl da bazı progresif rock magazin sitelerinden öğrenmiştim. Jon Anderson 'Flower Kings' gitaristi ve kurucularından Roine Stolt ile ortak albüm çıkarmışlardı. Hatta yine başka bir haber ise  Jon Anderson ve Roine Stolt'un eski YES üyeleri Rick Wakeman, Trevor Rabin ile birlikte konser turları düzekleyecekleriydi. Umarım haber doğrudur ve yaşlılık hallerinden dolayı konser turları ertelenmez.

Roine Stolt son 25-30 yılın en yaratıcı ve üretken progresif rock müzisyenlerinin başında geliyor. Flower Kings, Transatlantic, Tangent gibi 90'lı ve 2000'li yılların üst düzey progresif rock gruplarda grup kurucusu, müzisyen ve şarkı yazıcısı olarak yer alıyor. Roine Stolt'un müzisyenliği de 90'lı yıllarda başlamıyor. 1973 yılında İsveç'te ilk Kaipa üyesi olarak 17 yaşındayken başlıyor. 19 yaşına geldiğinde, 1975 yılında Kaipa grubuyla ile birlikte ilk albümüne imza atıyor.

Roine Stolt'lu Kaipa grubunun ilk albümü Kaipa.

Araya sıkıştıralım; kaipa gayda benzeri bir çalgı. Kullanımı Vikinglerden geliyor. Hani bizim tulum var ya onun gibi bir çalgı.

İsveç'ten 70'li yıllarda bir çok senfonik progresif rock yapan grup var. İsveç'ten çıkan Bo Hansson senfonik progresif rock için bence en önemlisi. Bir diğeri Roine Stolt'lu 1975 çıkışlı Kaipa grubu. Aslında Kaipa grubu hakkında söylememem olmaz, albüm senfonik progresif rock'tan ziyade İngiltere ekolünden Canterbury'e çok daha yakın. Albümde ki parçalar da, YES, Genesis hatta İtalya'dan PFM ve Banco gibi grupların ritim ve ezgi benzerlikleri olsa da Caravan ve Camel müziğine benzerliğiyle Canterbury ekolüne daha yakın duruyor. Özellikle piyano ve org kullanımı ve bas gitar, Caravan ve Camel müziğine birebir benzer denecek kadar andırıyor.

Roine Stolt, 90'lı ve 2000'li yıllarda 70'li yılların progresif rock müzik anlayışını yansıtmaya çalışırken Genesis, YES senfonik progresif rock'ın öncülerinin ve efsanelerinin müziklerini örnek almaktan çekinmedi. Kaipa'nın ilk albümünde bu örnek alma anlayışın filizlendiğini rahatlıkla görebilirsiniz.

Albümde dikkat çeken belli başlı bazı parçalar. Tabii ki benim için.

'Musiken ar ljeset (Music is Light)' ilk parça. Giriş kısmı, devamı, geçişler, melodik yapısı klasik 70'lerin İtalyan senfonik progresif rock müziğine örnek. Hatta çoklu vokal kısmında New Trolls'u da andırıyor, Banco grubunu da. Şarkıları söyledikleri dil, isveççe olunca en az italyan progresif rock grupları kadar farklı olabiliyor. En belirgin şekli ise Roine Stolt gitarını Genesis'ten Steve Hackett gitarı gibi yankılayarak çalıyor olması. Albüme başlangıç için çok iyi bir seçim.

'Skogspromenad', albümde ki kısa parçalardan birisi. Benim içinse albümde ki en güzel kısa parça.  Hans Lundin'in folk müziği org kullanımıyla senfonik haline getirmesi ve  Tomas Eriksson'un bas gitarını caz ritmiyle çalışı. Sözsüz, vokalsiz harika bir parça.

'Förlorad I Istanbul', akdeniz müziğinden İtalyan, Yunan, Türk ve Arap ezgilerinin ortaya karışık hali. Türkiye'den olunca, haliyle parça da bir başka güzel geliyor. Az biraz latin esintisi, az biraz oryantel ezgiler. Biraz daha fazlası anadolu ezgileri. Geçenlerde Ben Stiller'ın bir filmini izlerken; filmin başlarında düğün yapılıyordu. Düğün müzikleri de bizim bildiğimiz, Türklerin ve Yunanların ortak düğün müziği kasap havası vardı. İşte bu parça da o kadar sıcacık duruyor.

Oceaner föder liv (Oceans give birth to life), tam anlamıyla Canterbury ekolünden senfonik progresif rock'a  geçiş yapan bir parça. Org ve gitarın ön planda, bas gitar ve davul'un arkadan melodiyi destekler gözüküyor olması Camel, Caravan tarzı müzikleri andırıyor. Bir tek org çalarken yanında Roine Stolt'un Andrew Latimer gibi flüt çalışı eksik. Yoksa Roine Stolt gitar'da Andrew Latimer'den eksik kalmıyor.

Albümde tabii bu parçalar yok, diğer parçalar da en az yukarıda bahsettiğim parçalar kadar güzel ve özel. Roine Stolt 19 yaşında Kaipa grubundayken çalmış olduğu tüm müzik hayatı boyunca yaptığı müziğe örnek oluşturdu. Klasik müzikten, folk müziğe, caz'dan  avant-garde müziğe, hemen hemen bütün müzik türlerini çalıştığı gruplara, solo albümlerine yansıtmaya çalıştı. Son olarak da, YES vokali ve gitaristlerinden Jon Anderson ile birlikte geçen ay bir albüm yaptılar. Roine Stolt övgüyü de takdiri de fazlasıyla hakediyor.

En çok ta progresif rock için her zaman hatırlanmayı hakedecek. Roine Stolt gibi biri bilinmeden, dinlenmeden progresif rock tartışılmaz.

1. Musiken ar ljeset (Music is Light) (7.03)
2. Saker har tva sidor (Things have two sides) (4.31)
3. Ankaret (The Anchor) (8.38)
4. Skogspromenad (3.39)
5. Allting har sin början (3.09)
6. Se var morgon gry (See the dawn) (8.52)
7. Förlorad I Istanbul (2.22)
8. Oceaner föder liv (Oceans give birth to life) (9.29)

Süre : 47.43
- Ingemar Bergman / Davul, Perküsyon, Vokal
- Tomas Eriksson / Bas Gitar, Vokal
- Hans Lundin / Klavye, Glockenspiel (bir tür org), Synth (ses düzenleyici), Solo Vokal
- Roine Stolt / Akustik & Elektrik Gitar, Vokal


15 Temmuz 2016 Cuma

Barış Manco - 2023 1975



Yüzyıllık eziyet sona erecek.

Son 14 yıldır iktidarda olan malum parti ve taraftarları tarafından dillerinden düşürmedikleri sloganların başında geliyor. 2023 Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılında tekrar eskisi gibi olacak, yüzyıllık uydurulan yalanlar ortaya çıkacak mantığıyla yaşayan milyonlarca insan var maalesef ülkede. Daha ilginci 1923 yılında imzalanan Lozan barış antlaşmasının 100 yıl sonra, 2023 yılında sona ereceği ve hristiyan batı ülkeleri tarafından ülkenin paylaşılacağı konusu. Malum parti ve taraftarlarının cehaleti de burada başlıyor. Hep söylerim cahil kişi paranoyaktır diye. Amerikalıların kendi uydurdukları komplo sadece kendileri inandıkları gibi bizde ki cahil kitleler de kendi uydurduklarına sadece kendileri inanıyor. Ama Amerikalıların Stephen King'i var, romanlar yazan, biz de ise ancak saray soytarıları var, bu tarz komplovari teoriler üzerinden para kazanan. Zaten bu 2023'te yüzyıllık eziyet sona erecek, Lozan antlaşması son bulacak diyen ilk kişiyi, geçenler de herkes Şeyh Pir ile çok daha yakından tanıdı.

Halbuki basit ve temel bir şekilde tarih okunduğunda durum gayet anlaşılır. 2023 ile teoriler üretmeye gerek yok. 2023 yılında hiç bir şey olmayacak. Tabii günümüzde ki siyasi anlayış devam etmeyip son bulduğu takdirde. Yoksa 2023 yılında ne hristiyan batı ülkeye girecek, ne malum parti ve yandaşlarının özgürlük gibi tanımları karşılığını bulacak.

2023 yılı ile ilgili saçma sapan teorilerle uğraşmak yerine Barış Manço'nun 1974 yılında yazıp hazırladığı, 1975 yılında çıkan ilk plağı 2023 ile ilgili ilgilenilmesi çok daha yerinde olur. Türkiye'nin şimdiye kadar çıkardığı en iyi müzisyenlerden birisi olan Barış Manço '2023' albümüyle ne anlatmak istemişti. Bunu öğrenip anlamak komplo teorileriyle uğraşmaktan çok daha bilgilendirici olur.

2023 albümü bir konsept albüm değildir. Albüme ismini veren '2023' ve öncesinde ki 'Kayaların Oğlu' parçaları ardarda dinlenilmeli. 'Kayaların Oğlu' şiirsel bir hikaye gibidir. Dinlemek yetmez deyip, tek tek parçanın sözlerini de yazdım. 1923 yılının Ekim ayında doğan yeni cumhuriyet'i 'Kayaların Oğlu' olarak görürsünüz. 2023 yılınının yine aynı ayında, Ekim 2023'te eski çınarlarla birlikte (diğer Türk devletleri) yeni bir 'Kayaların Oğlu' çıkar ortaya. Turan.

2023 parçasının devamı olan 2024 ve 2025 parçaları da var. Sonraki 'Yeni Bir Gün' albümünde kendilerine yer bulurlar. Cumhuriyet ideolojisinden evrenselliğe ulaşır bu iki parça ve devamında ki parçalarla  Barış Manço.

1923'ün ılık bir ekim sabahında
Kayaların toğrağa dikine saplandığı yerde doğdum
Toprak anayla kaya babanın oğluyum ben
Toprak anam sevgi dolu, bereket dolu
Toprak anam sessiz
Ama toprak anam dopdolu
Toprak anam, toprak anam anadolu
Babamsa sağı solu belli olmaz
Bir gürledi mi, yer yerinden oynar
Göğsünde çatırdamalar olurmuş
Onun için der'di
Onun için sayısız irili ufaklı
Kaya parçaları vardır bu topraklarda
Ve sen benim oğlum
Ve sen kayaların oğlu
Bu taşı toprağı
Bir arada tutacaksın
Kolay değil kayaların oğlu olmak
Kuzeyden esen rüzgara
Güneyden gelen kavurucu sıcağa karşı
Koruyacaksın onları
Kolay değil, kolay değil
Kayaların oğlu olmak

2023'ün ılık bir ekim sabahında
Bacaklarımda hafif bir uyuşmayla uyandım
Ve sanki 100 yıllık ulu bir çınar gibi
Kök salmaya başladım o sabah
Ve bir kez sağımda solumda
Asırlardır durmakda olan diğer çınarları farkettim
Doğudan hafif bir seher yeli yükseldi
Ve asırlık çınarlar
Beni de aralarına aldılar
Ve 2023'ün ılık bir ekim sabahında
Yeni bir kayaların oğlunun doğuşunu
Beraberce seyre koyulduk

Albümün bir diğer önemli parçası da 'Baykoca Destanı'. 5 bölümden oluşan 'Baykoca Destanı' belki de Türkiye'de yapılan ilk rock opera tarzında bir parçadır.

'Uzun İnce Bir Yoldayım' parçasını anlatmaya gerek yok. Birkaç yıl önce Joe Satriani tarafından albümünde yer verilen Türk ozanı Aşık Veysel'dir, yaratıcısı. Türkiye'de de böyle efsane olmuş bir parçayı en iyi okuyanlardan birisi Barış Manço.

Barış Manço 1970'lerin Anadolu Rock akımının en önemli isimlerinden birisidir. Sadece anadolu'ya özgü değil, Asya'da ki Türklerin ezgilerini de müziklerine yansıtmıştır. O batı müziğini kopya etmeden kendi müziğimizle nasıl modern müzik yapılabildiğini gösterir yıllar boyunca. O yüzden Türkiye'de en çok saygı duyulan insanların başında gelir.

Son olarak albüme müzikal açıdan bakarsak, Barış Manço döneminin bir çok progresif rock grubunun izinden giden anlayış göze çarpar. Synth, piyano, gitar gibi batı müzik aletlerden çok daha fazla bağlama, saz, yaylı tambur, darbuka, tef gibi Türk enstrümanları ağırlıktadır. Bu anlayış bir çok İtalyan ve latin gruplarında da vardır. Kendine özgü enstrümanlarla modern hale gelmiş bir müziği yapmak maharet ister. Barış Manço sosyal olarak da müzikal yetenek anlamında da  maharetlidir.

1. Acıh'da Bağa Vir (3:43)
2. Kayaların Oğlu - 2023  (10:00)
3. Yol Verin Ağalar Beyler (3:57)
4. Uzun İnce Bir Yoldayım (5:20)
5. Yine Yol Göründü Gurbete (3:19)
6. Baykoca Destanı (13.00)
- Gülme Ha Gülme
- Gelinlik Kızların Dansı
- Kara Haber
- Vur Ha Vur
- Durma Ha Durma
7. Tavuklara Kışt De (2:30)
8. Dere Boyu Kavaklar (7:20)
Süre: 47.58

Barış Manço / Korg 700s Synthesizer, Solina String Synthesizer, Watkins Fazer, 18 Telli Gitar, Elektronik Davul
Ohannes Kemer / Gitar, Leslie gitar, Yaylı Tambur, Saz
Nurhan Özcan /  Gitar
Osman Baysu /  Bağlama, Cura, Kaşık, Klaves
Mithat Danışan / Fender Bas Gitar, Stereo Bas Gitar
Oktay Aldoğan / Flüt, Soprano Sax, Tenor Sax, Klarnet
Celal Güven, Nur Moray, Caner Bora / Davul, Tumba, Korg, Darbuka, Tef

Albümde ki bazı parçalar Barış Manço'nun ilk ve tek filmi olan 'Baba Bizi Eversene' komedi filminde kullanılmıştır.



4 Temmuz 2016 Pazartesi

Maxophone - Maxophone 1975



Progresif rock dünyasında tek albümlük gruplar o kadar çoktur ki acaba devam etmiş olsalardı, progresif rock müziği ne durumda olurdu diye bir çok zaman düşünmüşümdür. Her zaman da aynı kanıya vardım. Kesinlikle günümüzde ki progresif rock anlayışı olmazdı.

Bu tek albümlük gruplara en çok destek veren ülkelerden birisi de İtalya. İnternet’in ortaya çıkması müzik severlerinde eski albümleri internette paylaşmaya başlamasından itibaren 70’lerin bir çok eski grubu tekrar biraraya gelip yeniden müzik yapmaya başladılar. Bunlardan bir tanesi de İtalyan Maxophone grubu. İnternet üzerinden yaptıkları tek albüm çok iyi yorumlar alınca, Maxophone grubu da yeni bir albüm yaptılar ama sadece bir konser albümüyle yetindiler.

Maxophone grubunun yaptığı bu muhteşem müziği anlamak için 1975 yılına gitmek gerek. 1975 yılında ki progresif rock’ın altın çağının bitiş dönemlerine. Maxophone grubu da döneminin müzik anlayışıyla yaptıkları kendi adlarıyla aynı adı taşıyan ‘Maxophone’ albümüyle, İtalyanların deyişiyle Meravigliaso olan bir albüm. Grubun yaptıkları albümün bir de İngilizce olarak çıkardıkları albümleri var ama ben her zaman orijinal dilde olan albümleri dinlemiş, sevmişimdir.

Albüm ‘C'è Un Paese Al Mondo’ parçasıyla başlar. Açılışta klasik bir piyano vardır, overtur şeklinde ki bölüm bas, gitar, davul patlama yapar. 70-73 arası Genesis müziği gibidir. Devamında boynuz ve klarnet çalmaya başlar. Kaotik bir giriştir ve öyle de devam eder. Vokal hattında Peter Gabriel’in caz hali var. Bir klarnet girer, bir gitar; bir anda senfonik yapıdan folklorik yapıya, oradan da caz haline döner parça. Eklektik yapı gibi gözükse de mükemmel bir senfonik progresif rock parçası. Sonunda koro halinde vokaller ve melodik bir gitar solo bulunur. Albümü daha giriş parçasında sevmenize sebep olur.

‘Fase’ sert caz-rock gitar solosu ile başlar, caz piyanosu eşlik eder. Ağır ağır ilerler müzik. Boynuz sesi folklorik öğeleri sokar araya. Caz piyanosu ve klasik saksafon solosu ile devam eder. Caz-rock müzikal yapısıyla başlayan klasik caz’a yönelir. King Crimson’ın 72 öncesi albümlerinin müzikal yapısı vardır, özellikle davul ve perküsyonda. İlk parçada ki yaratıcılığın tesadüf olmadığını devam parçasında da gösterirler. Sonları yine sert caz-rock gitarı ve flüt ile son bulur.

‘Al Mancato Compleanno Di Una Farfalla’ akdeniz esintili italyan klasik gitarıyla başlayan parça flüt ve devamında piyano’nun girmesiyle 17. Yüzyıl italyan klasik müziğini 200 yıl sonrasına, 1975 yılına taşır. Koro halinde vokal bölümü parçayı daha da akdenizli haline sokar. 3. dakika sonrasında yükselen elektrik piyano, eşlik eden gitar ve saksafon, vokallerle birlikte harika bir parça haline evriliyor. Genesis-ELP karışımı senfonik progresif’in italyan versiyonu.

'Elzeviro’ kilise orgu ile vokal aynı anda parçaya başlar. Uzun süren kısmı şiirseldir. Neredeyse 2 dakika süren giriş kısmı caz melodileri ve ritimleriyle bezenmiş senfonik parçaya dönüşür. Sürekli yankılanan gitar solosu vardır. Sonlara doğru yine uzun uzadıya şiirsel bir vokal kısmından sonra cazımsı orkestra ile son bulur. Albümde ki sevdiğim en iyi ikinci parça.

'Mercanti Di Pazzie’ harp tınıları ile başlayarak kişiyi ortaçağ italyasına götürür. Klasik gitar ve vokal devam eder eşlik etmeye. Funk benzeri müzik vokalin arkasında durur. Aşırı yavaş, ağır ve melodiktir.

'Antiche Conclusioni Nerge’ caz füzyon etkileriyle parça başlar. Piyano’dan bas gitar’a, seri sert davul’dan saksafon’a yükselip alçalan temposuyla mükemmel bir kapanış parçası. Geri vokalleriyle Genesis vokal düzenlerini almışlar. Çok da iyi etmişler. Parçanın ortalarında mükemmel bir saksafon solo var. Albüm mükemmel bir parçayla başlamıştı. Mükemmel bir parça ile bitti. Favori parçamdır.

Albümde; gitar (akustik, elektrik), bas, davul, piyano (klasik,elektrik), flüt, saksafon, klarnet, vibrafon, harp, boynuz, keman, kontrobas, çello gibi normal bir progresif rock albümü için fazlasıyla enstrüman bulunmaktadır. Böyle harika bir albüme imza atanlar malesef sonraları albüm çıkarmaktan vazgeçiyor. Devam etmiş olsalardı kesin İtalyan devleri PFM, BDMS, Le orme gibi gruplarla birlikte anılacaklardı. Buna rağmen italyan progresif rock (RPI) tarihinin klasik albümlerinin arasında yerlerini almışlardır.

1. C'è Un Paese Al Mondo (6:39)
2. Fase (7:04)
3. Al Mancato Compleanno Di Una Farfalla (5:52)
4. Elzeviro (6:47)
5. Mercanti Di Pazzie (5:21)
6. Antiche Conclusioni Nerge (8:54)

- Alberto Ravasini / Vokal, Bas Gitar, Akustik Gitar, Kaydedici
- Roberto Giuliani / Elektrik Gitar, Piyano, Geri Vokal
- Maurizio Bianchini / Boynuz (Boru),Trompet, Perküsyon, Vibrafon, Geri Vokal
- Sergio Lattuada / Piyano, Elektrikli Piyano, Org, Geri Vokal
- Leonardo Schiavone / Klarnet, Flüt, Alto Saksafon ve Tenor Saksafon
- Sandro Lorenzetti / Davul

ile;
- Tiziana Botticinis / Harp
- Eleonora De Rossi / Keman
- Susannna Pedrazzini / Keman
- Giovanna Akımlar / Çello
- Paolo Rizzi / KontrbKontrbas

27 Haziran 2016 Pazartesi

Frank Zappa Captain Beefheart - Bongo Fury 1975



1975 yılında Captain Beefheart ile hazırladıkları canlı kayıtlardan oluşan albüm Frank Zappa geleneğinin en bilinen albümlerinden birisi. En azından benim için öyle. Albümün en dikkat çeken yanı ise rock dünyasından bazı önemli isimlerin olması. Terry Bozzio, Chester Thompson ve  George Duke. George Duke klavye çalarken vokal’e de yardımcı oluyor. Terry Bozzio davul’da, 80’ler Genesis’inin değişmez ismi Chester Thompson ise iki parçada davulda yer alıyor.

Albümün iki parçası hariç, bütün parçalar canlı çalınarak kaydedilmiş. Giriş parçası ‘Debra Kadabra’. Avant-garde öğeleriyle ve gırtlağından sürekli bağıran Captain Beefheart vokaliyle albüme harika bir parçayla giriş yapıyorlar. Parçada ki bazı bölümleri günümüz progresif rock gruplarından ‘Birds and Buildigs’in müzikal yapısına benzetiyorum her dinlediğimde. Şöyle söylemiş olsam daha iyi olur; ‘Birds and Buildings’in etkilendiği grup ve müzisyenlerden birisi de Frank Zappa müziğidir. Müzikal olarak etkilenmişler ama Zappa müziğinin eğlencesi yok. İlk parça olan ‘Debra Kadabra’ ki saksafon beni gerçekten eğlendiriyor.

‘Carolina Hard-Core Ecstasy’ eğlenceli, komik diyalogları olan parça. Carolina’nın kullandığı ilaçtan bahseden ve dalga geçen bir parça. Parçanın avant-garde yapısını Bruce Fowler Trambon (Trompet’in bir büyüğü) ile taçlandırmış. Son bölümlerinde ki Frank Zappa blues rock gitar solosu insanı kendinden geçirtebiliyor.

‘Sam With the Showing Scalp Flat Top’; Captain Beefheart bir hikaye anlatırken arka planda ki müzisyenlar nasıl müzik yapacaklarına bir türlü karar verememişler. Bir avant-garde girişi mi, caz rock girişi mi yoksa blues rock girişi mi yapalım derken, Captain Beefheart hikayesini bitiriyor. Sonunda hepsi ortaya karışık bir müzik çıkıyor. Dikkat çekmiyor belki ama Frank Zappa ve arkadaşlarının yaratıcılıklarının nerelerde gezindiğini gösteriyor.

‘Poofter's Froth Wyoming Plans Ahead’ Blues ve amerikan halk müziği (country) ezgileri temelli başka bir eğlenceli parça. New Orelans’ta bir adam gördüm sokakta, kafası güzel geziyordu. Öne çıkan bir solo enstrüman yok ama yine de eğlenceli bir parça. 50’lerin rock’n roll dönemi hikayelerinden kopartılmış gibi.

‘200 Years Old’ bir önceki parça gibi, blues ve amerikan halk müziği ezgileriyle başlıyor. Parçanın ortasında ki blues gitar solosu, blues sevenleri tatmin eder. Beni blues değilde, Frank Zappa gitar solosu her zaman doyurmuştur. Bu parça da olduğu gibi.

‘Cucamonga’ kısa amerikan halk müziği ezgileriyle başlayan bir parça. Mızıka ve George Duke piyanosu başlı başına dinleme sebebi.  Belki bizim için bir progresif rock örneği olmayabilir ama bir amerikalı için fazlasıyla deneysel ve ilerici bir müzik.

‘Advance Romance’, Led Zeppelin hayranlarını sahaya bekleriz. Led Zeppelin mi, Frank Zappa mı sorusuna ne cevap vereceklerini umursamam, Frank Zappa’yı tek geçerim bu parçayla. Albümde ki art rock türüne en yakın parça. 11 dakikalık parça da Frank Zappa ve arkadaşları blues, art rock karışımı bir eser yazmışlar. Hem de kopya edilemeyecek bir şekilde. Bence ‘Advance Romance’ parçası albümü standartların üzerine çıkaran iki parçadan biri. Diğeri albümün kapanış parçası ‘Muffin Man’, ki favorimdir.

‘Man With the Woman Head’ kısa bir parça. Müzikal olarakta anlamsız. Ama anlatılan hikaye ilginç olduğu kadar, eğlenceli de. Parçanın içinde avant-garde öğeler de bulabilirsiniz, caz füzyon öğeleri de. ‘Man With the Woman Head’ parçasında müzikten ziyade sözler ön planda olmuş.

‘Muffin Man’, albüm hakkında yazmaya iten parça. Daha doğrusu Zappa müziği albümlerinden hangisinden başlamalıyım sorusuna cevap ‘Muffin Man’ parçasının olduğu albüm. Böyle harika gitar solosu olan bir parçayı yok saymak, unutmak istemedim. Heves edip yazmak daha kolay geliyor bana. ‘Muffin Man’, top kek adam, çikolatalı pasta adam, şeker adam, laboratuarda masada incelenecek bir adam, artık siz ne derseniz öyle bir adam.

Hani denir ya, bu akşam sadece gitar dinlemek istiyorum diye, işte o gitar solosu en iyi olan parçalardan birisi ‘Muffin Man’’dir.

Frank Zappa müziğinde öyle derin felsefik anlamlar aramayın. Zaten Frank Zappa’nın da öyle bir derdi yoktu, böyle bir müziği yaparken. İçinde ki sisteme olan nefreti dalga geçerek, eğlenerek çıkarmayı tercih etti.

Ayrı olarak;

Frank Zappa progresif rock müziği geliştiriceğim diye Çin’e gitmeye kalkışmaz, afrika’nın ormanlarında da dolaşmaz. Elindekiyle, içinde yaşadığı toplumun müziğiyle harikalar yaratır. Bu albümde bunun kanıtlarından birisi.

1. Debra Kadabra (3:54)
2. Carolina Hard-Core Ecstasy (5:59)
3. Sam With the Showing Scalp Flat Top (2:51)
4. Poofter's Froth Wyoming Plans Ahead (3:03)
5. 200 Years Old (4:32)
6. Cucamonga (2:24)
7. Advance Romance (11:17)
8. Man With the Woman Head (1:28)
9. Muffin Man (5:30)
Süre: 40:58

- Frank Zappa / Gitar, Klavye, Vokal
- Captain Beefheart / Mızıka, Harp, Vokal
- George Duke / Klavye, Vokal
- Bruce Fowler / Trambon, Dans
- Tom Fowler / Bas Gitar
- Terry Bozzio / Davul
- Napoleon Murphy Brock / Saksafon, Vokal
- Denny Walley / Vokal, Slide Gitar
- Robert "Frog" Camarena – Vokal (Debra Kadabra)
- Chester Thompson / Davul (‘200 Years Old’ ve ‘Cucamonga’)



22 Mayıs 2016 Pazar

Camel - Snow Goose 1975

 Senfonik Progresif Rock

Bazı grupların yahut müzisyenlerin müzikleri asla ama asla eskimez. Tekrar tekrar çalınır, dinlenir. Mozart 2 yüzyıldır hala dinlenmekte. Günümüz pop (piyasa müziği anlamında kullanmıyorum) müziğinin bazı önemli grupları yada müzisyenlerinin de yaptıkları müzikler asla eskimez.

Bunlardan birisi İngiliz progresif rock gruplarından Camel. Camel’in belki de üzerinde en çok uğraştığı albümlerden birisi, ‘Snow Goose’.  Kısa kısa pasajların bolca bulunduğu Camel’in ‘Snow Goose’ albümü progresif rock müziğinin temel taşlarından biri olmuş bir albüm.

‘Snow Goose’ zamanın ötesine geçmiş bir albümdür.

‘Snow Goose’ Paul Gallico adlı bir yazarın kitabıdır. Camel üyeleri ‘Snow Goose’ kitabı üzerine bu albümü oluşturmuş. Albüm içinde ki bütün parçalar kitabın hikayesinin önemli yerlerini anlatır. O yüzden albümde ki parçalar üzerine tek tek yazmayacağım. İlginçtir, yazar Paul Gallico sigara içmeyen birisi. Camel grubun ismi de aynı zamanda bir sigara markası; yazarın haklarına sahip yayıncı ile Camel grubu mahkemelik olmuştur.

Albüm kapağında bulunan kaz, hikayenin temel öğelerindendir. Albüm kapağı da albümün müziği kadar saf, temiz ve güzeldir.

‘Snow Goose’ albümü müziğiyle hayattan zevk  almanızı sağlar, müzikal yapısı o kadar ilericidir (progresif) ki, günümüzde hala ‘Snow Goose’ gibi bir albümün müzikal atmosferini yakalayabilmiş müzik albümleri yok denecek kadar azdır. Evet, albümün üzerinden 40 yıl geçti. En az bir 40 yıl kadar daha dinlenecektir.


Benim beğendiğim gitaristlerin pozisyonları çok farklıdır. Örnek olarak ben Robert Fripp (King Crimson), Steve Hackett(Genesis), Steve Howe (YES) tarzı gitaristleri severim. David Gilmour yada Andrew Latimer gibi gitaristler biraz daha farklı, bana göre. Ancak genel kabul gören ve bilinen bahsettiğim ikinci gruptaki  gitaristler. Saykodelik ve bluesvari gitar sololarıyla ön plana çıkarlar. Genel olarak rock dinleyicileri (progresif rock dinleyicileri hariç) tarafından da kabul gören bu tarz gitar çalan müzisyenlerdir.

Camel müziğinin oluşumunda da gitarist Andrew Latimer’in varlığı tartışılamaz. Pink Floyd gitaristi David Gilmour tartışılamadığı gibi. Andrew Latimer de Camel müziğinde saykodelik bluesvari gitar soloları kullanır. Ancak Camel’in iki albümünde bu gitar soloları çok kısadır yada yok denecek kadar azdır. İlki ‘Snow Goose’ ikincisi, ‘Moonmadness’albümü. Dolayısıyla bu albümleri dinlerken Camel grubunun bilindik gitar sololarını bulamazsınız. Yada sadece kumda ki izler gibi gitar sololarını hissedersiniz. ‘Moonmadness’ biraz daha neşeli bir albümken, ‘Snow Goose’ çok dramatik bir albümdür.

Camel grubunun ikinci en önemli müzisyeni Peter Bardens. Camel grubu daha albüm yapmadan önce Peter Bardens’in progresif rock albümü olarak değerlendirilen albümü vardır. 70’lerin Org’u (Hammond) nasıl kullanılırına bir albümle güzel örnek veristi, 1970 yılında. Camel progresif rock dünyasına biraz geç katılmış bir gruptur. Ama kısa zamanda en önemli gruplarından birisi haline gelmiştir.

Grubun diğer müzisyenleri geri planda mıdır. Tabii ki değildir. Doug Ferguson’ın bas gitarı ve Andy Ward’ın ritmik davulu progresif rock müziğin temeline işlenecek en güzel müzisyenlerinden ikisidir.

Albümü bütünüyle dinlemeye başlamadan önce tavsiye edeceğim bir kaç parça; ‘Rhayader’ ve ‘Rhayader Goes To Town’ parçalarını dinleyin. ‘Dunkirk’ parçasını da dinleyebilirsiniz. Parçalar en azından albümü dinlemeye başlamadan kafanızda bir fikir oluşmasını sağlar.

1. The Great Marsh (2:02)
2. Rhayader (3:01)
3. Rhayader Goes To Town (5:20)
4. Sanctuary (1:05)
5. Fritha (1:19)
6. The Snow Goose (3:12)
7. Friendship (1:44)
8. Migration (2:01)
9. Rhayader Alone (1:50)
10. Flight Of The Snow Goose (2:40)
11. Preparation (3:58)
12. Dunkirk (5:19)
13. Epitaph (2:07)
14. Fritha Alone (1:40)
15. La Princesse Perdue (4:44)
16. The Great Marsh (1:20)

- Andy Latimer / Elektrik, Akustik & Slayt Gitar, Flüt, Sözsül Vokal (8,11)
- Peter Bardens / Org & pipe Org, Minimoog & ARP Odyssey Synth (ses düzenleyici), Akustik & Elektirk Piyano
- Doug Ferguson / Bas Gitar,
- Andy Ward / Davul, Varispeed Perküsyon, Vibrafon

With:
- David Bedford / Orkestra Şefi ve Aranjör
- Londra Senfoni Orkestrası