Bu Blogda Ara

Kanada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2017 Pazartesi

Godspeed You! Black Emperor - Luciferian Towers 2017


                          

Post rock, progresif rock türlerinin arasında en az dinlediklerimden. Hatta post rock'ı, prog metal gibi progresif rock saymayan kişilerden biriyim. Tabi bu post rock'ı sevmeyip nefret ediyorum anlamında değil. Sevmeme ve dinlememe sebeplerimden birisini geçen yıl bir albüm yazısında belirtmiştim, ancak hangisi olduğunu anımsamıyorum. Tekrar belirtmekte yarar var sanırım.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Fiori Seguin - Deux Cents Nuits à l'Heure 1978



Cumartesi akşamı işyerinde öyle boş boş otururken nasıl olduysa aklıma Harmonium grubunun vokalisti, Serge Fiori geldi. 5-6  yıl önce solo albümlerinden bir kaç tanesini dinlemiştim. Hatta bir kaç parçasını o zaman ki işyeri arkadaşıma dinletmiştim de, beğenmemişti.

Meğerse Serge Fiori'nin solo albümleri öncesinde tek albümlük bir projesi varmış. Yine kendisi gibi Quabec'li (Quabec Kanada'nın ilk yerleşim yeri ve halen günümüzde avrupa-i özelliğini korumaktadır) folk müzisyenlerinden (folk müzik yapan grubu var) Richard Seguin ile birlikte 1978 yılında bir albüm çıkarmış. Birkaç gün önce solo albümleri aklıma gelmişken ilk baştan onları dinleyeyim dedim ama içimden bir ses de şu proje albümene de bir bak dedi. Fazla düşünmeden o albümden parçaları teker teker indirdim ve karşıma Serge'nin solo albümleri ile Harmonium müziği arası bir albüm çıktı.

'Deux cents nuits à l'heure' adlı albüm 1978 yılında Serge ve Richard Seguin'in solo çalışmalarından derlenilmiş bir albüm. Hatta albümdeki iki parça Serge tarafından Harmonium grubu için daha önceden bestelenmiş.

Ancak Harmonium son albümüyle çıtayı o kadar yükseğe çıkarmıştır ki, Serge devam etmek istemez ve elindeki iki parçayı bu albüme koyar. Bunda haklılık payı da yüksektir. Son albümü olan, 1976'da ki 'L'Heptade' albümü benim için ve Harmonium'u dinleyenler için 1970'lerin en güzel albümlerinden biridir.

Bu blog'da en iyi albümler diye bir bölüm hazırlarken aklıma ilk gelen albümlerden oldu. Aslında o hazırladığım bölüm az, oraya daha çok albüm koymam gerekiyor. En azından en iyi 100 gibi bir liste bir çok okuyucusunun işini görecektir.

Albüme gelirsek; az önce de dediğim gibi, Harmonium ile Serge Fiori'nin solo albümleri arasında  bir albüm. Harmonium'da ki o folk, senfonik ve caz havası bu albümde de devam ediyor ama biraz daha folk ve caz ağırlıklı. İki gün önce ilk dinlemeye başladığımda hemen ilk albümleri geldi. İki akustik gitar, bas gitar, piyano ve davul ile, elektrik gitarsız, nasıl rock müzik yaratılırın en  orijinal örneğini vermişlerdi.

Bu albümde de Harmonium grubunun o ilk albümlerine geri dönmüşler gibi. Tabii, ilk albüm sonrası albümlerine ekledikleri klasik ve dönemin senfonik progresif müzik esintileri de var.

'Deux cents nuits à l'heure', açılış parçası. Parçanın ilk kısmı, 5 dakika sürüyor ve sonrasında gelen sesler bana YES'i anımsatıyor. Steve Howe'un YES'in ilk dönemlerinde rock'n roll soloları çalmaya çalışması gibi bu parçada da aynı sesler var. Üzerine Rick Wakemann tarzı kısa klavye soloları da eklenince, albümün 5. dakikadan sonrası gerçek bir 70'ler progresif rock şölenine dönüşüyor.

'Ca fait du bien' parçası da, ilk parça gibi Serge ve Richard'ın ortak çalışması. Bu parçada ise dönemin senfonik sesleri yerine folkik sesler daha çok hakim. Harmonium'un ilk albümlerindeki müzikal atmosferine çok yakın. Enstrümanlar üzerinde sololar yok. Şablon haline getirilmeye çalışılmış bir parça gibi duruyor.

Her ne kadar müzisyenler bunun üzerine çalışsalarda günümüzde bu parçaların benzerlerini bulmak bir hayli zor. Parçanın sonunda ki saksafon çalışması ise bambaşka bir güzellik.

'Illusion', Richard Seguin'in kendi bestesi. Elektronik aletlerin az kullanıldığı bu albümde saykodelik bir giriş ve bluesvari ritimler insanı heyecanlandırıyor. O kadar ki dinlerken sanki bir anda patlayacakmış gibi hissediyorum. Ayrıca ritimlerin kesik kesik oluşu da bunda etken, bana italyan progresif rock'ın önemli isimlerinden Osanna müziğininin ilk dönemlerini anımsattırıyor.

LP olarak basılan bu ilk albümün ilk yüzünde ki son parça 'Illusion'du. Bu albüm ilk çıktığı zaman, 1978 yılında bu albümü (doğum 1982) dinlemiş olsaydım, muhakkak ki büyük bir haz yaşardım.

LP'nin diğer yüzü 'Viens danser' ile açılıyor. Folkik ritimler ve sesler ile hafif caz birlikteliği ile bestelenen parça, ilk çıktığında albümde en çok dinlenilen parça oluyor. Diğer bir deyişle albümün tanıtım parçası. İlk dinlenildiğinde folk ve cazımsı sesler ilk dinleyenleri mutlaka etkiliyor.

'Chanson pour Marthe', cazımsı ve pop müzik sesleriyle başlıyor ve öyle devam ediyor. Benim için albümün en zayıf parçası.

'La moitié du monde', ardılı olan parça gibi yavaş yavaş akıyor. Sonrasında ise piyano temelli olarak Harmonium'un son albümünün izlerini taşıyor. Bence bu parça 'L'Heptade' albümüne koyulmuş olsaydı, kesinlikle sırıtmazdı. Mükemmel bir albümün senfonik sesleriyle mükemmel bir parçası.

'La Guitare Des Pays D'en Haut', albümün son parçası ve son iki gündür dinlediğimden beri favori parçam oldu. Folk, blues ve caz sesleriyle başlayan parça, sonrasında blues (ağıt) kısmına geçiyor(O bildiğiniz anlamda blues müziği ile ilgili değil, bahsettiğim).

Vokaller ve klavyeler öyle kusursuz bir uyum içinde ki, dinlerken eşlik edesim geliyor. Mükemmel bir albüme mükemmel bir son olan parça.

Albümde konuk olarak katılan müzisyenler, Harmonium grubu üyeleri. Dolayısıyla albümün müzikal atmosferi de Harmonium albümlerine benzer bir atmosfere sahip.

Yazıyı bitirirken;

'Deux cents nuits à l'heure' albümü tüm zamanların en iyi rock albümleri sıralamasında 33. sırada yer alıyor. (bu tarz sıralamalar bana göre saçma olsa da, böyle bir albüm sıralamalara girdiyse, belirtirim)

İster bu albümü bir progresif rock şaheseri olarak dinleyin, ister gelmiş geçmiş en iyi rock klasiklerin biri olarak dinleyin.

Sonuç sizin müzik zevkinizin yararına olacaktır.

1. Deux cents nuits à l'heure (8.22)
2. Ca fait du bien (8.31)
3. Illusion (7.30)
4. Viens danser (6.04)
5. Chanson pour Marthe (4.26)
6. La moitié du monde (6.34)
7. La Guitare Des Pays D'en Haut (6.14)

Süre : 47.41

Serge Fiori / 6-12 Akustik ve Diğer Gitarlar, Piyano, Vokal
Richard Seguin / 6-12 Akustik ve Diğer Gitarlar, Vokal

Konuklar
Neil Chotem / Elektrik Piyano
Michel Dion / Elektrik Bas Gitar
Denis Farmer / Davul, Tamborin
Monique Fauteux / Vokal (4.parça)
Libert Subirana / Flüt, Saksafon (6. parça)
Jeff Fisher / Klavye (4. parça)
Robert Stanley / Elektrik Gitar (5. parça)
Pierre Cormier / Konga (2. parça)

11 Mayıs 2017 Perşembe

Harmonium – Si on avait besoin d'une cinquième saison 1975



Harmonium, kanadalı folk müzik üzerinden progresif rock yapan gelmiş geçmiş en iyi albümlerinden birisine imza attılar. 1975 yılı çıkışlı albümü 10 yıl önce ilk dinlememden sonra bile unutabilmiş değilim.

27 Ocak 2017 Cuma

Rush - A Farewell to Kings 1977



Rush, 1973'den 1976'ya kadar olan ilk dört albümünde hard rock ve blues rock etkilerini yoğun olarak gösterdi. 1976'da çıkardıkları '2112' albümüyle müziklerinde değişme olmaya başladı ancak ilk 3 albümde ki hard rock ve blues rock etkileri hissediliyordu. '2112' albümü her ne kadar ilk 3 albümden kopuş gibi gözükse de, tam koğuş 'A Farewell To Kings' albümü oldu. Saykodeliğin, caz rock'ın, elektronik seslerin (ve hatta avant-garde'ın) kullanılmaya başlaması 'A Farewell To Kings' albümünde oldu. Sonrasındaki albümlerle birlikte 'A Farewell To Kings', progresif rock'a geç katılan Rush'ın progresif rock efsanelerinden biri olmasını sağladı.

Progresif metal hayranlarının Rush'ı progresif metal'in temel gruplarından birisi olduğunu görmelerini ve iddia etmelerini anlayabilmiş değilim. Rush dinlerken yada müziği bitirdikten sonra aklıma hiç progresif metal dinleyeyim şimdi de düşüncesi oluşmaz. Progresif Metal'i dinlemeyen, dinlemeyi bile tercih etmeyen biri olarak, bu duruma yıllardır bir anlam verememişimdir. Belki de sert gitar rifflerinden (sürekli tekrarlayan nota dizilimleri) kaynaklıdır iddia ettikleri.

Rush benim için Pink Floyd gibi kendi bildiği müziği yapmaya çalışan bir grup ve en az Pink Floyd kadar kaliteli. Dinlediğiniz zamanda müziğin akılda kalıcı olacak kadar oijinal. Heavy progressive rock diye geçiyor belki ama ben Art Rock yahutta Rush müziği olarak değerlendirmeyi seçerdim. Müziğe başladıkları andan itibaren geçirdikleri değişimlere bakarsanız bana hak verirsiniz.

Albüm kendi adını taşıyan 'A Farewelll to Kings' ile başlıyor. İlk dört albüme göre Rush müziğinin geçirdiği dönüşüm. Parça klasik gitar ile başlıyor. YES'den Steve Howe'a mı yoksa Genesis'den Steve Hackkett'a mı öykünüldü, bilemedim ancak senfonik gitar konçertosu geliyor kulağıma. Sonrası sürekli ritim değişiklikleriyle bir çok rock grubuna ilham olan klasik Rush parçalarından biri başlıyor.

'Xanadu', Kubilay han ile ilgili bir şiirden esinlenilmiş sözleri olan parça. Saykodelik, elektronik sesler ile başlayan parçada bir süre sonra blues rock, caz rock, senfonik rock esintileri duyulmaya başlıyor. Rush'ın '2112' sonrasında yaptığı en progresif (ilerici) parça. 'Xanadu', Rush'ın en klasik parçalarından birisi. Bunu da fazlasıyla hakediyor.

'Closer To The Heart' parçasının girişi bana italyan progresif rock devlerinden Le Orme'yi hatırlatıyor. Akdeniz, latin esintisi Geddy Lee şarkıyı söylemeye başlayana kadar kendisini hissettiriyor. Parça 3 dakika gibi uzunluğa sahip olmasına rağmen, içinden 3-4 parça çıkaracak bir parça. Aynı zamanda güzel bir yol parçası.

'Cindirella Man', Rush tarihinin en güzel sololarından birisine sahip. Sırf o, Alex Lifeson gitar solosu için bile üstüste sıkılmadan dinlenebilir.

'Madrigal', dramatik bir havası var. 1975 öncesi bir çok progresif rock grubunun kısa parçalarına benziyor. Saykodelik sesler(mini moog), gitarlarla ritim tutma ve melankolik bir vokal. İki bucuk dakikalık parça ile 1975 öncesi progresif rock'ını hatırlatıyor. 1970-73 yılları arasında olsaydı sanırım hippilerinde yada çiçek çocuklarının diline pelesenk olurdu. (belirtmek gerek, hippiler ve çiçek çocukları 70'lerin ortalarında hayatın içinden çekilip diskolar da yaşamaya başladılar)

'Cygnus X-1', albümdeki 'Xanadu' ile birlikte üzerinde en çok çalışılmış parça. Tangerine Dream benzeri kozmik, elektronik sesler ve albümün prodüktörlüğünü yapan kişinin konuşması her dinleyişimde beni büyülüyor. Tangerine Dream gibi her dinleyişimde beni uzayın uçsuz bucaksız yerlerine götürüyor. Parçanın müzikal yapısı gibi sözleri de uzay (kozmos) ile ilgili. 'Cygnus X-1', Rush'ın rock operalarından biri olduğu gibi kategorilendirmesinde ki heavy prog tanımına en uygun parça. Keşke diyorum, bir kaç albümünü bu müzikal anlayışda yapsalardı, Rush'ı hep o şekilde hatırlasaydım.

Son olarak; tekrar tekrar hatırlatmakta bir sakınca yok. Gelmiş geçmiş bütün rock tarihinin en iyi davulcusu Neil Peart, bas gitarıyla hala örnek alınan 3-5 kişiden biri olan Geddy Lee ve virtiöz  olarak efsaneler arasında yer almamasına rağmen Rush gibi rock müziği için klasikleşmiş grubun gitarlarıyla lider müzisyenliğini yapan Alex Lifeson. 3 dev müziyeniyle Rush grubu, bir çok progresif rock grubu gibi rock müziğin öncülerindendir.

Progresif rock bir rock türü değildir. Progresif rock, günümüz rock müziğin temelidir. Rush grubu da 'A Farewell To Kings' albümüyle buna bir örnektir.

1. A Farewelll to Kings (5.49)
2. Xanadu (11.04)
3. Closer To The Heart (2.51)
4. Cindirella Man (4.19)
5. Madrigal (2.33)
6. Cygnus X-1 (10.21)

Süre : 36.57

Alex Lifeson / 6 & 12 Telli Akustik, Klasik, Elektrik Gitar, Bas Pedalı
Geddy Lee / Bas Gitar, Bas Pedalı, Mini Moog, 12 Telli Gitar, Vokal
Neil Peart / Davul, Orkestral Çanlar, Perküsyon

Konuk;
Terry Brown / Prodüktör, Konuşmacı (6)

Kapak Resmi / Hugh Syme, Yosh Inouye (fotoğraf)

6 Eylül 2016 Salı

Harmonium - Harmonium 1974



Progresif rock'ı ülke bazında düşünürseniz, her zaman dediğim İtalya ve İngiltere başabaş oynar. Alman krautrock ve Fransız grupları takip eder. Pek sonrası da yoktur önem arz edecek. Ta ki Kanadalı grupları tanıyana kadar. İtalyan ve İngiliz progresif rock grupları temeldir, hatta bu müzik türünde öncüdürler ama bir Kanadalılar kadar yoktan varetmeyi bilemezler. Rush, Saga, Maniege ve tabii ki Harmonium; Kanada'dan çıkmış, kendilerine has stilleriyle tarz tür yaratmış gruplardır. Her bir grubu ayrı sevmeme rağmen en çok Harmonium albümlerinden dinlerken zevk alıyorum. Çok kısa bir dönemde müzik yapmalarına ve sadece 4 albüme sahip olmasına rağmen, seçtikleri ve kullandıkları enstrümanlara olan hakimiyetleri, Harmonium grubunu çok özel bir yere getiriyor.

Temel olarak rock gruplarında çalınan enstrümanlar bellidir. Elektrik gitar, bas gitar, davul ve çeşidine göre ritim gitar, org, piyano gibi enstrümanlar temeldir. Progresif rock'ta ise davul, gitar, org, bas ve yine çeşitli olarak saksafon, keman, flüt gibi enstürmanlar hakimdir. Harmonium grubu ise 2 akustik gitar, bir bas gitar ve piyano ile müzik kariyerlerine 'Harmonium' albümüyle başlıyorlar.  Sonraki albümlerini değil ama bu ilk albümlerini hep Nick Drake müziğine benzetmişimdir. Harmonium müziği Nick Drake kadar melankolik olmasa bile akustik gitarlardan çıkardıkları sesler o kadar pürüzsüz ve deneysellik taşıyor ki, insan sadece hayran olarak dinlemekle kalıyor. Tabii albümde sadece 3-4 enstrüman yok. Konuk olarak gelen  müzisyenler davul ve trompet çalarak eşlik ediyor. Konuk olarak gelen müzisyen davul çalıyor, grubun davulcusu yok! Hani kime desem inanmaz.

'Si Document', yukarıda bahsettiğim akustik gitar kullanımıyla Nick Drake'in progresif rock yapmaya çalışması gibi olmuş. 'Aujourd"huà, je dis bonjour a la vie', albümün en ilerici yani progresif parçalarından biri. Giriş kısmında bulunan çocuk sesleri ve Steve Howe tarzı akustik gitar açılışı, sonrasında gelen Lindisfarne benzeri folklorik ezgiler ve yine çocuk sesleri ile bitiş.

'Vielles courroies' piyano ve akustik gitar işbirliği, Serge'nin buğulu franszıca aksanlı sesi ve arasıra araya giren Flüt!. Gösterişe kaçmadan hatta gösteriş yapmadan da ne kadar yaratıcı olabilirliğinin kanıtı bu parça. Ve tabii ki sonunda 'Na na na' nakaratı şaraba çok da iyi eşlik ediyor.

'100.000 Raisons' bu parça aslında albümde yok. Grup kurulmadan çok önce yazılmış. Eski bir parça olması sebebiyle albümün daha sonraki basımlarında eklenmiş. 'Attends-Moi' ardından gelen '100.000 Raisons' ve  parçaları beat döneminden gelme yaz parçaları gibi. Arda arda dinleyince bu günlerde soğumaya başlayan yaz geceleri için çok fazla iç ısıtıcı parçalar.

'Pour un instand' G. Harrison'un (Beatles) 'Here come to sun' şarkısı kadar sıcak bir başka yazlık parça. Fransızca öğrenip eşlik edesi geliyor dinleyenin. O kadar güzel bir parça!.

'De la Chambre au Salon' 60'ların Beat müziği ve folklorik ezgiler içiçe geçmiş. 'Pour un instand' parçasında ki gibi G. Harrison tarzı akustik gitar temelli. Asllında bir piyano ve orkestrası eksik diyeceğim ama sonraki albümlerinde Harmonium orkestrayı da kurup, G. Harrison'u da geçiyorlar.

'Un musicien Parmi tant d'Autres' ilk albümlerinden tek progresif rock parçası. Ağır aksak bas gitar, Serge'nin naif buğulu vokali. Sonrasında nakarat ve 'Na na na', marş haline gelen bir parça. Harmonium'un marş'ı diyebiliriz.

'Harmonium' hem albüme hem de gruba ismini veren parça. Benim de grubun (albümün değil) en sevdiğim parçalarının başında geliyor. En sona bıraktım parçayı akılda kalıcı olsun diye. Az biraz beatles, az biraz beat, az biraz folk, az biraz latin az biraz caz, az biraz 60-70'lerin pop'u ve HARMONIUM.

Harmonium dinlemek sizin için progresif rock müziği anlamında bir deneyim olacaktır. Şablon müziklerinden, popüler müziklerden kaçmak istediğiniz de bulabileceğiniz en iyi progresif rock gruplardan birisi olacaktır, Harmonium.

Harmonium kalite, yaratıcılık ve şaheserliktir.

1. Harmonium (6.30)
2. Si Document (4.20)
3. Aujourd"huà, je dis bonjour a la vie (5.45)
4. Vielles courroies (5.40)
5. 100.000 Raisons (3.35)
6. Attends-Moi (4.29)
7. Pour un instand (3.16)
8. De la Chambre au Salon (5.35)
9. Un musicien Parmi tant d'Autres (7.02)


Serge Fiori / 6-12 Telli Akustik Gitar, Flüt, Vokaller
Michael Normandeau / Akustik Gitar, Geri Vokal
Louis Valois / Bas Gitar, Piyano, Geri Vokal

Konuklar
Fred Torak / Müzik Direktörü
Alan Penfold / Flugelhorn (Trompet) (1)
Rejean Emond / Davul


11 Ağustos 2016 Perşembe

Rush - 2112 1976



Rock müzik hakkında konuşurken başıma çok gelmiştir. Dünyanın en iyi gitaristi, en iyi davulcusu gibi sözler. Az çok rock ve metal türleriyle ilgiliyseniz, hemen şunu söylerler. Dünyanın en iyi davulcusu Mike Portnoy. Tabii Mike Portnoy sadece ilk akla gelen örnek. Hemen arkasından Mike Portnoy'u söyleyenlere şunu sormuşumdur. Carl Palmer yada Neil Peart dinledin mi? O, dünyanın en iyi gitaristi, davulcusu diyenlerin çoğu bu soru karşısında öylece yüzüne bakarlar. Sadece batı avrupa ve amerika merkezli rock magazinlerinden haberdar olunca dünyanın en iyileri havalarda uçuşuyor. Tabii burada Mike Portnoy'u küçümseme falan yok. Ama sadece sınırlı bilgiyle en iyileri seçmek, absürt oluyor.

İnsan zihni temelde böyledir. Disipline edilmiş bilgiyi alıp kullanmayı tercih eder. Bu sadece en iyi gitaristler, davulcular söylemi için değil, herhangi bir siyasi ideoloji'de de böyledir. Örnek; genel kanı olarak sosyalizm herkes tarafından tartışmasız en iyi, en kusursuz siyasi ideoloji kabul ediliyorsa, bunun üzerine insanların geneli düşünmeye kalkmaz. Nasılsa hazır olarak birileri düşünüp, bunu disipline etmiştir. Fazladan niye düşünülsün ki? Cemil Meriç'in bir sözü var, çok hoşuma gider; 'Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri de onların düşündüklerini düşünür'.

Yazdıklarımdan şu anlaşılmasın. En iyi rock grubu Rush'tır, yahut X grubudur. Bunu söylemiyorum.  Söylemeye çalıştığım şey, dünya üzerinde hem müzik hem bilgi öyle sınırsızdır ki, bunu sınırlayıp bir disiplin haline getirerek, sonra da sadece bu disiplin içinde dolaşmamak gerek. Öğreneceğimiz ve dinleyeceğimiz çok şey var, demek.

Rush; 70'li yılların hard rock müziğinden gelme bir grup. Kendi kendini geliştiren, geliştirirken de müziğini geliştiren en önemli gruplardan biri. 80'li ve 90'lı yıllar da bir çok progresif metal grubuna ilham olmuş bir grup.

'2112' benim dinlediğim ilk Rush albümü. Ne zaman dinlediğimi yazmayacağım ama bir şişe şarabı bitirdikten sonra 2. şişe şarabı bitirdiğimi gayet net hatırlıyorum. 40 dakikalık tek albümle iki şişe şarap!...

Albüm iki bölümden oluşuyor. İlk bölümünde 20 dakikalık '2112' parçası var. Zaten Rush hayranı olan biri için ezberlenmiş bir şey. Diğer bölümünde ise 5 parça var, çok kısa olarak. Tabii ki en çok ilk bölümü olan '2112' parçasını dinlemişimdir. Her ne kadar diğer bölümde ki parçalar kısa olsa dahi.

Albümün ilk parçası '2112' sözün tam anlamıyla rock opera (hard rock opera da diyebilirsin, ben demem). Parçanın konusu da uzayda geçen distopik bir hikaye. Orwell'ın 1984 tarzı distopik hikayesi gibi. Hem parçanın konusu hem müzikal atmosferi, kendimce Rush'ın progresif rock için verdiği en önemli eseri. Fazla doğaçlamalara gidilmemiş olsa da; birbirinden farklı olan 7 bölümlük '2112'  gerçekten çok özel. Özellikle içinde ki bölümler ve bölümler arasında ki geçişler progresif metal ile karşılaştırma yapınca, progresif metal'i bir küçümseme geliyor. Rush günümüzün progresif metal müziğine temel oluşturuyor olsa da, günümüzde yapılan progresif metal'den kat kat üstün durumda.

'A Passage To Bangkok' ve 'The Twilight Zone' parçaları albümde en ısınamadıklarım. Tekrar tekrar dinlesemde hala sevemedim. 'A Passage To Bangkok' klasik hard rock düzeninde bir parça. Giriş, vokal, nakarat, gitar solo, son vokal kısmı ve bitiş. 'The Twilight Zone' parçası da hemen hemen aynı. Bir önceki albümlerinde ki hard rock stilini üzerinden atamamışlar.

'Lessons' parçası oynak ritimli, hoş, tam böyle yolculuk yaparken dinlenecek türden. 'Lessons' parçası hard rock'a biraz daha uzak. Parçanın sonunda ki solo gitar olmasa çok daha iyi olacaktı, sanırım.

'Tears' adı gibi dramatik bir parça. Maalesef konuk melletron çok fazla ön planda kalıyor. Gitarlar ve davul arka planda kalınca klasik Rush müziğine pek uymuyor, açıkçası. Yavaş, sakin müzik sevenler için ideal. Bana göre pek değil.

'Something For Nothing', albümde ki '2112' parçasından sonra en sevdiğim ve en çok dinlediğim. Yavaş yavaş başlayan 'Something For Nothing' hızlanmaya başlayıp vokalde eşlik edince, ortaya ağır progresif rock'a güzel bir örnek çıkıyor. Şuan dinlerken bile hangi müzik aletinin taklidini yapacağım diye şaşırıyorum. Ama genel olarak davulcu Neil Peart öncelikli.

'2112' ,Rush'ın başyapıtı olmuş bir albüm olmasa bile Rush hayranları ve benim tarafından sevilen albümlerinin başında geliyor. Siz de dinleyin'.

1. 2112:
I) Overture (4:32)
II) The Temples Of Syrinx (2:13)
III) Discovery (3:29)
IV) Presentation (3:42)
V) Oracle:The Dream (2:00)
VI) Soliloquy (2:21)
VII) The Grand Finale (2:14)
2. A Passage To Bangkok (3:34)
3. The Twilight Zone (3:18)
4. Lessons (3:51)
5. Tears (3:32)
6. Something For Nothing (3:59)

Süre:38:48

- Alex Lifeson / Gitar, Bas Pedali
- Geddy Lee / Bas Gitar, Bas Pedalı, Vokal
- Neil Peart / Davul, Perküsyon

Konuklar
- Hugh Syme / ARP Odyssey (1.I intro), Mellotron (5)
- Terry Brown / Produktör

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Saga - Saga 1978



Genelde Neoprog akımının başlatıcıları olarak 1981 yıllarında müzik yapmaya başlayan Marillion ve Twelth Night grupları gösterilir. Aslında bunu bir kaç yıl öncesine kadar götürmek mümkün. 1978 yılında Kanadalı progresif rock grubu Saga'nın ilk albümü 'Saga' neoprog müziğine çok da uygun bir örnektir. Neoprog için Marillion ve Twelth Night grupları baz alınıyor olsa da, Synth, org, gitar ve davul kullanımları bakımından Saga grubu da çok ta farklı bir müzik yapmazlar. 80'li yıllarda Saga'nın yaptıkları bir çok albüm neoprog müziğine birebir örnek olacak albümlerdir. Hatta  Saga grubunun bir çok albümü neoprog'un da önündedir.

Saga neoprog grubu olarak gözükmüyor olsa bile daha sonra ortaya çıkan bir çok gruba ilham oldu diyebilirim. Marillion, Twelth Night, Pendragon, IQ gibi neoprog'un bilinen grupları Genesis, Pink Floyd, Eloy gibi grupların izinden giderken, Saga'nın izinden gidenler de vardı. Daha iyi anlaşılması için yine Kanadalı efsane rock grubu  Rush'tan örnek vereyim. Rush progresif rock yaparken izinden gidenler hard rock ve metal gruplarıydı. Özellikle Rush'ın ortaya çıkardığı zengin gitar riffleri bir çok hard rock metal gruplarına ilham olmuştur. Ama Rush hard rock yahut metal grubu değildir. Saga grubu içinde aynı şeyi düşünmek mümkün. Saga neoprog grubu değildir belki ama Saga'yı örnek alan bir çok neoprog grubu vardır.

Bu Kanadalılar da bir şey var. Sadece kaliteli ve süper müzik yapmakla kalmıyorlar sonraki yıllarda bir çok grubu peşlerinden de koşturuyorlar. Rush, hard rock ve metal gruplarını peşinden sürüklerken, Saga grubu da neoprog ve 90'lar sonrasında oluşan senfonik progresif rock gruplarını peşlerinden sürükledi.

Grubun ilk albümü 'Saga' 1978 yılında yayınlanır. Grupta 3 kişi synthesizer kullanır. Synth kullanan bir çok progresif rock grubuna göre kozmik sesleri tercih etmezler. Tercihleri synthhesizer ile yaptıkları müziğe melodik temel oluşturmaktı. Synthhesizer'ı 70'lerin uzay rock (space rock / komik geliyor ama batılıların kullandıkları tanım bu) benzeri müzikler için değil de farklı melodiler oluşturmak için kullandılar.

İlk albümleri 'Saga' en iyi albümleri değil ama yine de Saga dinlemeye başlamak için ideal bir albüm.

Albümün sevdiğim üç parçası;

'Humble Stance' 80'ler ortasında neoprog yapan bir çok progresif rock grubunun müzikal felsefesini oluşturan parçalardan biri. Synth ve klavye ile parçanın temeli melodik yapıya oturtulurken üzerine bas gitar, davul ile vokal eklenmiş. Parçanın içindeki bölümlerde ki geçişler ise Ian Crichton'un gitarıyla yapılmış. Parçanın ortalarında gitar ve klavye ön plana geçince bir çok senfonik progresif rock grubunun kolay yoldan yaptıklarına benzer parça ortaya çıkarmışlar. Klavye ve solo gitarı ön plana çıkar, buyur sana senfonik progresif rock. Saga bununla yetinmeyip üç'lü synth kullanımıyla parçanın temelini dolduruyorlar. Saga'yı bir çok senfonik progresif rock grubundan ayıran nokta.

'Ice Nice' sakin başlayan parça yine synth, org ve klavye kullanımıyla vokalin hikayeyi anlatmasını kolaylaştırmış. Sakin başlayıp yavaş yavaş akan ortalarında yükselmeye başlayan tema 70'ler de pek kullanılmasa da 80 ve 80 sonrası dönemde bir çok progresif rock grubu tarafından kullanılmıştır. 'Ice Nice' parçasında da yavaş yavaş ilerleyen ortalarda gitar, bas ve davulla yükselmeye başlayıp, sonlara doğru da sırayla klavye ve gitar sololarıyla bitirilmiş.

'Tired World'  kesinlikle albümde ki favori parçam. Minimalist piyanoyla başlayan parça metalik gitar ritimleriyle devam eder. Parçanın son kısmında Ian Crichton gitar solosunu yavaş yavaş hızlandırmaya başlar. Gitar solosu kesilip, melodik yapı oluşmaya başlayınca vokallerin yardımıyla favori parçam ile birlikte albümde biter.

Grupta solo gitar çalan Ian Crichton, benim için hala en hızlı gitar çalan müzisyenlerin başında gelir.

1. How Long (4.01)
2. Humble Stance (5.50)
3. Climbing The Ladder (4.45)
4. Will It Be You? (Chapter Four) (7.13)
5. Perfectionist (5.46)
6. Give 'Em The Money (4.25)
7. Ice Nice (6.55)
8. Tired World (7.06)

Süre : 44.51

Ian Crichton / Solo Gitar
Jim Crichton / Synth (ses düzenleyici), Bas, Bas Gitar, Moog Synth
Peter Rochon / Klavye, Vokal, Synth
Steve Negus / Perküsyon, Davul
Michael Sadler / Bas Gitar, Klavye, Solo Vokal