Bu Blogda Ara

Elektronik Progresif Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elektronik Progresif Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2019 Perşembe

S. Ramses - Secret 1978


                                    

Çalıştığım işyerinde müşteri olmadığı zaman çalışanlar müzik açıyorlar. Hep aynı müzikleri tekrar tekrar dinliyorlar. Neyse ki akşamları çalışmadığım için fazla maruz kalmıyorum.

Geçenlerde işe giderken gençlerden biri denk geldi arabada konuştuk biraz. Sordu müzik dinler misin diye, ben de sadece progresif rock dinliyorum dedim. O da dün akşam rap konserine gittiğini söyledi. Sonra da işyerinde çalan müziklere sinir oluyorum dedi. Hep o Alessio denen çalıyor onları falan dedi. İşyerinde konuşmaya o da dahil oldu. Çaldığı müzik elektronik müzikmiş. Sordum Klaus Schulze'i duydun mu diye. Bilmiyor. Dedim daha Klaus'u bilmiyorsun nasıl elektronik müziği seviyorsun dedim. Sonra konuşma bitti.

Yeni nesil mi diyeyim, yeni gençler mi diyeyim, bilemedim. Normal de böyle söyleyip küçümsemem de. Yine de böylelerini görünce bazen kendimi tutamıyorum.

Yine bir kaç gün önce facebook'ta Magma grubunun fan grubuna biri yorum atmıştı. Son çıkan albümü beğenemedim gibilerinden bir şey yazmıştı. Girip profiline baktım. Son çıkan albümü ELP'nin 'Love Beach' albümüne benzetmişti. Çok merak ediyordum ben de beğenmedim diyen kişiyi. O dediğim yeni nesil de gereksiz bir özgüven var. Belki de internetin yüzündendir, gereksiz bilgi yığınının içinde kendilerini buldukları içindir. Öğrendikleri bir kaç şeyle her sözü söyleyebileceklerini düşünüyorlar sanırım.

Verdiğim iki örnekte günümüz müziğinin sadece tüketim amaçlı olduğuna bir nevi cevaptır. Biri sadece müzik şirketlerinin pazarladıklarını dinliyor, diğeri de zeuhl gibi bir tür yaratmış grubun albümünü anlamaya çalışacağına 'beğenmedim' diyerek kendini kandırıyor.

Müzik hayatımın önemli bir kısmında hep varoldu. Uzun bir süre sıkıntılarımı atabilmek için kullandım ve iyi de geliyordu. Progresif rock'la tanışmamdan bir süre sonra her yeni grupla tanışmamla müziğe bakışım değişmeye başladı. Artık sıkıntılarımı azaltmak yada yok etmek için yada kendimi farklı göstermek için değil, yeni zevkler edinmek için dinlemeye yöneldim. Dinlediğim her grup her albüm yeni zevkler edindirdi ama bakışımı değiştirmedi. Çok az bir grup müziğe bakışımı değiştirdi.

Bunlardan iki tanesi Magma ve Tangerine Dream'dir. Birbirleriyle müzikal anlamda alakası olmayan iki grup. Öyle kendilerine özgün müzik üretmişler ki ardından onlarca müzisyen ve gruplar onları takip etmiş.

Serge Lafosse Tangerine Dream'in izinden giden bir müzisyen. İlk albümünü kendisi yapar. S. Ramses adıyla çıkartır. Devam albümü olmaz. Bir yıl sonra bir gruba dahil olur 80 yıllarda elektronik müzikte varolmaya devam eder. 90'lardan sonra müzikten çekilir.

Geçen yıl toplu olarak albüm indirirken bulmuşum. Bir yıldır bilgisayarımda duruyor. Sadece bu albüm değil. Bunun gibi onlarca albüm var dinlemediğim. Bir kaç gün önce bu denk geldiği için dinlemeye başladım ve bilgisayardan 3 gündür sadece bu albümü dinliyorum.

S. Ramses adını verdiği bu ilk ve son çalışması, Tangerine Dream'in 1975 sonrası senfonik yapıya geçtikten sonrasını takip eden bir albüm. 'Strotosfer' albümünün ilk parçadaki etkisi dinlerken hissedilir. Sonrasında gelen 4'er dakikalık iki parçada da bu etki aynı şekilde devam ediyor.

Son parça, albüme adını veren 'Secret' de ise Tangerine Dream etkisi olduğu kadar Vangelis etkisi de var. Senfonik yapıya biraz daha minimalist bir şekilde yaklaşılmış. Parça başından sonuna dramatik bir atmosfere sahip.

Yukarıda belirttiğim müziğe bakışımı değiştiren gruplardan biri olan Tangerine Dream'i elektronik müziğin her yerinde arıyorum. Bulduklarımı da zevklerimin arasına ekliyorum.

Serge Lafosse'nin bu ilk ve tek albümü de bilgisayarımda ki tangerine dream klasöründe yerini aldı.

1. When The Birds Die Away (9.27)
2. Deuce (4.00)
3. Aoss (4.00)
4. Secret (15.31)

Serge Lafosse / Klavyeler, Synth(ses düzenleyicisi)

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Jean Michel Jarre - Equinoxe 1978



Jean Michel Jarre adını lise yıllarından beri bilirim. Daha yeni yeni müzik dinlemeye başladığım zamanlarda elime geçen her kaseti dinliyordum. Jean Michel Jarre adını da dinlediğim karışık kasetlerden birinde görmüştüm. Yıllardır da adının nasıl yazıldığını dahi iyi anımsarım.

Pink Floyd sayesinde öğrendiğim progresif rock gruplarını ilk dinlemeye başladığımda doğal olarak Pink Floyd benzeri grupları (Camel, Eloy, Novalis, Amon Düül II gibi) daha çok dinliyordum. Çok sonraları diğer türleri de dinlemeye başladım. Bu tarz değişiklerinden bir süre sonra da müziğe bakışım değişmeye başladı.

YES, VDGG, Grobchnitt gibi gruplar progresif rock'a bakışımın değişmesinde ilk aklıma gelen gruplardı. Bir süre sonra da Tangerine Dream ile tanıştım, daha önce de dinlemiştim bir çok albümünü ancak gerçek anlamıyla TD müziğiyle tanışmam bir kaç tür ile yetinmemeye başladığım zamanda oldu. Tangerine Dream'in müziği de aynı YES, VDGG, Pink Floyd gibi müziğe bakışımda büyük değişiklere yol açtı.

Hatta bloğumda en çok yazdığım Tangerine Dream grubudur.

Jean Michel Jarre'yi de yine Tangerine Dream dinlediğim zamanlarda tekrar dinlemiştim(hala da dinliyorum). Elektronik müzik dendiğinde aklıma ilk Tangerine Dream gelse de hatta elektronik müzik dendiğinde alman ekolünü tek geçiyor olsam da diğer ülkelerden çıkmış müzisyen ve albümlerini de dinleyip takip ediyorum yada hakkında bilgi ediniyorum. Örneği Kitaro, Vangelis gibi bütün dünya tarafından bilinenleri de seviyor olmama rağmen Tangerine Dream ve alman ekolü ile kıyaslayamıyorum bile.

Onlar çok farklı, Alman ekolü çok çok farklı.

Yakın zamanda yazdığım Anna Själv Tredje grubunu yazarken de dinlediğim albümünün Alman ekolünden olduğunu yazıda belirtmiştim. Demek istediğim elektronik müzikde genellikle progresif elektronik türünde kıstasım her zaman Tangerine Dream olmuştur yada diğer Alman müzisyen ve gruplardır. Aynı avantgard dendiği zaman akıllara Fransızların gelmesi gibi.

Beni elektronik müzikte şaşırtan tek kişi Jean Michel Jarre'nin yaratıcılığıdır. Diğer elektronik müzisyenleriyle karşılaştırılamayacak kadar kendine özgün bir yaratıcılığı vardır. Bu yaratıcılığı da Mike Oldfield'e benzetirim. Her ikisi de yaptıkları bir kalıba sokmadan bir çok müzik türünü kendi müziklerinin içine yerleştirirler. Jean Michel Jarre'de bu albümünde klasik müzik, avantgard gibi kendi ülkesinde fazlaca yapılan müzik türünü albümüne yerleştirmiştir.

Bir önceki 'Oxygene' albümüne göre albüm daha senfonik, daha ritmik ve daha deneyseldir. Deneysellikten anlatmak istediğim experimentallik değil, kendi müziğini geliştirmek için senfonik ve folk ezgilerini albümüne yansıtıyor. Bu haliyle de Tangerine Dream'in 1975 sonrası müzikal değişiminden sonra çıkardıkları albümlere benziyor. Ancak Tangerine Dream üyeleri gibi sentezciyi kullanarak sesleri üstüste bindirerek müzik yapmak yerine hem ritimleri hem de melodileri farklı şekilde kullanarak farklı bir yaratıclık sergiliyor.

O yüzden Jean Michel Jarre, elektronik müzikte beni en çok şaşırtan müzisyendir. Albümde sesler, ritimler ve melodiler o kadar değişken ki ne klasikleşmiş Alman ekolüne benziyor ne de folk ve klasik müzik ezgilerini kullanarak Vangelis'in yaptığı müziklere benziyor. İçinde yaşadığı dönemin gelişen elektronik müzik akımından etkilenmiştir burası kesin ama taklidini yapmayıp kendi müziğini oluşturmuştur. Eğer benzetecek olursak 'Oxygene' albümünü Klaus Schulze müziğine 'Equinoxe' albümünü de Tangerine Dream'e benzetebilirim.


'Oxygene' albümünde sentezleyicileri sesleri üstüste binecek şekilde albümü yapmıştı. Bu albümde ise diğer müzik türlerini de müziğine ekleyerek çok farklı bir atmosfer ortaya çıkardı. 

Jean Michel Jarre'nin iki albümü de daha sonra 80'lerde özellikle pop müziğini etkileyecektir. Aynı Tangerine Dream ve diğer elektronik müzik müzisyenleri ve grupları gibi. Jean Michel Jarre ise bu albümlerle yetinmeyecek günümüze kadar elektronik müziğin öncülerinden biri olacaktır. Hala da elektronik müzik denince akla gelen ilk isimlerden birisidir.

80'leri 90'ların ilk yarısını anımsayanlar Jarre'nin müziklerini bileceklerdir. Çünkü Jarre'nin müzikleri dönemin bir çok TV belgeselinde ve programlarında kullanılmıştır. Bu kadar bilinmesini sağlayan dönemin belgesel hazırlayan, TV programı yapan aydın kitlenin Jean Michel Jarre müziğini modern müzik diye kabul etmesidir.

1. Equinoxe (2.23)
2. Equinoxe (5.01)
3. Equinoxe (5.11)
4. Equinoxe (6.54)
5. Equinoxe (3.47)
6. Equinoxe (3.23)
7. Equinoxe (7.24)
8. Equinoxe (5.04)

Süre : 39.07

Jean Michel Jarre / Synth(ses düzenleyicisi), Org, Mellotron

14 Temmuz 2019 Pazar

Futuro Antico - Futuro Antico 1980


                                             
Aktuala,  1972 yılında İtalya'da çıkan çok kendine özgü bir grup. Müzikleri dönemin bir çok italyan progresif rock gruplarından çok farklı bir atmosferine sahip. Aktuala grubu Walter Maiaoli tarafından eşiyle birlikte kurulur. Bir kaç yıl sonra da albüm yapmaya başlarlar. Müziklerinde özellikle akdeniz, ortadoğu ve asya ezgilerinden beslenirler. Bu konuda krautrock grubu Popol Vuh ile tamamen olmasa da benzerlik gösterir. Her iki grupta avrupa'da doğru dürüst bilinmeyen kültürlerin müziklerini, ezgilerini rock müziğin içine koymuşlardır. Her iki grupta esinlendikleri ezgilerin ait olduğu kültürlerin geçmişleriyle ilgilenmişlerdir. Popol Vuh bilinme ve tanınma konusunda Aktuala grubuna göre biraz daha şanslı denilebilinir.

Walter Maioli, Aktuala grubu dağıldıktan bir süre sonra Riccardo Sinigaglia ile birlikte müzik yapmaya karar verir. 'Futuro Antico' adıyla bir albüm çıkarırlar bu aynı zamanda ikilinin kurduğu grubunda adı olur. Albüm yayımlandıktan sonra her ikisi de kendi müzikal kariyerlerine devam ederler. Belli aralıklarla tekrar bir araya gelerek yine albüm yapmaya devam ederler. Her ikisi de müzikal kariyerinde diğer sanat dallarıyla ilişkilidirler. Ridney Scott 'Gladyatör' filminde Walter Maioli'nin müziklerinden yararlanır. Aynı şekilde Riccardo Sinigaglia'da film müzikleri yapar.

Elektronik müzik, teknolojik enstrümanlarla yapılan genelde uzay seslerini bir nevi taklit eden müzik türü diye akla gelebilir. Ancak elektronik müzikte doğadaki sesler de taklit edilir. Bu seslere  hayvanlar ve insanlar da dahildir. Örneğin Edgar Froese 'Aqua' albümünde endonezya'ya yaptığı yolculukta ülkeden etkilenmiş ve doğada bolca bulunan ve yaşamın da kaynağı su üzerine albüm yapmıştır. Walter Maioli de Aktuala grubunu kurarken müziğin odağını bunu oturtmuştur.

Maioli Aktuala'yı; güncel anlamına gelen sözcüğü (ve aynı zamanda kavram olan) eski ile yeninin birleşimi olarak sunar. Riccardo Sinigaglia ile olan projesinde de bunu net olarak (antik gelecek) gösterir.

Progresif rock 60'ların sonunda ortaya çıkan bir müzik türü değil bir müzik anlayışıdır. 70'li yıllardaki yükselişi ve günümüzde de varlığını hala devam ettirmesi sadece yapılan müziğin mükemmelliğinden kaynaklı değil, dönemin müzisyenlerinin müzikal anlayışından, müziğe bakışından kaynaklıdır. O dönemin müzisyenleri dünyada var olan hemen hemen her şey ile ilgilenmişler, kimileri progresif rock'ın popüler olduğu 70'lerde tanınmaya çalışmışlarsa da 80 sonrası müziğin bir meta aracına dönüşmesiyle birlikte yaptıkları müzik art rock'a (sanat rock) dönüşmüştür. Kimisi de popüler olmaya çalışırken karşılarına çıkan tüketimciği görüp buna karşı tepki vermişlerdir. Pink Floyd'un 'Wish You Were Here' ile 'Animals' albümleri ilk akla gelen tepkisel albümlerdir.

Progresif elektronik rock ise günümüz progresif rock dinleyenlerinin nasıl diğer türler ile ayırım yapıp progresif rock'ı bir nevi kutsuyor ve öne çıkartıyorsa, ben de progresif elektronik rock ile diğer progresif rock anlayışlarıyla ayırım yapabiliyorum.

Çünkü elektronik müzik de diğer progresif rock'ın alt türleri müzisyenlerinin müzikal anlayışları bir hayli farklı. Aynı diğer rock türleri ile progresif rock anlayışının farklı olması gibi.

'Futuro Antico' 4 parçadan oluşan bir albüm. Albüm yukarıda belirttiğim gibi günümüz teknolojik enstrümanlarıyla eskinin seslerinin birleştirilmesinden oluşuyor. İlk parçada ('Ao – Ao') eskinin sesleri biraz daha hakim. Walter Maioli'nin ney'i kullanıyor oluşu eskinin daha baskın bir atmosferi olduğunu gösteriyor. İkinci parça da (Schirak) ilk parçanın izinden gidiyor gibi gözüküyor ama parçanın ikinci yarısında Anadolu sesleri duyulmaya başlıyor.

'Uata Aka', albümün en sevdiğim parçası. İlk iki parçadaki eskinin ağırlığı yerini elektronik sesler ve ritimler alıyor. Özellikle synth'in ritimleri ve moog'un kusursuz kullanışı ve flütün enfes üflenişi bende popol vuh-tangerine dream karışımı bir zevk hissettiriyor.

Son parça albümün ve Walter Maioli'nin müzikal anlayışını yansıtıyor. Orta asya'nın (günümüzde de eski geleneğimiz denilerek devam ettirilmeye çalışılan) gırtlak müziğini elektronik olarak seslerle birlikte duyabilirsiniz. (sadece müzikle ilgilenmeyip politika, felsefe, tarih ile ilgilendiğim için gırtlak müziğini tanımam zor olmadı)
Futuro Antico, başta da belirttiğim gibi italyan progresif rock'ının bilinmeyenleri arasında, müziğe ve dolayısıyla sanaya yön vermeye çalışan Walter Maioli'nin bir projesi.

Aktuala ile yapmaya çalıştığı müziğin, yani eski ile yeninin bütünleşmesini, bir nevi insanın ve toplumun geçmişten kopmayı engellemeye çalışması olarak yorumladım. Bunu 'Futuro Antico' albümünde de mükemmel bir şekilde ortaya koymuşlar.

1. Ao - Ao (11.01)
2. Schirak (7.39)
3. Uata Aka (10.28)
4. Futuro Antico (11.02)

Süre : 40.20

Walter Maioli / Ney, Flüt, Elektronik Efektler
Riccardo Sinigaglia / Org, Moog, Piyano, Synth(ses düzenleyicisi), Elektronik Efektler

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Anna Sjalv Tredje - Tussilago Fanfara 1977



Bir önceki yazımda Tangerine Dream üyelerinden Johannes Schmoelling'in solo albümü yazdıktan sonra doğru dürüst odaklanıp herhangi bir albüm dinleyemedim. Bugün sabah geç uyandığımda da ayılabilmek için yattığım yerden bilgisayarı açıp albüm aramaya başladım. Karşıma daha önce adını  bile duymadığım Anna Sjalv Tredje adlı grup çıktı. Akşamdan kalma olduğum içinde müziği önemsemeden açıp dinlemeye başladım. 10 dakika sonra da karşımda, Tangerine Dream-Popol Vuh-Klaus Schulze-Ashra karışımı bir müzikal atmosfer ortaya çıktı. Albümü tamamen bitirdikten sonra da akşam yazabilmek için (yani şuan) üstüste 4-5 kez daha dinledim.

Anna Sjalv Tredje, 1971 yılında kurulan ve 1979'da dağılan kurulan iki kişilik bir grup. Progresif rock'ın ve elektronik müziğin günümüze göre daha az olduğu 70'lerin İsveç'inde biraraya gelen iki genç, müziklerini albüm yapmadan uzun bir süre kendi başlarına yaptılar. 1977 yılında ilk albümlerini çıkardılar bir süre sonra da iki kişilik grup dağılır. Grup üyelerinden Ingemar Ljungström (daha sonra en azından soyadının nasıl yazıldığını unutacağım), Cosmic Overdose grubuna katılır. Daha sonra bu grup 80'lerin popüler gruplarından Twice A Man grubuna evrilir. Grubun diğer üyesi Michael Bojen ise bir süre müzikten uzaklaşır tekrar müziğe döndüğünde ise Twice A Man grubuna katılır.

Albüm, her iki müzisyenin sonradan dahil oldukları Cosmic Overdose (Twice A Man) müziğindeki synth-pop'tan bir hayli farklıdır. Gerçi, Cosmic Overdose dönemi de synth-pop olarak geçiyor olsa da müziklerinde krautrock'tan çok etkilenmişe benziyorlar.

Bu sabah da ilk kez dinlerken (bilgisayarımda indirip dinlemediğim, bilmediğim yüzlerce albüm var) farkettiğim krautrock ve 70'lerin Almanya'sının elektronik müzik akımından fazlasıyla etkilenmişler. O yüzden albümü dinlerken Tangerine Dream'in avantgard dönemi (1971-75) müzikal zevkini fazlasıyla alıyorum.

Elektronik müziği her ne kadar bir çok farklı ülkelerden yapan müzisyenler çıkmış olsa da(Türkiye, Japonya, İngiltere, İtalya, Fransa gibi) Almanya ve dönemin Sovyet Rusya'sında üretenler daha ağırlıktadır. Hatta elektronik müzik Almanların icadıdır diyenler dahi vardır. Moğollar grubu üyesi bir röportajında elektronik müzik için bu tanımı kullanmıştır. Dolayısıyla elektronik müzik akımını temel olarak iki ekole ayırabiliriz. Alman ekolü ve Rus ekolü.

'Tussilago Fanfara' albümünü 70'ler Almanya'sının elektronik progresif rock döneminin bir ürünü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Üstüste binen sesler(dolayısıyla minimal olmayan, olamayan), synth kullanımı ile senfonik bir şölene dönüşür ve sürekli kendini tekrarlayan, saykodelik etkisi yaratan ritim ve armonilerle ilk 3 parçada Tangerine Dream-Klaus Schulze müziğinin etkisi hissedilir. Son parça ise ilk 3 parçadan bir hayli farklıdır. Popul Vuh-Ashra (hatta Amon Düül II) benzerliğinde olan parça, fazlasıyla da saykodelik etki gösterir. Albüm elektronik müzik diye tanıtılsa da son parça ile krautrock'a meyillenir. Ki zaten grup üyelerinin daha sonra dahil olacağı grubu kuran kişi yine bu albüm gibi bilinmeyen ama dinlendiğinde büyük keyif aldıran, tek albümlerinde saykodelik-krautrock etkisi olan Algarnas Tradgard grubunda çalmıştır.

Albüm için ise yukarıda dediğim gibi elektronik müziğin Alman ekolündendir diyebiliriz. Rus ekolünü de seviyor olsam da, hatta diğer ülkelerden çıkan bir çok elektronik müzik albümünü de severek dinliyor olsam da Almanya'dan çıkan gruplar benim için daha ön plandadır.

Son olarak, albümü dinlediğinizde karşınızda bir Tangerine Dream yada Klaus Schulze bulamayabilirsiniz ama 70'lerin krautrock'ından ve elektronik müzikten etkilenen 2 gencin mükemmel yaratıcılığını bu albümde görebilirsiniz.

1. Mossen (7.12)
2. Ankomster Utanför Tiden (11.38)
3. Den Barbariska Söndagen (14.26)
4. Tusen Ar & Sju Timmar (8.14)

Süre : 41.30

Ingemar Ljungström / Klavvyeler,  Synth (ses düzenleyicisi)
Mikael Bojen / Klavvyeler,  Synth (ses düzenleyicisi), Elektrik Gitar

10 Mayıs 2019 Cuma

Johannes Schmoelling - Lieder Ohne Worte 1995




Johannes Schmoelling, 1979 yılında Tangerine Dream grubuna dahil olur. Öncesinde okuduğu sanat okulunda müziğe, özellikle elektronik müziğe ilgi duyması onu müziğe daha çok odaklandırır. 1977 yılından itibaren müzik ile ilgilenlemeye başlar. 1979 yılında Tangerine Dream gruba katılarak,  ayrılan Peter Bauman'ın boşluğunu doldurur. 1980 yılında 'Thief', 1985 yılında da Ridley Scott'un 'Legend' (filmin soundtrack'lerinde Pink Floyd'dan David Gilmour, Yes'den Jon Anderson vardır) filmlerinde ses düzenleyicisi olarak yer alır.


Schmoelling, 1985 yılında Tangerine Dream grubundan ayrıldıktan sonra dizi-film müzikleri ve kendi albümlerini yapmaya başlar. İlk solo albümünü gruptan ayrıldıktan bir yıl sonra 1986 yılında çıkartır. Günümüze kadar da hem solo albümleri hem de film müzikleri yapmaya devam eder. 2010'lı yıllarda Tangerine Dream gitaristi Edgar Froese'nin oğlu Jerome Froese'nin Loom adlı grubuna girer. Ayrıca Jerome Froese'nin konserlerine misafir müzisyen olarak katılır. En son albümünü (aynı yıl 2 albüm birden) ise 2 yıl önce 2017'de çıkartır.

Johannes Schmoelling popülerlik anlamında pek bilinmemesine rağmen, elektronik müziğin öncülerinden olan Tangerine Dream üyeliği dolayısıyla ismi çok da yabancı değil. Kendi albümlerinde olduğu gibi dizi-film müziklerinde de 1980'ler Tangerine Dream müziğini fazlasıyla hissettirir. 'Erdenklang' albümünde de 80'ler Tangerine Dream etkisi devam eder.

'Erdenklang' yada diğer adı 'Lieder Ohne Worte' (sözsüz şarkılar) albümünde, 80'ler Tangerine Dream etkisi olduğu kadar içinden çıktığı krautrock etkisi de vardır. Ancak daha önemlisi Schmoelling bu albümünde diğer albümlerine göre krautrock'da önemli bir yere sahip olan synth etkisini bir hayli azaltmıştır.


Schmoelling bu albümünde yapmak istediği klasik müziği elektronik müziğin içine yerleştirmekti. Aynısı yada bir benzerini 60'ların sonlarında ve 70'lerin başlarında rock müziğin içinde yapılmıştı. Bunu da evlilik marşı denince akla gelen, klasik müziğin romantik döneminin önemli isimlerinden Mendelssohn müziğini kendi müziğine yansıtarak yaptı. Bunda da fazlasıyla başarılı oldu. 

'Nursery Ryhme', klasik müziğin minimalist bakış açısına sahip öncülerinden Eric Satie tarzı bir parçadır. Melodik olduğu kadar da ritmiktir. 'Gondola Song' ise Mendelssohn'un Gondol şarkısının bölümlerinden birisidir.  'Spinning' parçasında yine klasik müziğin etkisi fazlasıyla hissedilir. 'Jester's Nightwatch' parçası ise tamamen bas tonunun etrafında gezinir. 80'ler rock atmosferine uygunluk gösteren bir parça. 'Autumun Song', 'Huntsman's Song' ve 'Hymnus', Schmoelling'in albüm için örnek aldığı Mendelssohn'un klasikleşmiş eserlerinden bir kaçının elektroniklerle yorumlanışıdır. 'Maypole Song', Schmoelling'in kudüs'ü ziyaret edişinde ağlama duvarından etkilenerek yaptığı bir parçadır.

Albümün kapanış parçası Mendelssohn'un en bilindik eserlerinden 'Funurel March'. Schmoelling, klasik müziğe olan hakimiyetini gösterdiği en iyi yer. Hem klasik müziğin tadını hem de elektronik müziğin tadını fazlasıyla alıyorsunuz.

'Lieder Ohne Worte'; 'Sözsüz Şarkılar' Mendelssohn'un müziğinden ve bestelerinden esinlenilerek Schmoelling tarafından 1995 yılında ortaya çıkarılmış bir albüm. Hem progresif rock sevenler hem de elektronik müzik sevenler için kıyıda köşede saklanılması gerekli olan bir yaratıcılık. 

1. Nursery Ryhme (5.01)
2. Gondola Song (4.31)
3. Spinning (5.51)
4. Jester's Nightwatch (5.45)
5. Autumun Song (6.39)
6. Huntsman's Song (6.39)
7. Hymnus (8.29)
8. Maypole Song (6.51)
9. Funurel March (6.08)

Süre : 53.31

Johannes Schmoelling / Besteci, klavyeler ve synth(ses düzenleyicisi)

Jan Seliger / Davul (2,6,9)

22 Ocak 2019 Salı

Sven Grünberg - Hingus 1981


Sven Grünberg, Estonyalı film ve müzik bestecisi; 1956 doğumlu. İlk grup (ve müzik) deneyimine Mikronid adlı 1960'lardan gelen beat grubunda 1972-73 yıllarında 16 yaşında iken klavye çalarak başlar. Aynı yıllarda Ornament adlı progresif rock yapan grupta da bulunur. Ancak O'nu kendi grubu Mess ile tanımak daha uygun olacaktır.

Mess grubu 1974 yılında kurulur, 1978 yılına kadar müzik yapar. Albüm girişimleri dönemin sovyet ideolojisinden geçemez ve tabii olarak da herhangi bir albüm ortaya çıkmaz. Ancak 90'ların ortasında 1970'lerde kayıtedilen müzikler ve parçalar albüm haline getirilir.

Mess senfonik tarzda müzik ortaya çıkartır. Yapılan müzik özellikle dönemin Yes ve Camel gruplarına benzer bir atmosfer içeriyor. Grubun müziğini yakından tanımak için 'Valged hommikud' adlı parçayı dinleyin.


Sven Grünberg, müziğe yukarıda bahsettiğim gruplarda klavye çalarak başlar. Hepsinde de klavyenin yanında vokallik de yapar. O'nu elektronik müzikle daha doğrusu synthseizer ile tanıştıran Mess grubunda biraraya geldiği Harma Harm sayesinde olur. Grubun dağılması, belki de müzik yapamaması nedeniyle (1978) dağıldıktan sonra 1979 yılında Sven Grünberg ülkesinde Sinematografik  topluluğuna üye olur. Ertesi yıl Mess grubu ile az parçadan oluşan bir albüm çıkartır. Ancak ciddi anlamda ilk albümünü 1980 yılında kayıt eder. Satışa çıkması ise bir yıl sonra olur. 'Hingus' adlı albümü Mess grubu ile ortak çıkardıkları (1980) albümde yer alan 'Hingus' parçasına dayanır.

80 ve 90'larda elektronik müziğe yoğunlaşır aynı zamanda film müzikleri de yapar. 90'lı ve 2000'li yıllarda ortaçağ halk müzikleri yapan Linnamuusikud gruba katılır.

'Hingus' albümü Grünberg'in tibet budizm öğretisine ve müziğine ilgi duyması ile ortaya çıkar. Dolayısıyla da albüm içinde uzakdoğu'dan sesler yankılanır. Ancak albümden zevk aldığım kısım burası değildir. Özellikle klavye ve synth kullanımları bana Edward Artemiv'in müziklerini ve albümlerini anımsatır.

Edward Artemiev'de Sven Grünberg gibi hem kendi albümlerini hem de film müziklerini yapmıştır.

Artemiev haricinde albümde Tangerine Dream'in senfonik dönemi (1976-1980) ile Klaus Schulze'nin ilk dönemlerini anımsatan müzikal atmosfer ile dolu.

Her ikisini de dinlediğim için (Tangerine Dream ve Klaus Schulze) 'Hingus' albümüne ısınmam zor olmadı.

Elektronik müziğin Alman ekolü ile Rus ekolü arasında kalan albüm dinlenilmesi değil, bilinmesi gereken bir albüm.

1. Hingus (I Osa) (7.26)
2. Hingus (II Osa)
3. Hingus (III Osa)
4. Hingus (IV Osa)
5. Teekond (5.35)
6. Valgusois (17.50)

Süre : 46:49

Sven Grünberg / Synth (ses düzenleyicisi), Klavyeler, Besteci

31 Aralık 2018 Pazartesi

Tan Ses - Cybele's Dream 2018




Yılın son gününü Türk progresif rock müziğini daha da güzel hale getiren bir albümle bitiriyorum. Bugün yazmayı düşünmüyordum ancak bir kaç gün önce Bora Çetin'in facebook'taki paylaşımı sayesinde öğrendiğim bir ad ve albümü bugün tam anlamıyla dinleyeyim demem üzerine, yazayım dedim hatta hazırladığım en iyi albümler arasına koymaya da karar verdim. (Bir kaç gün içinde de o listeyi de hazırlayıp bloğa koyacağım)


Tan Ses, 2 yıl önce ilk albümünü yayınlamış. Hemen ardından geçen yıl ikinci albümünü de eklemiş. Bu yılın yazında da 'Cybele's Dream' adında şimdilik son albümünü. Tan Ses, Anadolu Rock müziğinin kurucularından ve aynı zamanda Moğollar efsanesini başlatan kişilerden olan Murat Ses'in oğlu. Murat Ses gibi oğlu Tan Ses de yurtdışında yaşıyor. Kendisi bir şirkette üstdüzey yöneticilik yapıyormuş. Bu bilgiler tamamen Bora Çetin'in yazdıklarından. Google yahut internet üzerinde hiç bir bilgi yok.



'Cybele's Dream' albümünden bir kaç parça, albüm yeni çıkmış olmasına rağmen ödüller kazanmış. Albümün açılış parçası 'Journey to Gobeklitepe' ve 'Marashantiya Rapids'; ödül alan parçalar.

Albüm parçaların adları nedeniyle tarihte binlerce yıl öncesinin Anadolu'suna, Mezopotamya'ya ve Ortaasya'ya kadar gidebiliyorsunuz. Sadece parça adlarına indirgeyemeyiz bu zamanda yolculuğu, aynı şekilde müziğin içine yerleştirilen anadolu ezgileri de sizi tarih ile karşı karşıya getiriyor. Göbeklitepe'ye Yolculuk, Kibele'nin Rüyası, Upnapiştim'in (Nuh) Gemisi, Hitit şehri Maraşantiya(akıntısı), Galata Keltleri, Kilikye Kapısı, Selçuk Ay'ı(üç hilal!?) ve ölümsüzlüğü arayan Gılgamış'ı anan Sonsuz Arayış. Albümdeki parçaların türkçe karşılıkları ve kısmen açıklaması bu şekilde.

Bir kaç gün önce biraz daha hafif müzik dinlemek isteyince 70'lerin türk pop müziğinin içine daldım. Bir süre sonra pop'tan sıkılınca yine rock'a dönüş yaptım. Biralar bitinceye kadar da anadolu rock'ın içine gömüldüm. Daha önce dinlememiş olduğum Kardaşlar'ın 'Deniz Üstü Köpürür' parçasına son bira'da takıldım sonra da uyumuşum.

Bugün albümü baştan sonra dinleyince, özellikle 'Marashantiya Rapids' parçasında hammond sesini duymamla aklıma bir kaç gün öncesi geldi. Moog'un sesi ve çıkardığı melodiler o kadar orijinal geldi ki 70'ler Türk rock müziğine dönmem aynı anda oldu. Sonra da düşündüm, Retro adı altında
bir çok grup 70'leri tekrar günümüze taşıyordu. Türkiye'den de Anadolu Rock adı altında müzik yapan kişiler var ancak hiç biri 70'lerin yaratıcılığına yanaşamıyordu. Yapabildikleri en iyi şey, 70'leri tekrarlamaktan başka bir şey değildi.

Türkiye'de elektronik müzik tekno diye bilinse de, öyle değildir. 1960'larda 70'lerde Türk müzik insanları vardı, günümüzde de var. Can Atilla, bunun en iyi ve en kalitelilerinden. Elektronik müziğin gerçek efsanesi Tangerine Dream'e adanan bir albüme de mevcut. 2000'ler sonrası Can Atilla Türk ve Anadolu ezgilerini de kendi elektronik müzik anlayışının içine soktu. Daha sonra dizi ve film müzikleri derken 10 küsür yıldır insanlara elektronik müziği sevdirdi. Şuan bir çok hayranı var.

Tan Ses'in bu albümünü de Can Atilla'nın 2000'lerin başında müziğinin içine koyduğu halk ezgileriyle birlikte ortaya çıkan müziklere benzetttim. Modern müzik aletleri ve binlerce yıllık enstrümanlarının uyumu mükemmel ötesi.

Elektronik müzik hayranlığım bu albümle bir kez daha perçinlendi. Türk elektronik müziği denince
Can Atilla ile birlikte aklıma gelecek bundan sonra.

1. Journey to Gobeklitepe (4.40)
2. Cybele's Dream (6.04)
3. Boat of Upnapishtim (5.30)
4. Marashantiya Rapids (5.54)
5. Galata Celts (6.00)
6. Gate of Kilikia (5.24)
7. Seljuk Moon (8.21)
8. The Endless Search (6.12)

Süre : 48.05

Tan Ses / Besteci ve Tüm Sesler ve Enstrümanlar

31 Ağustos 2018 Cuma

Christopher Franke - Pacific Coast Highway 1991



Christopher Franke, Agitation Free ile başladığı müzik hayatına 1971'de Tangerine Dream grubuna dahil olarak devam etti. 1970'lerin anımsanan efsane Tangerine Dream müziğinin yaratıcıları arasında en önemlilerindi. Sadece konser kaydı olarak kaydedilen Ricochet albümünün ikinci yarısındaki mükemmelliğin oluşmasında en büyük katkıyı sağlayan oydu.

Tangerine Dream 1977'de ilk Petere Baumann'ın ayrılışıyla müzikal anlamda değişim gösterdi. Müzikal anlamda avantgard-minimalist düşünceden senfonik bir atmosfere geçiş yaptı. 1981 yılında yeni elektronik aletlerin ortaya çıkışıyla yine büyük bir değişim gösterdi. Aynı dönem film ve dizi müzik yapımlarına yönlenmesi de Tangerine Dream'in daha kısa parçalara yazmasına sebep oldu.

1987'de Christopher Franke gruptan ayrılırken Tangerine Dream hala kısa parça yazımlarına devam ediyordu. 1991 yılındaki bu ilk solo çalışmasında da kısa parçalar albümün tamamen doldurdu. Christopher Franke, kısa parçalarla devam etmesine rağmen, Tangerine Dream kalitesinin altına inmedi. İlk albümünden 1 yıl sonra Londra'da bir konser verdi ve bunu albüm haline de getirdi.

Aynı yıllarda solo albüm çalışmalarına da devam ederken dizi ve film müziklerine yöneldi. 1994'de ilk sezonnu yayımlanan ve daha sonra efsaneleşen bilim kurgu dizilerinden 'Babylon 5' için müzikler hazırlamaya başladı. 'Babylon 5' dizisinin sonlandığı 2000'lerin başlarında müzikten uzaklaştı.

'Pacific Coast Highway' albümü atmosfer olarak 80'lerin sonu 90'ların başında çok yaygın olan new age müziğini anımsatır. Aslında new age diye bir müzik zorlama bir tanımdır aynı post rock tanımında olduğu gibi ama kişinin aklında kalması amacıyla bu şekilde tarif etmek daha uygun olur.

'Pacifis Coast Highway' albümü bahsettiğim gibi Tangerine Dream'in 80'lerin başlarından itibaren üretmeye başladığı kısa parçalarla dolu ancak bunlar new age türünde değil, elektronik progresiftir. 3 yıl öncesinde YES'in solisti ve gitaristi Jon Anderson'un çıkardığı 'City of Angels' albümü ve 1994'de ki 'Change We Must' albümü de benzer bir atmosfere sahiptir.

1992 yılında Can Atilla'nın çıkardığı 'Bilinçaltı' albümü de Christopher Franke'nin ilk albümüne benzer bir atmosfere sahiptir. Hatta Can Atilla'nın bu ilk albümünde ki bazı parçaların atmosferi 'Pacific Coast Highway' ile neredeyse birebir aynıdır. Ki zaten Can Atilla da 90'ların sonlarında ilham aldığı Alman elektronik müziğinin öncüleri için bir albüm yapmıştır.

Burada demek istediğim Christopher Franke'nin daha kısa parçalarla albümler yapması ve müzikal atmosferinin new age benzeri olması sizi şaşırtmasın. 'Pacific Coast Highway' albümüyle başlayan solo kariyeri, birbirinden güzel albümlerle 2000'lerin başına kadar, 10 yıl boyunca devam etmiştir. Bir çok müzisyenden etkilendiği kadar, bir çok müzisyeni de etkilemiştir.



1. Black Garden View (4.53)
2. Mountain Heights (3.27)
3. Lontano Mystery (5.07)
4. Big Sur Romance (2.20)
5. Driving Into Blue (3.05)                                               
6. Puple Waves (5.10)
7. Malibu Avenue (4.25)
8. Cinnamon City Cliff (3.28)
9. Wheels On Beach Park (4.51)
10. Sunset Destination (4.51)
11. Crystal Tree (4.32)
12. Electric Becomes Eclectic (3.41)

Christopher Franke / Bütün enstrümanlar ve sesler

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Michael Hoenig - Departure From the Northern Wasteland 1978



Michael Hoenig, 1952 Almanya doğumlu film, dizi ve oyun müzikleri yapmış bir müzik insanı.

1960'ların sonlarında bir müzik dergisinde editörlük yaparken, Krautrock'ın efsane gruplarından biri olan Agitation Free tarafından keşfedilip gruba dahil edilmiştir. 1971-74 arası grupla birlikte çalışan Hoenig gruptan ayrılır, Krautrock'ın süper grup çalışmalarından biri olan The Cosmic Jokers grubundan Klaus Schulze ile olan konserlere çıkar. Aynı yıllarda elektronik müzik dendiğinde ilk aklıma gelen Tangerine Dream grubuyla, Peter Baumann yerine konserlere çıkar, ancak stüdyo ya da albüm çalışmalarına katılmaz. Bu Krautrock'ın süper grubu The Cosmic Jokers grubundan bir diğer üyesi Manuel Göttsching'in eski Ashra Temple'ı tekrar canlandırmak için oluşturduğu Ashra'ya katılır. Burada da fazla uzun durmaz ve 1977 yılında Los Angeles'a gider.

1978 yılında ilk albümünü çıkartır. Ancak devamı 9 yıl sonra 1987'de gelir. Bu arada, 1980'lerde film dizi müzikleri tekliflerini geri çevirmez ve besteci olarak bir çok film ve dizide yer alır. 2000'lerde ise kariyerine oyun müzikleri de ekler.

Michael Hoenig, günümüzde halen müzik yapmaya devam etmektedir.

'Departure From the Northern Wasteland', Michael Hoenig'in ilk albümü. İçinde bulunduğu, 1978 itibariyle dönemin Alman elektronic müziğinden çokça izler taşır. Eğer, adını bilmeden sadece müziğini dinleseydim, Tangerine Dream'in Phaedra gibi bir albümü sayar, Tangerine Dream'in en sevdiğim albümleri arasına koyardım. Ancak böyle olmasından hoşnutsuzluk duymuyorum, tam tersine bir müzik insanını daha tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Albüm, başından sonuna kadar Tangerine Dream'in elektronik müzik ekolünü yansıtıyor. 'Departure From the Northern Wasteland ' ile rüzgar gibi ses çıkartan synth sesleri ve vurucu saykodelik ritimlerle dinleyenin etrafıyla olan ilişkisini kesiyor. 21 dakika sorunlarınızdan soyutlanabilirsiniz.

'Hanging Garden Transfer' parçasında synth sesleri ve vurucu saykodelik ritimler kulağınıza gelmeye devam ediyor. Bir fazla ile, Michael'in org solosuyla. Sadece org solosuna odaklansanız, albümün ne kadar güzel olduğuna rahatlıkla karar verebilirsiniz.

 olduğu kadar avantgard müziğe de ilgisi olan Michael Hoenig'den deneysel bir çalışma, 'Voices of Where'. Tangerine Dream'in 'Zeit' albümündeki avantgard atmosfer var. Özellikle son kısmı insan sesleri ve synth'in mükemmel kaotik atmosferi de parçayı taklit edilemez yapıyor.

Konuk müzisyen olarak albüme katılan Michael Duwe'nin klavye kullanımı ve kalp ritmini hızlandıran synth ritimleri ile 'Sun and Moon', avantgard-senfonik elektronik bir albümü ayağa kaldırarak bitiriyor. 

Michael Hoenig, 16-17 yaşındad ilgi duymaya başladığı elektronik seslere ve dönemin elektronik enstrümanlarına, Krautrock'da yer edindi. Kendisi 10'larca film ve dizi müziklerini hazırlarken, yaptığı müziğin progresif mi değil mi kısmına bakmadı, neredeyse bütün hayatını kapladığı elektronik müzik ile varoldu. Varolmaya da devam edecek.

'Departure From the Northern Wasteland' albümü de progresif ve elektronik müzik hayranı benim için ise en güzel ve en yaratıcısıdır. Tangerine Dream müziğine benzetirken de söylediğim gibi, Michael Hoenig bu albümüyle, en sevdiğim elektronik müzisyenlerinden birisidir.

1. Departure From the Northern Wasteland (20:53)
2. Hanging Garden Transfer (10:56)
3. Voices of Where (6:19)
4. Sun and Moon (4.16)

Süre : 42.38

Michael Hoenig / Synth (ses düzenleyici), Yapımcı

Michael Duwe / Klavyeler (4. parça)
Uschi Obermaier / Sesler (1. parça)
Lutz Ulbrich / İkili Gitar (1. parça)

24 Nisan 2018 Salı

Tangerine Dream - Wavelenght 1983



Mike Gray, Amerikalı muhalif yazar, belgeselci, araştırmacı ve sinemacı. 2013 yılında ölen Mike Gray hakkında akıllarda kalan 1968 yılında Amerikan Devrimi 2 adlı belgesel filmdir.

Benim Mike Gray'i biliyor olmam entellektüelliğimden falan değil, Tangerine Dream grubundan  1983 yılında yaptığı 'Wavelenght' albümünden dolayıdır. Tangerine Dream hayranlığım nedeniyle grubun yaptığı bazı film müziklerinden dolayı, bazı filmlerini de merak edip izlemişliğim var.

'Wavelenght' de Tangerine Dream'in aynı adlı film için yaptığı bir albüm. Amerikalı bağımsız yönetmen Mike Gray'in yönetmenliğini yaptığı film bilim kurgu konusu olan bir film. Filmi izlemedim ama izlenecekler listesine aldım konusunu ve eleştirilerini okuyunca. Kabaca filmi tarif etmeye kalkışırsak film, Gizli Dosyalar E.T. arasında duran bir yapım. Okuduklarımdan bunu çıkarabildim. Gizli dosyalar 9 yıllık serisini 2 kez bitirdiğim için Waveleght filmi bir hayli ilgi çekici geldi. Şu oyundan başımı kaldırıp en yakın zamanda o filmi de izleyeceğim.  

Tangerine Dream'in kaçıncı albümüdür bu, bilmiyorum. Ama efsaneleşmiş kült korku filmlerinden olan 'The Exorcist' yönetmeni William Friedkin'in 1977 yılındaki Sorcerer filminin müziklerini yapmalarıyla sinemaya açıldıklarını biliyorum. Bu albüm ise 4. film müzikleri albümü, daha sonrasında aksiyon-suç, fantastik, korku-gerilim ve tabii bilim kurgu filmleriyle birlikte 40 civarında filmin müziklerini yaptıklarını da belirteyim.

'Wavelenght' albümüne gelirsek, öyle 70'lerin klasik Tangerine Dream müziğinin atmosferi yok. 'Force Majure' albümünde kendisini fazlasıyla belli eden senfonik yapı burada daha baskın çıkıyor. Parçalar kısa kısa olduğu için(albümde 16 parça var) özel olarak şu parçaları dinleyin diyemem.

Albümü bütün olarak dinlemenizi ve ilgi çekici filmi de izlemenizi tavsiye ederim. Hoş! Tangerine Dream dinleyip, bilim kurgu'dan uzakta duran birini de henüz görmedim.

1. Alien Voices (0.16)
2. Wavelength Main Title (1.54)
3. Desert Drive (Quichotte Part One excerpt) (2.00)
4. Mojave End Title (3.59)
5. Healing (2.23)
6. Breakout (1.09)
7. Alien Goodbyes (1.50)
8. Spaceship (2.18)
9. Church Theme (3.41)
10. Sunset Drive (3.23)
11. Airshaft (3.10)
12. Alley Walk (2.55)
13. Cyro Lab (2.13)
14. Running Through The Hills (1.30)
15. Campfire Theme (1.23)
16.  Mojave End Title Reprise (3.51)

Süre : 37.55

Christopher Franke / Klavyeler, Synthesizer (ses düzenleyicisi)
Edgar Froese / Klavyeler, Synth, Bas Gitar, Elektrik Gitar
Johannes Schmoelling / Klavyeler, Synth

17 Şubat 2018 Cumartesi

Tangerine Dream - White Eagle 1982


                         

Bütün müzik türlerinde olduğu gibi progresif rock'da da, 70'ler ile 80'ler arasında önemli farklar var. Albümlerde işlenen konulardan, ortaya çıkartılan müzikal atmosferlere kadar önemli ayrımlar söz konusu. Buna en çok günah keçisi seçilen punk müziği ve akımı gösterilir. Elbette etkisi yoktur denemez ama 80'lerde ki bu değişimi sadece punk etkisi ile de açıklanamaz. Progresif rock'daki değişime en önemli etki 80'lerin başında üretilip satışa çıkartılan yeni elektronik  müzik aletleridir.

Hammorg(org), Melletron, minimoog gibi müzik aletlerin yerini dijital yada elektronik piyanolar aldı. Devasa synth'lerin (ses düzenleyicisi) yerine de daha küçük, ele avuca sığan elektronik, bilgisayarlı müzik aletleri geçti. Bu müzik aletlerinin teknolojik olarak yenilenmesiyle bir çok türde olduğu gibi progresif rock'da da büyük değişime neden oldu.

Her iki dönemi de yaşayan ve müziklerine en iyi şekilde yansıtan Tangerine Dream grubudur. Tangerine Dream'in 70'lerde ve 80'lerde yaptıkları müziğe bakarak teknolojik müzik aletlerinin nasıl evrim geçirdiğini rahatlıkla görebilirsiniz.

Tangerine Dream yeni müzik aletlerini, çok fazla belli etmese de, ilk kez 'Tangram' albümünde kullanmaya başladı. 81 yılından itibaren de film ve dizi müziklerini yaparken bu yeni müzik aletlerinin çok büyük faydası oldu. Küçük, kolay taşınabilir aletlerle kısa ve daha çok parça yazmaya başladılar. Bu durumda Tangerine Dream'in müziğinde değişime yol açtı.

'White Eagle' albümü de bu değişimin en yoğun olarak hissedildiği albüm.

Albüm 'Mojave Plan' adlı parça ile başlıyor. 70'li yıllardaki uzun parçaları gibi 20 dakika kadar süren parça; yeni elektronik müzik aletlerinin kullanımıyla, tam anlamıyla 80'lerin atmosferini yansıtıyor.

Tangerine Dream'in 75  sonrası ağırlık verdiği senfonik yapı, bu albümde yerini eklektik bir yapıya kavuşturmuş. Karışık davul ritimleri, kısa klavye pasajları, kaotik goblinvari korkutucu sesler ve newage türü sakinleştirici synth sesleri; dinlerken fazla ilgi gerektirmeyen, kolay dinlenebilir bir hale sokmuş.

'Midnight In Tula', 80'lerin aksiyon bilim-kurgu filmleri yada dizilerine uygun bir parça. Bir o kadar da 80'lerin atari  oyunlarına örnek parça. Birkaç yıl sonra ise bu tarz parçalarıyla Tangerine Dream kendisini tamamen film ve dizi sektörünün içinde bulacak.

'Convention Of The 24', hem 70'lerin sonlarındaki Tangerine Dream'i anımsatıyor hem de 80'lerin ortalarında yapmaya başladıkları müziği anımsatıyor. Parça aynı zamanda Edgar Froese'nin bas ve elektrik gitar çalışmalarının en güzel olduğu bölümlerine sahip. Benim için albümün en iyisi.

Tangerine Dream deyince ilk akla gelen parçalardan biri 'White Eagle'. En basit şekilde youtube'de Tangerine Dream diye aratsanız, karşınıza çıkacak ilk 5 parçadan birisidir. 80'lerde bir çok progresif rock grubunun yaptığı gibi, Tangerine Dream de akılda kalıcı, kolay popüler olan parçalar yaptı, 'White Eagle' parçası da bunun başlangıçlarından biri.

Son söz olarak, Tangerine Dream benim en çok değer verdiğim, üstüste dinlerken bile asla sıkılmadığım bir kaç gruptan biri. Hatta progresif rock içinde putlarımdan biri haline gelmiş durumda.  Onun için 'White Eagle' gibi bir albüm çok mu önemlidir grup yada progresif rock için, bilmiyorum ama her dinlerken zevk aldığım kesin.

1. Mojave Plan (19.55)
2. Midnight In Tula (3.52)
3. Convention Of The 24 (9.27)
4. White Eagle (4.30)

Süre : 37.44

Edgar Froese / Bas Gitar, Elektrik Gitar, Synth(ses düzenleyici), Klavyeler, Yapımcı
Johannes Schmoelling / Besteci, Klavyeler, Synth(ses düzenleyici), Yapımcı
Chris Franke / Bestesci, Yapımcı

Kapak Tasarımı : Edgar & Monique Froese

8 Şubat 2018 Perşembe

Peter Baumann - Romance 1976




Progresif rock dünyasında popüler isimlerin olduğu kadar önemli isimler de var. Popüler isimlere örnek verecek olursak Steve Wilson'dur, Neal Morse'dur yada Pink Floyd'dur. Önemli isimlere örnek verecek isem, ki bunlar daha çoktur; Jon Anderson, Peter Hammill, Robert Fripp, Ian Anderson gibi isimler olur. Günümüzden, 2000 yılı sonrasından, yenilerden verecek olursam da Fabio Zuffanti'dir.

Bir de, bu iki kategorilendirme haricinde, yani popüler ve önemli isimler haricinde; unutulmuş yada unutulmaya yüz tutmuş, yahutta pek bilinmeyen isimler var. Jaki Liebezeit, Holger Czukay, Vittorio Nocenzi, Christian Vander gibi. Bu isimler yaşamlarının büyük bir kısmını müzik ile geçirmişlerdir ancak ne tanınırlıkları vardır ne de müzisyenlerin çoğunluğu tarafından bilinirlilikleri.

Peter Baumann da öyle bir isim. 19 yaşında dahil olduğu Tangerine Dream sayesinde müziğe bakışı ve katkısı çok farklı oldu. Eğer gerçek anlamda bir Tangerine Dream efsanesi diyebileceğimiz bir müzik varsa, bunda Edgar ve Chris kadar emeği olan bir isim, Peter Baumann.

19 yaşında 1972 yılında başladığı müziğe, 1976 yılında grupla birlikte müzik yapmaya devam ederken ilk albümünü çıkardı. 1 yıl sonra da gruptan ayrılarak kendi müziğini yapmaya devam etti. 80'ler ve 90'lar da çok sık olmasa da yine Tangerine Dream'in bazı albümlerine katkıda bulundu. 2015 yılında tekrar gruba dahil olma durumu vardı ancak kendi projesi olması ve Edgar Froese'nin ölümü nedeniyle bu olay gerçekleşmedi. 2016 yılında şimdilik son albümünü çıkardı, ki bu albümü geçen yıl yazmıştım. Albümü en az 3-4 kez üst üste dinleyerek yazmıştım.

Romance; Peter Baumann'ın ilk albümü. Dönemin Tangerine Dream müziğine paralel bir müzik anlayışı ve atmosferine sahip.

İlk 3 parçada Tangerine Dream'in 75-76 sonrası elektronik müziğini kendince senfonik bir halde sunuyor. Progresif rock deyince putlarımdan biri haline gelen Tangerine Dream'i, albümdeki ilk 3 parçayı dinlerken hiç aramıyorum. Sanki Tangerine Dream'in kaybolmuş parçalarını dinler gibiyim.
Hatta 3. parçada Pink Floyd'un 'Animals' albümünde (1976) Rick Wright'ın kullandığı synth bölümleri var.

Dinlerken bir an David Gilmour'un gitarı çalmaya başlayacak gibi hissediyorum.

Albümün kalan, diğer parçaları ise, 3 bölümden oluşan tek parçalık 'Meadow Of Infinity'. Dante'nin ünlü kitabı İlahi komedya'sının parçalarından biri olan cehennemi konu alır. Epik bir müzik ortaya çıkarmak için cesaret isteyen bir işi fazlasıyla yerine getiren Peter Baumann; bunu yaparken Münih senfoni orkestrasını kendisini yardımcı olarak kullanır. Anımsatayım, Peter Baumann 24 yaşındadır. Ve ortaya, elektronik müzik, klasik müzik ve kısmen de olsa opera'nın mükemmel bir karışımını ortaya çıkartıyor.

Bu son 3 bölümden oluşan tek parça bile Peter Baumann'ın müziğe bakışının, müziği yorumlayışının ne kadar farklı, kendine özgü ve yaratıcı olduğunun ispatıdır.

Yazıya başlarken popüler isimleri ve önemli isimleri; çok kısa da olsa anlatmaya çalıştım. Daha sonrada bu önemlilerin arasında pek bilinmeyen, unutulmaya yüz tutmuş isimleri sıraladım. Son olarak da Peter Baumann'ı ekledim.

'Romance' albümüyle epik progresif rock'ın keyfini çıkarın.

1. Bicentennial Present (4.46)
2. Romance (6.02)
3. Phase By Phase (7.35)
4. Meadow Of Infinity, Part 1 (18.35 including 5.)
5.The Glass Bridge
6.  Meadow Of Infinity, Part 2

Süre : 36.58

Peter Baumann / Klavyeler, Synth (ses düzenleyicisi)

Münih Filarmoni Orkestrası (4. parça)

5 Şubat 2018 Pazartesi

Teddy Lasry - E=MC2 1976




O kadar sıkıntı veriyor ki artık internet ve sosyal medya çoğu zaman kusacak gibi oluyorum. Her defasında da sığıntı bulduğum şey progresif rock grupları ve yaptıkları müzikler oluyor. Onda da görkemli müzikler (örneğin ELP) yada giriş-ayet-solo-ayet-solo biçimindekiler olmuyor, daha çok elektronik yada caz temelli müzikler oluyor. Onları dinlerken sokak ağzının tamamen bulaştığı sosyal medyayı unutabiliyorum.

Birkaç gün önce de böyle oldu. Midemi o kadar bulanık hissettim ki, kendimi youtube'de Klaus Kruger parçalarını dinlerken buldum. Birkaç gün öncesinde de zaten La Düsseldorf dinliyordum. Yarım saat, 45 dakika kadar dinledikten sonra yan tarafta öneriler gözüme çarptı. Bir albüm özellikle ilgimi çekti. E=MC2.

Almanların 70'lerde yaptığı elektronik müzikten şimdiye kadar hiç sıkılmadım (ve sıkılacağımı da sanmıyorum). Ama bu sefer de biraz dönemin fransızlarına bakasım geldi. Çünkü E=MC2 albümü fransız müzisyen Teddy Lasry'e aitti. 2 yıl önce Magma grubuyla ilgili yazılan birşeyler ararken önüme 1974 yada 75 yılına ait bir röportaj geçmişti. Ya danimarka yada isveç dilinde idi, çevirip okumuştum. Sorulardan bir tanesi şuydu.

Grup üyeleri sürekli değişim halinde, grup müziğini nasıl ayakta tutuyorsunuz?

Christian Vander'in cevabı ise, 'Evet, bir hayli zorlanıyoruz çünkü gruba katılan müzisyenlerin bir çoğu kendi albümleriyle yada diğer grup projeleriyle uğraşıyorlar. Buna rağmen yeni müzisyenleri aramıza katarak devam ediyoruz' olmuş.

Magma'nın bas gitaristliğini yapan müzisyenin 75 sonrası albümlerinden bir kaçını dinlemiştim. Minimalist, halk ezgilerinin bolca kullanıldığı, indo (yerli) prog tarzındaydı. Ama Teddy Lasry adını hiç duymamıştım.


Teddy Lasry ise; bu albümü dinlemeye başladıktan sonra öğrendim, Magma'nın ilk albümünde (1969) saksafon çalan bir müzisyen. İlk albüm sonrasında kendi albümlerine yoğunlaşmış. Kendi müziğini yaparken de dönemin elektronik ezgilerinden yararlanmış ama çok daha önemlisi yaptığı müzik minimalist bir müzik.

Öyle ki parçalarını ve bu albümü üstüste dinledikten sonra vardığım kanı; albümün prog, caz yada elektronik müzik örneği olmadığıdır. Teddy Lasry müziği, bana daha çok kendi müziğini kendi yapan bir müzisyen gibi geldi.

Hani, Frank Zappa'nın kendi müziğini yapması sonucu, zappa müzik; Pink Floyd'un saykodelik rock ile başlayıp sonrasında kendine özgü müzik yapması dolayısıyla ortaya çıkan Pink Floyd efsanesi gibi; Teddy Lasry'de kendi müziğini ortaya çıkarmış. Teddy Lasry kendi başına kendi müziğini yaparken yardımcı olarak Jean Luc Ponty ile çalışmış davulcu Andre Ceccarelli ve yine daha önce çalıştığı Magma grubunda bas gitarist Jannick Top yer almış.

E=MC2 albümünde; minimalist, zeuhl, folk ve elektronik müziğin mükemmel bir bileşimiyle karşılaşıyorsunuz. Kimi yerde Vangelis, kimi yerde Klaus Schulze, kimi yerde de Magma'nın seslerini duyar gibi oluyorsunuz, albümü dinlerken.

Teddy Lasry; Einstein'ın ünlü denklemi E=MC2'yi bu albümünde konsept olarak işledi. Enerji, kütle ve ışık hızı'nın bir araya geldiği denklem ancak uzay'la, evren'le ilgili olabilirdi. Teddy Lasry'de öyle yaptı; albümü tamamen insan zihinlerinde oluşabilecek şekilde müzikal olarak dile getirdi. Ortaya da kendi müziğiyle anılmasını sağlayacak bir albüm çıktı.

Teddy Lasry'nin E=MC2 albümüyle yeni bir müzikal anlayışla karşılaştınız.

1. Life (1.30)
2. Quasar (7.00)
3. Eart (4.00)
4. Nebular (6.00)
5. Birth Of Galaxy (6.30)
6. Birds Of Space (8.00)
7. Nonsense (3.15)
8. Life (1.30)

Süre : 36.07

Teddy Lasry / Piyano, Flüt, Saksafon, Elektronik (Synth (ses düzenleyicisi)) ve Efektler,

Konuklar
Andre Ceccarelli / Davul (2, 7)
Jannick Top / Bas Gitar (2, 6)


26 Kasım 2017 Pazar

Krautwerk - 1971 2014




Yaklaşık bir ay önce can sıkıntısını gidermek için uzun zamandır dinlemediğim grupları aramaya çalıştım. İlk aklıma gelenlerden biri de Kraftwerk'di. Yotube'de full albüm diye aratarak bir albümü inderdim. Yeni taşındığım evde internetin kötü çekiyor olması nedeniyle de bir saate yakın bekledim. Sonunda albümü indirip, 3. bira ile birlikte dinlemeye başladım. O gece öyle bitti.

Birkaç hafta sonra yine açtım, Kraftwerk diye dinliyorum. Albüm çok da farklı gelmiyor çünkü Neu! grubunun üyesi Klaus Dinger Kraftwerk'in ilk albümünde vardı o yüzden müziğin Neu! Müziğine benzemezi pe dikkatimi çekmiyor.

En son dün, akşamdan kalmış bir şekilde evi temizleyip, işe gideceğim. Yine açtım albümü dinlerken üzerimi değiştirip temizliğe başladım. Tam o arada sigara yapayım dedim. Sigarayı hazırlarken (tütün) gözlerim bilgisayar ekranına gitti. Krautwerk yazıyordu. Tekrar tekrar baktım, doğru okumuşum. İçimden dedim, herhalde youtube'ye yükleyen kraut rock grubu diye Kraftwerk'i Krautwerk diye yazdı.

Evdeki işleri bitirip, işe otobüsle giderken internet daha iyi çekiyor diye albümü arattırdım. Karşıma 2014 yılına ait bilgiler çıktı. İlk önce yeniden basım diye 2014'ü eklediler sandıma ancak değilmiş. İşyerine gelip, internet üzerinden biraz daha araştırınca Klemen'in blogunda bir söyleşisini buldum. Ve evet albüm 1971 adıyla 2014 yılında çıkmış. Yani 1971 yılına ait değilmiş.

Daha sonra da albüm ve Krautwerk hakkında discogs'a girip baktım. Karşıma tek bir kişi çıktı. Nico Seel. Klemen'in blogunda var olan söyleşide de zaten kendisi vardı.

Nico Seel'in bu albüm çalışması tek değil. Krautwerk gibi 3-4 grup çalışması daha var. Söyleşiden anladığıma göre diğer grup çalışmaları da 70'lerin krautrock tarzında çalışmalar. Çünkü yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bu albümü dinlerken müzikal atmosferden ve albümün isminden dolayı, Krautwerk'i 70'lerin gruplarından sanmıştım.

Nico Seel; ortalama benim yaşlarımda, yaşım 35, Alman kökenli bir müzisyen. Günümüz rock türlerinden sıkıldığı için, heavy metal ve punk, yeni tür müziklere yönelmesi sonucu krautrock'la buluşup bu türde karar kılmış. Kendi müzik aletleri olması sebebiyle de kendi müziğini yapmaya karar vermiş. Sonuç olarak da 4-5 grup çalışması ortaya çıkmış.

Bütün bunları internet üzerinden öğrenirken aklıma İran kökenli Imaad Wasif geldi. O'da Nico gibi 70'ler atmosferinde bir'den çok grup çalışması yapmıştı.

Hala da yapmaya devam ediyor.

Albüme ismini veren 1971 tarihi bir çok krautrock efsanesinin önemli yıllarından olan 1971 yılına bir nevi atıf olmuş. Tangerine Dream'in, Kraftwerk'in, Amon Düül II'nin, Faust'un, Neu!'nun önemli çıkış yaptığı yılları temel almış. İlginç ve yaratıcı bir fikir!.

Nico Seel'in Krautwerk olarak devam albümleri de var. O albümler de yine yıllara atıf olarak 1972, 1973 diye devam ediyor. Nico'nun ve albümlerinin yeni farkına vardığım için diğeralbümleri de sanırım dinlenilmek üzere sırada beni bekliyorlar.

Albüme gelirsek, 1971 tamamen 70'lerden çıkma bir albüm. Müzikal atmosferi, kullanılan müzik aletleri 70'leri anımsatmıyor, tamamen aynı.

Nico sıkıldığı, tiksinti duymaya başladığı günümüz müziğinden uzaklaşıp; krautrock'ın, progresif rock'ın altın çağları denen yıllarına dönmüş ve kendi yeteneğini ve bilgilerini de ortaya koyarak mükemmel bir albüm çıkarmış.

Albümü ilk dinlediğim zaman Kraftwerk'in albümü olarak dinlemiştim. Müzikal atmosfer olarak 70'li yılların krautrock'ından, elektronik rock'ından hiç bir farkı yok. Youtube'den indirdiğim klibi de yine 70'li yılların La Düsseldorf grubunun 'Time' adlı parçasını anımsattı. Bu arada Neu! Grubu üyesi Klaus Dinger, 3 gruptada müzisyenlik yaptı. O yüzden albüm bana hiç de yeni, günümüzün müziklerinden biri gibi gelmedi.

Şimdiye kadar 2000 sonrasının krautrock gruplarına hep soğuk bakmıştım. Hatta Almanların 2000 sonrası progresif rock gruplarına soğuk bakmıştım, bir kaç grup haricinde. Ancak Nico Seel, Krautwerk ve 1971 ile bu düşüncemi tamamen değiştirdi.

Hem 70'lerin hem de günümüz müziğinin tadını çıkarmak için mükemmel bir albüm.

1. I (6.33)
2. II (4.00)
3. III (9.07)
4. IV (6.16)
5. V (6.38)
6. VI (6.49)

Süre : 39.38

Nico Seel / Elektrik Gitar, Elektrik Bas Gitar, Synth (ses düzenleyici), Elektrik Davul


20 Kasım 2017 Pazartesi

Tangerine Dream - Hyperborea 1983



Tangerine Dream grubunun kaç albümü olduğu hakkında bir fikrim yok, 100 civarında diye biliyorum. Film müzikleriyle birlikte en son saymaya çalıştığımda 130'ları geçmişti sanırım.

Grup 1960'ların sonlarında başladık albümlere günümüzde de devam ediyorlar. Birkaç ay öncesinde yeni albümlerini de çıkardılar. Tahminimce yeni albümler çıkarmaya da devam edecekler.

Tangerine Dream'in bu kadar çok albüm çıkarmaya başlaması, 1982 yılında çıkardıkları 2 albümle başladı. 1980'li yıllar boyunca da bu üretim devam etti. Aynı yıllarda çıkardıkları 2 ve daha fazla albüm ya film yada belgesel müzikleriydi. Bazen de kendi albümleriydi. Bu çoklu üretim 90'lı yıllarda da kısmen devam etti. Bu kadar çok albüm çıkarmalarının tek nedeni tabii ki müzik ve belgesel çalışmaları değildi. En önemli etkeni, 80'lerin başlarında synthesizer, yani ses (ve ritim) düzenleyicilerinin daha ucuza ve bolca üretilmesiydi. Almanların öncülüğünde gelişen elektronik müzik severliği sonuçda kapitalistlerin gözünü müzik endüstrisine çevirmesine yol açtı. Sonuç olarak da 1980'lerin başlarından itibaren ortalıkta elektronik müzik diye kulakları tırmalayan acuze müzikler ortaya çıktı.

Tangerine Dream ve diğer öncü elektronik müzik insanlarının haklarını yiyemem bu konuda ama ortada olanı da söylemek gerekir.

Tangerine Dream de bu ucuza ve bolca üretilen synth'leri albümlerinde kullanmaya başladılar. İlk 1980'de 'Tangram' albümlerinde denemişlerdi, daha sonra da 1982 yılında çıkardıkları 2 albümde de denemeye devam ettiler. 1983 yılında ki 'Hyperborea' albümünde de bu yeni çıkan enstrümanlara tamamen hakimiyetlerini kurdular.

Tangerine Dream'in 1980'li yıllarda bu kadar çok albüm çıkarmasının asıl nedeni benim için kesinlikle bu'dur. 1980'li yıllarda popüler müzik haline gelen pop'un temelinde de bu ucuz ve bolca üretilen aletler ile 90'lara doğru da iyice yaygınlaşam bilgisayarlar olmuştur.

Müzik üretimini elbette karşı değilim ama sürekli birbirlerinin müziklerini kopyalayarak ortada para kazananları görünce ister istemez bir tiksinti geliyor. Hele ki söz konusu Tangerine Dream olunca.

Bundan bir kaç yıl önce, Türkiye'de iken, bir arkadaşa Tangerine Dream'in müziğinin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyordum. En son şöyle demişti. 'Bu kadar önemli olsaydı, burada albümleri bulunur ve dinlenirdi'. Açıklaması şu; plak şirketleri bunları kesinlikle pazarlardı. Halbuki o çok önemli gibi gözüken A, B; C grupları aynı plak şirketlerinden çıkmaktaydılar. Dolayısıyla dinleyen hepsinin çok popüler ve kaliteli müzik olduğunu varsayıyordu.

Gereksiz yere söz uzattım; Tangerine Dream, progresif rock'da ki putlarımın arasında en büyüğü. 'Hyperborea' albümü de Tangerine Dream'in 80'lerde ki en yaratıcı bulduğum albümlerinden.

Albümün açılış parçası, 'No Mans Land'. Hiç dinmeyen ve kendini sürekli tekrar eden ritimler ve hint çalgısı sitar benzeri sesler ile kimi yerde beni gülümseten kimi yerde de, albüm kapağının yardımıyla, okyanusun ortasında ki ıssız bir adaya yol aldırıyor. Tabi sürekli kendini tekrarlayan ritimler synth'lerle yapılıyor. Ancak orada bir de Edgar Froese'nin bas gitarı var; parçaya çok farklı bir hava katıyor. Tangerine Dream'in yine benzersiz ve daha sonra kendilerini hiç tekrarlamayacakları bir parça.

İkinci parça, 'Hyperborea' da öyle. Tangerine Dream'in kendilerini hiç tekrarlamadıkları bir parça. Ancak parçanın müzikal atmosferini 80'li yıllarda bir çok elektronik müzik grubu ve müzisyenleri tekrarladı. Özellikle 80'ler sonları ve 90'lı yıllarda yaptığı film müzikleriyle adını rock müzik tarihine yazdıran Vangelis. 'Hyperborea'yı dinlerken 80'li yılların belgesellerini, özellikle okyanus altı belgesellerini anımsatıyor.

'Hyperborea' parçasının ilk yarısı böyle, ikinci yarısı ise org ve davul solosu birlikteliği var. Siz dinlerken zevk alamazsanız eğer, youtube'den 2000'li yılların Tangerine Dream konserlerinin arasından bulun bu parçayı ve tekrar tekrar dinleyin.

Ki zaten ilk duyduktan sonra üstüste dinlemeye devam edeceksiniz.

'Cinnamon Road', tam da yukarıda bahsettiğim, elektronik müziğin ayağa düşmeye başladığı dönemlerde ortaya çıkan müziklerden. Dinlemesi kolay, eğlenceli, hatta dans ettirici. Dinlerken niyeyse aklıma Modern Taking grubu geliyor. Neyse ki Tangerine Dream bu tarz müzikler üzerinde fazla durmadan es geçip, kendi bildiklerini okumaya devam ediyorlar.

20 dakikalık uzunluğuyla 70'leri anımsatan 'Sphnix Lighting' ile albümün son parçası. İlk 3 parçadaki yaratıcılık anlayışı 'Sphnix Lighting' parçasında da var. Ancak maalesef 20 dakikalık uzunluktaki parça albümün en yaratıcı parçası olduğu anlamına da gelmiyor.

Burada benim için 70'lerin havasından sıyrılamamış, yeni dönem müziğine ve seslerine de ayak uydurmaya çalışan bir Tangerine Dream var. Parçayı kötülemedim, çünkü içinde gözlerinizi kapatıp dinlerken sizi başka yerlere, dünyalara ve zamanlara götürecek müzikal atmosfer de var. Tabi bunlar albümün ve Tangerine Dream'in en iyilerinden biri olmaya yetmiyor.

'Hyperborea' Tangerine Dream klasikleri yada müziği için iyi bir başlangıç değil ama Tangerine Dream müziğine bulaşmış herkes için dinlenilmesi, öğrenilmesi zorunlu bir albüm.

Son olarak, albümdeki enstrümanları Edgar Froese ve en son gruba dahil olan Johannes Schmoelling çalıyor. Tangerine Dream'in unutulmaz isimlerinden ve yine albümde besteci ve yapımcı olarak Chris Franke yer alıyor. Birkaç yıl sonrasında ise Franke gruptan ayrılıp, özellikle bilim kurgu film ve dizi müzikleri olarak kendi müziğine yöneliyor.

1. No Mans Land (9.08)
2. Hyperborea (8.31)
3. Cinnamon Road (3.54)
4. Sphnix Lighting (20.01)

Süre : 41.34

Edgar Froese / Bas Gitar, Elektrik Gitar, Klavyeler, Synth(ses düzenleyicisi), Yapımcı, Besteci
Christopher / Franke / Besteci, Yapımcı,
Johannes Schmoelling / Klavyeler, Yapımcı, Synth, Besteci

Monique Froese / Kapar Tasarımı

4 Kasım 2017 Cumartesi

Zanov - Green Ray 1976



Elektronik müzik deyince aklıma ilk gelen, 1970'lerin Alman müzisyenleri olmuştur. İngiliz, Yunan, Japon, Rus hatta Kuzeyli'ler varolsalar bile yine de aklıma her zaman Almanlar gelecektir. Nasıl ki bir çok rock dinleyicisine rock müzik diye bir soru yöneltilince ilk söylenen Pink Floyd, Led Zeppelin yada Deep Purple geliyorsa, elektronik müzik deyince de benim aklıma Almanlar geliyor.

Almanlar deyince de Kraftwerk, Tangerine Dream, Klaus Schulze gibi isimler anlaşılsın. Elektronik müziğin öncüleri ve günümüzde varolmaya devam eden müziğin temellerini atan isimler.

Ve hala daha bu isimler elektronik müzikte kıstas olarak kullanılır.

Birkaç gün önce Tangerine Dream dinlerken birden Zanov hatırladım. Yıllar önce ilk albümünü bir kaç kez dinleyip bırakmıştım. Hemen albümü bulup tekrar dinlemeye başladım tabii. Neredeyse 10 yıl önce dinlediğimde o kadar zevk almamıştım. Şimdi tekrar dinleyince boşuna gözardı ettiğimi anladım.

Zanov, Fransız müzisyen Pierre Salkazanov'un soyisminden oluşuyor. Pierre tek başına olduğu için grup demek yersiz olur. Klaus Schulze gibi tek başına albümü kaydediyor ve konserlerini de yine aynı şekilde tek başına veriyor. Ancak Klaus Schulze'den farkı yada artısı (benim için), statik müzikal anlayışla yada sadece snyth üzerinden müzik yapmaya kalkışmıyor. Özellikle klavye kullanımları bana dinlerken Tangerine Dream, Pink Floyd benzeri bir atmosferi çağrıştırıyor.

Albüm, albüme ismini veren 'Green Ray' ile başlıyor. Elektronik müzik ve saykodelik müziğin bir karışımı olarak Tangerine Dream, Pink Floyd benzeri bir atmosfere sahip. Özellikle rüzgar uğultusu ve saykodelik klavyeler 'Wish You Were Here' albümünü hatırlatıyor. Daha çok da 'Welcome To Machine' parçasını.

'Machine Desperation'; bir önceki parçada ki Pink Floyd'un 'Welcome To Machine' benzerliği, bu parçada isim olarak benzeşiyor. Parça ise, Tangerine Dream'in 'Zeit' ve 'Atem' albümlerinin atmosferinde avantgard bir havada. Korku filmi müziklerine benzer bir şekilde devam eden parça, 17 yıl önce ilk dinlediğimde içime ürperti salan 'Ummagumma' albümünü de hatırlatıyor. Parçanın ikinci yarısı ise synth ve klavyelerin üstüste binmesiyle tam anlamıyla bir elektronik müzik şöleni yaşatıyor. Benim için albümdeki en iyi parça.

'Running Beyond A Dream' ile birlikte, işte normal uzunlukta bir elektronik müzik parçası diyebiliyoruz. 'Machine Desperation' parçasında olduğu gibi yine Tangerine Dream'in 75 öncesi avantgard dönemini anımsatıyor.

Eğer Zanov'un yanında davul ve gitarlar da olsaydı, Tangerine Dream'im müziğinden ayırtedilemeyecek düzeyde olurdu ki, bu haliyle bile neredeyse aynı.

Zanov, 6 yıllık kısa bir müzik hayatından sonra müziği bıraktı. Ta ki 2010 yılına kadar. 2010 yılında müziğe tekrar geri döndü ve iki yeni albüm daha çıkardı.

En son albümünü geçtiğimiz yıl çıkaran Zanov, dinlenmeyi ve takip edilmeyi hakediyor.

1. Green Ray (9.48)
2. Machine Desperation (10.22)
3. Running Beyond A Dream (19.46)

Süre : 39.56

Zanov 'Pierre Salkazanov' / Klavyeler, ARP Synth (ses düzenleyicisi)

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Tangerine Dream - Tangram 1980



Bugün işe gelirken otobüste etrafa bakınırken aynı zamanda yeni yazım hangi grup yada albüm üzerine olsun diye düşünüyordum. Aklıma facebook'ta bir grupta paylaşılan krautrock listesi geldi. Sonra o listeyi paylaşan arkadaşın Klaus Schulze hayranlığı geldi. Klaus Schulze tabi ya demiştim ki, bu ay Tangerine Dream albümü yazmadığımı anımsadım. Hemen son kaldığım yıldan, yani 1979'da ki albümden hemen sonra çıkan albüm Tangram'ı işyerine gelince açıp dinlemeye başladım.

27 Temmuz 2017 Perşembe

Cybotron - Cybotron 1976



Cybotron, kısa ömürlü Avustralya'dan çıkma elektronik progresif rock yapan bir müzik grubu. Alman asıllı Avustralya'lı Steve Braund'un Klaus Schulze ve Tangerine Dream hayranlığı üzerinden kendi müziğini yapmaya karar verir. 1975 yılında kendi ismiyle bir albüm yapar. 1 yıl sonra da yanına aldığı Geoff Green ile birlikte Cybotron adında gruplar müziğe devam ederler.