Bu Blogda Ara

Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2020 Cumartesi

Amon Düül II - Düülirium 2014



Psikolojim pek iyi olmadığı için yaklaşık iki aydır kabus görerek uyuyordum. O kadar alıştım ki artık bozulan psikolojim de normalmiş gibi gelmeye başladı. Kabuslarda normalmiş gibi gelmeye başlayınca uyandığımda kendimi bir çok kez 70 yaşlarında uyanmış gibi buldum. Bu albümü de dinlerken bir anda o içine girdiğim kabusu anımsadım. Sanki 13-14 yıl önce Amon Düül grubunu ilk dinlediğim zaman yok olmuş, meğerse doğduğumdan beri biliyormuşum.

Amon Düül II grubu yıllar sonra, 2014 yılında yeni bir albüm çıkardı. Aslında albümü 2010 yılında hazırladılar, Cd olarak basılması ise 2014 yılını buldu. Grup 80'li ve 90'lı yıllarda da albümler çıkarmaya devam etmişlerdi ancak dönemin müzikal kalitesine göre albümlerdi. Yani 60'ların sonları 70'lerin başlarındaki müzikal kalitenin devamı olmamıştı.

2000'li yılların ortalarına doğru özellikle progarhives'te kümelenen 70'ler progresif rock müziğini sevenler ve takip edenler Amon Düül II grubunun ilk albümlerini daha ön plana çıkardılar. 70'lerin ortalarına doğru çıkan ve sonraki yıllarda da devam olan albümler daha az dikkate değer olarak görüldü. Tabi bu sadece Amon Düül II'ye özel olan bir şey değildi. Bir çok grup içinde benzer şeyler söylenip çizildi. Hatta 75 öncesi albümler ve müzikal kalite o kadar abartıldı ki bazı kült olmuş grupların bu dönem sonrası albümleriyle neredeyse dalga geçildi.

Bu dalga geçmeler olduğu kadar övgüler de vardı. Çoğu zaman dalga geçmeler övgülerin yanında bir hiç'e döndü. 2000'lerin ortalarında 70'lerin progresif rock müziği hatırlanırken hatta yeni yeni fanları ortaya çıkarken bu müzikleri yapan kişiler ve gruplar bu olanlardan çok da uzak değillerdi. Sosyal medyanın da iyice yaygınlaşması müzik kişi ve gruplarını tekrar müziğe ve albüm yapmaya yöneltti. Artık 70'lerdeki gibi kendilerini duyurmak o kadar da zor değildi. 2010'lara doğru ve sonrasında 70'lerde kült albüm yapmış bir çok grup tekrar bir araya gelip tekrar stüdyolara girdiler.

Kimi gruplar istediği kitleye ulaştı tek albümle yetinmek zorunda kalmadı. İkileyen müzik kişileri ve grupları da oldu.

Amon Düül II grubu da bütün bu olanları izliyor muydu, bilmiyorum ama 2010 yılıydı sanırım Krautrock belgeseli yapıldığında ilk yanlarına gidilen kişilerden oldular. CD olarak satışa çıkan albümleri 2014'de raflarda yer buldu. 2010 yılında hazır olmasına rağmen 4 yıl sonra satışa çıkmasını anlam veremedim. 2011 yılında sanırım 70'leri dinlemeyi bırakıp yeni dönem gruplarıyla ilgileniyordum. 2 yıl sonra da ilgilenmekten vazgeçmiştim. Ancak anımsıyorum Amon Düül II yıllar sonra iki albüm çıkartmıştı. Sadece bir kaç kez görmüştüm. Meğerse tek albümleri imiş.

Albümü yazmadan önce internette yazılanlara bakayım dedim. Eleştirilerin çoğu neredeyse vasat bir albüm olarak nitelendiriyordu. Eleştirenlerin çoğu da ilk albümlerine atıfta bulunuyordu. Bu eleştirileri okurken kulaklığımda da bu albüm çalıyordu. Bu eleştirileri yazanlar nereleri ile dinlemişler, anlayabilmiş değilim.

Amon Düül II, yıllar sonra belki de hayatlarının son dönemlerinde son kez bir araya gelerek müziğe başladıkları 60'ların sonlarındaki gibi bir müzikal atmosferle bir albüm yapmışlar.

Daha önce bir kaç krautrock albümü hakkında yazarken de belirtmiştim. Krautrock'ı iki ana kola ayırıyorum diye. Birinci kol elektronik öğelerin daha çok olduğu ve herkesin bildiği Tangerine Dream, Neu!, Popol Vuh gibi grupların yaptıkları Krautrock. Diğeri ise saykodelik rock'a daha yakın duran Amon Düül II, Agitation Free gibi grupların yaptığı Krautrock. Can grubunu her zaman ayırmışımdır. Herhangi bir kalıba sokamamışımdır. Kendilerine has bir müzik yapan Can'ı takip eden gruplar ise yok denecek kadar azdır.

Sadece kült albümler yaparak değil, müziğe yön veren Krautrock gruplarının bundan sonra kendilerini ispat etme gibi bir dertleri olacağını sanmam. Amon Düül II grubu da yıllar sonra 70'lerin başına dönerek yaptığı bu albümle kendilerini hatırlatmaya çalıştıklarını düşünmüyorum. Yapılan eleştirilerin Amon Düül II'nin müziğiyle alakalarının olmadığını da net olarak söyleyebilirim.

Amon Düül II, bu albümle aynı 60'lar sonu 70'ler başındaki gibi müzikal kalitesi yüksek bir albümle belki de kendi müzik hayatlarının son birlikteliğini yaşadılar. Biraz kendi durumlarıyla dalga geçerek biraz da 70'li yaşların verdiği o rahatlıkla hem kendileriyle hem de içinde yaşadıkları tüketim dönemiyle dalga geçtiler. Parçaların adlarına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Onlar son bir kez biraraya gelerek bir albüm daha çıkardılar. Hem de ilk dönemlerindeki müzikal kalite düzeyinde olan bir albümdü.

13-14 yıl önce grupla ilk tanıştığımda sevdiğim, parçalarını ezbere bildiğim bir çok grubu bırakıp Amon Düül II dinliyordum. Zaman o kadar çabuk geçmiş ki 13-14 yılda neler yaşadım, böyle düşününce iki satır yazamam yaşadıklarımla ilgili. Detaylı bir anlatım içinde Amon Düül'ün bu albümü sanırım bana yardımcı olur.

Kim bilir, belki de bir süre sonra dinlemeyi bırakırım. Kabuslarımda gördüğüm 70'li yaşlarına geldiğimde bir park köşesinde yürürken bu son derim. 

1. Mambo La Libertad / On The Highway (8.34)
2. Du Kommst Ins Heim (9.22)
3. Still Standing / Standing In The Shadow (8.15)
4. Pscychedelic Suite: Back To The Rules / Walking To The Park (26.02)

Süre : 52.15

Renate Knaup / Vokal
John Weinzierl / Gitar, Synth, Vokal, Yapımcı
Chris Karrer / Elektrik Gitar, Keman, Saksafon, Vokal, Yapımcı
Lothar Meid / Bas Gitar, Vokal
Danny Fichelscher / Davul
Jan Kahlert / Perküsyon, Vokal

Konuk
Gerard Carbonell / Bas Gitar

1 Ağustos 2019 Perşembe

Anyone's Daughter - Anyone's Daughter 1980


Anyone's Daughter grubu 1972'de ilk kurulduğunda kurucu üyeleri daha lise dönemindeydi. İlk albümlerine kadar da dönemin bir çok gruplarının parçalarını çalarak kendilerini geliştirdiler. Deep Purple parçalarını da belki daha çok ağırlık vermelerinden dolayı kurdukları grubun adını da bir Deep Purple parçasından aldılar. Yarı amatör olarak müzikten profesyonel müziğe geçişleri 1979 yılındaki albümleriyle oldu. Bir yıl sonra ikinci albümlerini çıkardılar. İlk albümlerinde 'Adonis' adında uzun bir parça yapmışlardı. Parça albümün yarısını kapsıyordu. İkinci albümlerinde daha çok kısa parçalara yer vererek albümü oluşturdular. Bir yıl sonrasında kendi dilleriyle yaptıkları albümde Herman Hesse'nin bir kitabını işlediler. 1'er yıl arayla iki albüm daha çıkardıktan sonra konser kayıtlarını albüm yapmaya yöneldiler. Grup 1986 yılında dağıldı. 2000'ler sonrasında devam ettilerse de 80'ler atmosferini yakalayamadılar.

Anyone's Daughter grubunu youtube'de 2010'da tesadüfen bulmuştum. Gruba adını veren 'Anyone's Daughter' parçasıyla ilk kez tanımıştım. Sonrasında diğer albümlerini teker teker bulup dinlemiştim.

O günden beri Wishbone Ash gibi canım sıkıldığında morale ihtiyacım olduğunda bir albüm açıp dinlemeye başlıyorum. 


'Adonis' adındaki ilk albümlerinde grubun adıyla parça yapmışlardı. Bir yıl sonra yaptıkları bu ikinci albümlerinde de albüme adını verdiler. Zamanında cover yaptıkları Deep Purple grubunun etkisi hem bir parçalarına hem de bir albümlerine yansıdı. Ancak ilk albümlerinde denedikleri uzun parça yazma denemelerini sonraki albümlerinde devam ettirmediler. Daha kısa parçalarla yetindiler. Örneğin 1984'den sonra çıkardıkları konser albümlerinde 'Adonis' parçasını koymadılar.

Grup hakkında genel bilgileri geçip albüme gelirsek; ilk albümdeki yaratıcılıktan çok daha iyi olduğunu bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Albümün kısa parçalardan oluşması progresif rock'daki 'uzun parça daha iyidir' anlayışını değiştirir niteliktedir. Hemen hemen her parçasındaki yaratıcılık yani parçaların hiç bir grubun parçalarına benzemiyor oluşu kısa parçalarla da müzikte mükemmelliğin yakalanabilir olduğunu gösterir.



                                         


Anyone's Daughter grubu 1979'daki ilk albümleri öncesinde Deep Purple başta olmak üzere bir çok grubun parçalarını cover'lamıştır. Belki amatörce belki profesyonel olarak ama bu genç insanlar için rock (progresif) müziğinde öğrenilmesine yol açmıştır. Anyone's Daughter'ın her albümünde 70'leri 70'ler yapan bir çok rock grubunun izlerini görebilirsiniz.

Albümün en uzun parçası, 8 dakikalık  'Another Day Like Superman''dir. Parça Vangelis'in folkik ve dramatik tınılarına benzer bir şekilde açılır. Bluesvari folkik ezgilerle devam eder ve vurucu bölümü ondan sonra başlar. Uwe Karpa'nın gitar çalma tarzını Steve Howe, Steve Hackett, David Gilmour, Ritchie Blackmore, Andy Latimer gibi progresif rock'ın tanınan bir çok gitaristine benzetirim. Her albümde her parçada farklı bir şekilde gitar çalar. Bu parçada da Steve Hackett tarzı gitar çalar ve beni mest eder.

Anyone's Daughter grubu popüler yada rock yıldızı olmak için müzik yapmamıştır. Gençliklerinde dinledikleri müziği taklit ederek değil, yorumlayarak progresif rock'ın yerini tüketimciliğin aldığı yıllarda kendilerinin de zevk alacağı biçimde kendi müziklerini yapmışlardır. 7 yıl gibi kısa bir sürede 8-9 albüm yapmışlardır.

Albümün kısa parçalardan oluştuğuna fazlaca vurgu yaptım belki ama müzikal atmosfer ve kalite bakımından 70'lerin devamı niteliğindedir. Anyone's Daughter kendi dönemlerinde gelişen neoprog'a takılmayıp 70'lerin yaratıcılığını devam ettirmişlerdir. Sadece bu albümlerinde değil, bütün albümlerinde caz, klasik müzik, folk ve elektronik sesleri en mükemmel biçimde kullanmaya çalışmışlardır.

Anyone's Daughter 70'lerin kalitesini 80'lere taşıyıp devam ettiren ama müzikte herhangi bir iddiası olmadığı için müzik yapmayı bırakan bir gruptur. Gerçekten progresif rock'tan zevk alacağınız, özellikle 80'ler dönemi için bir Alman mucizesidir. 

1. Swedish Nights (4.54)
2. Thursday (3.59)
3. Sundance Of The Haute Provence (3.39)
4. Moria (3.52)
5. Enlightment (5.01)
6. Superman (3.56)
7. Another Day Like Superman (8.03)
8. Azimuth (1.27)
9. Between The Rooms (4.22)

Süre : 39.13

Uwe Karpa / Elektrik & Akustik Gitar
Harald Bareth / Vokal, Bas Gitar, Glockenspiel
Matthias Ulmer / Klavyeler, Piyano, Vokal
Kono Konopik / Davul


29 Temmuz 2019 Pazartesi

Birth Control - Backdoor Possibilities 1976


                                 

1960'ların sonunda çıkan progresif rock dönemin bir çok rock gruplarını etkiler. Black Sabbath, The Who, The Doors, Led Zeppelin gibi gruplar ilk aklıma gelenlerden. Daha sonraları bu tarz gruplar rock müziğin efsanelerinden olurlar. Bir çok progresif rock grubu unutulup, bilinmiyorken bu grupların yaptığı müzikler klasik olarak tanımlanır.

Progresif rock'a ilgi duyup dinlenmeye başladıktan bir süre sonra o klasik yada rock efsanelerinin yerlerini progresif rock grupları almaya başlar. Bir süre sonra da rock müziğin o kadar da şablon müziğe dayanmadığı görülmeye başlanır. Hemen hemen bütün progresif rock gruplarının belli dönemlerde değiştikleri görülür. Örneğin Deep Purple(bazıları prog demese de progtur), 70 öncesi yaptığı müzik ile 70 sonrası yaptığı müzik birbirlerinden çok farklıdır. Deep Purple dağılıp,  Rainbow grubunda grup üyelerinin bir kısmı müziğe devam ederken yine ortaya çıkan atmosfere farklıdır. Aynı şeyi Pink Floyd içinde söyleyebiliriz. Belli yıllar arasında müziklerinde ciddi değişiklikler yapmışlardır. Varolan ile yetinmemişler, hem kendilerini geliştirmişler hem de yaptıkları müziklerini.


1970 öncesi kurulan Birth Control grubu da klasikler yada efsaneler arasında gözükmüyor hatta adı bile bilinmiyor olsa da, merak edip dinleyenler için gerçek anlamda bir klasik rock grubudur. Birth Control grubu da bir çok progresif rock grubu gibi belli dönemlerde değişiklere gitmiş, diğer gruplar gibi müziklerini geliştirmişlerdir. Günümüzde rock gruplarının çoğu 70'lerin bir nevi ekmeğini yemekle meşguller.

Birth Control, ilk albümlerinde hard rock'a yakın dururlar. Mellotron kullanırken dahi müziğin atmosferi serttir. Aynı dönemde The Doors'un 'Light My Fire' parçasını da yine sert bir atmosferde yorumlarlar. Bir kaç albüm sonrasında grubun müziği değişmeye başlar. Albümlerin içinde artık caz ritimleri vardır. Gitar ve org soloları ilk dönemki gibi sert değil, caz ve blues ağırlık kazanır.

1976 yılındaki bu albümleri ile diğer albümlerinden farklı, bambaşka bir albümle ortaya çıkarlar. Albüm daha çok 1971-75 arası Yes-Genesis atmosferindedir. Cazı müziklerinde yine kullanmaya devam ederler ancak albümün atmosferi sert değildir, senfoniktir(seslerin birbiriyle uyumlu olması).

Rock döneminde, yani 60'larda ve 70'lerde bir isyanın tanımı (günümüzde heavy metal grupları bu işi üstlenmiştir) da olmuştur. Bütün rock tarihinin en politik grupları bu dönemde çıkmıştır. Pink Floyd'un yapmış olduğu sistem eleştirisinin bir benzeri günümüzde yoktur, yapılmamaktadır ama Pink Floyd taklidi yapan bir çok grup vardır. Birth Control grubu da, önceki albümlerini yazarken belirtmiştim, adını dönemin Papa'sının kürtaj hakkında ki açıklamalarına tepki olarak alırlar. İlk albümlerinden itibaren müziklerinde politik tavırlarını ortaya koyarlar ve sonraki albümlerinde de bu tavırlarını devam ettirirler. Pink Floyd'un 'Animals' albümü gibi sistem eleştirisi albümüne benzer 'Plastik People' albümleri hem sözler hem de müzikal atmosfer açısından mükemmel bir albümdür.

'Backdoor Possibilites' albümü de grubun yine politik tavrını devam ettirdiği bir albüm. Sistem ve toplum eleştirisini 'Plastic People' albümünde olduğu gibi devam ettirirler. Yukarıda belirttiğim üzere albümün müzikal atmosferi 70'lerin başı Yes-Genesis döneminin ve atmosferinin ortaya çıkartılması, grubun müziğinin bambaşka bir yere gittiğini gösterir.

Sert, ağır rock olarak adlandırılan Birth Control grubu bu albümüyle müzik yapmaya başlasalardı ve bu şekilde devam etselerdi, büyük ihtimal senfonik tür olarak adlandırılacaklardı.

Yes'in ve Genesis'in mükemmelliği ararken yakaladıkları mükemmel ötesi atmosferlere Birth Control grubu da bu albümüyle bir ekleme yapar. Ancak sadece tek bir albümle yetinirler. Sonraki albümlerde bu tarz atmosferde olan albümleri olmaz. Daha basit, daha anlaşılır, daha kolay dinlenilir albümlere yönelirler. Müziklerinde yine değişime açıktırlar ve kendilerini de değiştirirler ama dinleyici kitlesi de değişmiştir. Yine de popüler olacağız diye kendilerini satılığa çıkarmazlar.

75 sonrası bütünüyle art rock olarak adlandırılması gereken progresif rock yerine dinleyeciler bir süre sonra popüler kültüre yönelirler. Bir süre sonra da progresif rock ve grupları küçük topluluklara müzik yapmaya başlar. Birth Control de belki müziklerinin kitleye ulaşmasında sıkıntı yaşadıkları için bir çok grup gibi daha dinlenilir albümler yapmaya yönelirler. Bu durumu daha önce yaptıkları 'Buy' adlı parçada yaptıkları sistem eleştirisi varken yapmak zorunda kalırlar.

'Backdoor Posibilities' albümü benim için son Birth Control albümü. Bu albümden sonraki albümleri de severek dinlesem bile bu ve önceki albümlerinden aldığım zevki alamıyorum.

Son olarak ise Birth Control de bir çok progresif rock grubu gibi bilinmesi değil, klasik ve efsaneleşmiş rock gruplarından biri olması gerekiyor.

1. One First of April (7.41)
-  Prologue 2.32
-  Physical and mental short circuit 3.58
- Subterranean escape 1.11
2. Beedeepes (8.34)
- Film of Life 5.37
- Childhood Flash-back 0.52
- Legal Labyrinth 2.05
3. Futile Prayer (5.55)
4. La Cigüena de Zaragoza (8.17)
- The Farrockaway Ropedancer 4.28
- La moineau de Paris 2.24
- Cha cha d'amour 1.25
5. Behind Grey Walls (6.53)
6. No Time to Die (6.10)

Süre : 43.30

Bruno Frenzel / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
Zeus B. Held / Hammond Org, Elektrik Piyano, Moog, Arp Synth(ses düzenleyicisi), Grand Piyano, Alto Saksafon, Tubular Bells, Vokal
Peter Föller / Bas Gitar, Vokal
Bernd Noske / Davul, Perküsyon, Solo Vokal

Konuk
Michael / Perküsyon (4)

8 Haziran 2019 Cumartesi

Agitation Free - Malesch 1972



Bir ara Tangerine Dream grubuna girip çıkmış olan müzisyenlere bakarken Michael Hoenig denk gelmişti. Albümünden (bloga da yazmıştım) çokça keyif almıştım. Daha sonra da yeni bir müzisyen öğrendiğim için de kendimi kısmen şanslı hissetmiştim.

Progresif rock ile tanışmam bir çok kişi de olduğu gibi Pink Floyd sayesinde oldu. Progresif rock diye bir türün varlığını öğrendikten kısa bir süre sonra sanırım saykodelik yapısından dolayı, o dönem yani 2005-2007 arası, en çok dinlediğim tarz, ekol yada tür; 1970'ler Almanyasının Krautrock'ı oldu. Başı çekenler Eloy, Guru Guru, Birth Control, Neu!, Jane, Ashra Tempel, Can, Grobschnitt gibi gruplardı, hatta Amon Düül II grubuna en az Pink Floyd kadar hayrandım.

Kısaca progresif rock'ı krautrock ve grupları sayesinde tanımış oldum diyebilirim. Onun içi krautrock'ın bende yeri çok farklıdır.

Agitation Free grubunu da o zamanlar dinlemiştim. Az albümü olması yada başka bir nedenden dolayı da olabilir, pek üzerinde durmamışım sanırım, meğerse grubun bir çok üyesini tanıyormuşum. Michael Hoenig'i Tangerine Dream grubuna bir süre katılmasından dolayı öğrenmiştim. 1970'de kurulduktan 1 yıl sonra grubun gitaristi Guru Guru (grup şuanda kuruluşunun 50. yılı adına konserler düzenliyor) grubuna geçiyor, 1972'de ise davulcu Chris Franke de Tangerine Dream grubuna geçiş yapıyor ki, Tangerine Dream efsanesinin oluşmasında Edgar Froese'den sonra en çok emeği geçen kişiydi.

Gruba, daha doğrusu albüme konuk olarak katılan, özellikle krautrock atmosferinin oluşmasına Hammond ile destek veren Peter Michael Hamel ise yine elektronik müziğin Alman ekolü dinlenilirken kesinlikle karşınıza çıkan bir isim.

Grup 'Malesh' albümünü yaparken, akdeniz turunda gezip gördükleri Yunan, Kıbrıs ve Mısır'dan etkilenirler. Bu etkilenmeyi de dönemin bir çok Alman grubu gibi müziklerine yansıtırlar. O yüzden albümü dinlerken doğu akdeniz seslerini görmeniz mümkün.

Giriş parçası 'You Play For Us Today', hard rock'da çok kullanılan basit gitar riffleri yerine oryantal dans ritimlerini kullanmışlar. Aynı şekilde hammond org da arap ezgilerini bas gitarın üzerine yerleştirmiş, davul ritimleri ise Amon Düül II ve Pink Floyd benzeri saykodelik rock'ı anımsattırıyor. Gitar solosu ise bilindik blues solosu yerine yine arap ezgileri tercih edilmiş.Sonuç olarak arap-oryantal dans müziği nasıl rock'da nasıl yaratıcı olarak kullanılır sorusunun cevabına yaratıcı bir cevap çıkmış.

'Sahara City' arapça konuşmalarla başlar. Herhangi bir şablon üzerine oturtulmayan parça, deneysel haliyle Pink Floyd'un ilk dönemi ile Amon Düül II'i akla getirir.

Devam parçası 'Ala Tul' albümde tekrar tekrar dinlediğim tek parça. Elektronik seslerle açılan parça, kısa kısa org sololarıyla saykodelik etkisini bünyeye enjekte eder. Bas gitar ve davulun sürekli birbirini tekrarlayan ritimleri saykodelik etkiyi daha da derinleştirir. 5 dakika gibi kısa bir süreye değil de, Amon Düül II'de olduğu gibi doğaçlamaya kalkıp 15-20 dakika gibi sürelere çıkarsalardı kesinlikle krautrock denince akla gelen ilk parçalardan olurdu.

'Pulse' bir önceki parçadaki saykodelik etkiyi bir anda yok ediyor. Daha az tekrarlanan ritimler bu kez Pink Floyd'un 'Ummagumma' albümündeki deneyselliğe dönüyor. Parçanın sonlarına doğru saykodelik etki funk ile tekrar kendini hissettirse de, etkisi uzun sürmüyor.

'Khan El Khalili', 'Pulse' parçasında ki 'Ummagumma' etkisini devam ettiriyor. Bir süre sonra da blues etkisini kendisini göstermeye başlıyor. Buradaki gitar bana Ange grubunun 'Hymne a la vie' adlı parçasını hatırlatıyor. Ange de akustik atmosferde blues etkisiyle buna benzer bir parça yazmıştı bir kaç yıl sonra.

Albüme adını veren 'Malesch' adlı parça da arap ezgileriyle başlıyor. Bu kez deneysellik senfonik bir hal alıyor. Gitar solosu yine blues solosu olsa da bas ve davul ile senfonik atmosfer daha baskın oluyor.

Albüm 'Rücksturz' ile senfonik atmosfer altında kısa ve etkileyici bir gitar solosuyla son buluyor.

Agitation Free grubunun bu ilk albümü bir çok 'en iyi albümler' diye yapılan krautrock listelerinin bir çoğunda yer almaktadır. Bu tarz listelere eğer her gruptan bir albüm alınsaydı, benim içinde krautrock'ın en iyiler (en iyi 20 albüm gibi) arasında yer bulurdu. Buna rağmen her krautrock dinlemeye çalışan yada dinleyen kişilerin kesinlikle bilmesi gereken bir albüm. 

1. You Play For Us Today (6.08)
2. Sahara City (7.42)
3. Ala Tul (4.50)
4. Pulse (4.43)
5. Khan El Khalili (8.10)
6. Malesch (8.10)
7. Rücksturz (2.09)

Süre : 41.52

Jörg Schwenke / Elektrik Gitar
Lutz Ulbrich / Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar, Zither(Kanun benzeri alman çalgısı), Hammond
Michael Hoenig / Synth (ses düzenleyicisi), Çelik Gitar,
Michael Günther / Bas Gitar
Burghard Rausch / Davul, Perküsyon, Marimba, Vokal

Konuklar
Peter Michael Hamel / Hammond
Uli Pop / Bongo (1)

10 Mayıs 2019 Cuma

Johannes Schmoelling - Lieder Ohne Worte 1995




Johannes Schmoelling, 1979 yılında Tangerine Dream grubuna dahil olur. Öncesinde okuduğu sanat okulunda müziğe, özellikle elektronik müziğe ilgi duyması onu müziğe daha çok odaklandırır. 1977 yılından itibaren müzik ile ilgilenlemeye başlar. 1979 yılında Tangerine Dream gruba katılarak,  ayrılan Peter Bauman'ın boşluğunu doldurur. 1980 yılında 'Thief', 1985 yılında da Ridley Scott'un 'Legend' (filmin soundtrack'lerinde Pink Floyd'dan David Gilmour, Yes'den Jon Anderson vardır) filmlerinde ses düzenleyicisi olarak yer alır.


Schmoelling, 1985 yılında Tangerine Dream grubundan ayrıldıktan sonra dizi-film müzikleri ve kendi albümlerini yapmaya başlar. İlk solo albümünü gruptan ayrıldıktan bir yıl sonra 1986 yılında çıkartır. Günümüze kadar da hem solo albümleri hem de film müzikleri yapmaya devam eder. 2010'lı yıllarda Tangerine Dream gitaristi Edgar Froese'nin oğlu Jerome Froese'nin Loom adlı grubuna girer. Ayrıca Jerome Froese'nin konserlerine misafir müzisyen olarak katılır. En son albümünü (aynı yıl 2 albüm birden) ise 2 yıl önce 2017'de çıkartır.

Johannes Schmoelling popülerlik anlamında pek bilinmemesine rağmen, elektronik müziğin öncülerinden olan Tangerine Dream üyeliği dolayısıyla ismi çok da yabancı değil. Kendi albümlerinde olduğu gibi dizi-film müziklerinde de 1980'ler Tangerine Dream müziğini fazlasıyla hissettirir. 'Erdenklang' albümünde de 80'ler Tangerine Dream etkisi devam eder.

'Erdenklang' yada diğer adı 'Lieder Ohne Worte' (sözsüz şarkılar) albümünde, 80'ler Tangerine Dream etkisi olduğu kadar içinden çıktığı krautrock etkisi de vardır. Ancak daha önemlisi Schmoelling bu albümünde diğer albümlerine göre krautrock'da önemli bir yere sahip olan synth etkisini bir hayli azaltmıştır.


Schmoelling bu albümünde yapmak istediği klasik müziği elektronik müziğin içine yerleştirmekti. Aynısı yada bir benzerini 60'ların sonlarında ve 70'lerin başlarında rock müziğin içinde yapılmıştı. Bunu da evlilik marşı denince akla gelen, klasik müziğin romantik döneminin önemli isimlerinden Mendelssohn müziğini kendi müziğine yansıtarak yaptı. Bunda da fazlasıyla başarılı oldu. 

'Nursery Ryhme', klasik müziğin minimalist bakış açısına sahip öncülerinden Eric Satie tarzı bir parçadır. Melodik olduğu kadar da ritmiktir. 'Gondola Song' ise Mendelssohn'un Gondol şarkısının bölümlerinden birisidir.  'Spinning' parçasında yine klasik müziğin etkisi fazlasıyla hissedilir. 'Jester's Nightwatch' parçası ise tamamen bas tonunun etrafında gezinir. 80'ler rock atmosferine uygunluk gösteren bir parça. 'Autumun Song', 'Huntsman's Song' ve 'Hymnus', Schmoelling'in albüm için örnek aldığı Mendelssohn'un klasikleşmiş eserlerinden bir kaçının elektroniklerle yorumlanışıdır. 'Maypole Song', Schmoelling'in kudüs'ü ziyaret edişinde ağlama duvarından etkilenerek yaptığı bir parçadır.

Albümün kapanış parçası Mendelssohn'un en bilindik eserlerinden 'Funurel March'. Schmoelling, klasik müziğe olan hakimiyetini gösterdiği en iyi yer. Hem klasik müziğin tadını hem de elektronik müziğin tadını fazlasıyla alıyorsunuz.

'Lieder Ohne Worte'; 'Sözsüz Şarkılar' Mendelssohn'un müziğinden ve bestelerinden esinlenilerek Schmoelling tarafından 1995 yılında ortaya çıkarılmış bir albüm. Hem progresif rock sevenler hem de elektronik müzik sevenler için kıyıda köşede saklanılması gerekli olan bir yaratıcılık. 

1. Nursery Ryhme (5.01)
2. Gondola Song (4.31)
3. Spinning (5.51)
4. Jester's Nightwatch (5.45)
5. Autumun Song (6.39)
6. Huntsman's Song (6.39)
7. Hymnus (8.29)
8. Maypole Song (6.51)
9. Funurel March (6.08)

Süre : 53.31

Johannes Schmoelling / Besteci, klavyeler ve synth(ses düzenleyicisi)

Jan Seliger / Davul (2,6,9)

28 Nisan 2019 Pazar

Faust - Fresh Air 2017




2017'nin sonlarında yılın en iyi albümleri diye liste yapmaya kalkıştığımda yeni çıkan bir çok albüm dinlemiştim. Bazılarını ilk dinlediğim andan itibaren beğenip listeme koymuştum. Bazılarını da dinledikten sonra silip yok etmiştim. Bazılarını da daha sonra dinlerim diye bilgisayarın içinde bir yerlere atmıştım. Sonraları tekrar ortaya çıkardığımda o albümleri teker teker baştan sona zevk alarak dinlemeye başladım.

Bir önceki yazımda Michael Rother'in albümünü yazarken son bir aydır doğru dürüst müzik dinlemediğimi yazmıştım. 4-5 albüm haricinde gerçekten müzik dinlemedim. Bir kaç akşam önce ise bilgisayardaki albümleri karıştırırken Faust'un bu albümü karşıma çıktı. O bir kaç gün içinde de albümü baştan sona en 10 kez dinledim. 

Faust, krautrock'ı az çok bilenler için tanıdık bir grup. En azından merak edenlerin krautrock diye aradığı zaman tür olarak değil, bir şarkı olarak karşına çıkar ve diğer albümleri bilinmese bile akılda bu parçayla kalıcı olur.

Sanırım ben de ilk dinlediğimde 'krautrock' parçasıyla yetinmişim ki diğer albümlerini anımsamıyorum. Son bir kaç gündür sürekli aynı albümü dinliyor olmamdan dolayı da pişman değilim. O dönem diğer krautrock gruplarına öncelik verdiğim için Faust grubunu unutmadım ama albümlerini dinlemeyi de ertelemiş gibi oldum. Şuan ise yepyeni bir müzik keşfetmişçesine zevk ile dinliyorum.


Faust, 1970'li yıllarda Almanya'dan çıkan bir grup olmasına ve pek popülerliği olmamasına rağmen şuanki grup üyelerinin çoğu farklı ülkelerden müzisyenler. Farklı ülkelerden olmaları müziğin niteliğini değiştirmiyor olsa da ortaya konan müziğin evrenselliğini gösterir niteliktedir. Faust yada grubu şuan için ayakta tutan davulcu Werner Diermeier ve bas gitarist Jean-Herve Peron ile birlikte müziğin evrenselliğini ve yaratıcılığını ön plana alarak grubu ayakta tutuyorlar.

'Fresh Air' albümü krautrock olarak adlandırılsa da ortaya konan müzik daha çok avant-gard atmosfere sahip. Bu atmosferin altında serbest caz, saykodelik, klasik müzik, funk, halk müziği (balkanlar ortadoğu) gibi birbirlerinden farklı türler ve armonik yapılar var. Bunların biraradalığı daha doğrusu hepsini bir araya getirip bambaşka bir müzik ortaya çıkarmak ise iki müzisyenin müziğe bakışı sayesindedir. 

Krautrock'da yenilik arıyorsanız, fransız tarzı avantgard'ı seviyorsanız, günümüzün anlamsız saçma sapan ve sürekli kendini tekrarlayan şablon müziklerden hoşlanmıyorsanız, Faust'un 'Fresh Air' albümü size ilaç gibi gelecektir. Yetmeyecek diğer albümlerini merak edip onları dinleyeceksiniz. O da yetmeyecek Faust benzeri grupları bulmaya çalışacaksınız. Ama aramayın, bulamazsınız.

Ben size iki grup vereyim; Flowers Must Die, Heliocentrics.

'Fresh Air' albümünde müzikal kalite yüksek olduğu kadar 'Fresh Air' adlı parçanın teması da sıradanlıktan öte. Her yerimizi saran fabrikalaşma, makineleşme sayesinde sağlıklı düşünebilecek yerlerimiz, yaşam alanlarımız tamamen yok oluyor. Şehirler insan yaratıcılığın sonuçlarından biri olması gerekirken; makineleşen, köleleşen insan yığınlarının yaşayıp öldükleri (yendikleri) örümcek ağlarına dönüşüyor. Faust grubu da haklı olarak hem insan yaratıcılığının önünün kesilmesine hem de makineleşen şehirlere isyan bayrağını müziğiyle acıyor.

2017'nin sonlarında en iyi albümler diye bir liste hazırlamıştım. Son bir kaç gündür bu albümü dinlemekten dolayı sanırım iyi ki yayınlamamışım diyorum. Yoksa böyle mükemmel ötesi bir albümü yok saydığım için üzülürdüm.

1. Fresh Air (live) (17.31)
2. Birds Texas (2.31)
3. Partitur (0.22)
4. La Poulie (6.38)
5. Chrorophyl (8.04)
6. Lights Flicker (5.40)
7. Fish (live) (11.25)

Süre : 52.11

Jean-Herve Peron / Besteci, Bas Gitar, Elektrik Gitar, Vokal
Werner Diermeier / Besteci, Perküsyon

Albüm katılanların nasıl katkıda bulunduklarını bilmiyorum. Sanırım Barbara Manning vokallerde yer alıyor. Diğerleri hangi enstrümanı çalıyor, internet üzerinden bilgi edinemedim. Ama Barbara Manning'in vokali bir çok rock vokalistinden çok daha iyi.

Maxime Manac'h
Barbara Manning
Braden Diotte
Juergen Engler
Michael Day
Robert Pepper
Ulrich Krieger
Ulrike Stöve
Ysanne Spevack 

23 Nisan 2019 Salı

Michael Rother - Flammende Herzen 1977



Yazı yazmayalı bir aydan fazla bir süre oldu. En son yazdığım yazıdan sonra yazmayı istediğim Michael Rother'in ilk albümüydü. Yazamadım, yazma isteği gelmedi. Üzerine bir çok albüm dinledim yazarım diye ama hepsini severek ve zevk alarak dinlediysem de hiç birine odaklanamadım. Bir ay öncesine bu gece geri döndüm. Kaldığım yerden, Michael Rother'in ilk albümünden devam ederim dedim.

Michael Rother, aynı Neu! grubundan arkadaşı Klaus Dinger gibi sürekli müziğin içinde olmuş bir isim ve hala daha müziğin içinde olmaya devam ediyor. Albümler yapmıyor olsa da, konserlerde yer alıyor.

Klaus Dinger'in Neu! grubu dağıldıktan sonra kurduğu La Düsseldorf'un ilk albümünü yazarken değindiğim krautrock'a tekrar değinsem Michael Rother'in müziği daha çok anlaşılır. Krautrock genel tanım içinde ağırlıklı olarak deneysel müzik olarak geçse de müziğin içi biraz farklıdır. Bu farkı ben ikiye ayırarak açıklamaya çalışıyorum. İlki saykodelik rock'a yakın türde olanlar; ikincisi, elektronik (avantgard) seslerin yoğun olduğu atmosfere sahip olanlar. İlkine örnek olarak Amon Düül II, Nektar, Guru Guru gibi gruplardır. Maalesef günümüzde devam edicileri çok azdır yada krautrock dendiğinde anımsanmaz. İkincisi ise sayılamayacak kadar örnekleri vardır ve müzik üretilmeye devam edilmektedir. Tangerine Dream, Can, Popol Vuh, Faust, Cluster ilk aklıma gelenlerden.

Klaus Dinger'in çalıştığı ve yarattığı gruplar gibi, Michael Rother'in çalıştığı gruplar ve solo albümleri de yukarıda örneğini vermeye çalıştığım krautrock'ın yaşayan tarafını oluşturuyor. 'Flammende Herzen' albümü de krautrock'ı anlamak için kolay yöntemlerden birisidir.
                                                   

Michael Rother, krautrock'ın efsaneleşen gruplarından Neu! kurulmadan önce Klaus Dinger gibi elektronik müzik denince akla gelen gruplardan Kraftwerk grubunda kısa bir dönem bulundu. Hemen ardından Neu! kurulduktan sonra albümlere yoğunlaşmaktan ziyade konserlere yoğunlaştılar. Çok konser vermelerinden dolayı albüm sayıları az olsa da, Michael Rother bir kaç yıl sonra Harmonia grubuna da dahil oldu. 1975 yılında Neu! dağıldıktan sonra ilk albümü, 'Flammende Herzen'i 1977 yılında çıkardı.

'Flammende Herzen' albümünü sanırım ilk kez geçen ay dinledim. 10 küsür yıl önce krautrock gruplarının çoğunu dinlerken Neu! grubunun albümlerini ve Michael Rother'in 'Sterntaler' albümünü de dinlemiştim. Hatta o dönem krautrock denince aklıma gelen ilk bir kaç isimden biriydi. Ancak daha farklı müzikler dinlemeye yönelince bu ilk albümünü dinlemeyi kaçırmışım.

'Flammende Herzen', Michael Rother'in ilk albümü ve ilk albümünde yardımcı olarak Can grubundan Jaki Liebezeit katılmış. Albüm yine Neu! Atmosferinde ama gitar çalışmaları daha çok duyuluyor. Bir sonraki albümü 'Sterntaler' da olduğu gibi Rother'in gitarı müziğe dramatik bir hava katıyor. Albüm baştan sona mekanik bir ritim üzerinde gidiyor olsa da biraz kendinizi verdiğininiz zaman Michael Rother'in ne yapmak istediğini anlayabilirsiniz.

Krautrock, günümüzde popülerliğini yitirmiş, 70'lerdeki gibi bilinen bir tür olmasa da dinleyene özellikle anlayana müzik hakkında çok şey katacak bir müzikal anlayış. Ki bu anlayış günümüz popülerleşmiş bir çok müzik türünün de temeli. Michael Rother ise Krautrock'ın oluşumunda çok değerli bir isim.

1. Flammende Herzen (07.03)
2. Zyklodrom (09.36)
3. Karussell (05.22)
4. Feuerland (07.06)
5. Zeni (05.09)

Süre: 34.11

Michael Rother / Gitar, Piyano, Bas Gitar, Synth
Jaki Liebezeit / Perküsyon

6 Mart 2019 Çarşamba

Amon Düül II - Tanz Der Lemminge 1971




Amon Düül II, 1960'ların sonlarında komün olarak kurulduktan bir süre sonra müziğin niteliğinde anlaşamadıkları için ikiye bölünen gruplardan bir tanesi. Amon Düül adıyla devam eden grubun ömrü uzun sürmeyecek ve dağılacaktır. Amon Düül II ise günümüzde de hala albüm çıkarmaya devam edecektir.

Bütün krautrock grupları gibi Amon Düül grubu da deneysellik ve doğaçlama üzerine kuruludur. Dolayısıyladır ki, bütün krautrock gruplarında avantgard bir atmosfer hakimdir. Grup ikiye ayrıldıktan sonra da ortaya çıkan müziklerde yine avantgard atmosfer hakimdir. Amon Düül adıyla devam eden grup ilk dönem krautrock'ına daha sadık kalırken, Amon Düül II grubu biraz daha saykodeliğe kayacaktır. Nitekim Amon Düül grubunun son albümü Popol Vuh atmosferinde bir albümdür. Ancak Amon Düül II grubu daha ikinci albümden itibaren özellikle İngiltere'de popülerleşen saykodelik müzikten beslenmeye başlamıştır. 'Tanz Der Lemminge' albümünde bu saykodelik izler yoğunluktadır.

Krautrock'ın bir çok tanımı yapılır. Bir çok kişiye göre progresif rock değil, hatta bir alt türü bile değildir. Onlar krautrock'ı kendi iç dinamikleriyle tanımlamaya çalışırlar ki, en doğru yaklaşımda odur. Çünkü dönemin avrupa ülkelerine bakıldığında İngiltere'de yapılan müzik başı çekerken bir çok ülkeden onları takip eden gruplar çıkmıştır. Ancak bazı ülkelerin bazı grupları ise kendi kültürlerinden ve halk müziklerinden etkilenerek müzik yapmışlardır. PFM, Area, Banco, Le Orme gibi italyan grupları kendi halk ezgilerini kendi müziklerinde kullanmışlar ve böylelikle italyan progresif rock'ı diye bir tanım ortaya çıkmıştır. Aynısı Türkiye'de de olmuş, türk halk ezgileri ile saykodelik atmosfer birleştirilerek Anadolu rock oluşmuştur. İspanya'dan endülüs rock, Fransa'dan Zeuhl tarzı gibi İngiltere merkezli progresif rock'tan bambaşka müzikler oluşmuştur.

Krautrock, bir çok avrupa ülkesinden çıkan farklı türlerden çok daha farklı bir tür. Bu bir çok ülkeden grupların İngiltere merkezli rock'ı takip etmelerinden dolayı saykodelik atmosfer ve blues şablonu ağırlıktadır. Krautrock'da ise bunların izlerine yok denecek kadar az rastlanır. Amon Düül II dahi özellikle Pink Floyd'un saykodelik atmosferinden etkilenirken ortaya çıkardıkları müzik benzersizdir.

Krautrock'ı ben ikiye ayırıyorum.

İlki elektronik ağırlıklı krautrock, diğeri saykodelik ağırlıklı krautrock. Elektronik ağırlıklı krautrock gruplarının bir kısmı bir süre sonra elektronik müziğin öncüleri olmuşlardır. Diğer kısmı ise aynı atmosfer üzerinden üretmeye devam etmişlerdir.


Saykodelik ağırlıklı krautrock grupları ise 70'lerde varolduktan bir süre sonra müzikteki etkileri dönemin bir çok saykodelik rock gruplarında olduğu gibi yok oldu.

Ancak döneminde Almanya'dan çıkan her grup krautrock grubu değildir. Örneğin Eloy, Novalis, Grobschnitt, Triumvirat, Birth Control krautrock olmayan grupların başında geliyor.

Bir krautrock grubu olan Amon Düül II'de etkisi yok olan grupların başında geliyor. Tangerine Dream, Can, Kraftwerk gibi gruplar müzik üretmeye ve müziğe yön vermeye devam ederken, Amon Düül II, Faust gibi gruplar hala müzik üretmeye devam ediyorlar olsa da, yeni dönem müziğin üzerindeki etkileri yok denecek kadar az değil, yoktur.

'Tanz Der Lemminge', Amon Düül II grubunun en farklı, daha doğrusu en benzersiz albümü. Diğer albümlerinde ağırlıkta olan doğaçlamaya bu albümde çok fazla başvurulmuyor. Parçalar içinde deneysellik az iken albümün içine dağılan hemen hemen her parça da etkisi hissedilen farklı türlerden ezgiler ve ritimler biraraya getirilmiş gibi duruyor.

Amon Düül II'nin ilk albümlerini de dinlediyseniz, albüm size çok yabancı gelmez ancak çok farklı sesler duyacağınız için bir çok parça ilginç gelebilir. 17 parçadan oluşan albümün 10'dan fazla parçası çok kısa denecek türden ve her biri birbirinden bir hayli duygu yoğunluğuna sahip.


Albümde en çok dikkatinizi çekecek olan 'The Marylin Monroe-memorial-Church' parçası. Parça Pink Floyd'un Ummagumma albümünün içinden fırlayıp bu albüme düşmüş gibi duruyor. Tabi albümün içine düşerken minimalist bir atmosfere bürünüyor. Eğer parçayı severseniz, aynı avantgard atmosferi ve minimalist yaklaşımı Tangerine Dream'in 'Zeit' ve Popol Vuh'un 'Hosianna Mantra' albümlerinde de bulabilirsiniz. Her üç grupta Pink Floyd'dan etkilenirken aynı dönem, Pink Floyd'da onlardan etkilenmişlerdir.

'Tanz Der Lemminge' albümü Amon Düül II grubunun en az bilinen ve dinlenen albümlerinden biri olmasına rağmen müzikalite açısından bir daha tekrarlanamayacak düzeyde kaliteli bir albüm. Bazı albümleri ve bazı grupların yaptıkları müzikleri bir zamana sığdıramadığım için zamanın ötesinde diye tanımlamışımdır. 'Tanz Der Lemminge' albümü de benim için onlardan bir tanesidir.

1. In The Glassgarden (1:39)
2. Pull Down Your Mask (4:38)
3. Prayer To The Silence (1:04)
4. Telephonecomplex (8:23)
5. Landing In A Ditch (1:12)
6. Dehypnotized Toothpaste (0:52)
7. A Short Stop At The Transylvanian Brain-Surgery (5:00)
8. Little Tornadoes (2:08)
9. Overheated Tiara (1:46)
10. The Flyweighted Five (1:26)
11. Riding On A Cloud (2:33)
12. Paralyzed Paradise (3:07)
13. H.G. Wells' Take Off (1:22)
14. The Marylin Monroe-Memorial-Church (18:03)
15. Chewinggum Telegram (2:42)
16. Stumbling Over Melted Moonlight (4:34)
17. Toxicological Whispering (7:47)

Chris Karrer / Gitar, Keman, Vokal (2,4)
John Weinzierl / Gitar, Piyano, Vokal (12)
Falk Rogner / Org, Elektronikler
Kalle Hausmann / Elektronikler
Lothar Meid / Bas Gitar, İkili Bas, Vokal (7, 11)
Peter Leopold / Davul, Perküsyon, Piyano
Renate Knaup-Krötenschwanz / Vokal (11)

Konuklar
Jimmy Jackson / Org, Kilise Orgu, Piyano
Al Gromer / Sitar
Rolf Zacher /Vokal (13)

8 Şubat 2019 Cuma

Birth Control - Hoodoo Man 1972



60'ların sonunda dönemin Papasının kürtaj ile ilgili açıklamasından sonra tepki olarak grubun adını Birth Control koydular. Aslında Papa'nın açıklamasına bir parça yazarak karşılık verdiler ve grubun adı o parçadan geldi. İlk albümlerinden itibaren müziklerini politik ve protest söylemler üzerinden oluşturdular. Devamında yaptıkları albümlerinde bu çizgiyi değiştirmediler.

3. albümü olan 'Hoodoo Man' de 'Buy!' adlı parça ile başlarken tüketimciliği hedef alarak başlar. Sinema'da, TV'de, gazeteler'de, dolayısıyla önünüze modern diye sunulan her yerde gizli yada açık bir şekilde size bir şeyler satılmaya çalışılmaktadır; parçanın ana konusu bunun üzerinedir. Parçanın müziği ise dönemin heavy prog gruplarına göre bir hayli üst düzey kalitede. En azından Uraih Heep'in ağlaklığından ve neredeyse her parçada blues'a sığınmasından çok daha iyi olduğu kesin. (Aslında Birth Control'ün müziğinin kategorilendirmesi günümüzde yapılmaktadır. O zamanlar kendileri ne diyorlardı, bilmiyorum)

'Suicide' parçası da ilk parça gibi politik bir duruşa sahip. Bu kez modern dünyaya sırt çevirenlerin nelere başvuracaklarını kısa ve öz olarak anlatır. Çıkardığı sonuç ise gelecek için kişilerin feda edilmesi üzerine. Müzik ise ilk parçada ki gibi ağır orglar üzerine değil, daha çok caz'ı temel alır. Parçanın sonlarındaki gitar solosu da muhteşemdir. Gitarı çalan çok erken yaşta ölen Bruno Franzel'dir.

'Get Down To Your Fate', ilk iki parçadaki kaderci anlayışın bir çözümünü sunar. Kaderciliğini alaşağı et. Günümüzde 70'lerin müziklerini tekrar diriltmeye çalışan grupları Retro olarak tanımlarlar. Yaptıkları müzik tam olarak Birth Control'ün bu parçasıdır. Hafif 60'lar ve yoğun olarak 70'lerin saykodelik havası hakimdir.

İlk 3 parça Bruno Frenzel'in parçalarıdır. 'Gamma Ray' ise grubun ortak çalışmasıdır ve bir çok insan gibi ben de grupla bu parça sayesinde tanıştım. Parçayı dinledikten çok kısa bir süre sonra da albümlerinin tamamını bulup bütün albümlerini yıllar öncesinde dinledim. Eğer bu bloğu açmış olmasaydım belki de şuan dinlemiyor olurdum.

'Gamma Ray', bir çok rock grubun anımsanmasına neden olan marşlardan biridir. Pink Floyd'un 'Another Brick In The Wall', Queen'in 'We Will Rock You' gibi. Ancak Birth Control'ün bu marşı klasik olarak kısa ve akılda kalıcı değildir. Tamamen deneysellik (experimental) üzerine kurulu. Öyle ki, bu albümde 9 dakika iken, konserlerde daha kısa (4-5 dakika) yada uzun (20-25 dakika) olarak çalınabiliyor. Parçanın solo kısımları ise Bruno Frenzel'in gitar solosu ve Bernd Noske'nin davul sololarından oluşuyor.


'Gamma Ray' parçasında dünyada varolan sürekli savaşlar için 'Gama ışını olsaydım, bu savaşanlara sevgiyi aşkı aşılasaydım' der. 'Hoodoo Man' ise ilk 3 parçanın devamı niteliğindedir. Hiç bir şeyi umursamayan, kendi halinde hayattan zevk alarak yaşayan kişinin sonunda 15 çoçuklu bir aile insanına dönüşmesini anlatır. Hoodoo man ise suçu kaderine bağlar. Parçanın müziği ise albümdeki en senfonik parçadır. Kilise org ile çalınan son kısımları ise sanki hoodoo man'in cenaze marşı gibidir.

Albümün son parçası 'Klaustob' diğer parçalara göre kısadır. Ancak kısa bir parça olmasına rağmen grup 50 ve 60'ların rock'n roll'una ve folk müziğine selam göndermeyi her notada hakkıyla verir.

Birth Control pek bilinmese de (hem ülkede hem de prog severler arasında), yaptıkları müziklerle ve politik duruşlarıyla bilinmesi ve özellikle günümüzde dinlenilmesi önem arzeder.

1. Buy! (7.10)
2. Suicide (6.16)
3. Get Down To Your Fate (7.58)
4. Gamma Ray (9.44)
5. Hoodoo Man (8.25)
6. Klaustob (2.40)

Süre : 42.13

Bruno Franzel / Elektrik Gitar, Vokal
Wolfgang Neuser / Org, Klavyeler, Synth, Kilise Orgu, Vibrafon
Bernd Koschmidder / Bas Gitar
Bernd Noske / Davul, Perküsyon, Vokal

2 Şubat 2019 Cumartesi

La Düsseldorf - La Düsseldorf 1976



Her ülkeden çıkan rock gruplarının özellikle 60 ve 70'li yıllarda hemen hemen benzer müzik düşüncelerine sahip olduğu görülür. Örneğin Fransa'dan genel olarak çıkan avantgard anlayışlı caz ve zeuhl müziği, Türkiye'den çıkan saykodelik ve folk birleşimi Anadolu rock, İspanya'dan saykodelik, caz ve flamenko karışımı Andalus (endülüs) rock gibi. Almanya'dan çıkan gruplarda da belli özellikler var. Her ne kadar bu özelliklerin dışına çıkıp müzik yapanlar varsa da (Eloy, Birth Control gibi) genel olarak Almanya denince iki rock türü anımsanır.

İlki krautrock diğeri elektronik rock. İkisi de birbirinin içindedir. Dönemin Almanyasında elektronik müzik yapan gruplarla krautrock grupları içiçedir. En güzel örneği Popol Vuh grubudur. 1972'de gruba katılan bir çok müzisyen aynı yıl Tangerine Dream'in 'Zeit' albümünde çalmışlardır. Sadece müzisyenlerin farklı gruplarda farklı müzik yapmış olmaları değil, çoğu zaman bir çok grup hem elektronik müzik hem de krautrock olarak bilinir. Ashra Tempel'ın kurucusu Manuel Göttsching ile Tangerine Dream'den gelme ve elektronik müzik denince ilk akla gelen ad olan Klaus Schulze'nin öncülüğünde süpergrup olarak kurulan The Cosmic Jokers, her iki türün içiçeliğine güzel bir örnek oluşturur.

La Düsseldorf da içiçe olan iki türün ilk akla gelmesi gereken gruplarında başıındadır. Klaus Dinger tarafından 1975 yılında kurulur. Klaus Dinger müziğe erken yaşlarda 1960'ların ortalarında başlar. Dönemin şuan için pek bilinmeyen rock ve caz gruplarında çalar. 1970 yılında elektronik müzik efsanelerinden Kraftwerk'e konuk müzisyen olarak katılır. Ertesi yıl Michael Rother ile Neu! adlı grubu kurar. 1975 yılına kadar kendi grubuyla çalıştığı gibi dönemin bir çok grubuna Michael Rother gibi konuk müzisyen olarak olur. Neu! Grubunda Michael gitarda iken Klaus Dingere davulu üstlenir.

1975 yılında son Neu! albümü yayınlandıktan sonra kurulan gruba bu kez gitar, piyano çalarak öncülük eder. Gruba kardeşini de dahil eder. Albümdeki bütün parçalar Klaus Dinger'in kendisine aittir. La Düsseldorf ilki 1976'da olarak 3 albüm yapar. 80'li yıllarda Klaus Dinger müzik hayatına, üretmeye devam etse de, 90'lı yıllardaki kadar üretken değildir. 90'lı yıllarda Neu! müziğini tekrar canlandırmaya çalışır. La Düsseldorf ve Neu! müziği içiçe geçer.

Klaus Dinger 2008'de, 11 yıl önce öldü ama krautrock denince ve ilgilenilmeye başlayınca karşınıza çıkan en orijinal kişiliklerden birisi haline geldi.

Albüm olarak La Düsseldorf(grubun adı da buradan geliyor), Neu! döneminin devamı niteliğinde. Motorik ritimler, bolca elektronik öğeler, yer yer kulağa melodik gelen anlar ve folk ve punk. Neu! grubunda ne yapmaya çalıştıysa yeni grubunda da aynısını yapmış. Bir farkla; Neu! ile daha deneysel iken La Düsseldorf'ta artık şablonlar oluşturmalıyım diyerek parçalarını belli bir kalıba sokmuş(yani albümü experimental olarak değerlendiremeyiz).

* İlk iki parçanın başındaki stadyum sesleri bana Pink Floyd'un Meddle albümündeki ve 70'lerde Liverpool'un marşlarından biri olan 'Fearless' parçasını anımsatıyor.

Eğer ilk iki parçayı stadyumda konser dinler gibi hissederseniz albümün tadına doyamayabilirsiniz. Hatta ilk parçanın sonlarında The Who'nun tadını bile yakalayabilirsiniz. 'La Düsseldorf' parçasında da The Who'yu yakalarsınız belki ama daha çok punk ve elektronik haliyle.

'Silver Cloud' parçası da The Who tarzında devam ediyor. Ancak hızlı ve ritimli şekilde değil, 'Song is Over' parçası gibi senfonik ve dönemin elektronik müziği gibi newage tarzı ile birleşiyor.

Albümün son parçası, 'Time'. Zamanında sadece grup isimlerine ve albümlerine bakıp dinlerken önüme çıkan mükemmel ötesi parça. La Düsseldorf'u değil, Klaus Dinger gibi bir sanatçıyı tanımama neden olan müzikal yaratıcılık.

İlk dinlediğimde (yılı anımsamıyorum zamansız bir parça gibi geliyor) nasıl zevk aldıysam şuan dinlerken de aynı zevki alıyorum. Aradan geçen 43 yıla rağmen sanatsal değerinden hiç bir şey kaybetmiyor.

La Düsseldorf yada Klaus Dinger, krautrock'ın kalburüstü gruplarından yada müzisyenlerinden değil ama o dönemin müzikal anlayışını anlayabilmek için başvurulması gereken kişilerden biridir. Aynı Popol Vuh'un yaratıcısı Florian Fricke gibi.

1. Düsseldorf (13.17)
2. La Düsseldorg (4.28)
3. Silver Could (8.01)
4. Time (9.24)

Süre : 35.10

Klaus Dinger / Vokal, Elektrik Gitar, Piyano, Klavyeler, Synth (ses düzenleyicisi), Besteci
Thomas Dinger / Perküsyon, Vokal
Hans Lampe /  Perküsyon, Elektronikler

Konuk / Harald Konietzko / Bas Gitar (3,4)

22 Aralık 2018 Cumartesi

Eloy - Floating 1974




Eloy, her dönem kendini yenilemiş ve değişmeyi başarmış ender grupların başında geliyor. Hatta 70'lerden günümüze kadar gelen gruplar arasında tek bile diyebilirim.

1970'lerin başında başladıkları müziğe geçen yıl bir albüm daha ekleyerek devam ettiler. İlk başladıklarında hard rock tarzında müzik yapıyorlardı. Ancak müziklerinde keskin bir dönüş yaparak dönemin ağır saykodelik müziğine odaklandılar. Ağır saykodelik müzikten de bir süre sonra senfonik yapılı müziğe geçtiklerinde Eloy efsanesi olacak albümler ortaya çıkardılar. 80'lere geldiğinde ise yine space rock denen türe yöneldiler. Günümüzde de şimdiye kadar edindikleri bütün deneyimlerle geçen yıl bir mükemmel bir albümle müzikte varolmaya devam ettiklerini belirttiler.

Eloy, farklı bir müziğe yöneldiği her dönemde kalitesini ve yaratıcılığını fazlasıyla gösterdi. Ağır saykodelik döneminin ikinci albümü, kendilerinin de 3. albümü 'Floating' de yaratıcılık ve kalite bakımından dönemin benzer müzik yapan gruplarınla kıyaslandığında kolaylıkla özel bir yer edinir.

'Floating', bir önceki albüm 'Inside''dan biraz daha az saykodelik ama bir o kadar da ağır bir albümdür. Başlangıç şarkısında, aynı zamanda albümün adı olan, caz ritimleri yoğun gözükse de Manfred Wieczorke'nin org kullanımı hard rock'a yaklaştırıyor. Bir önceki albümde 'Daybreak' tarzı beat anımsatmıyor değil.


İkinci parça 'The Light From Deep Darkness', hem uzunluğu hem de içerdiği yoğun ve ağır saykodelik atmosferden dolayı bence albümün en iyisi. Bence en iyisi çünkü 3-4 yıl boyunca saykodelik rock dinlemediğim zaman olmuştu bir kaç yıl öncesine kadar. Nemrud'un son albümünü o kadar çok sevmiştim ki, bir süre sonra aklıma sadece Eloy'u getirebildim dinleyebilmek için. Bu parça da dediğim gibi hem uzunluğu hem de ağır atmosferiyle beni kendisine çekip içinde hapsediyor. Bluesvari bir yapıda olmadığı içinde ne kadar kendimi versem de tekrar dinleme hissi yaratıyor.

'Castle In The Air', albümdeki ikinci favori parçam. Blues'un hiç sırıtmadan mükemmel bir biçimde içine yerleştirildiği parça.

'Plastic Girl', albümden en çok bilinen parça. Bir çok kişi tarafından çok sevilip dinleniyor olsa bile ısınamadığım Eloy parçalarının başında geliyor. Ama yine de albümün atmosferine uygun bir parça.

'Madhouse', albümdeki heavy'e, ağır prog'a yakışır bir parça. Dönemin ağır prog öncülerinden hiç bir farkı yok. 1974 yılını göz önüne aldığımızda Rush henüz ortalarda yoktu bile.

'Floating', Eloy'un yine mükemmelleştiği albümlerden biri. Eloy'u zamanına göre değerlendirip albümlerine de ona göre odaklanıldığında albümünde ne kadar iyi bir yapım olduğu ortaya çıkar.

1. Floating (3.59)
2. The Light From Deep Darkness (14.37)
3. Castle In The Air (7.13)
4. Plastic Girl (9.05)
5. Madhouse (5.16)

Süre : 40.10

Frank Bornemann / Elektrik Gitar, Vokal
Manfred Wieczorke / Org, Elektrik Gitar
Luitijen Janssen / Bas Gitar
Fritz Randow / Davul 

19 Kasım 2018 Pazartesi

Novalis - Brandung 1977



2 ay önce, Eylül başında, Novalis'in 1977'deki konser kayıtlarını içeren albümünü yazmaya başlamam Facebook'ta bir arkadaşın paylaşımı yüzünden oldu. Paylaşılan albüm 'Brandung' idi. Ama Brundung albümünü değil de o an konzert albümünü yazmaya karar verdim. Çünkü ben de bir anısı vardı.

Konzert albümünü ilk dinlememin üzerinden sanırım 11 yıl geçti. 2005 yahut 2006 yıllarında o zaman varolan, şimdi sadece facebook grubu olarak devam eden, Pinkfloydtürk.net'in forum kısmında görüp dinlemiştim. O dönem youtube gibi kolay erişilebilir yerler olmadığı için albümleri bulmak bir hayli zordu. Çünkü henüz internete albümler yüklenmiyordu. 'Konzert' albümünü de 2007 sonlarında bulmuştum. Her sabah işe yürürken, işyeri eve çok yakındı, mp3'de açar 'Konzert' albümünü dinlerdim. O dönem öyle bir etki bırakmıştı ki ben de, yine o dönem dinlediğim Camel'e bile tercih eder olmuştum. Gerçi Camel'i de sonradan youtube iyice yaygınlaşmaya başlayınca sevmeye başlamıştım. Şuan karşılaştırma yapsam Novalis'i 10 yıl önce olduğu gibi tercih ederim.

Novalis'in ilk 4-5 albümü gerçekten benim için özel bir yere sahip. Sanırım Novalis'in bu ilk dönemi parçaların karmaşık yapıları ve doğaçlamaların fazla olması nedeniyledir. Son albümü olarak belirtebileceğim de 1977'de ki 'Konzert' albümüdür. Sonraki albümlerde ise Novalis'in müziğinde ciddi bir değişim olacak, grup daha melodik ve sade parçalar yazacaklardır.

1977'deki 'Konzert' albümü, benim için olduğu gibi bir çok dinleyicinin de farkedeceği gibi, grubun ilk döneminin sonu olurken, ikinci dönemin başlangıcı ise aynı yıl çıkan 'Brandung', yani bu albümdür.


'Brandung', Novalis'in senfonik atmosferinin yerini daha melodik ve daha anlaşılır bir atmosfere bıraktığı bir albümdür. Bırakın progresif rock'ı, rock'dan anlamayan birine dahi bu albümü dinletseniz, albümün kesinlikle 70'lere ait olduğunu söyleyecektir. Bu durum, albümü kötü bir albüm yapmaz elbette ama 70'lerin progresif rock gruplarının oluşturduğu atmosferler göz önüne alındığında, Novalis müzikte biraz daha kolaycılığa kaçmıştır. Ama bu yanlış yada hatalı bir durum değildir. Bundan önceki albümlerinde olduğu gibi kendilerinin oluşturduğu müzikal atmosferlerde, 'Brandung' albümüyle başlayan bir şekilde kendi müziklerini yapmışlardır.

Novalis, 'Brandung' albümüyle kendi müziğinin bir nevi tanımını yaparken, pop'a kaçmamış, yine rock ve yaratıcılık anlamında ki progresif'in içinde olmuştur. Bundan sonraki albümlerinde de aynı çizgisini devam ettirmiştir.

Albüm ise, dediğim gibi Novalis'in ilk dönemi ile ikinci döneminin tam ortasında, geçiş albümü niteliğinde bir albüm. Önceki albümlerinde varolan egzotik-senfonik atmosfer yerine melodik-kolay anlaşılır bir albüm. Bazı parçalarda dönemin saykodelik rock'ından bazı izler de görebilirsiniz, 'Astralis' parçasında olduğu gibi.

Albümde uzun parça olarak yer alan 17 dakikalık 'Sonnenwende' hakkında bir şeyler söylemek gerek. 4 bölümden oluşan bir hayli de senfonik öğeler taşıyan parça, aynı dönemin bir başka Alman grubu Grobschnitt'in 'Rockmoppel's Land' albümünü anımsatıyor. Aynı ülkeden çıkma ve benzer müzikal eğitim ve eğilimlerin olduğu düşünülürse bu çok da garimsenmiyor. Ancak 4 bölümün her biri bir diğeriyle yapı olarak çok farklı olduğu için, parçayı bir bütün olarak göremiyorum. Novalis'in yaptığı sanırım son uzun parça, sonraki albümlerinde bu konuda diretmediler. 10 yıl öncesinin bilgisinden bu kadar anımsıyorum, belki de yapmışlardır. Kontrol etmek gerek.

Novalis, benim 10 küsür yıl önce progresif rock'ı, bilinçli olarak, ilk dinlemeye başladığım zamanların başucu gruplarından biriydi. Grobchnitt, Le Orme, PFM, Eloy, Amon Düül II, Curved Air gibi gruplarla birlikte. 'Brandurg' albümünü Novalis'in o ilk dönemin muhteşem albümlerinin arasına koyamasam da, gruba olan sevgim ve saygımdan dolayı her albümü gibi özel bir yere sahip.

Novalis'i ilk dinliyorsanız, bu albümü pas geçip, 'Konzert' albümünü yada 1977 yılı öncesi albümlerini dinleyin. Eğer Novalis'i daha önceden benim gibi dinlediyseniz, bu albümde o kadar kötü bir albüm değil. 

1. Irgendwo, Irgendwahn (4.35)
2. Wenn nicht mehr zahlen und figuren (3.03)
3. Astralis (8.50)
4. Sonnenwende (16.56)
a. Brandung (3.42)
b. Feuer bricht in die Zeit (3.56)
c. Sonnenfinsternis (3.30)
d. Dammerung (5.48)

Süre : 33.24

Fred Mühlböck / Vokal, Akustik Gitar, Flüt
Detlef Job/ Elektrik Gitar, Vokal
Lutz Rahn / Hammond, Klavnet, PPG Synth(ses düzenleyicisi), Mellotron, Grand Piyano
Heino Schünzel / Bas Gitar, Vokal
Hartwig Biereichel / Davul, Perküsyon

13 Eylül 2018 Perşembe

Novalis - Konzerte 1977




Alman rock müziği deyince akla gelmesi gereken iki tür müzik var. Her ikisi de Almanların ürettiği kendisine özgü müzikler. İlki kraut, lahana anlamına gelen tamamen kendilerine özgü rock müzik diğeri elektronik müzik.

Tabi bunlar haricinde Almanya'dan folk, senfonik ve caz albümleri de çıktı. O albümler ve müzikler de en az kraut ve elektronik müzik kadar kaliteli ve yaratıcılık gerektiren albümlerdi.

Günümüzde kraut ve elektronik müzik yapan genç Almanlar var ancak 70'ler ve 80'ler kadar kalabalık değiller. 90 ve 2000 sonrası Almanya'da ABD merkezli çok çabuk tüketilen ve basit müziklere yöneldiler. Öyle olunca dinleyicilerde bu tarz grup ve müziklere odaklandılar. Ama dediğim gibi kraut ve elektronik müzik üretmeye, yaratıcı müziğin içinde yer almaya çalışanlar da var.

Novalis grubu, Almanya'dan çıkan ve kendine özgü atmosferiyle birbirinden güzel senfonik albümler yapan bir grup. Almanların senfonik progresif rock deyince akla gelen Triumvirat grubundan çok daha iyi bir grup Novalis. İyi dememin tek sebebi kendine özgü müzikal atmosferi olması. Çünkü Triumvirat çok iyi ve bilinen bir grup olsa da, yaptıkları müzik daha çok ingilizvari bir anlayıştadır. Novalis ise Almanya'dan çıkan kraut ve elektronik müziği albümlerine çok güzel bir şekilde aktarırlar.

O yüzden özgünlük anlamında Novalis, Triumvirat gibi ingilizvari gruplardan  çok daha fazla övgüyü hakediyor. Tabi Novalis bu konuda yalnız değil. Özgünlük anlamında Grobschnitt grubunu da anımsamamız gerekiyor.

Novalis, 1973 yılında başladığı ilk albümüyle konserleri de eksik etmedi müzikal hayatlarından. 1977 yılına geldiğinde, konserlerinde en güzellerini çalmaya odaklandılar. Böyle olunca da ortaya hem müzikal atmosfer anlamında hem de albümde bulunan parçaların kalitesi anlamında mükemmel bir albüm ortaya çıkartılar.

Konzerte.

Progresif rock deyince kişinin aklına gelen değil, gelmesi gereken; kusursuza yakın müzisyenlik, müzikte sorunsuz uyum gelmesi gerekir. Yani dinleyen kişi müziğe kolaylıkla odaklanabilmeli, bunun içinde konserde dış ortam seslerinin en azında olmalıdır. 'Konzerte' albümünde bir iki dış ortam sesi haricinde, ki o sesler size canlı müzik olduğunu hissettiriyor, müziğin uyumu ve kayıtları mükemmel ötesi.

Albümde stüdyo albümlerinde olan parçalar var.

Açılışta Ravel'in Bolero'su kullanılarak dinleyici müziğin içine çekiliyor. 'Dronsz' parçası ile kısa bir Novalis müziği hissettirildikten sonra en iyi parçalarını çalmaya başlıyorlar. Yer yer melodik ve romantik sesler, yer yer de duyguları çoşturan atmosfer ile sadece Novalis yada Alman rock müziğinin değil, progresif rock geçmişinin mükemmel bir başyapıtı ortaya çıkıyor.

İlk dinlediğimde daha doğrusu albümle ilk tanıştığımda, 2006'da, sabah işe giderken ve iş çıkışında yaklaşık 2 hafta kadar bu albümü dinlemiştim. Nasıl aklıma tekrar düştüyse bir kaç gün önce tekrar albümü edindim.

Edindiğimden beri de, 12 yıl önce olduğu gibi, sabah bir akşam da bir kez olmak üzere, 2 kez albümü tamamen bitiriyorum. Albümün verdiği kusursuz müzik ile de gün boyunca müzik açlığı nedir bilmiyorum.

Novalis belki progresif rock'ın bilinen grupları, Genesis, King Crimson gibi temel alınan parçalar ortaya çıkarmadılar ama 1977 yılında yaptıkları albümle progresif rock'ın bir çok dev grubunun konser kayıtlarını unutturacak kadar güzel iş çıkardılar.

Konser albümüyle zevk alınabilecek en güzel albümlerden biri.

1. Bolero (Ravel) (0:51)
2. Dronsz (Rahn) (2:41)
3. Es färbt sich die Wiese grün (Karges/Karges) (9:04)
4. Impressionen (Rahn) (10:00)
5. Wer Schmetterlinge lachen hört (Rahn/Karges) (9:14)
6. Wunderschätze (Job/Originaltext von Novalis um 1798, lyrics adapted by D. Job) (11:33)
7. Sommerabend (Job/Rahn/Reihel): (19:19)
...a) Wetterleuchten
...b) Am Strand
...c) Der Traum
...d) Ein neuer Tag
...e) Ins Licht

Süre : 63:42

Fred Mühlböck / Vokal, Akustik ve Elektrik Gitar, Flüt
Detlef Job / Elektrik Gitar, Vokal
Lutz Rahn / Hammond H100 Org, PPG synth(ses düzenleyicisi), Mellotron, Elektronik Piyano, Klavinet, Solina strings (tuşlu bir çalgı)
Heino Schünzel / Bas Gitar, Vokal
Hartwig Biereichel / Davul, Gong 

31 Ağustos 2018 Cuma

Christopher Franke - Pacific Coast Highway 1991



Christopher Franke, Agitation Free ile başladığı müzik hayatına 1971'de Tangerine Dream grubuna dahil olarak devam etti. 1970'lerin anımsanan efsane Tangerine Dream müziğinin yaratıcıları arasında en önemlilerindi. Sadece konser kaydı olarak kaydedilen Ricochet albümünün ikinci yarısındaki mükemmelliğin oluşmasında en büyük katkıyı sağlayan oydu.

Tangerine Dream 1977'de ilk Petere Baumann'ın ayrılışıyla müzikal anlamda değişim gösterdi. Müzikal anlamda avantgard-minimalist düşünceden senfonik bir atmosfere geçiş yaptı. 1981 yılında yeni elektronik aletlerin ortaya çıkışıyla yine büyük bir değişim gösterdi. Aynı dönem film ve dizi müzik yapımlarına yönlenmesi de Tangerine Dream'in daha kısa parçalara yazmasına sebep oldu.

1987'de Christopher Franke gruptan ayrılırken Tangerine Dream hala kısa parça yazımlarına devam ediyordu. 1991 yılındaki bu ilk solo çalışmasında da kısa parçalar albümün tamamen doldurdu. Christopher Franke, kısa parçalarla devam etmesine rağmen, Tangerine Dream kalitesinin altına inmedi. İlk albümünden 1 yıl sonra Londra'da bir konser verdi ve bunu albüm haline de getirdi.

Aynı yıllarda solo albüm çalışmalarına da devam ederken dizi ve film müziklerine yöneldi. 1994'de ilk sezonnu yayımlanan ve daha sonra efsaneleşen bilim kurgu dizilerinden 'Babylon 5' için müzikler hazırlamaya başladı. 'Babylon 5' dizisinin sonlandığı 2000'lerin başlarında müzikten uzaklaştı.

'Pacific Coast Highway' albümü atmosfer olarak 80'lerin sonu 90'ların başında çok yaygın olan new age müziğini anımsatır. Aslında new age diye bir müzik zorlama bir tanımdır aynı post rock tanımında olduğu gibi ama kişinin aklında kalması amacıyla bu şekilde tarif etmek daha uygun olur.

'Pacifis Coast Highway' albümü bahsettiğim gibi Tangerine Dream'in 80'lerin başlarından itibaren üretmeye başladığı kısa parçalarla dolu ancak bunlar new age türünde değil, elektronik progresiftir. 3 yıl öncesinde YES'in solisti ve gitaristi Jon Anderson'un çıkardığı 'City of Angels' albümü ve 1994'de ki 'Change We Must' albümü de benzer bir atmosfere sahiptir.

1992 yılında Can Atilla'nın çıkardığı 'Bilinçaltı' albümü de Christopher Franke'nin ilk albümüne benzer bir atmosfere sahiptir. Hatta Can Atilla'nın bu ilk albümünde ki bazı parçaların atmosferi 'Pacific Coast Highway' ile neredeyse birebir aynıdır. Ki zaten Can Atilla da 90'ların sonlarında ilham aldığı Alman elektronik müziğinin öncüleri için bir albüm yapmıştır.

Burada demek istediğim Christopher Franke'nin daha kısa parçalarla albümler yapması ve müzikal atmosferinin new age benzeri olması sizi şaşırtmasın. 'Pacific Coast Highway' albümüyle başlayan solo kariyeri, birbirinden güzel albümlerle 2000'lerin başına kadar, 10 yıl boyunca devam etmiştir. Bir çok müzisyenden etkilendiği kadar, bir çok müzisyeni de etkilemiştir.



1. Black Garden View (4.53)
2. Mountain Heights (3.27)
3. Lontano Mystery (5.07)
4. Big Sur Romance (2.20)
5. Driving Into Blue (3.05)                                               
6. Puple Waves (5.10)
7. Malibu Avenue (4.25)
8. Cinnamon City Cliff (3.28)
9. Wheels On Beach Park (4.51)
10. Sunset Destination (4.51)
11. Crystal Tree (4.32)
12. Electric Becomes Eclectic (3.41)

Christopher Franke / Bütün enstrümanlar ve sesler

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Michael Hoenig - Departure From the Northern Wasteland 1978



Michael Hoenig, 1952 Almanya doğumlu film, dizi ve oyun müzikleri yapmış bir müzik insanı.

1960'ların sonlarında bir müzik dergisinde editörlük yaparken, Krautrock'ın efsane gruplarından biri olan Agitation Free tarafından keşfedilip gruba dahil edilmiştir. 1971-74 arası grupla birlikte çalışan Hoenig gruptan ayrılır, Krautrock'ın süper grup çalışmalarından biri olan The Cosmic Jokers grubundan Klaus Schulze ile olan konserlere çıkar. Aynı yıllarda elektronik müzik dendiğinde ilk aklıma gelen Tangerine Dream grubuyla, Peter Baumann yerine konserlere çıkar, ancak stüdyo ya da albüm çalışmalarına katılmaz. Bu Krautrock'ın süper grubu The Cosmic Jokers grubundan bir diğer üyesi Manuel Göttsching'in eski Ashra Temple'ı tekrar canlandırmak için oluşturduğu Ashra'ya katılır. Burada da fazla uzun durmaz ve 1977 yılında Los Angeles'a gider.

1978 yılında ilk albümünü çıkartır. Ancak devamı 9 yıl sonra 1987'de gelir. Bu arada, 1980'lerde film dizi müzikleri tekliflerini geri çevirmez ve besteci olarak bir çok film ve dizide yer alır. 2000'lerde ise kariyerine oyun müzikleri de ekler.

Michael Hoenig, günümüzde halen müzik yapmaya devam etmektedir.

'Departure From the Northern Wasteland', Michael Hoenig'in ilk albümü. İçinde bulunduğu, 1978 itibariyle dönemin Alman elektronic müziğinden çokça izler taşır. Eğer, adını bilmeden sadece müziğini dinleseydim, Tangerine Dream'in Phaedra gibi bir albümü sayar, Tangerine Dream'in en sevdiğim albümleri arasına koyardım. Ancak böyle olmasından hoşnutsuzluk duymuyorum, tam tersine bir müzik insanını daha tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Albüm, başından sonuna kadar Tangerine Dream'in elektronik müzik ekolünü yansıtıyor. 'Departure From the Northern Wasteland ' ile rüzgar gibi ses çıkartan synth sesleri ve vurucu saykodelik ritimlerle dinleyenin etrafıyla olan ilişkisini kesiyor. 21 dakika sorunlarınızdan soyutlanabilirsiniz.

'Hanging Garden Transfer' parçasında synth sesleri ve vurucu saykodelik ritimler kulağınıza gelmeye devam ediyor. Bir fazla ile, Michael'in org solosuyla. Sadece org solosuna odaklansanız, albümün ne kadar güzel olduğuna rahatlıkla karar verebilirsiniz.

 olduğu kadar avantgard müziğe de ilgisi olan Michael Hoenig'den deneysel bir çalışma, 'Voices of Where'. Tangerine Dream'in 'Zeit' albümündeki avantgard atmosfer var. Özellikle son kısmı insan sesleri ve synth'in mükemmel kaotik atmosferi de parçayı taklit edilemez yapıyor.

Konuk müzisyen olarak albüme katılan Michael Duwe'nin klavye kullanımı ve kalp ritmini hızlandıran synth ritimleri ile 'Sun and Moon', avantgard-senfonik elektronik bir albümü ayağa kaldırarak bitiriyor. 

Michael Hoenig, 16-17 yaşındad ilgi duymaya başladığı elektronik seslere ve dönemin elektronik enstrümanlarına, Krautrock'da yer edindi. Kendisi 10'larca film ve dizi müziklerini hazırlarken, yaptığı müziğin progresif mi değil mi kısmına bakmadı, neredeyse bütün hayatını kapladığı elektronik müzik ile varoldu. Varolmaya da devam edecek.

'Departure From the Northern Wasteland' albümü de progresif ve elektronik müzik hayranı benim için ise en güzel ve en yaratıcısıdır. Tangerine Dream müziğine benzetirken de söylediğim gibi, Michael Hoenig bu albümüyle, en sevdiğim elektronik müzisyenlerinden birisidir.

1. Departure From the Northern Wasteland (20:53)
2. Hanging Garden Transfer (10:56)
3. Voices of Where (6:19)
4. Sun and Moon (4.16)

Süre : 42.38

Michael Hoenig / Synth (ses düzenleyici), Yapımcı

Michael Duwe / Klavyeler (4. parça)
Uschi Obermaier / Sesler (1. parça)
Lutz Ulbrich / İkili Gitar (1. parça)

24 Nisan 2018 Salı

Tangerine Dream - Wavelenght 1983



Mike Gray, Amerikalı muhalif yazar, belgeselci, araştırmacı ve sinemacı. 2013 yılında ölen Mike Gray hakkında akıllarda kalan 1968 yılında Amerikan Devrimi 2 adlı belgesel filmdir.

Benim Mike Gray'i biliyor olmam entellektüelliğimden falan değil, Tangerine Dream grubundan  1983 yılında yaptığı 'Wavelenght' albümünden dolayıdır. Tangerine Dream hayranlığım nedeniyle grubun yaptığı bazı film müziklerinden dolayı, bazı filmlerini de merak edip izlemişliğim var.

'Wavelenght' de Tangerine Dream'in aynı adlı film için yaptığı bir albüm. Amerikalı bağımsız yönetmen Mike Gray'in yönetmenliğini yaptığı film bilim kurgu konusu olan bir film. Filmi izlemedim ama izlenecekler listesine aldım konusunu ve eleştirilerini okuyunca. Kabaca filmi tarif etmeye kalkışırsak film, Gizli Dosyalar E.T. arasında duran bir yapım. Okuduklarımdan bunu çıkarabildim. Gizli dosyalar 9 yıllık serisini 2 kez bitirdiğim için Waveleght filmi bir hayli ilgi çekici geldi. Şu oyundan başımı kaldırıp en yakın zamanda o filmi de izleyeceğim.  

Tangerine Dream'in kaçıncı albümüdür bu, bilmiyorum. Ama efsaneleşmiş kült korku filmlerinden olan 'The Exorcist' yönetmeni William Friedkin'in 1977 yılındaki Sorcerer filminin müziklerini yapmalarıyla sinemaya açıldıklarını biliyorum. Bu albüm ise 4. film müzikleri albümü, daha sonrasında aksiyon-suç, fantastik, korku-gerilim ve tabii bilim kurgu filmleriyle birlikte 40 civarında filmin müziklerini yaptıklarını da belirteyim.

'Wavelenght' albümüne gelirsek, öyle 70'lerin klasik Tangerine Dream müziğinin atmosferi yok. 'Force Majure' albümünde kendisini fazlasıyla belli eden senfonik yapı burada daha baskın çıkıyor. Parçalar kısa kısa olduğu için(albümde 16 parça var) özel olarak şu parçaları dinleyin diyemem.

Albümü bütün olarak dinlemenizi ve ilgi çekici filmi de izlemenizi tavsiye ederim. Hoş! Tangerine Dream dinleyip, bilim kurgu'dan uzakta duran birini de henüz görmedim.

1. Alien Voices (0.16)
2. Wavelength Main Title (1.54)
3. Desert Drive (Quichotte Part One excerpt) (2.00)
4. Mojave End Title (3.59)
5. Healing (2.23)
6. Breakout (1.09)
7. Alien Goodbyes (1.50)
8. Spaceship (2.18)
9. Church Theme (3.41)
10. Sunset Drive (3.23)
11. Airshaft (3.10)
12. Alley Walk (2.55)
13. Cyro Lab (2.13)
14. Running Through The Hills (1.30)
15. Campfire Theme (1.23)
16.  Mojave End Title Reprise (3.51)

Süre : 37.55

Christopher Franke / Klavyeler, Synthesizer (ses düzenleyicisi)
Edgar Froese / Klavyeler, Synth, Bas Gitar, Elektrik Gitar
Johannes Schmoelling / Klavyeler, Synth