Bu Blogda Ara

Pink Floyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pink Floyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2018 Pazar

Pink Floyd - Obscured By Clouds 1972


1972, rock müzik  ve Pink Floyd için çok önemli bir yıl. Üzerinden 10 yıllar geçmesine rağmen en çok satanlar listelerinde yer almış ve klasik rock albümleri arasında da ilk akla gelenlerden olan 'Dark Side Of The Moon' parçalarının yazılmaya başlandığı yıl. Albümün parçaları Pink Floyd tarafından yazılırken konserlerinde de yer buluyordu. O yüzden 'Dark Side Of The Moon' albümü 1972 yılı albümlerinden biri sayalabilinir.

Bir yıl önceki 'Meddle' albümü ve sonrası Pink Floyd, parça yazımı konusunda saykodelik rock'dan bluesvari parçalara geçiş yapar. Bu durumda en büyük pay sahibi Roger Waters'tır. Ki o dönem (sonraki dönemlerde dahil) blues ve Bob Dylan hayranı olan Roger Waters, 'Wish You Were Here' parçasını da bu duygu ve istekle ortaya çıkartır. 'Dark Side Of The Moon' albümü kollektif bir çalışma olsa da, Roger Waters'ın Pink Floyd'un müziğini değiştirmeye başlaması sonucu ortaya çıkmıştır.


x

Pink Floyd müziğinde ki bu değişimin bir diğer önemli aktörü ise Rick Wright'tır. 'Dark Side Of The Moon' albümünün atmosferinin ortaya çıkartılması neredeyse kendisine aittir. Rick Wright yaratıcılığını devam ettirse de 1977-78 yıllarında Roger Waters ile ters düşer ve bir kaç yıl sonra da grupla çalışmayı bırakır.

İşte, 1972 yılında bu ikili Pink Floyd'un en az bilinen yada bilinmeyen bir albümüne öncülük eder. Bir kaç yıl öncesinde bir film için yaptıkları 'More' albümünün tutması sonucu aynı filmin yönetmeni tarafından tekrar bir başka film için anlaşma yapılır. Pink Floyd da çok kısa bir süre içinde parçaları yazıp hazırlar ve 6 günde stüdyo'da kaydederler. Acele bir albüm gibi gözüküyor olsa da Roger Waters ve Rick Wright'ın parça yazımlarındaki yaratıcılıkları bu durumun negatif kısmını tamamen yok eder.

Albümdeki belli başlı parçalara gelirsek...

'Burning Bridges' parçasındaki ritmik klavye tonları Pink Floyd'un unutulmaz parçalarından olan 'Us And Them' parçasının bir ön çalışması, gibi değil, ön çalışması.  

'Wot's... Uh The Deal', 'Stay' ve 'Mudmen' parçaları bir yıl önceki 'Meddle' albümünün A yüzüne benziyor. Folk ve blues yanına biraz da 60'ların saykodelik havası eklenmiş. Bir de aynı parçalara benzer 'Free Four' var. 'Free Four' biraz daha hareketli ama blues havasını üzerinde taşıyor.

Saykodelik havanın en çok hissedildiği parçalar; albüme adını veren 'Obscured By Clouds', 'When You're In' ve 'Gold It's In The...'. Her üç parçayı dinlerken de aklıma Amon Düül II'nin aynı dönemde yaptığı parçalar geliyor. Pink Floyd'un parçaları doğaçlaması daha az blues sesleri daha ön planda.

Kapanış parçası 'Absolutely Curtains'. 'Echoes' parçasının mükemmel atmosferinden yararlanılarak albümün ve filmin finali yapılmış parça. Parçanın sonlarında ki afrikalıların sesleri yerine David Gilmour'un kısa bir gitar solosu konsaymış daha iyi olurmuş gibime (!) geliyor.

Albümdeki favori parçam 'Childhood's End'.  Benim için gerçek bir Pink Floyd klasiği.

Bu albümü ilk 2003 yılında, 21 yaşında iken dinlemiştim. O zamanlar internet olsa da, albüm yada müzik bulmak internette neredeyse mucizeydi. Muhasebeci olarak çalıştığım işyerinde bütün gün rock müzik dinlediğim için, dolayısıyla Pink Floyd'da dinliyordum, bir gün komşu işyerinde çalışan bir Libya'lı elinde bir cd ile geldi. CD'nin içinde Pink Floyd ve grup üyelerinin solo albümlerinin hepsi vardı. Yaşça benden büyük olduğu için karşılıklı oturduğumuzda genellikle o anlattı ben dinledim. Daha sonra da bana hediye olarak kopyaladığı o cd ile yatar kalkar oldum. Sabah işe giderken cd-çalar'da o cd vardı, işyerinde bilgisayar'da yine o cd takılı durup bütün gün Pink Floyd çalıyordu. Akşam iş bitip eve dönerken yine o cd çalıyordu. 'Obscured By Clouds' albümünü de ilk o cd'nin içinde görüp dinlemiştim.

'Obscured By Clouds', Pink Floyd severlerin çoğunluğuna göre pek de muhteşem olmayan bir albüm. Bir kısım Pink Floyd severe göre ise grubun en profesyonel işlerinden birisi. Her ikisine de katılmıyorum.  'Obscured By Clouds' bir geçiş albümüdür, 71 öncesi ve sonrası arasında köprü niteliğinde bir albüm.

1. Obscured By Clouds (3.05)
2. When You're In (2.31)
3. Burning Bridges (3.30)
4. Gold It's In The... (3.08)
5. Wot's... Uh The Deal (5.09)
6. Mudmen (4.18)
7. Childhood's End (4.33)
8. Free Four (4.16)
9. Stay (4.07)
10. Absolutely Curtains (5.51)

Süre : 40.18

David Gilmour / Elektrik Gitar, VCS3 Synth(ses düzenleyicisi), Vokal (3,5,7)
Richard Wright / Piyano, Klavyeler, VCS3 Synth, Vokal (3,9)
Roger Waters / Bas Gitar, VCS3 Synth, Vokal (8)
Nick Mason / Davul, Perküsyon, Elektrik Davul (1)

24 Temmuz 2016 Pazar

Pink Floyd - Meddle 1971



Progresif rock nedir, ne değildir'e cevabım bile olmazken hatta progresif rock diye bir türün varlığından bir haberken dinlediğim bir kaç albümden birisiydi, Pink Floyd'un 'Meddle' albümü. 'Wish you were here' ve 'Ummagumma ile 18 yaşındayken tanıştım. Aynı dönemde dinlediğim 3. albüm 'Meddle' albümü oldu. 'Wish you were here' albümünü dinlemem kolayken, 'Ummagumma' albümünde zorlanmıştım açıkçası. 'Meddle' albümü ise ortalamayı tutturdu diyebilirim. Sonrasında 'Echoes' parçasını dinlerken kaç kez şarap şişesinin dibini gördüm, hatırlamıyorum. 

Elimde 90'lı yıllardan kalma Pink Floyd kitabından sözlerinin türkçe karşılıklarını daha 18-19 yaşlarındayken ezberlemiştim. O kitap hala benimle. İtalya'ya gelirken bile yanımda getirdim.  

Pink Floyd her zaman kendine özgü müzikleriyle tanındı. Progresif Rock'ın en dışında olmasına rağmen progresif rock'ın en çok bilinen gruplarından birisi oldu. Hala daha bu özelliğini yitirmiş değil. Pink Floyd pink floyd müziği yapar. 

Pink Floyd müziğe başlarken öyle tepeden gelme bir grup olmadı. Müziğin en dibinden geldi ve en üst'e çıkan bir grup. 67-70 yılları arasında yaptıkları müzik saykodelik rock'a örnek teşkil ederken, 'Meddle' albümüyle bu anlayışı değiştirdi. Aslında 'Meddle' albümü öncesi ve sonrasında iki albümü daha var, pek bilinmeyen. O albümler film müzikleriydi. 'Meddle' albümü ise Pink Floyd efsanesinin doğuşunu simgeleyen ilk albüm oldu. 

'One Of These Days' parçası özellikle bas gitar hattıyla sonra ki albümlerinden 'Money' ve 'Welcome to Machine' parçalarına göz kırpıyor. Sadece göz kırpıyor. Her iki parçayı da sevdiğim gibi bu parçayı da ayrı olarak seviyorum. Işıkların yanıp yanıp söndüğünü bir ortamda dinlenildiği zaman da dinleyene farklı birşeyler katabilir. 'Doctor Who' hayranı olduğum için parçayı şimdi yeniden dinlerken o bilim kurgu serisini hatırlamamakta aptallık olur. 

'One Of These Days' Pink Floyd efsanesinin doğuşunu simgeleyen albümden ilk parçadır. 

'A Pillow Of Winds' tatlı sözleri ve yumuşak müziğiyle albümde duraksama yaratır. İlk parçada ki agresiflik yerini naifliğe bırakır. Pink Floyd'un saykodelik dönemine başka bir son rütuş. Bluesvari  klasik gitar ve sürekli yankılanan David Gilmour'un elektro gitarı ile saykodelik rock'ın son nefesi.

'Fearless' 70'li yılların efsane olmuş İngiliz futbol takımlarından Liverpool'un marşı oldu, bu parça. Parçanın sonunda zaten tribünden gelen sesleri duyabilirsiniz. 70'li yıllarda Trabzonspor'un o efsane  Liverpool takımını yenince kutladığı zaferi de hatırlamak gerek. İngilizler o maçta 'Fearless' parçasını marş olarak bağırdılar mı tribünlerden bilmiyorum ama  hem 70'lerin efsane Liverpool'unu hem de Trabzonspor'umuzu hatırlayıp anmakta fayda var. (Söylemezsem olmaz, Gençlerbirliği taraftarıyım)

'San Tropez' içe dokunur bir aşk hikayesi. Rick Wright'ın caz piyanosu parçayı baştan sona götürüyor. Kısa bir parça olmasında rağmen sözlerini hem İngilizce hem Türkçe olarak zamanında ezberlemiştim. Belki bir prog örneği değil ama kesinlikle bir Pink Floyd müziği örneği. Saykodelik dönemin caz ile son buluşu. 

'Seamus' elimde kitap, sözlerini okuyup okuyup kendime göre anlam çıkartıyordum yıllar önce, bu parçayı dinlerken. Şimdi ise tekrar tekrar dinleyince çıkardığım anlamların ne kadar yerli yerinde olduğunu da anlıyorum. 'Seamus' hala Pink Floyd'un saykodelik döneminden en sevdiğim parça. Aslında parça eski bir blues (ağıt) parçasının sözleri ve müziğiyle Pink Floyd tarafından çalınmış hali. Buna rağmen; evet, 'Seamus' hala benim en sevdiğim Pink Floyd parçalarının başında geliyor. 

Mutfaktaydım
Seamus, yani köpeğim ise dışarıdaydı
İşte ben mutfaktaydım
Seamus, benim yaşlı tazım dışarıdaydı
Bilirsin işte güneş usulca batıyordu
Ve benim yaşlı tazım yere oturup ağladı. 

'Echoes' sadece 'Meddle' albümünün değil, tüm zamanların Pink Floyd parçalarının en iyilerinden birisi. Üniversitedeyken, hatırlarım, ışıkları kapatır, elimde şarap şişesiyle içip içip 'Echoes' dinlerdim. 

'Echoes', yankılar; sokakta yada herhangi bir yerde görebileceğiniz herhanigi bir insanla aranızda ki yadsınamaz benzerliği anlatır. David Gilmour yıllar sonra bu benzerlik üzerinden bir Pink Floyd adı altında albüm (Division Bell) yapar. Aslında hepimiz temelde aynıyız. 'Echoes' parçası bize, insanoğluna; çokta farklı değiliz, heryer de her zamanda aynıyız mesajını verir. 

Geçmiş yıllardan hatırlıyorum; 'Echoes' parçasının 13. dakikasından sonraki kısmını. Hayaletimsi siren ve karga sesleri ve bas gitarıyla Roger Waters'ı. Albümde en çok bu parça da şarabı içmiştim. Hala da içerim. Hele ki o helikopter sesine benzer bas gitarıyla Roger Waters ortaya çıktığında ve David Gilmour'un yankılanan harika elektro gitarıyla şişenin sonunu görmem bir olmuştur hep. 

'Echoes' parçasıyla 'Meddle' albümü Pink Floyd için saykodelik rock'ın sonu, Pink Floyd efsanesinin başlangıcıdır. 

Pink Floyd'u progresif rock temelinde benimle tartışmaya çalışan birisine her zaman gülmüşümdür. Pink Floyd'un progresif rock diye kategorilendirilmesine de hep karşı çıkmışımdır. Hep söyledim, söylerim de, ve söyleyeceğim de; Pink Floyd, Pink Floyd müziği yapar diye. 

Pink Floyd benim için her zaman en temel gruplardan biri olarak kalacaktır. 70 yaşıma geldiğimde bile. 

1. One Of These Days (5:56) 
2. A Pillow Of Winds (5:13) 
3. Fearless (6:08) 
4. San Tropez (3:43) 
5. Seamus (2:15) 
6. Echoes (23:27)

Süre: 46:42

- David Gilmour / Gitar, Bas Gitar (1), Mızıka (5), Gitar (2,3,5,6) & harmony (3) vocals
- Richard Wright / Hammond Org, Farfisa, Piyano, Vokal (6)
- Roger Waters / Bas Gitar, Akustik Gitar (4), Vokal (4)
- Nick Mason / Davul, Perküsyon, Sesler (1)

Kapak Tasarımı : Bob Dowling (Fotoğraf), Pink Floyd (Düzenleme) 

5 Haziran 2016 Pazar

Pink Floyd - Animals 1977


“The Final Cut” ile birlikte Pink Floyd’un en sevdiğim  albüm, ‘Animals’ albümüdür.  Her iki albümde bana progresif rock’a daha yakınlaştığını gösterir. Pink Floyd’un klasikleşmiş olan müzikal yapısından uzaktırlar.

‘Animals’ albümü 1977’de piyasaya çıkar. Ancak içinde ki parçaların hepsi bir yıl öncesinde ‘Wish you were here’ konserlerinde çalınıp söylenmiştir.  Pink Floyd’un hemen hemen bütün parçaları ilk önce konserler de çalınıp, sonradan albüm haline getirilmiştir. ‘Animals’ albümü de aynı Pink Floyd geleneğidir.

Albüm Pink Floyd’un politik anlamda en keskin albümüdür. Diğer albümler de olduğu gibi soyutlamalardan giderek albüm yapmamışlardır. Bu albümde öyle bir gereksinmeye gerek duymamışlar, sokakta söylenen şeyleri, birebir yazmışlardır.

Roger Waters dünya üzerindeki insanları üç’e ayırır. Domuzlar, köpekler ve koyunlar.  Domuzlar; insanları maddi manevi herşeyiyle sömüren üst sınıf (dinler, krallar, yöneticiler), köpekler domuzların koruyucuları (ordular, polis) iken, geriye kalan büyük bir kısım ise koyun (Halk). Roger Waters dünya üzerindekiler için anlatıyor, bu bütün ülkeler için geçerli. Hatta günümüz için değil, dinlerin ortaya çıkışından beri bu böyle. Şimdinin Türkiye’sinin koyunları gibi. Ne demek istediğim açık.

‘Animals’ albümü belki de Pink Floyd’un kollektif müziğinin son albümüdür. Sonrasında Roger Waters ipleri tamamen eline alır. ‘The Wall’ ve ‘The Final Cut’ albümleri neredeyse tamamen Roger Waters eseridir. Son kollektif albüm olmasımıdır, bilemem ancak yukarıda da söylediğim gibi en iyi albümlerinden biridir benim için. Bir önceki ‘Wish you were here’ albümünün müzikal yapısını görebilirsiniz. Özellikle Roger Waters’ın bas gitarı ve David Gilmour’un kesik kesik gitar sololarını. Rick Wright’ın da Pink Floyd için son iyi çalışmasıdır. Roger Waters ayrıldktan sona geri dönüp, Pink Floyd grubunu devam ettirmiş olsa da, 70’lerde ki performansından uzaktır. ‘Sheep’ parçasında ki klavye ve Synth kullanımı başyapıtlıktır. Hatta bir önceki albümde ki ‘Shine On You Crazy Diamond II’ parçasında ki performansından daha iyidir.

Syd Barrett bir rock yıldızı değildir. Hiç bir zaman da olmadı. Progresif rock dünyasında da pek dikkate alınmaz. Syd Barrett, Pink Floyd grubunun yıldızıdır. Grup için kutup yıldızı gibidir. Pink Floyd’a yol gösterir.
‘Wish you were here’ albümü onun için yazılıp, albüm yapılmıştır. Hiç söylenmemiş olsa da. Roger Waters ve arkadaşları eski arkadaşını öyle bir halde görmüştür ki, ilk önce ‘Wish you were here’ albümünü dramatik bir şekilde hazırlamışlardır. Ama Roger Waters ilk önce ağlayıp, sonra da bu ağlamalarını nefrete dönüştürmüştür.

Roger Waters, Syd Barrett’ı belki de şöyle hatırlıyordu. Elinde gitarıyla bütün duvarların rengarenk boyalı olduğu bir oda’da şarkı bestelerken. ‘Wish you were here’ öncesi stüdyo kayıtlarında Syd Barrett’ı saçları dökülmüş, göbeği çıkmış bir 50 yaşlarında dam olarak görünce vicdanı nefretle dolmaya başladı.

Roger Waters, 1976 yılında da parça yazarken aklında olan Syd’in durumuydu. ‘Animals’ albümü Syd’i bu hale getiren sistem’e duyduğu nefretin tarifidir. Öyledir ki, ‘Dogs’ parçasında köpek havlamalarına kendisi de eşlik eder. Islık çalıp, köpekleri çağırır.

‘Sheep’ parçası en sevdiğim parçadır, albümde. Ritmik bas gitarı ve her birimizi anlatan sözleriyle ve de vokaliyle Roger Waters;  tam anlamıyla bir başyapıt ortaya çıkarmış.

Dünya’yı 3’ ayırmak ile kastettiği günümüz dünyası değildir. Din temelli toplumların başından beri böyle olduğunu, halk denen insan yığınlarının da nasıl koyun gibi tanrı’ya kurban edilmeyi beklediğini çok güzel anlatır. İncil’den bölümler alarak.

Tanrı (domuzlar) benim çobanımdır, çayır çayır gezdirir, besler beni.  Parlak bıçaklarla kurban olur halk (Koyunlar).

‘Pigs’ parçasının sonunda ki David Gilmour solosunu dinleyin. Bir önceki albümde ki gitar sololarını andırır. Ama bu kez dramatik değil, nefretle doludur.

‘Pigs’ parçasının solosu öncesi son mısraları günümüz Türkiye’sini hatırlatıyor mu, hatırlatıyor. AKP’nin Amerikan hayranlığı sonucu oluşan beyaz saray’a ak saray tavrına karşı verilecek en güzel cevaplar, bu dizelerde.

Hey you, white house (hey sen ak saray)

Ha ha charade you are (ne oyuncusun sen)

You houseproud town mouse (seni gidi evcimen şehir faresi)

Ha ha charade you are (ne oyuncusun sen)

You’re trying to keep our feelings off the street (Engellemeye çalışıyorsun tepkimizi sokağa dökmemiz için)

You’re nearly a real treat (Neredeye tam bir keyifsin sen )

All tight lips, and cold feet (Hep sıkı ağızlı ve korkak)

And do you feel abused ? (Kendini boka batmış mı hissediyorsun) (bu benim yorumum)
........
Mary, you are nearly a treat (Mary, neredeyse tam bir keyifsin sen)

‘Animals’ albümünü anlatan bir film var. Bir çiftlikte geçer. Domuzların, köpeklerin ve koyunlarınn olduğu bir çiftlik. Albümü bir de o filmi izlerken dinleyin.

- David Gilmour / Gitar, Ritim & Akustik (2), Bas gitar (3,4), Talkbox (3), Vokal(2)
- Richard Wright / Hammond Org, Piyano & Elektrik Piyano, Kavyinet, MiniMoog, Org (ARP string synth), Armonik Vokal (2)
- Roger Waters / Bas Gitar (2), Akustik (1) & Ritim (3,4) Gitar, Teyp Efektleri, vocoder, Armonik vokal, Vokal
- Nick Mason / Davul, Perküsyon, Teyp Efektleri

Konuk Müzisyen:
- Snowy White / Gitar solo (1)



13 Mayıs 2016 Cuma

Pink Floyd - The Final Cut 1983


Roger Waters, bir müzik dehasıdır. Pink Floyd’un liderliğine ve albümlerinin yapımcılığına büründüğü andan itibaren Pink Floyd, daha çok progresif rock ürünleri vermeye başlamıştır.  Pink Floyd müziğini saykodelik-uzay (space rock) türünden çıkarıp senfonik ve eklektik  yapıya dönüştüren Roger Waters’tır. 1983 yılında ki Roger Waters’lı son Pink Floyd albümü ‘The Final Cut’ sonrası da Roger Waters albümleri 1. sınıf progresif rock albümleridir.

Bu albümler sırasıyla şöyledir.
The pros and cons of hitch-hiking
When the wind blows
Radio K.A.O.S.
Amused to death

Her bir albüm övgüyü ve dinlenmeyi hakediyor. Roger Waters’ın dehası aslında 70’lerin başında ortaya çıkmaya başlar. Ve ‘The Final Cut’ albümüyle Pink Floyd grubu için sona erer.

(Kendi görüşüm bütün Pink Floyd tarihi Roger Waters’ın gelişimi üzerine kurulmuştur. Son 50 yılın en önemli müzik insanlarından birisidir, Roger Waters)

The Final Cut (A Reguıem for the post war dream) ....

Roger Waters’lı Pink Floyd’un son albümü. 1983 yılının mart ayında piyasaya çıkar. Ve 1 numaraya yerleşir. Pink Floyd’un en dramatik albümü olarak ‘Wish you were here’ albümü biliniyor olsa da, aslında en dramatik albümü ‘The Final Cut’ albümüdür.  ‘Wish you were here’ albümü eski üye Syd Barrett’in durumu üzerine yazılmış, söylenmiştir.  ‘The Final Cut’ albümü ise günümüz tarihininin insanlığı için yazılmıştır. Dünyanın yaşadığı bütün savaşların özünü, trajedisini yansıtır.  Hem de edebi bir dille, şiirsel olarak.  Albümün bütün parçalarında şiirsel yapının sahibi Roger Waters dehası vardır.

‘The Final Cut’ albümündeki parçalar bir önceki albüm ‘The Wall’ için yazılmış parçalardır. Ancak yer yetmediği için Pink Floyd üyelerinin ortaklaşa kararı tarafından elenip, ‘The Wall’ albümüne alınmamıştır. Rick Wright’ın gruptan Roger Waters tarafından atılmasının altında bu durumun olduğu ile ilgili bir söylenti de vardır. 1985 yılında Roger Waters’ın gruptan ayrılması sonucu Rick Wright geri gelmiştir.

Albüm savaş sonrası evlerine dönen zafer sahibi askerlerin durumunu anlatır. Bir o kadar da kaybeden tarafın durumu sorgulanarak anlatılır.

Kim kazanmıştır, kim kaybetmiştir.

Savaşların mazereti olarak ortaya konan dini inançlar ve millet anlayışı eleştirilir, bütün albüm boyunca.  Bunu en iyi anlatan ise albümün ikinci parçası; ‘Your Possible Pasts’.

Senin olası geçmişlerinin şimdikinden farkı ne?.

Albümde ki bütün parçaları tek tek anlatmaya kalksam, sanırım bir kitap yazmam gerekecek. Siz en iyisi albümü tamamen, üst üste 8-10 kez dinleyin.

Son 3 parça albümün özetidir.  Son 3 parça hakkında birşeyler yazılabilinir. Albüme ismini veren ‘The Final Cut’, kim kazanır kim kaybederin parçası ‘Not Now John’ ve hem Pink Floyd hem de Roger Waters müziğinin en dramatic parçası ‘Two Suns In The Sunset’

‘The Final Cut’ (Son darbe) parçası savaş sonrası kazanan taraftan bir kişinin psikolojik yapısını anlatır. Bir önceki parça da (Southampton Dock) ülkesine geri dönmüştür. Onları bekleyen aileleri ve sevgilileri vardır. Savaş öncesi ve sonrası farklıdır, muzaffer ordu mensubu kişi etrafına bakar. Sokaktan savaşın zaferini kutlamaya gelenler arasından bir kadın için hayaller kurar. Tam işi pişirmek üzeredir ki, telefon çalar...

‘Not Now John’ küfürlerle başlar.  Bütün parça boyunca da küfürler hava da uçuşur.

Nasıl da yendik ama pis düşmanları!

Muzaffer ordu mensuplarının ülkelerine döndüklerinde yaptıklarını anlatır. Şİmdi olmaz John, gösteriyi devam ettirmeliyiz. İnsanlığın geleceği kimin umrunda ki? Kim şeyine takar.

…………….

‘Two Suns In The Sunset’. Güt batımında iki güneş. Japonya’ya atılan atom bombasını temel alan Pink Floyd’un en dramatic parçası. Özellikle benim için. Atom bombası yahut hidrojen bombasının kullanılmasının bir soykırım olduğunu anlatan ve harika bir saksafon solosuyla biten ‘The Final Cut’ albüm.
Parçanın içinde ki şu söz bile içinde bulunduğumuz durum için yeterli midir, bilemedim.

Hmmmmmmm.
Yoksa insan ırkının sonu mu bu.
……….
Ve ön cam erirken
Gözyaşlarım buharlaşıyor
Ayrılıyorum  arkamda kömür bırakarak savunmak için
Sonunda anlıyorum
Seçkinlerin duygularını
Küller ve Elmaslar (Kaybedenler ve kazananlar)
Düşman ve Dost
Hepimiz eşittik en sonunda.

1. The Post War Dream (3:00)
2. Your Possible Pasts (4:21)
3. One Of The Few (1:26)
4. The Hero's Return (2:58)
5. The Gunners Dream (5:04)
6. Paranoid Eyes (3:49)
7. Get Your Filthy Hands Off My Desert (1:19)
8. The Fletcher Memorial Home (4:10)
9. Southampton Dock (2:05)
10. The Final Cut (4:53)
11. Not Now John (5:03)
12. Two Suns In The Sunset (5:17)

- David Gilmour / Gtar, Vokal (11)
- Roger Waters / Bas Gitar, Akustik Gitar, Vokal, Yapımcı
- Nick Mason / Davul, Fx (Holophonics, track 7)

With:
- Michael Kamen / Piyano, Org Harmonium, Orkestrasyon, Yapımcı
- Andy Bown / Hammond Org
- Raphael Ravenscroft / Tenor Saksafon
- Andy Newmark / Davul (12)
- Ray Cooper / Perküsyon
- National Philharmonic Orchestra



7 Nisan 2016 Perşembe

Pink Floyd - Dark Side of the Moon

Dünya’ya en yakın gök cismi ay’dır. Daha sonra mars yada venüs gelir. Biz, insanoğlu olarak henüz, günümüzde Ay’a insan gönderebildik. Amerika ve Rusya kapışması  sayesinde , uzaya taşındık, diyebiliriz. 1960‘larda ki bu Amerika Rusya kapışmasında Amerika Apollo ile Rusya’nın önüne geçmiştir.

Ama bu İngilizce konuşulan ülkelerde farklı bir sorunu ortaya çıkarmıştır. Uzaylılar...

Dönemin Amerikasında Oscar Welles bir radyo programında H.G.Wells’in ‘Dünyalar Savaşı’ adlı bilim kurgu hikayesini okur. Bunu dinleyen Amerikalıları korku salar, dinlemeyenler arasında da yayılır bu korku. Amerikan halkının önemli bir kısmı Marslıların dünyayı işgal edeceğinden korkarlar.  Sonrasını bilmiyoruz. Amerikalılar nasıl bu korkuyu yendiler konusunu.

1960’lar da Ay’a insan gönderince de hem Amerika’da, hem İngiltere’de Ay’ın karanlık tarafıyla ilgili aynı düşünceler oluşur. Ya Ay’ın görünmeyen yerinde uzaylılar varsa?.

TV’lerde bunun tartışmaları yapılır, gazetelerde makaleler yazılır bunun üzerine. İşte tam bu dönemde Syd Barret (Roger Keith) Pink Floyd grubunun solistidir. Gitar çalar, şarkılarını söyler. Pink Floyd’un en verimli üyesidir. Ve bir şarkısında ‘Ay’ın karanlık yüzünde’ sözünü kullanır. Amacı gerçek sorunlarımızın Ay’ın görünmeyen tarafında ki uzaylılar değil, kendi toplumsal sorunlarımız olduğudur. İnsanların çarpık iktidarlarların yönetimleri sebebiyle delirmesini anlatır.

1972 yılında Roger Waters’ın şarkı sözlerini yazdığı ve bütün grup üyelerinin ortak çalışmayla ‘Dark Side of the Moon’ ortaya çıkar. 

‘Brain Damage’ adlı parça Meddle albümü kayıtları sırasında Roger Waters tarafından 1971 yılında yazıldı. Stüdyo albümü 1973 yılında yapılır. Pink Floyd 70’lerde albümlerini yapmadan önce konserlerde çaldılar. Korsan olarak çıkma ihtimallerini düşünmelerine rağmen, ürettiklerini ilk önce canlı olarak dinleyici kitlesinin önüne koydular. Diğer gruplar gibi stüdyo’ya kapanıp, albüm yaptıktan sonra, konserlerde albümlerini pazarlamaya çalışmadılar. Bilmiyorum, Pink Floyd gibi bu tarz albüm yapan başka bir grup.

2000’ler öncesi Dream Theater adlı grup tarafından önce stüdyo’da kaydedilip sonra konserlerde albümün bütününü çalındı.  (!)

Siz dinlemek isterseniz, Pink Floyd’u dinleyin. Diğer grupların yanına bile yaklaşmayın.

Roger Waters, Syd’in keskin zekasıyla bu Ay’ın karanlık yüzü sözünü kullanarak güzel bir albüm çıkardı. Albüm Pink Floyd ismi altında çıkmıştır, doğrudur ama Roger Waters’ı sadece söz yazarı yada bas gitarist olarak adlandıramayız. Syd’i en iyi anlayan kişi O’ydu. Söylenen  Pink Floyd grubunun içinde en çok okuyan kişi olmasıdır.

Albüm Amerika’da 200’lük plaklar listesinde 740 hafta kaldı. Kaç yıl olduğunu siz hesaplayın.

Pink Floyd progresif rock yapmadı, yapmaya dahi kalkışmadı. Progresif rock, bizim o dönem müzikleri için kategorilendirebileceğimiz bir söz, yada tanım. Pink Floyd kendi müziğini yaptı.

Pink Floyd Müziği...

Ama eğer zorlamaya kalkarsak, Dark side of the moon progresif rock müzik türüne en çok yaklaşan albümleridir.

Bu arada;
Pink Floyd’un iki albümü vardır ki, gerçek birer progresif rock albümüdür. Biri Animals, diğeri The Final Cut. Biri Roger Waters’ın nefretidir, diğeri ağıttır.

Roger Waters verdiği bütün röportajlarında ne Dark Side of the Moon’u tamamen açıklamaya çalıştı, ne de The Wall albümünü.

Siz de anlamak isterseniz, Pink Floyd’u, tekrar tekrar dinleyin, bütün albümlerini.

Brain Damage

Ve Eğer bulut yarılırsa, gök gürlerse kulağında

Bağırırsın ve sanki kimse duymaz sesini

Ve Eğer içinde yer aldığın orkestra farklı ezgiler çalmya başlarsa

Göreceğim seni ayın karanlık yüzünde