Bu Blogda Ara

Rush etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rush etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2017 Cuma

Rush - A Farewell to Kings 1977



Rush, 1973'den 1976'ya kadar olan ilk dört albümünde hard rock ve blues rock etkilerini yoğun olarak gösterdi. 1976'da çıkardıkları '2112' albümüyle müziklerinde değişme olmaya başladı ancak ilk 3 albümde ki hard rock ve blues rock etkileri hissediliyordu. '2112' albümü her ne kadar ilk 3 albümden kopuş gibi gözükse de, tam koğuş 'A Farewell To Kings' albümü oldu. Saykodeliğin, caz rock'ın, elektronik seslerin (ve hatta avant-garde'ın) kullanılmaya başlaması 'A Farewell To Kings' albümünde oldu. Sonrasındaki albümlerle birlikte 'A Farewell To Kings', progresif rock'a geç katılan Rush'ın progresif rock efsanelerinden biri olmasını sağladı.

Progresif metal hayranlarının Rush'ı progresif metal'in temel gruplarından birisi olduğunu görmelerini ve iddia etmelerini anlayabilmiş değilim. Rush dinlerken yada müziği bitirdikten sonra aklıma hiç progresif metal dinleyeyim şimdi de düşüncesi oluşmaz. Progresif Metal'i dinlemeyen, dinlemeyi bile tercih etmeyen biri olarak, bu duruma yıllardır bir anlam verememişimdir. Belki de sert gitar rifflerinden (sürekli tekrarlayan nota dizilimleri) kaynaklıdır iddia ettikleri.

Rush benim için Pink Floyd gibi kendi bildiği müziği yapmaya çalışan bir grup ve en az Pink Floyd kadar kaliteli. Dinlediğiniz zamanda müziğin akılda kalıcı olacak kadar oijinal. Heavy progressive rock diye geçiyor belki ama ben Art Rock yahutta Rush müziği olarak değerlendirmeyi seçerdim. Müziğe başladıkları andan itibaren geçirdikleri değişimlere bakarsanız bana hak verirsiniz.

Albüm kendi adını taşıyan 'A Farewelll to Kings' ile başlıyor. İlk dört albüme göre Rush müziğinin geçirdiği dönüşüm. Parça klasik gitar ile başlıyor. YES'den Steve Howe'a mı yoksa Genesis'den Steve Hackkett'a mı öykünüldü, bilemedim ancak senfonik gitar konçertosu geliyor kulağıma. Sonrası sürekli ritim değişiklikleriyle bir çok rock grubuna ilham olan klasik Rush parçalarından biri başlıyor.

'Xanadu', Kubilay han ile ilgili bir şiirden esinlenilmiş sözleri olan parça. Saykodelik, elektronik sesler ile başlayan parçada bir süre sonra blues rock, caz rock, senfonik rock esintileri duyulmaya başlıyor. Rush'ın '2112' sonrasında yaptığı en progresif (ilerici) parça. 'Xanadu', Rush'ın en klasik parçalarından birisi. Bunu da fazlasıyla hakediyor.

'Closer To The Heart' parçasının girişi bana italyan progresif rock devlerinden Le Orme'yi hatırlatıyor. Akdeniz, latin esintisi Geddy Lee şarkıyı söylemeye başlayana kadar kendisini hissettiriyor. Parça 3 dakika gibi uzunluğa sahip olmasına rağmen, içinden 3-4 parça çıkaracak bir parça. Aynı zamanda güzel bir yol parçası.

'Cindirella Man', Rush tarihinin en güzel sololarından birisine sahip. Sırf o, Alex Lifeson gitar solosu için bile üstüste sıkılmadan dinlenebilir.

'Madrigal', dramatik bir havası var. 1975 öncesi bir çok progresif rock grubunun kısa parçalarına benziyor. Saykodelik sesler(mini moog), gitarlarla ritim tutma ve melankolik bir vokal. İki bucuk dakikalık parça ile 1975 öncesi progresif rock'ını hatırlatıyor. 1970-73 yılları arasında olsaydı sanırım hippilerinde yada çiçek çocuklarının diline pelesenk olurdu. (belirtmek gerek, hippiler ve çiçek çocukları 70'lerin ortalarında hayatın içinden çekilip diskolar da yaşamaya başladılar)

'Cygnus X-1', albümdeki 'Xanadu' ile birlikte üzerinde en çok çalışılmış parça. Tangerine Dream benzeri kozmik, elektronik sesler ve albümün prodüktörlüğünü yapan kişinin konuşması her dinleyişimde beni büyülüyor. Tangerine Dream gibi her dinleyişimde beni uzayın uçsuz bucaksız yerlerine götürüyor. Parçanın müzikal yapısı gibi sözleri de uzay (kozmos) ile ilgili. 'Cygnus X-1', Rush'ın rock operalarından biri olduğu gibi kategorilendirmesinde ki heavy prog tanımına en uygun parça. Keşke diyorum, bir kaç albümünü bu müzikal anlayışda yapsalardı, Rush'ı hep o şekilde hatırlasaydım.

Son olarak; tekrar tekrar hatırlatmakta bir sakınca yok. Gelmiş geçmiş bütün rock tarihinin en iyi davulcusu Neil Peart, bas gitarıyla hala örnek alınan 3-5 kişiden biri olan Geddy Lee ve virtiöz  olarak efsaneler arasında yer almamasına rağmen Rush gibi rock müziği için klasikleşmiş grubun gitarlarıyla lider müzisyenliğini yapan Alex Lifeson. 3 dev müziyeniyle Rush grubu, bir çok progresif rock grubu gibi rock müziğin öncülerindendir.

Progresif rock bir rock türü değildir. Progresif rock, günümüz rock müziğin temelidir. Rush grubu da 'A Farewell To Kings' albümüyle buna bir örnektir.

1. A Farewelll to Kings (5.49)
2. Xanadu (11.04)
3. Closer To The Heart (2.51)
4. Cindirella Man (4.19)
5. Madrigal (2.33)
6. Cygnus X-1 (10.21)

Süre : 36.57

Alex Lifeson / 6 & 12 Telli Akustik, Klasik, Elektrik Gitar, Bas Pedalı
Geddy Lee / Bas Gitar, Bas Pedalı, Mini Moog, 12 Telli Gitar, Vokal
Neil Peart / Davul, Orkestral Çanlar, Perküsyon

Konuk;
Terry Brown / Prodüktör, Konuşmacı (6)

Kapak Resmi / Hugh Syme, Yosh Inouye (fotoğraf)

11 Ağustos 2016 Perşembe

Rush - 2112 1976



Rock müzik hakkında konuşurken başıma çok gelmiştir. Dünyanın en iyi gitaristi, en iyi davulcusu gibi sözler. Az çok rock ve metal türleriyle ilgiliyseniz, hemen şunu söylerler. Dünyanın en iyi davulcusu Mike Portnoy. Tabii Mike Portnoy sadece ilk akla gelen örnek. Hemen arkasından Mike Portnoy'u söyleyenlere şunu sormuşumdur. Carl Palmer yada Neil Peart dinledin mi? O, dünyanın en iyi gitaristi, davulcusu diyenlerin çoğu bu soru karşısında öylece yüzüne bakarlar. Sadece batı avrupa ve amerika merkezli rock magazinlerinden haberdar olunca dünyanın en iyileri havalarda uçuşuyor. Tabii burada Mike Portnoy'u küçümseme falan yok. Ama sadece sınırlı bilgiyle en iyileri seçmek, absürt oluyor.

İnsan zihni temelde böyledir. Disipline edilmiş bilgiyi alıp kullanmayı tercih eder. Bu sadece en iyi gitaristler, davulcular söylemi için değil, herhangi bir siyasi ideoloji'de de böyledir. Örnek; genel kanı olarak sosyalizm herkes tarafından tartışmasız en iyi, en kusursuz siyasi ideoloji kabul ediliyorsa, bunun üzerine insanların geneli düşünmeye kalkmaz. Nasılsa hazır olarak birileri düşünüp, bunu disipline etmiştir. Fazladan niye düşünülsün ki? Cemil Meriç'in bir sözü var, çok hoşuma gider; 'Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri de onların düşündüklerini düşünür'.

Yazdıklarımdan şu anlaşılmasın. En iyi rock grubu Rush'tır, yahut X grubudur. Bunu söylemiyorum.  Söylemeye çalıştığım şey, dünya üzerinde hem müzik hem bilgi öyle sınırsızdır ki, bunu sınırlayıp bir disiplin haline getirerek, sonra da sadece bu disiplin içinde dolaşmamak gerek. Öğreneceğimiz ve dinleyeceğimiz çok şey var, demek.

Rush; 70'li yılların hard rock müziğinden gelme bir grup. Kendi kendini geliştiren, geliştirirken de müziğini geliştiren en önemli gruplardan biri. 80'li ve 90'lı yıllar da bir çok progresif metal grubuna ilham olmuş bir grup.

'2112' benim dinlediğim ilk Rush albümü. Ne zaman dinlediğimi yazmayacağım ama bir şişe şarabı bitirdikten sonra 2. şişe şarabı bitirdiğimi gayet net hatırlıyorum. 40 dakikalık tek albümle iki şişe şarap!...

Albüm iki bölümden oluşuyor. İlk bölümünde 20 dakikalık '2112' parçası var. Zaten Rush hayranı olan biri için ezberlenmiş bir şey. Diğer bölümünde ise 5 parça var, çok kısa olarak. Tabii ki en çok ilk bölümü olan '2112' parçasını dinlemişimdir. Her ne kadar diğer bölümde ki parçalar kısa olsa dahi.

Albümün ilk parçası '2112' sözün tam anlamıyla rock opera (hard rock opera da diyebilirsin, ben demem). Parçanın konusu da uzayda geçen distopik bir hikaye. Orwell'ın 1984 tarzı distopik hikayesi gibi. Hem parçanın konusu hem müzikal atmosferi, kendimce Rush'ın progresif rock için verdiği en önemli eseri. Fazla doğaçlamalara gidilmemiş olsa da; birbirinden farklı olan 7 bölümlük '2112'  gerçekten çok özel. Özellikle içinde ki bölümler ve bölümler arasında ki geçişler progresif metal ile karşılaştırma yapınca, progresif metal'i bir küçümseme geliyor. Rush günümüzün progresif metal müziğine temel oluşturuyor olsa da, günümüzde yapılan progresif metal'den kat kat üstün durumda.

'A Passage To Bangkok' ve 'The Twilight Zone' parçaları albümde en ısınamadıklarım. Tekrar tekrar dinlesemde hala sevemedim. 'A Passage To Bangkok' klasik hard rock düzeninde bir parça. Giriş, vokal, nakarat, gitar solo, son vokal kısmı ve bitiş. 'The Twilight Zone' parçası da hemen hemen aynı. Bir önceki albümlerinde ki hard rock stilini üzerinden atamamışlar.

'Lessons' parçası oynak ritimli, hoş, tam böyle yolculuk yaparken dinlenecek türden. 'Lessons' parçası hard rock'a biraz daha uzak. Parçanın sonunda ki solo gitar olmasa çok daha iyi olacaktı, sanırım.

'Tears' adı gibi dramatik bir parça. Maalesef konuk melletron çok fazla ön planda kalıyor. Gitarlar ve davul arka planda kalınca klasik Rush müziğine pek uymuyor, açıkçası. Yavaş, sakin müzik sevenler için ideal. Bana göre pek değil.

'Something For Nothing', albümde ki '2112' parçasından sonra en sevdiğim ve en çok dinlediğim. Yavaş yavaş başlayan 'Something For Nothing' hızlanmaya başlayıp vokalde eşlik edince, ortaya ağır progresif rock'a güzel bir örnek çıkıyor. Şuan dinlerken bile hangi müzik aletinin taklidini yapacağım diye şaşırıyorum. Ama genel olarak davulcu Neil Peart öncelikli.

'2112' ,Rush'ın başyapıtı olmuş bir albüm olmasa bile Rush hayranları ve benim tarafından sevilen albümlerinin başında geliyor. Siz de dinleyin'.

1. 2112:
I) Overture (4:32)
II) The Temples Of Syrinx (2:13)
III) Discovery (3:29)
IV) Presentation (3:42)
V) Oracle:The Dream (2:00)
VI) Soliloquy (2:21)
VII) The Grand Finale (2:14)
2. A Passage To Bangkok (3:34)
3. The Twilight Zone (3:18)
4. Lessons (3:51)
5. Tears (3:32)
6. Something For Nothing (3:59)

Süre:38:48

- Alex Lifeson / Gitar, Bas Pedali
- Geddy Lee / Bas Gitar, Bas Pedalı, Vokal
- Neil Peart / Davul, Perküsyon

Konuklar
- Hugh Syme / ARP Odyssey (1.I intro), Mellotron (5)
- Terry Brown / Produktör

23 Haziran 2016 Perşembe

Rush - Moving Pictures 1980



Rush’ın bu kadar çok bilinip tanınmasında hard rock ve metal dinleyenlerin yorumları kuşkusuz çok etkili. Sert, karmaşık riffler ve Neil Peart davulu ile Rush dinlemesi her zaman zor olan grupların başında gelir. Dinlemesi zor olduğu kadar başka gruplar tarafından çalınması da bir hayli zordur. Oya işler gibi işler Rush notaları. Bir halatı örmek gibidir yaptığı müzik. O yüzden Rush müziği dayanıklı, sert ve bozulması da zordur. Hard rock ve metal severlerin çok büyütmesine aldırmadan, Rush’ı siz kendiniz dinleyin.

Rush, 1975-76 yıllarında artık altın çağının sonuna gelmiş progresif rock’ı 80’lerde en iyi icra eden grupların başında gelir. Şöyle de söyleyebilirim, 80’ler de progresif rock ölmedi, Rush gibi gruplar sayesinde günümüze kadar geldi.

'Tom Sawyer’ (Mark Twain karakteri) hem albümün hem de Rush’ın en bilindik, popular parçalarından birisi. Hakediyor mu, kesinlikle hakediyor. Neil Peart’ın doğaçlamalı seri davul ritimleri, Geddy Lee’nin sert bas gitar hattı (pedal ile birlikte) ve synthesizer’ı kaotik atmosfer yaratan şekilde kullanımı, üzerine Alex Lifeson’ın kesik kesik, parça parça harika harika gitar solosu. ‘Tom Sawyer’I anlatmak için bunlar yeterli olmaz Geddy Lee’nin bağıran vokalini de unutmamak gerek. ‘Tom Sawyer’ günümüz modern dünyasının şovalyesidir. Neyi tercih edersiniz. Şirketleri mi yoksa gökyüzünü mü? O halde yakala geçmiş zamanda ki mitlerini.

'Red Barchetta’ 50 yıl sonrası uçan arabaların çağı ve amcanın garajda duran eski bir kırmızı Barchetta’sı. Rush’ın ‘Red Barchetta’ parçası tam bir karşı kültür öğesi. 50 yıl sonrasının herşeyi meta haline getiren kapitalizmine de karşı. Yavaş başlar parça, yavaş da hareket eder. Özellikle Alex Lifeson gitarı melodiktir. Dinlenmesi kolay olanlardan. Benim için parçanın sözleri müzikten daha öndedir. Yaşadığımız yılda dahi değerlerin meta haline getirilişine tepki duyarken 50 yıl sonrasını da düşünebilmek, Neil Peart’ın söz yazarlığına olan hayranlığımı bir kat daha arttırıyor.

'YYZ' gibi progresif rock’ın en kaliteli ve teknik parçasını bilmeyene şeker vermeyin. Bayramda şeker toplamaya çıkan çocuklara sorulan sorular gibi, progresif rock dinleyenlere ‘YYZ’ parçasını dinledin mi sorusunu sormak lazım.

'YYZ’ mors alfabesinde uluslararası Toronto havalimanı kodu. ‘YYZ’, Rush grubunun marşı benim için. King Crimson’ın nasıl ‘21st Century Schizoid Man’ parçası temel alınıyorsa, Rush içinde ‘YYZ’ parçası temel alınmalıdır. Bırakın başka bir grup tarafından çalınmasını, benzeri daha yapılamayacak bir parça. O yüzden övmektense her biri yaşayan efsane olan Rush grubunun bu parçasını siz de benim gibi marş haline getirin. ‘LimeLight’ parçanın adı gibi kendisi de light, yumuşak bir müzik. Tam bir yol parçası. Davul ve bas gitar sizi bir yerden bir yere götürürken sonunda ki Alex Lifeson’un derinlerden gelen gitar solosu ‘Limelight’ parçasını en bilinen Rush parçalarından birisi haline getiriyor. Diğer parçalarına göre teknik yönü daha az olmasına rağmen yine de yapacağınız yolculukların değişmez parçalarından birisi olacaktır.

'The Camera Eye’ New York ve Londra şehirleri gözönüne alınarak yazılmış bir parça. Günümüz modern (!) insanın şehrin tarihiyle uyumsuzluğunu anlatıyor. Buna İstanbul’dan bolca örnek verebiliriz de. Tarih bilgisi olmadan yaşamaya çalışan ve kendisini modern düyalı sanan insanların bolca bulunduğu bir şehir olan İstanbul. Daha iyi anlaşılması için Osmanlı döneminde Beyazıt Camiisin’de kuşlar su içsin diye yerlere oluklar açılırken günümüz modern (!) insanları da su sıçratmasın diye o olukları çukur sanıp üzerine çimento dökerler. ‘The Camera Eye’, albümde ki ‘Tom Sawyer’ ve ‘Limelight’ parçaların gölgesinde kalmış bir parça. Ancak benim için ‘YYZ’ ile albümün en iyi parçalarından. Hatta bir önceki albümlerinde olan ‘La Villa Strangiato’ parçasıyla birlikte Rush’ın en iyi gitar solosuna sahip. Parça synth ve trafikte ki araba sesleriyle kaotik ve karanlık bir müzikal atmosfer ile başlar. Saykodelik sesler (hırıltılar) ile daha da yoğunlaşır. Bir blues rock solosuna geçmeden önceki, patlamaya hazır bir bomba gibidir, ruh haline bünürsünüz. Sözler ile birlikte olan kısma geçince uzunca bir süre dinlenirsiniz. Sonrasında Alex Lifeson’un harika gitar solosuyla biter.

'Witch Hunt (Part III of Fear)’ Neil Peart’ın içler ürperten zilleriyle başlar. Korku filmi izliyormuş yada gece karanlıkta tek başınasınızdır. Parçanın girişi öyle bir his uyandırır. Ormanda cadı avına çıkarsınız. Avlayacağınız cadılar dini kurumlar, devlet, medya ve politikacılar gibi bizi yönlendirenlerdir. Parça ağır ağır bas gitar, synth ve davul ile ilerler. Alex Lifeson çok daha geri planda kalır. Sözleri ve girişi olduğu kadar parçanın bütünü de karanlıktır. Ama yazılan sözlere ve anlamına baktığınız zaman ortaya çıkan müzik en uygunu olmuş.

Son parça, ‘Vital Signs’ albümde ki diğer parçalara göre daha basit yapılıdır. Basit yapılı şablon müziklerinden Reggae ritimlerini kullanmışlar. Buna rağmen yine de güzel bir parça. Özellikle Neil Peart davulu. Yine ve yine evet her parça da Neil Peart davulunun mükemmelliği bu parçada da var.

Rush ‘Moving Pictures’ albümüyle tüm zamanların en iyi progresif rock albümlerinden birisine sahiptir. Hem de geç bir dönem olan 1980 yılında. 1. Tom Sawyer (4:34)

2. Red Barchetta (6:08)
3. YYZ (4:24)
4. Limelight (4:21)
5. The Camera Eye (10:57)
6. Witch Hunt (Part III of Fear) (4:44)
7. Vital Signs (4:47) Süre: 39:55
- Alex Lifeson / 6 & 12 telli Elektrik ve Akustik Gitar, Taurus Bas Pedal
- Geddy Lee / Bas Gitar, Bas Pedalı, Synthesizers (Oberheim polyphonic, OB-X, Mini-Moog) (Ses Düzenleyicisi), Vokal
- Neil Peart / Davul, Timbales (Vurmalı çalgı), Orkestra Çanı, Glockenspiel (Vurmalı çanlar), Rüzgar Çanı, Crotales (Vurmalı ziller), Perküsyon
Katkıda bulunanlar
- Hugh Syme / Synthesizer (6)
- Terry Brown / Ortak Aranjör ve yapımcı