Bu Blogda Ara

1974 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1974 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2019 Salı

Osanna - Landscape of Life 1974


2000 bin yıl öncesinin seslerini albümüne yansıttığı 'Palepoli' albümünden 2 yıl sonra 4. albümü olan 'Landscape of Life' yapar. İlk iki albümündeki İngiliz gruplarını takip etme ve rock müziğe serbest caz(free jazz)'dan etkiler koymayı 3. albümlerinde terkederler. Bu albümle ise ilk iki albüm çizgilerine geri dönerler. Osanna müzik yaparken aynı zamanda müzik yapmayı da öğrenmeye devam eder. Önceki albümlerinde mellotron'u çok iyi adapte etmişlerdi kendi müziklerine burada ise gördüğüm şey synth kullanma ve müziklerinin içine sokmayı başarıyla üstesinden gelmişler.

Synth, özellikle başlangıçtaki flüt sonunda ise mellotron ile öyle güzel kullanılmış ki, 'Palepoli' albümü gibi sanki dinlerken farklı bir zaman dilimine gidiyorsunuz.

Osanna garip bir grup. Garip olması müziğinden kaynaklı değil. Müziğe bakışından kaynaklı ve sanıldığı gibi yada bilindiği gibi 'rock progressive italiano' türünden çok daha farklı albümlere sahip. Her ne kadar italyan gruplarını sayarken Osanna grubunu da saysamda, gerçekte Osanna'ya bakışım bu şekilde.


Osanna bu albümünden 4 yıl sonra bir albüm daha çıkartır sonrasında uzun bir sessizliğe gömülür. Geri dönüşü 20 küsür yıl sonradır. Bir süre yeni bir albüm için VDGG' saksafonisti David Jackson'la birlikte albüm yapıp konserler verirler.

Böyle bir bilgi paylaşmamın nedeni Osanna grubunun her ne kadar diğer İtalyan gruplarıyla benzerlik gösterse de aslında kendilerinin İngiliz tarzının caz haline gelmiş halleri gibidir. Osanna grubu konserlerinde yüzleri boyalı olarak çıkarlar çünkü Genesis'in müziğinden, Peter Gabriel'in sahnedeki davranışlarından etkilenmişlerdir. Albümlerinde saksafon ve flüt vardır ki, bunları kullanırken akdeniz ezgilerinden ziyade cazı kullanırlar. Osanna'yı ilk dinleyenleri şaşırtacak bir şekilde saksafon aniden müziğin ortasında girer. Öyle italyan klasik müziğinin, akdeniz melodileri ağırlık kazanmaz, Osanna albümlerinde.

Önceki albümlerde şablon kullanmayan Osanna aynı davranışını bu albümde de devam ettirir. Her bir parça bambaşka bir şekilde karşınıza çıkar. Melodik olduğu kadar, kaotiktir yaptıkları müzik.

Belki çok fazla Magma dinliyorum ondandır, albümde bazı parçalarda davul kullanımını Vander tarzına benzetiyorum. Özellikle saksafonun çoştuğu parçalarda davul durmak bilmiyor, ne hızlanan ne de yavaşlayan bir çizgide ilerliyor. Düzensiz bir şekilde devam ederken bir anda afrika kabilelerinin dini ayin ritimlerini duymaya başlıyorsunuz. Vander gibi mi, belki öyle belki değil. Şimdi tekrar dinlerken farkettim,  'Il Castello dell'es' parçasındaki davul kullanımı iki yıl önce yine bir başka Napoli'li grubun (Il Balletto di Bronzo) tarzına benziyor. Ki parça da aynı grubun o  albümü gibi avantgard atmosfere sahip. Demek ki Vander'e Magma'ya benzetmem boşuna değilmiş.

Grup hakkında fazlaca atıp tuttum belki, yazmaya heveslendiğimde aklıma gelenleri not almadığım için bir çoğunu çoktan unuttum. Deep Purple'dan bahsedecektim, Beggars Opera'dan hatta Uriah Heep'i de koyacaktım arasına, hep not almadığım için aklıma gelenlerin çoğu yok oldu.

'Landscape Of Life' albümü, Osanna'nın İngilizce konuşan ve dinleyen kitleye ulaşma çabasıydı, aynı PFM ve Banco'nun ingilizce albümler yaptıkları gibi. Seslerini duyaramadıkları için kendi ülkelerindeki kitleye kendi kitlelerine döndüler bir süre sonra. Osanna'da aynı duygularla hareket etti. Yaptıkları müzik mükemmeldi ama onları anlayacak kitle amerikan köylülerinden oluşuyordu. Bu durum bazı Amerikan gruplarının da başına gelen sorundu. Osanna'nın bu hayalkırıklığı yerini 4 yıl sonraki tamamen italyan kültürünün ürünü olan albümü yapmaya itti. 70'lerin son albümü oldu.

2000'lerde müziğe geri döndüklerinde yanlarında progresif rock'ın yaratıcılarından David Jackson'ı buldular. Birlikte güzel bir albüm yaptılar ve onlarca konser verdiler.

Osanna, Napoli'den çıkan bir grup. Napoliler kendilerini İtaliano olarak değil, Napolitano olarak tanımlar. İtalyanlığı kesinlikle kabul etmezler. Kendi şehirlerinde trafik tabelaları bile kendi dilindedir. Irkçılık yapmazlar asla, kuzeyliler gibi de değildirler. Az biraz da bize (Türklere) benzerler. Napoli çevresindeki bir çok şehir ve yerleşim yeri de Napoli deyince farklı bakar olaylara.

Napoli'den çıkan Osanna'da müziğe farklı bilmesini bilen bir grup.

1. Il Castello dell'es (8.55)
2. Landscape Of Life (6.00)
3. Two Boys (3.43)
4. Fog In My Mind (7.45)
5. Promised Land (1.32)
6. Fiume (4.05)
7. Somehow, Somewhere, Sometime (4.15)

Süre : 36.17

Lino Vairetti / Vokal, Elektrik Gitar, Akustik Gitar, 12 Telli Gitar, Mellotron, Org, Mızıka, Synth (ses düzenleyicisi)
Danito Rustici / Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar, Org, Synth, Mellotron, Vokal (5)
Elio D'anna / Alto, Bariton ve Tenor Saksafon, Flüt, Elektrik Flüt
Lello Brandi / Bas Gitar
Massimo Guarino / Davul, Perküsyon, Tamborin

Konuklar
Corrado Rustici / Vokal & Akustik Gitar (5), 12 Telli Gitar (6)
Enzo Vallicelli / Perküsyon (4,5)

15 Ocak 2019 Salı

PFM - Cook 1974 Live


Premiata Forneria Marconi kısa adıyla PFM. 1966 yılında başladıkları müziğe 1972 yılında çıkardıkları 2 albümle italyan progresif rock'ının unutulmayacak gruplarından biri haline geldiler. 1972'de çıkardıkları albümlerin başarısı ve kalitesiyle adından söz ettirmekle kalmayıp, İngiltere'den davet alırlar.

Ertesi yıl, daha önce King Crimson ve ELP için şarkı sözleri yazan Peter Sinfield tarafından ilk albümlerinde olan italyanca sözlü parçalara ingilizce sözler yazılıp ELP'nin kayıtlarını yaptığı stüdyo'da yeni albümler çıkartılır. Grubun bu hızlı stüdyo kayıtları sonrasında konserleri de çoğalmaya başlar. Sonrasında durum İngiltere ve Avrupa ile sınırlı kalmaz, grup ABD'ye geçer. ABD'de verdikleri konserlerle TV'lerde gösterilir. 1974-1977 yılları arasında PFM bir italyan grubu olarak ABD'de fazlasıyla bilinen bir grup olur. 1977 yılında çıkardıkları Jet-Lag albümünden sonra ülkelerine geri dönüp başladıkları yere döndüler. 1977 sonrası çıkardıkları albümler 1972'de kaldıkları müziğin devamı niteliğindedir. Çok geçmeden de italyanların efsane müzisyenlerinden Fabrizio De Andre ile albüm yapıp konserler verdiler.

1974 yılında gittiklerinde verdikleri konserlerden bazı parçalarını biraraya getirip 'Cook' adı altında bir albüm ortaya çıkardılar. 2000'li yıllarda aynı albümün tekrar basımlarında aynı yılın konserlerinden farklı parçalar biraraya getirilerek piyasaya sürüldü. 

1974'deki bu ilk konser albümünde o zamana kadar çıkardıkları albümlerden farklı parçaları bir araya getirmişler. 2000'li yıllardaki albümler içinde aynı şey geçerli.

Albümdeki parçaların çoğunluğu ingilizce olsa da, aslında italyanca orijinallerinin ingilizce versiyonudurlar. 'Just Look Away''in 'Dolcissima Maria', 'Celebration''ın 'E Festa' olması gibi.

Albümün kayıtları güzel olsa da, belki de konserdeki atmosferden kaynaklı sesler biraz daha geri planda gibi duruyor. Özellikle ilk 3 parçada, ki yavaş tempolu ve duygusal parçalardır, enstürmanların seslerinin netliği bulanır gibi oluyor. O yüzden o parçaları stüdyo albümlerinden dinlemenizi tavsiye ederim.

Sonraki parçalar hızlı tempolu, belki de hızlı olmalarından dolayı sesler kulağa çok daha iyi geliyor.  'Celebration' (E Festa, bayram) parçasından itibaren albümün tadını çıkarmaya başlıyorsunuz.Gitar, bas, flüt, davul ve hammond'un seslerinin güzelliğini PFM kalitesi ve yaratıcılığıyla daha net duyuyorsunuz. PFM'in bir nevi marşı niteliğinde olan 'Celebration' parçasını en erken canlı kayıtlarından biri, ancak ben parçayı 'E Festa haliyle 2007 yılında uydu bağlantısındaki bir italyan kanalında kendi konserlerinde dinlemiştim. Doğaldır ki kayıt olarak çok daha iyiydi. 

'Mr. Nine Till Five' yada orijinal haliyle 'Generalle'; PFM'nin italyan folk müziği, rock ve caz'ı  mükemmel biçimde birleştirdiği parçalardan biri. Yine tempolu olması nedeniyle 'Celebration' parçası gibi albümden zevk almaya devam ediyorsunuz.


Hiç bir stüdyo albümünde olmayan sadece konserlerde çaldıkları 'Alta Loma Nine Till Fave', italyan romantik dönem klasik müzik isimlerinden Rossini'ye ait. Albümdeki hem kayıt olarak hem de çalınış olarak bence en iyi parça. Aynı zamanda parça 15 küsür dakikalık uzunluğuyla PFM'nin müzikal tadını fazlasıyla alıyorsunuz. Grup üyelerinin tamamının kısa yada uzun olarak soloları bulunan parça'dan, hem rock müziğin hem deneyselliğin hem de klasik müziğin tadını çıkartıyorsunuz.

PFM grubuyla ilk kez 2006 yılında tanıştım. Ancak o dönem krautrock'a odaklandığım için(Amon Düül II, Can, Neu!, Popol Vuh, Tangerine Dream, Novalis, Eloy, Jane, Birth Control, çoğunluğunun bütün albümlerini dinleyip bitirmiştim) italyanlara fazla özen gösterememiştim. Ancak 2009'da askere gittiğimde, kaçak olarak soktuğum mp3'ün içinde italyan grupları ağırlıktaydı. Bir önceki yıldan itibaren ağırlık vermem nedeniyle de asker dönüşü sonrası FB'daki arkadaş listemin büyük çoğunluğu italyanlardan oluşuyordu. Şuan ise italya'da yaşıyorum.

2006 yılında ilk tanıştığımda sanırım grubun dinlediğim ya 2. yada 3. albümüydü. Albümü iyi anımsıyorum çünkü Novalis'in 'Konzerte' albümünden sonraki albümdü. Albüm belki italyan progresif rock'ına alışmamı sağlamadı ama tanışmama neden ilk albümlerden birisiydi.

1. Four Holes In The Ground (7.22)
2. Dove...Quando... (4.30)
3. Just Look Away (8.05)
4. Celabration (8.55)
5. Mr. Nine Till Five (4.25)
6. Alta Loma Nine Till Fave (15.20)

Süre : 48.34

Jan Patrick Djivas / Bas Gitar
Franz Di Cioccio / Davul, Vokal
Franco Mussida / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
Mauro Pagani / Flüt, Keman, Vokal
Flavio Premoli / Hammond Org, Piyano, Mellotron, Moog, Vokal




22 Aralık 2018 Cumartesi

Eloy - Floating 1974




Eloy, her dönem kendini yenilemiş ve değişmeyi başarmış ender grupların başında geliyor. Hatta 70'lerden günümüze kadar gelen gruplar arasında tek bile diyebilirim.

1970'lerin başında başladıkları müziğe geçen yıl bir albüm daha ekleyerek devam ettiler. İlk başladıklarında hard rock tarzında müzik yapıyorlardı. Ancak müziklerinde keskin bir dönüş yaparak dönemin ağır saykodelik müziğine odaklandılar. Ağır saykodelik müzikten de bir süre sonra senfonik yapılı müziğe geçtiklerinde Eloy efsanesi olacak albümler ortaya çıkardılar. 80'lere geldiğinde ise yine space rock denen türe yöneldiler. Günümüzde de şimdiye kadar edindikleri bütün deneyimlerle geçen yıl bir mükemmel bir albümle müzikte varolmaya devam ettiklerini belirttiler.

Eloy, farklı bir müziğe yöneldiği her dönemde kalitesini ve yaratıcılığını fazlasıyla gösterdi. Ağır saykodelik döneminin ikinci albümü, kendilerinin de 3. albümü 'Floating' de yaratıcılık ve kalite bakımından dönemin benzer müzik yapan gruplarınla kıyaslandığında kolaylıkla özel bir yer edinir.

'Floating', bir önceki albüm 'Inside''dan biraz daha az saykodelik ama bir o kadar da ağır bir albümdür. Başlangıç şarkısında, aynı zamanda albümün adı olan, caz ritimleri yoğun gözükse de Manfred Wieczorke'nin org kullanımı hard rock'a yaklaştırıyor. Bir önceki albümde 'Daybreak' tarzı beat anımsatmıyor değil.


İkinci parça 'The Light From Deep Darkness', hem uzunluğu hem de içerdiği yoğun ve ağır saykodelik atmosferden dolayı bence albümün en iyisi. Bence en iyisi çünkü 3-4 yıl boyunca saykodelik rock dinlemediğim zaman olmuştu bir kaç yıl öncesine kadar. Nemrud'un son albümünü o kadar çok sevmiştim ki, bir süre sonra aklıma sadece Eloy'u getirebildim dinleyebilmek için. Bu parça da dediğim gibi hem uzunluğu hem de ağır atmosferiyle beni kendisine çekip içinde hapsediyor. Bluesvari bir yapıda olmadığı içinde ne kadar kendimi versem de tekrar dinleme hissi yaratıyor.

'Castle In The Air', albümdeki ikinci favori parçam. Blues'un hiç sırıtmadan mükemmel bir biçimde içine yerleştirildiği parça.

'Plastic Girl', albümden en çok bilinen parça. Bir çok kişi tarafından çok sevilip dinleniyor olsa bile ısınamadığım Eloy parçalarının başında geliyor. Ama yine de albümün atmosferine uygun bir parça.

'Madhouse', albümdeki heavy'e, ağır prog'a yakışır bir parça. Dönemin ağır prog öncülerinden hiç bir farkı yok. 1974 yılını göz önüne aldığımızda Rush henüz ortalarda yoktu bile.

'Floating', Eloy'un yine mükemmelleştiği albümlerden biri. Eloy'u zamanına göre değerlendirip albümlerine de ona göre odaklanıldığında albümünde ne kadar iyi bir yapım olduğu ortaya çıkar.

1. Floating (3.59)
2. The Light From Deep Darkness (14.37)
3. Castle In The Air (7.13)
4. Plastic Girl (9.05)
5. Madhouse (5.16)

Süre : 40.10

Frank Bornemann / Elektrik Gitar, Vokal
Manfred Wieczorke / Org, Elektrik Gitar
Luitijen Janssen / Bas Gitar
Fritz Randow / Davul 

23 Mart 2018 Cuma

Jane - Jane III 1974



Progresif rock, kimilerine göre dahilerin müziği, kimilerine göre de 60'ların üniversitelilerinin müziği. Kimilerine göre ise sadece 70'lerde ortaya çıkan ve o döneme ait bir rock müzik türü.

Mutlaka farklı tanımlar yapanlar da vardır ancak benim önüme en çok bu tarz tanımlar çıktı.

Bir de bunların haricinde yine o dönem, 1970'lerde progresif rock müziğe başlayıp kendi müziğini yaratanlar var. Aslında bu tarz grupların müziğinin progresif rock sayılması, başladıkları dönemde dinledikleri yada esinlendikleri grupların, müzisyenlerden yararlanmasıdır. Buna verilebilecek en güzel örnek, Pink Floyd'dur.

Saykodelik-beat-pop ile başlayıp, eksperimental (deneyliktir (yada deneyimlik), deneysel sözü uydurmadır) müzik ile devam sonrası saykodelik uzay rock (space rock)  ulaşması, Pink Floyd'un müziğinde ki değişimleri gösterir. En sonunda ise 'Wish You Were Here' albümüyle kendi müziğine ulaşmış olur. Yani Pink Floyd müziğine. 70'li yıllarda, progresif rock'ın altın yıllarını yaşadığı dönemde bu tarz bir çok grup vardır. Örnek YES grubu, Genenis de öyledir. Hatta İtalya'dan Le Orme grubu da öyledir.

Bu tarz gruplara bir başka örnek de,  Almanya'dan çıkan krautrock grubu Jane. Jane grubunu da kendine özgü müzik yapanlar arasına kolaylıkla koyabiliriz. Aynı Pink Floyd müziği olduğu gibi, Jane müziği de vardır.

1974'de ki 'Jane III' albümleri öncesinde çıkardıkları iki albüm, ağır saykodelik rock ile krautrock arasında bir yerdeydi. 'Jane III' albümü ise grubun kendi düşüncelerinde yapmak istedikleri müziğin ortaya çıkmış hali. Bu albüm sonrası, 3 yıl ve 3 albüm, kendi deneyimlerinden yola çıkarak Jane müziğini devam ettirmişlerdir. Bu devam edişin ilk sebebi de davulcu Peter Panka'nın grubu ayakta tutmaya çalışmasıdır. Peter Panka'nın 2007'de ölümü sonrası ise eski müzisyenler ile yeni, genç müzisyenlerin biraraya gelmesiyle Jane, hala müziğe devam etmektedir. Hatta grubun adı da Peter Panka's Jane'dir.

Grubun, ve yaptıkları müziğin kısa özeti bu. Albüm ise anlatmaya çalıştığım gibi, Jane müziğini yansıtan ilk albüm.

Albüm; saykodelik, folk ve özellikle blues ezgilerini barındırıyor. Jane, bunları öyle güzel harmanlayıp ortaya parçalar çıkartıyor ki, dinlerken kendinizi rock müziği yeniden, tekrardan keşfetmiş gibi hissediyorsunuz.

Gizli kalmış yahut popüler dünyada kendine yer bulamamış Jane grubunu dinlemek bir ayrıcalıktır.

1. Comin' Again (9.40)
2. Mother, You Don't Know (5.52)
3. I Need You (4.50)
4. Way To Paradise (3.25)
5. Early In The Morning (5.20)
6. Jane-Session (4.20)
7. Rock'n'roll Star (4.47)
8. King Of Thule (0.40)
9. Baby, What You're Doin' (3.05)

Süre : 41.59

Klaus Hess / Akustik & Elektrik Gitar
Wolfgang Krantz / Gitar, Piyano (4)
Charly Maucher / Bas Gitar, Vokal
Peter Panka & Davul, Perküsyon, Vokal (4)

8 Ocak 2018 Pazartesi

CAN - Future Days 1974



Progresif sözü tanım itibariyle her zaman karıştırılır. En bilineni ilerici demek olan progresif sözü, aşamalı anlamına da gelmektedir. Dinleyici kitle ise çoğu zaman progresif sözünü ilerici olarak alır, günümüz progresif metal örneğinde olduğu gibi. Aslında  ise progresif metal'deki progresif sözü, aşamalı olarak kullanılıyor. O yüzden progresif rock'daki progresif sözü ile aynı anlam ifade edildiği varsaya progresif metal dinleyenlerin tamamı progresif rock dinlediğini sanıyor.

5 Ocak 2018 Cuma

Utopia - Todd Rundgren's Utopia 1974



Progresif rock'da çok bilinmeyenler var. Özellikle 70'li yıllarda yapılan albümlerin bir çoğu hala bilinmiyor. Bilinmemesinin en önemli etkeni, dinleyenlerin bir kaç grupta takılı kalıp, diğer albümleri görmezden gelmesi. Öyle olunca da progresif rock'ın bir çok cevheri gözden kaçıyor.

14 Kasım 2017 Salı

Gryphon - Red Queen To Gryphon Three 1974



Birkaç gün önce hangi grubu dinleyip yazayım diye düşünürken telefonda ki aldığım notları karıştırmaya başladım. 100'e yakın not'un arasında, önüme 9 ay önce aldığım bir not çıktı. 'Gryphon'dan 'Red Queen albümünü bul dinle'.

Bu aralar hem evi değiştirirken girdiğim stres hem de fazla müzik dinleyememiş olmam nedeniyle aldığım notu ciddiye alıp, albümü buldum ve indirdim. Tabii bunlar işyerinde iken oluyor, albümü eve gelince dinlemeye başladım.

İlk dinleyişim kedilerin pisliklerini temizlerken olduğu için, müzikten pek bir şey anlayamadım. Daha sonraki dinleyişlerimde ise karşımda 70'lerin  mükemmelletçiliğine uygun bir albüm duruyordu.

Böyle bir albümü onca yıldır nasıl olur da kaçırmışım, gözardı edip dinlememişim. Halbuki kapak resmini anımsıyorum yada anımsadığımı sanıyorum çünkü 70'lerde bu kapağa benzer bir çok albüm vardı. Geç oldu ama güç olmadı, önemli olan da bu.

Progresif rock'ı bu anlamda bu yüzden daha çok seviyorum. Her an önüme mükemmel albümler çıkabiliyor.

'Red Queen to Gryphon Three' albümünde progresif rock için arayabileceğim herşey var. Klasik müzik, folkik öğeler, avantgard hava, bas gitar ve davulun kusursuz işbirliği. Gryphon grubu mükemmel bir albüme imza atmışlar.

Albüm, ortaçağ satrancı oyununu anlatıyor. Açılış parçası 'Opening Move(açılış hamlesi)' ile ortaçağ satrancına başlıyorsunuz. (İkinci ve üçüncü dinleyişimde müziği anlamaya başladım çünkü ilk dinleyişim temizlik anına denk gelmişti.) 'Opening Move', hem satranç oyunu için güzel bir müzik olurken hem de ortaçağın İngiltere'sine götürüyor. Ortaya konan müzik o kadar Orijinal ki, dinleyene ortaçağı hissettiriyor.

Hem 'Opening Move' parçasında hem de devamındaki parçalarda yoğun bir YES/Jethro Tull etkisi var. YES'i çok fazla dinlediğimden dolayı Gryphon grubunu dinlerken odaklanmada fazla zorlanmadım. Rick Wakeman etkisindeki klasik müzik benzeri piyano ve klavyeler YES'i anımsamamdaki en büyük neden oldu. Tabii ki flüt niyetine kullanılan ortaçağ müzik aleti krumhorn ve kısa kısa bluesvari gitar soloları da Jethro Tull'ı anımsattı.

Devam niteliğinde olan 'Second Spasm'da ise ilk parçaya göre rock atmosferi daha çok ön plana çıkmış. Tabii başta ki krumhorn (flüt değil) etkili halk müziğini saymazsak. Halk müziği etkisinden sonra bas gitarın öncülüğünde bluesvari kısma geçiyorsunuz. Biraz avantgard hava da katılmış. İlk parçadaki yaratıcılık ikinci parçada da böylece devam ediyor. Bu parça biraz fazla eklektik olmuş. Halk müziği ve rock'ın en özgün buluşmalarından olmuş anlayacağınız.

'Lament' parçası ile ortaçağdan günümüze geliyorsunuz. Parça o kadar yakın ki 70'ler ve günümüz müziğine, ilk iki parçadan sonra zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyorsunuz.

'Checkmate', şah-mat!. Şah-mat ile oyunun ve albümün sonuna geldik. İlk iki parçada ki ortaçağ havasındaydık, sonra 'Lament' ile günümüze geldik ve son parça 'Checkmate' ile de günümüz müziği ile bitirdik.

'Checkmate' albümdeki en çok YES'e benzeyen parça. O yüzden albümdeki favori parçam 'Checkmate'.

Gryphon'u 9 ay öncesinde tanıdım. Aslında sadece isim olarak not aldım. 9 ay sonra da 683 favori albüme eklenerek 684. favori oldu. Böyle bir grup nasıl devam etmemiş, aklım almadı. Devam etselerdi kesinlikle şuan klasik progresif rock'a farklı bakılıyor olurdu.

Gryphon gerçekten de mükemmel bir albüm ortaya çıkarmış.


1. Opening Move (9.42)
2. Second Spasm (8.15)
3. Lament (10.45)
4. Checkmate (9.50)

Süre : 38.32

Richard Harvey / Klavyeler, Blokflüt, Krumhorn (flüt'e benzer bir ortaçağ çalgısı)
Brain Gulland / Krumhorn, Fagot (yine flüt'e benzer bir ortaçağ çalgısı)
Graeme Taylor / Elektrik & Akustik Gitar
Philip Nestor / Bas Gitar
David Oberle / Davul, Perküsyon, Timpani

Konuklar
Ernest Hard / Org
Peter Redding / Akustik Bas Gitar

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Kansas - Song For America 1974




Kansas'ın ikinci albümü 1974'de aynı yıl içinde ki ikinci albümü, 'Song For America'. İlk albümde ki progresif öğelerin bolluğundan ve karşılığını aldıktan sonra ikinci albümde bu öğeleri daha da çoklaştırdılar. İlk albümdekine oranla klasik rock ve folk rock'ın yerine Avrupa merkezli senfonik müziğe daha çok yer verdiler.

7 Temmuz 2017 Cuma

Tangerine Dream - Live At Reims Cathedral 1974



Tangerine Dream grubu yakın zamanda bir belgesele konu oldular.

'Revolution of Sound' adlı belgeseli henüz izlemedim ama nelerden bahsedecekleri hakkında az çok bir fikrim var. Çünkü belgeselin tanıtım afişinde Tangerine Dream'in efsane yıllarında ki kadronun resmi var. Edgar Froese, Chris Franke ve Peter Baumann.

29 Haziran 2017 Perşembe

Area - Caution Radiation Area 1974




'Caution Radiation Area', 1974 çıkışlı Area'nın ikinci albümü. İlk albümlerindeki nazi karşıtı sloganvari albümleriyle radikal sol'a olan yakınlığını bu albümde de devam ettiriyorlar.

8 Haziran 2017 Perşembe

Christian Vander / Magma - Tristan et Yseult 1974



Rock müziğin bazı efsane isimleri vardır, pek bilinmeyen. Örneğin CAN grubu gibi. Popüler rock'da sesi yok denecek kadar azdır. Ancak CAN gibi grupların gerçek rock müziğin efsaneleri olmasının yanında bir de rock müziğe verdikleri yön vardır. CAN'ın günümüz post-math rock'ına hatta indie-rock'ına verdiği yön gibidir bu durum.

2 Mayıs 2017 Salı

Kansas - Kansas 1974



Kansas, ABD'li progresif rock gruplarının en kaliteli ve yaratıcı olanlarından. Grup, içinde doğup büyüdüğü Kansas eyaletini isim olarak seçerler.

10 Nisan 2017 Pazartesi

Premiata Forneria Marconi - L'Isola di Niente 1974



1973 yılında Le Orme 'Felona e Sorona' adlı ikiz kardeş gezegenlerin arasında ki ilişkiyi konu alan bilimkurguluk bir albüm çıkarmışşlardı. Hemen ertesi yıl da PFM'de 'L'Isola di Niente' (Hiçliğin Adası) adlı fantastik hikayesi olan bir albüm çıkardılar. Progresif rock'ın en güzel albümlerinin çıktığı yıllardan İtalya'dan iki muhteşem albüm.

7 Mart 2017 Salı

Erkin Koray - Elektronik Türküler 1975



Erkin Koray, ülkemizde Barış Manço ve Cem Karaca ile birlikte en çok bilinen rock müzisyenlerinden. Bu bilinmesinde en önemli etken, dönemin popüleritesinde bolca 45'lik çıkarmalarıydı.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Murple - Io Sono Murple 1974



Murple, 70'ler italyan progresif rock'ının az bilinen gruplarından. Yaptıkları iki albümle italyan efsane grupları arasında yerini almasa da, italyan progresif hayranlarının bildiği bir grup. Benim grupla tanışmam 3-5 ay öncesi olmuştur. Kendimi bir italyan progresif rock hayranlarından saydığım için bulur bulmaz dinlemeye başladım. Murple gibi şuan elimde pek bilinmeyen 5-6 italyan rock grubu var.

'Io Sono Murple', bir konsept albüm. Bir penguenin dünya'yı dolaşmaya çıkmasını ve başına gelen olaylar anlatılıyor. Kapak resmine dikkatlice bakarsanız penguenleri görebilirsiniz. İnsan silüetiyle tasfir edilmiş penguenler ve onlardan ayrılmış bir penguen. 'Io Sono Murple', işlediği konu itibariyle şimdiye kadar dinlediklerim arasında bir kaç fantastik albümden biri.

Müzikal olarak ise klasik italyan gruplarının başka bir versiyonu gibi. Enstrüman doğaçlamalarının daha az, melodik yapının daha yoğun olduğu bir albüm. Murple grubu da diğer bir çok italyan grubu gibi progresif rock'da fazla önemsenen doğaçlamalara girmiyor. Kısa, melodik senfonik yapı, biraz cazımsı öğeler ve mükemmele yakın vokaller.

Albüm senfonik progresif rock türündedir. Ancak 75 öncesi ortaya çıkan senfonik yapıdan biraz farklı. 75-76 sonrası özellikle Almanya'da baş gösteren melodik senfonik yapı hakim. Albümü ilk dinlemeye başladığımda aklıma Tibet, Novalis gibi Alman rock gruplarının müzikleri geldi. Bir kaç gün önce Hardal grubu için yazıyı hazırlarken de aynı melodik yapıyı farketmiştim. Demek ki bu durum 75 sonrası bir çok rock grubu tarafından benimsenmiş. Her ne kadar çok melodik yapıyı sevmesem de, bu albümde kullanılan klavye ve synth bütün albüm boyunca mükemmelliğini hissettiriyor.

Albüm, fantastik bir sinema filmi gibi başlıyor. Aynı Banco Del Mutuo Soccorso'nun '...Di Terra' albümü gibi bir müzikal atmosfere sahip. Biraz daha melodik olanından. '...Di Terra' bir klasik müzik şöleni. 'Io Sono Murple albümü ise senfonik progresif rock şöleni.

Klavye ve synth başında ki Pier Carlo Zanco'nun yeteneği Banco'dan Vittorio Nocenzi'yi aratmayacak kadar. İnsan dinlerken keşke müziklerinin devamını getirselermiş diyor. Belki de müzik hayatlarına grup olarak değil de kendi başlarına devam etmişlerdir. Açıkçası bu konuda hiç bir bilgim yok.

Şimdiye kadar adlarını dahi hatırlayamadığım progresif rock albümlerini artık dinleyemiyorum. 70'lerin progresif rock'ını seven biri olarak 'Io Sono Murple' gibi daha önce hiç dinlemediğim albümler bana ilaç gibi geliyor. Hele bir de İtalyanlar yaptıysa. 70'lerin progresif rock müzikleri favoriniz ise bu albüm de size ilaç gibi gelecektir.

1. Antartide
2. Metamorfosi
3. Pathos
4. Senza un Perche
5. Nessuna Scelta
6. Murple Rock
7. Preludio e Scherzo
8. Tra I fili
9. Variazioni in 6/8
10. Fratello
11. Un Mondo Cosi
12. Antarplastic

Süre : 33.38

Mario Garbarino / Bas Gitar, Bongo
Pino Santamaria / Vokal, Gitar, Koro
Duilio Sorrenti / Davul, Gong, Timpani
Pier Carlo Zanco / Vokal, Klavye, Synth, Kontrabas, Koro


2 Ocak 2017 Pazartesi

Biglietto Per L'Inferno - Biglietto Per L'Inferno 1974




Yıl 1974 ve İtalyan progresif rock'ın altın çağlarını yaşadığı dönemler. PFM, Banco, Le Orme, Osanna, New Trolls gibi efsane grupların İtalyan Progresif rock'ın efsane albümlerinin çıktığı yıllar.   Saydığım italyan gruplar müziklerinin devamını getirirlerken bazı gruplarda bir  iki albüm yaparak rock dünyasından çekildiler. Tek yada iki albümlük yaptıkları müzikle unutulmayacak olan Quella Vecchia Locanda, Alusa Fallax, Alphataurus, L'Uovo di Colombo gibi gruplara Biglietto Per L'Inferno'yu da eklemek gerekiyor.

7 Eylül 2016 Çarşamba

Alusa Fallax - Intorno Allla Mia Cattiva Educazione 1974




Tekila shot 19. yüzyılın Amerikalılarınca kullanılmaya başlanmış sonra da bize de geçmiş bir söz. Kovboylar bar'a gittikleri zaman üzerlerinde para yoksa, bir bardak tekila karşılığına bir kurşun veriyorlarmış. Tek kurşun, tek atım; one shot, tekila shot gibi. Tekila shot sözü de dilimize oradan giriyor.

Progresif rock ile ne alakası var. Tek atımlık (one shot) albümler var, o yüzden. 70'lerin günümüz rock müziğinin temelleri atılırken arada kaynayıp unutulmuş giden (popüler olarak) bir çok grup ve albüm var. Ben bu tarz grupları hatırlarken aklıma hep tekila shot geliyor. Tek atımlık albümler. Bu tarz albümlerin büyük çoğunluğu popüler olmuş gruplardan çok daha kaliteli müzikler yapıyorlar. Hele bir de İtalyadansa!

Alusa Fallax grubu da öyle. Her ne kadar ilk albüm öncesi müzik yapıyor olmuş olsalar da, Alusa Fallax grubunun çıkardığı tek albüm de tek atımlık albümlerden. Hem de çağdaşları ve milletdaşları olan Le Orme, PFM, Banco gibi İtalyan progresif rock devleri kadar kaliteli ve etkileyici bir müzikal anlayışları var. Grup müzikal kariyerlerine devam etmiş olsaydı, kesinlikle en az bir PFM grubu kadar popüler olabilirdi. Olmadı. Bize düşen ise bu tarz grupların progresif rock üzerinde ki etkilerini bilmek, daha da önemlisi progresif rock'ın müzikal anlayışının sınırsız olduğunu anlayabilmek.

'Intorno Alla Mia Cattiva Educazione' 'kötü eğitimimin etrafında'. Bir de iyi eğitiminin etrafında olsaydı, nasıl bir albüm çıkardı ortaya, tahmin edemiyorum. Keza albümün müziğinin içine konulmuş, caz'dan folk'a, italyan klasik müziğinden avant-garde'a, latin-arab ezgilerinden serbest caz'a dönemin bir çok önemli müzik türlerini harmanlaşmış bir halde bulabilirsiniz. Ancak albümün ismi kendilerini değilde, çocukların eğitimlerini eleştiren bir konsept (bütünlüklü) albüm.

Albümün ilk yarısı folklorik italyan klasik ezgilerinin yoğunluğu ile kaplı. Blues vari gitar soloları, folk rock tarzı flüt çalışmaları, opera, klasik italyan müziği ile başlı başına klasik italyan senfonik progresif rock örneği.

'Non Fatemi Caso' parçasında  altyapıya yerleştirilmiş orkestral müzikal yapı daha sonra The Doors'un 'American Prayer' parçasını hatırlatıyor. Bir o kadar derin ve hüzünlü. Sonrasında gelen müzikal yapı yine başka bir İtalyan senfonik progresif rock öncülerinden Il Rovescio Della Medaglia (madalyonun öbür yüzü) grubunun tarzına benziyor. Aslında İtalyan klasik müziğinin rock halinde çalınmış hali desek daha yerinde olur.

Araya sıkıştırayım, albüm sözcüğün tam anlamıyla bir müzik şöleni. Albümde döneminin üst düzey hemen hemen bütün müzik türlerini duyarsınız.

Albümün ikinci yarısı ise (Per Iniziare Una Vita parçasından sonra başlıyor) daha çok avant-garde ve caz unsurlarının daha çok yoğun olarak hissediliyor. 'E' Oggi',  'E' Cosi Poco Quel Che Conosco' parçaları klasik müziğin avant-garde halinde çalınmış halleri. Bir Stravinski etkisini 'E' Oggi' parçasında açıkça hissedersiniz. ' E' Cosi Poco Quel Che Conosco' parçası hızlandırılmış, org ve saksafonla süslenmiş kısa ama öz bir parça. Aynı Stravinski etkisi bu devam parçasında da göze çarpıyor. Son iki parça ise VDGG, King Crimson tarzı eklektik progresif rock gruplarının müziklerini andırıyor. 'Cio Che Nasce Con me', sadece bu parçayı bile dinleseniz, grubu unutabileceğinizi sanmıyorum. 'Splendida Sensazione' parçasında, minimal caz piyano ile başlayıp, klasik italyan müziği ve korosuyla bitiriyorlar albümü.

Senfonik rock ve senfonik progresif rock'ın en saf hallerinden biri, bu albüm. Not edin bu tarz grupları ve albümleri. Müzik dinlemekten sıkıldığınız zaman başucunuzda dursun. Albüm her canınız sıkıldığında ulaşıp, zevk alabileceğiniz türden bir albüm. Dediğim gibi bu tarz grupları ve albümleri unutmamak için kendinize bir not defteri alıp, içine notlar oluşturun. Ben daha önce yapmıştım. O not defteri hala yanımdadır.

Niye? Çünkü müzik dinlenilmez, müzik dinlemesi öğrenilir.

1. Soliloquio (2.58)
2. Non Fatemi Caso (4.28)
3. Intorno Alla Mia Cattiva Educazione (4.13)
4. Fuori di me, Dentro di me (3.03)
5. Riflessioni Al Tramonto (3.03)
6. Il Peso Delle Tradizioni (1.40)
7. Carta Carbone (3.36)
8. Perche Ho Venduto Il mio Sangue (1.43)
9.  Per Iniziare Una Vita (4.20)
10. E' Oggi (3.05)
11. E' Cosi Poco Quel Che Conosco (2.32)
12. Cio Che Nasce Con me (4.12)
13. Splendida Sensazione (5.45)

Süre : 44.39

Guido Gabet / Elektrik & Akustik Gitar, Geri Vokal
Massimino Paretti / Piyano, Org, Klavsen, Arp
Guido Cirla / Bas Gitar, Geri Vokal
Augusto 'Duty' Cirla / Perküsyon, Çanlar, Kayıtedici, Vokal
Mario Cirla / Tenor & Alto Saksafon, Flüt


6 Eylül 2016 Salı

Harmonium - Harmonium 1974



Progresif rock'ı ülke bazında düşünürseniz, her zaman dediğim İtalya ve İngiltere başabaş oynar. Alman krautrock ve Fransız grupları takip eder. Pek sonrası da yoktur önem arz edecek. Ta ki Kanadalı grupları tanıyana kadar. İtalyan ve İngiliz progresif rock grupları temeldir, hatta bu müzik türünde öncüdürler ama bir Kanadalılar kadar yoktan varetmeyi bilemezler. Rush, Saga, Maniege ve tabii ki Harmonium; Kanada'dan çıkmış, kendilerine has stilleriyle tarz tür yaratmış gruplardır. Her bir grubu ayrı sevmeme rağmen en çok Harmonium albümlerinden dinlerken zevk alıyorum. Çok kısa bir dönemde müzik yapmalarına ve sadece 4 albüme sahip olmasına rağmen, seçtikleri ve kullandıkları enstrümanlara olan hakimiyetleri, Harmonium grubunu çok özel bir yere getiriyor.

Temel olarak rock gruplarında çalınan enstrümanlar bellidir. Elektrik gitar, bas gitar, davul ve çeşidine göre ritim gitar, org, piyano gibi enstrümanlar temeldir. Progresif rock'ta ise davul, gitar, org, bas ve yine çeşitli olarak saksafon, keman, flüt gibi enstürmanlar hakimdir. Harmonium grubu ise 2 akustik gitar, bir bas gitar ve piyano ile müzik kariyerlerine 'Harmonium' albümüyle başlıyorlar.  Sonraki albümlerini değil ama bu ilk albümlerini hep Nick Drake müziğine benzetmişimdir. Harmonium müziği Nick Drake kadar melankolik olmasa bile akustik gitarlardan çıkardıkları sesler o kadar pürüzsüz ve deneysellik taşıyor ki, insan sadece hayran olarak dinlemekle kalıyor. Tabii albümde sadece 3-4 enstrüman yok. Konuk olarak gelen  müzisyenler davul ve trompet çalarak eşlik ediyor. Konuk olarak gelen müzisyen davul çalıyor, grubun davulcusu yok! Hani kime desem inanmaz.

'Si Document', yukarıda bahsettiğim akustik gitar kullanımıyla Nick Drake'in progresif rock yapmaya çalışması gibi olmuş. 'Aujourd"huà, je dis bonjour a la vie', albümün en ilerici yani progresif parçalarından biri. Giriş kısmında bulunan çocuk sesleri ve Steve Howe tarzı akustik gitar açılışı, sonrasında gelen Lindisfarne benzeri folklorik ezgiler ve yine çocuk sesleri ile bitiş.

'Vielles courroies' piyano ve akustik gitar işbirliği, Serge'nin buğulu franszıca aksanlı sesi ve arasıra araya giren Flüt!. Gösterişe kaçmadan hatta gösteriş yapmadan da ne kadar yaratıcı olabilirliğinin kanıtı bu parça. Ve tabii ki sonunda 'Na na na' nakaratı şaraba çok da iyi eşlik ediyor.

'100.000 Raisons' bu parça aslında albümde yok. Grup kurulmadan çok önce yazılmış. Eski bir parça olması sebebiyle albümün daha sonraki basımlarında eklenmiş. 'Attends-Moi' ardından gelen '100.000 Raisons' ve  parçaları beat döneminden gelme yaz parçaları gibi. Arda arda dinleyince bu günlerde soğumaya başlayan yaz geceleri için çok fazla iç ısıtıcı parçalar.

'Pour un instand' G. Harrison'un (Beatles) 'Here come to sun' şarkısı kadar sıcak bir başka yazlık parça. Fransızca öğrenip eşlik edesi geliyor dinleyenin. O kadar güzel bir parça!.

'De la Chambre au Salon' 60'ların Beat müziği ve folklorik ezgiler içiçe geçmiş. 'Pour un instand' parçasında ki gibi G. Harrison tarzı akustik gitar temelli. Asllında bir piyano ve orkestrası eksik diyeceğim ama sonraki albümlerinde Harmonium orkestrayı da kurup, G. Harrison'u da geçiyorlar.

'Un musicien Parmi tant d'Autres' ilk albümlerinden tek progresif rock parçası. Ağır aksak bas gitar, Serge'nin naif buğulu vokali. Sonrasında nakarat ve 'Na na na', marş haline gelen bir parça. Harmonium'un marş'ı diyebiliriz.

'Harmonium' hem albüme hem de gruba ismini veren parça. Benim de grubun (albümün değil) en sevdiğim parçalarının başında geliyor. En sona bıraktım parçayı akılda kalıcı olsun diye. Az biraz beatles, az biraz beat, az biraz folk, az biraz latin az biraz caz, az biraz 60-70'lerin pop'u ve HARMONIUM.

Harmonium dinlemek sizin için progresif rock müziği anlamında bir deneyim olacaktır. Şablon müziklerinden, popüler müziklerden kaçmak istediğiniz de bulabileceğiniz en iyi progresif rock gruplardan birisi olacaktır, Harmonium.

Harmonium kalite, yaratıcılık ve şaheserliktir.

1. Harmonium (6.30)
2. Si Document (4.20)
3. Aujourd"huà, je dis bonjour a la vie (5.45)
4. Vielles courroies (5.40)
5. 100.000 Raisons (3.35)
6. Attends-Moi (4.29)
7. Pour un instand (3.16)
8. De la Chambre au Salon (5.35)
9. Un musicien Parmi tant d'Autres (7.02)


Serge Fiori / 6-12 Telli Akustik Gitar, Flüt, Vokaller
Michael Normandeau / Akustik Gitar, Geri Vokal
Louis Valois / Bas Gitar, Piyano, Geri Vokal

Konuklar
Fred Torak / Müzik Direktörü
Alan Penfold / Flugelhorn (Trompet) (1)
Rejean Emond / Davul


22 Ağustos 2016 Pazartesi

Camel - Mirage 1974




Camel grubu ilk albümünde bulamadığı başarıyı çok geçmeden bir sonraki 'Mirage' albümünde buldu. Bir çok kişiye göre Camel'in en iyi albümlerinden birisi olarak kabul edilse de, ben en iyi albümleri olarak 'Snow Goose' ve 'Moodmadnes' albümlerini söylerim. Madem ki Camel grubu senfonik progresif rock grubu olarak geçiyor, çıkardığı albümlerden senfonik progresif'e en iyi örnek albümleri 'Snow Goose' ve Moodmadnes' albümleridir. Diğer albümleri gibi 'Mirage' albümü de senfonik progresif'ten ziyade İngiltere çıkışlı progresif rock akımlarından Canterbury'e çok daha yakın. 'Mirage' albümünü dinledikten sonra bir de Canterbury akımının en önemli gruplarından Caravan'ı dinlediğiniz zaman ne dediğimi daha çok anlarsınız. Tabii bu durum Camel grubunu kötü bir grup yapmıyor ancak yapılan müziğin kategorilendirmesin de sorun çıkıyor. Melodik bir klavye var diye senfonik bu diyen insanlar dolu ortalıkta.

Camel üyelerinin hepsi üst düzey profesyonel müzisyen iken Andrew Latimer'in dramatik ve ağlamaklı gitar soloları ve Peter Bardens'in kozmik org'u, her ikisini grupta biraz daha ön plana çıkartıyor. Camel müziğinde en akılda kalıcı şey kuşkusuz Andrew Latimer'in gitar soloları. 70'lerden günümüze kadar her on yılda en az 4-5 ağlamaklı, dramatik gitar solosu mevcuttur. Peter Bardens ise kozmik melodik org'u ile Camel'in 70'li yıllarda en ön planda olan ismi. 80'ler de gruptan ayrılınca Camel grubunda sadece Andrew Latimer ön planda kalıyor.

'Mirage' albümünde en bilinen 'Lady Fantasy' parçası. Aslında sadece bu albümde değil, bütün Camel tarihinde en bilinen parçalarının başında geliyor. Bunda kesinlikle Andrew Latimer'in gitar solosu etkin rol oynuyor. Andrew Latimer bluesvari gitar sololarıyla David Gilmour ve Frank Bornemann ile en akılda kalıcı gitaristlerden birisi benim için, 'Lady Fantasy' parçasında da bu bluesvari melodik gitar solosunu duyarız.

'Lady Fantasy' parçasını 3 bölüme ayırmışlar ancak 3'ten fazla bölüm var gibi duruyor. Sert ağır rock müzikten melodik yapıya sonra da cazımsı havaya bürünen, o da yetmeyip kozmik sesler çıkartarak saykodelik rock yapısına bürünüyor.  Başından sonuna kadar progresif rock'ın en orijinal parçalarından birisi.

'Freefall' parçası klasik dramatik, melodik Camel müziklerinden birisi değil. O yüzden parça da çok akılda kalıcı olmuyor Camel dinleyicisi için. Sevemediğim için aklımda kalıcı da olmadı. Ara ara araya giren gereksiz gitar solosu org'un melodik yapısını fazlasıyla bozuyor. Davul ve bas gitar caz üzerinden giderken Andrew Latimer'in çok güzel ama gereksiz, iğreti duran gitar solosunu bu parçada sevemedim, evet!.

'Supertwister' albüm bazında düşündüğümde en sevdiğim parça. Nasıl sevilmez ki böyle bir parça. Parçaya başlar başlamaz kendinizi bir masal dünyasında gezinirken buluyorsunuz. Andrew Latimer'in mükemmel flüt'ü masalın içinde çayırlarda dolaştırıyor. Böyle bir parça sevilmez de ne yapılır!...

'Nimrodel / The Procession / The White Rider' 3 bölümlük yine başka bir masal parçası. Tolkien'in 'Yüzüklerin Efendisi' kitabından bir bölümü (Gandalf) anlatıyor.  Dinlemeye başladıktan sonra ortaçağvari (ortadünya) davulları ve insan seslerini duyabilirsiniz. Parça 'Lady Fantasy' ile birlikte albümden hatırladığım ve ezberlediğim iki parçadan birisi. O kadar ki şimdi dinlerken bile Peter Bardens hangi tuşa basacak onu bile biliyorum. Parçanın ortası Peter Bardens'in en yaratıcı org sololarından birisini barındırıyor. 'Lady Fantasy' parçasıyla yetinmeyin, böyle bir parçayı da kesinlikle dinleme listenize alın.

'Eartrise', tipik bir Canterbury örneği. Bol bol caz öğeleri, folklorik ezgiler, seri davul, melodik org ve melodik sürekli hızlana solo gitar. Aynı zamanda Camel'in akılda kalıcı müziğinin birebir örneği.

Hep Andrew Latimer ve Peter Bardens'ten bahsettik. Bas gitarist Doug Ferguson ve aksak ritim davul uzmanı Andy Ward'ı bahsetmezsek olmaz. Camel grubu sadece iki elemandan oluşan bir grup değil. Camel müziğinin oluşmasında Andrew Latimer ve Peter Bardens kadar emeği olan Doug Ferguson ve Andy Ward'da unutulmaması gereken iki önemli profesyonel müzisyen.

Camel müziği, evet Camel grubunun da kendine özgü bir müziği var, Canterbury üzerinden senfonik progresif'e kaymaya çalışan bir havası var. Bahsettiğim sonra ki albümlerinden 'Snow Goose' ve 'Moodmadness' gerçekten birer senfonik progresif örneği iken, 'Mirage' albümü henüz Canterbury etkisinden sıyrılabilmiş değil.

Camel grubunu dinleyin, dinlemekle kalmayın tanıdığınız herkese de dinletin. Camel hem progresif rock hem de rock dünyası için çok önemli bir gruptur.

1. Freefall (5.47)
2. Supertwister (3-20)
3. Nimrodel / The Procession / The White Rider (9.12)
4. Eartrise (6.42)
5. Lady Fantasy (12.46)
- a. Encounter
- b. Smiles For You
- c. Lady Fantasy

Süre : 37.47

Andrew Latimer / Solo Gitar, Flüt, Vokal
Peter Bardens / Org, Piyano, Minimoog, Mellotron, Vokal(1,5)
Doug Ferguson / Bas Gitar, Vokal
Andy Ward / Davul, Perküsyon




14 Ağustos 2016 Pazar

Quella Vecchia Locanda - Il Tempo Della Gioia 1974



'Bilim Merakı' isminde okuduğum bir kitap vardı. Şuan muhtemelen o kitabın baskısı da yoktur. Yazar kitabı konulara 3-4 parçaya bölmüş. Bölümlerden birisi tarih üzerineydi. Tarih bölümünde Latinler hakkında yazdığı bir yer de vardı. İyi hatırlıyorum, yazar; günümüzde ki İtalyanlar latince'yi kolayca okuyup, anlayabiliyorlar diyordu. Yazarın düşüncesi o yöndeydi. Buraya gelince o düşüncenin sadece düşünce olduğunu rahatlıkla gördüm. İtalyanlar, latinceyi aldıkları eğitim sayesinde anlıyorlardı.

On küsür yıl önce Berlusconi politikaları sayesinde latince dersi eğitimden kaldırılmış durumda. İtalyanların yeni nesli latinceden bir haber olarak yetişiyor.

Aslında sadece latince ile sınırlı değil. O, Fellini İtalyasının yerinde yeller esiyor. Lokantalar, resturantlar yok denecek kadar az. Her yer pizzacılar ve barlar ile dolu. İtalyanlar fast-food tarzı tüketim kültürünün içine düşmüş. Lokanta desen, günümüz İtalyanların yeni nesli muhtemelen bilemeceyecek. Yani günümüz İtalya'sı artık o eski İtalya değil. Eski İtalya'nın havası da yok, suyu da yok. Tamamen tüketimcilik üzerine kurulu bir toplum.

Quella Vecchia Locanda, Böyle Eski Lokanta. İtalyan senfonik progresif rock'ının en iyi albümlerinden ikisine imza atmışlar. Benim için İtalyan progresif rock müziğinden bi haber olanlar, progresif rock'ın yarısından haberleri bile yoktur.

'Il Tempo Della Gioia' grubun ikinci ve son albümü. İlki PFM'nin, Banco'nun, Le Orme'nin progresif rock için başyapıtlar çıkardığı 1972 yılında çıkar. Aynı yıl PFM ve Banco ikişer albüm çıkarmışlardı. Her iki albümde başyapıt albümler. Progresif rock için temel albümler de diyebilirim. Genelde kısa dönemli gruplar ilk albümde yüksek kalitede müzik üretip, ikinci ve sonraki albümler de sırf ticari yönü hesaba kattıkları için kaliteyi düşürürler. Quella Vecchia Locanda'nın ise öyle bir durumu yok. En az ilk albümü kadar, ikinci albümü 'Il Tempo Della Gioia' da yüksek kaliteli bir müzik albümü.

Albümü hazırlarlarken etkilendikleri yada feyzaldıkları müzik türlerini şöyle yazabilirim. Avant-garde, caz türleri, folk müzik, İtalyan klasik müziği, opera ve tabii ki rock. En önemlisi de albümün stüdyo kaydının neredeyse kusursuz oluşu. Sanki 1974 yılında değil de geçen ay kayıtedilmiş gibi.

'Villa Doria Pamphili', klasik caz (oda cazı) piyanosuyla giriş yapılır albüme. Vokal ve folk ezgileriyle eşlik eden keman, nakarat kısmında klasik italyan klasik müziğine döner. Sonu klasik italyan piyanosu ile biter. Başlangıç parçası için de çok iyi.

'A Forma Di', King Crimson'ın Lizard albümünde ki keman benzer bir tonla başlar. Sürekli yükseliyormuş hissi veren parça, ilk önce gitar, yan flüt (Clarino), keman ve son olarak operavari korosuyla albümün en kaliteli parçası. Eğer grup müzik yapmaya devam etmiş olsaydı muhtemelen İtalyan progresif rock'ının marşı olurdu. Tabii benim öngörüm.

'Il Tempo Della Gioia' 'Islands' ve 'Lizard' dönemi King Crimson mantığında ki parça, albüme de ismini veriyor. Vokalin sesini sevmesem de, harika bir parça. Caz benzeri bas gitar (ve kontrabas) ve davul parçayı baştan sona götürüyor. Org kullanımı da fazlasıyla iyi ama ben olsaydım bir önce ki 'A Forma Di' parçasını albüm ismi yapardım.

'Un Giorno, un Amico' parçasında en beğendiğim kısım sanırım yükselmeye başlayıp bir türlü patlama yapılamayan kısmı ve sonrasında gelen keman solosu. Keman solosu  avant-garde değilde bambaşka bir şey. Caz piyanosu ve klarnet senfonik parçaya daha da farklı bir hava katıyor. Evet, parçanın sonunda sözler giriyor ve bu kez avantgarde tarzında keman çalmaya başlıyor. 'Un Giorno, un Amico' albümün en çok doğaçlama yapılan parçası. Klarnet ve keman'ı hem ayrı ayrı hem aynı anda birlikte dinlemeyi her grupta bulamazsınız.

'E Accduto un Notte' albümde ki gitar, bas, davul odaklı, daha doğrusu progresif rock'a en yakın olanı. Keman yine bu parçada da King Crimson'dan David Cross gibi avantgarde tarzında çalınıyor. Parçanın büyük bir bölümünü sözler kapsıyor ancak sonunda ki kısa süren keman ve yan flüt soloları albüm bitiriyor.

Quella Vecchia Locanda grubu progresif rock yada İtalyan progresif rock için temel bir grup olmasa bile yapmış oldukları iki albümde senfonik progresif rock için temeldir. İtalyanların yaptığı progresif rock dinlenmeden de progresif rock hakkında konuşulması bana çok saçma gelmiştir. Hal da öyle.

1. Villa Doria Pamphili (5.27)
2. A Forma Di (4.07)
3. Il Tempo Della Gioia (6.15)
4. Un Giorno, un Amico (9.39)
5. E Accduto un Notte (8.16)

Süre : 33.52

Claudio Filice / Keman
Giorgio Giorgi / Vokal, Flüt,
Massima Giorgi / Bas Gitar, Kontrabas, Vokal
Massimo Roselli / Vokal, Org
Raimondo Cocco / Vokal, Gitar, Trompet (Yan Flüt), Klarnet
Patrick Fraina / Davul, Vokal