Bu Blogda Ara

Yes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2018 Pazar

Yes - The Yes Album 1971




Bir YES hayranı olarak 'The Yes Album' en az dinlediğim albümlerin başında geliyor. Ancak bunun  sebebi kötü bir albüm olması değil. Albümdeki bütün parçaların YES'in klasiklerinden olması. Albümü dinlemeden de internet üzerinde sadece YES'in konser kayıtlarını dinlerken önünüze çıkan her beş parçadan en az birinin bu albümden olarak karşınıza çıkması gayet normal. Dolayısıyla 'The Yes Album' YES'in albüm olarak en az bilinen ama parçalar bakımından en bilinen albümü.

YES'in klasik dönemine ait olsa da, klasik YES albümlerinin arasında pek sayılmaz.Klasik YES albümleri denince 'Fragile' ve 'Close to Edge' sayılıyor; doğal olarak herkes de olduğu gibi benim de aklıma o albümler geliyor.  Bu, 'Drama' albümünün 80'lerin YES müziğinden sayılmamasına benziyor. Nasıl ki 'Drama' albümünün 80'ler YES müziğinde ayrı bir yeri varsa, 'The Yes Album'ünde YES'in klasik döneminde ayrı bir yeri var.

Bu durum aslında gruba yeni katılan müzisyenlerin etkisiyle oluşuyor. 'Drama' albümünün atmosferinde Trevor Horn ve Geoffrey Downes'in büyük etkisi vardı. Bu albümde de gruba yeni katılan Steve Howe'un büyük etkisi var. Aslında Steve Howe bir önceki albümde de vardı ancak o albümde sadece stüdya'da bulundu. Parça yazımlarına ve çalınmasına herhangi bir katkısı olmadı.

Steve Howe'un gruba katılımından sonra; yerine katıldığı Peter Banks'in beat-saykodelik etkisini neredeyse yok edip, yerine akustik bir hava bırakacak. Bu durum daha sonra klasik YES'in müziğinin tarifinde en belirgin özelliklerinden biri olacaktır.

'The Yes Album', yaklaşık 2 hafta önce çıkış yıldönümü diye twitter'da önüme çıktı (Ve albüm çıkalı tam 47 yıl olmuş),

47 yıl sonra bile hala anımsanan, tekrar tekrar dinlenilen, rock müziğin klasiklerinden biri haline gelmiş, YES ve albümünü eleştirmek bana düşmez. Burada yapabileceğim en iyi şey, belki albümün öncesi ile sonrasındaki müzikal değişimi anlatmak olabilir.

Albüm, yıllar sonra YES konserlerinin vazgeçilmezlerinden biri haline gelecek olan, 'Yours Is No Disgrace' ile başlar. Steve Howe'un gitarı, onu takip eden bas ve davul, sonrasında melodik bir atmosfer veren hammond org ile başlarken orgazm olabileceğiniz ender parçalardan birisiyle tanışıyorsunuz. Yada anılarınız tekrar depreşir.

11-12 yıl önce, YES'i anlayarak ilk dinlemeye başladığımda tercihlerim canlı kayıtları, albümleri olmuştu. Bir çok parçasında olduğu gibi 'Yours is no disgrace' parçasını da ilk olarak canlı kayıtlarından dinledim. Daha sonra 'Union Tours' kayıtlarında ki yorumu YES'i sevmemde en önemli etkenlerden biri oldu.

Steve Howe'un,(aynı dönem Genesis'den Steve Hackett'da benzer şeyler yapıyor ) YES'de akustik atmosfer yaratmasının ilk örneği, 'Clap'. Bu tarz Steve Howe çalışmaları genelde stüdyo kaydı olarak bulunur ancak burada, ilk YES albümündee canlı kaydı konulmuş.

Belki de Steve Howe'un YES öncesi rock'n roll doğaçlamalarının canlı olarak daha farklı ses getirdiğinin düşünülmesinden dolayı olabilir.

2 yıl önce progresif rock, progresif metal farkları diye net üzerinden aratıp, bulduklarımı okuyup anlamaya çalışırken, birisinin yazdığı bir şey dikkati mi çekti. Orada ana hatları itibariyle yazıyı yazan kişi, prog metal denen türde parçalarda gidişatı anlayabildiğini ve buna aşamalı yada bluesvari müzik dediğini, ortaya konan müziğin ise 70'lerde Pink Floyd gibi şablon ortaya çıkaran gruplardan esinlenerek müzik yapıldığını söylüyordu. Progresif rock'da ise müziğin gidişatının  kestirilemediğini, örnek olarak da Genesis'den 'Musical Box'ı örnek gösteriyordu. Kısaca progresif sözünün altında kaotik müziğin, avantgardlığın (öncülüğün, italyanca'da avanti ileride demek) olduğunu söylemeye çalışıyordu.

'Starship Trooper' parçası ise o arkadaşın anlatmaya çalıştığı progresif rock'a uygun bir örnek. Aynı 'Musical Box' gibi, kaotik, avantgard (öncü yada ileride) bir parça. Ama 'Musical Box' kadar kolay dinlenebilen bir parça değil. Hazmetmesi bir hayli zor bir parça. Kısaca progresif rock'ın dinlemesi, anlaması ve zevk alması zor olan parçalarından birisi.
'I'Ve Seen All Good People'; yıllar sonra, hem grup hem de grubun solisti Jon Anderson tarafından onlarca, yüzlerce kez konserlerde söylenecek olan parça. Parçanın ilk bölümü 'Your Move', 'And You And Me' parçasındaki akustik folk ezgilerini akla getiriyor. Ve tabii ki Roger Dean'in Avatar filmine esin kaynağı olmuş, fütüristik fantastik resimlerini.

'A Venture'; ne önceki albümlerinde ne de sonraki albümlerinde olan yada benzeyen, sadece bu albümde olan 3 dakikalık bir kısa bir resital. Tony Kaye'in klasik piyano tınıları dinlenmeyi ve 46 yıl sonra anımsanmayı hak ediyor. Günümüzde Tony Kaye, Circa grubuyla hala müziğe devam ediyor.

'Perpetual Change', YES'in gerçek anlamda progresif rock albümü olan 'The Yes Album' ünün son parçası. 'Perpetual Change' parçası da 'Starship Trooper' parçası gibi dinlemesi, hazmetmesi zor parçalarından biri. Ama aynı zamanda 70'lerin en kötü Yes albümlerinden olan 'Tormato' albümününde öncüsü. YES'in 70'lerde yaptığı ve albümlere koymadığı onlarca parçanında kaynağı.

The Yes Album', YES'in klasik olarak anılmayan ama klasik YES albümlerinin başlangıcı olan albüm. Progresif rock ve YES klasikleri heyecanı için başlangıç albümü.

1. Yours Is No Disgrace (9.36)
2. Clap (Live) (3.07)
3. Starship Trooper: Life Seeker / Disillusion / Wurm (9.23)
4. I'Ve Seen All Good People: Your Move / All Good People (6.47)
5. A Venture (3.13)
6. Perpetual Change (8.50)

Süre : 41.56

Jon Anderson / Vokal, Perküsyon
Steve Howe / Akustik & Elektrik Gitar, Portekiz 12 Telli Gitar (4), Yardımcı Vokal
Tony Kaye / Hammond Org, Piyano, Moog Synthesizer (ses düzenleyicisi)
Chris Squire / Bas Gitar, Yardımcı Vokal
Bill Bruford / Davul, Perküsyon

Konuklar
Colin Goldring / Flüt (4.7)
Eddie Offord / Yapımcı

12 Ekim 2016 Çarşamba

Yes - Fragile 1971



Bu benim yüzüncü (sayıyla 100) yazım. Gerçeği sayıların herhangi bir anlamı olmasa da disipline etmek açısından önemli. Yüzüncü yazımı da hem progresif rock'ın hem de rock tarihinin en önemli albümlerden birisi olan 'Fragile' albümü üzerine yazayım dedim.

'Fragile' albümü benim yüzüncü yazım olacakken YES grubunun da dördüncü albümü oluyor.

Bana göre bu dördüncü albüm YES efsanesinin başladığı albüm. YES efsanesi dört albümden oluşur. Sırasıyla ilk 'Fragile' albümünü takip eden 'Close To The Edge', 'Tales from Topographic Oceans' ve Relayer'; Progresif rock YES efsanesinin dört albümü. 'Fragile' albümünü YES efsanesi albümlerinden biri haline getiren kesinlikle açılış parçası 'Roundabout'.

'Roundabout', progresif rock tarihinin en önemli parçalarından biri. Progresif rock dinliyorum  diyenlerin hem dinlemesi hem de ezberlemesi gerek bir parça. Parça akustik gitar (Steve Howe) ile başlar. İlk dinlemeye başladığınızda bir rock parçası değil de, klasik gitar konçertosu girişi gibidir. Devamında çalmaya başlayan bas gitar (Chris Squire), latin caz benzeri davul ritimleri (Bill Bruford), klasik müzik ve saykodelik org karışımı, son olarak da beat folk vokal tarzı (Jon Anderson) ile 'Roundabout' tüm zamanların progresif rock'ının en önemli şaheserlerinden biridir. Belli bir form'a, şablon'a uymaz 'Roundabout'. O yüzden progresif rock'ın en iyilerindendir.

Sanırım 'Roundabout' parçasını şuan tekrar dinlerken, on iki bin sekiz yüz yetmiş üçüncü dinleyişim oldu.

'Cans And Brahms' albümde ki solo parçalardan birisi. Sadece Rick Wakeman'ın piyano'su ve org'unun tuşlarını duyabilirsiniz. Albüm klasik gitar konçertosu ile başlayıp rock tınılarına geçtikten sonra ikinci parça da tamamen bir klasik müzik eseri karşınıza çıkar. Klasik müzikle rock müziğin en güzel nasıl buluşacağını gösteren ard arda çalan iki parça.

'We have Heaven'; hem klasik müziğin hem de progresif rock'ın vazgeçilmez elementlerinden olan folk müzik öğeleri üzerinden yazılan bir parça. 'We Have Heaven', Jon Anderson'un sonraki yıllarda folklorik parçalar üzerinden müzik yaparken ne kadar başarılı olacağının kanıtı. Kısa parçayı dinlerken Amerikan yerlilerin bin yıl önce ki zamanlarına götürüyor dinleyeni.

'South Side Of The Sky', bir önceki parçanın devamı gibi. Özellikle folklorik öğeli vokalin  varoluşu, üzerine saykodelik sesler ve parçanın avant-garde havası dinleyeni zorlayabiliyor. Üçü birarada şeklinde olan parçaya sonradan klasik müzik etkisi girmeye başlıyor. Klavye klasik müzik çalmaya çalışırken, bas gitar avant-garde havasında; davullar cazcılık yaparken, vokal ise bir önceki parçada ki gibi folklorik vokali devam ettiriyor. Parçanın son kısmı çok özeldir benim için. Steve Howe'un elektrik gitar solosunu duyarım çünkü. Sonraki YES albümlerinde de vazgeçilmezlerimden olacak Steve Howe gitar sololarının ilk örneklerinden...


'Five Percent For Nothing', herkes solo olarak parçalarını albüme koyunca, davulcu Bill Bruford'da eksik kalmıyor. Çok kısa davul solosu bile değil... (Bill Bruford çalıyorsa dinlenir!)

'Long Distance Runaround' kısacık bir parça olsa da yıllar sonra bile YES konserlerinde kendisine yer bulan bir YES şaheseri. Beat döneminden kalma ezgilerin üzerine Rick Wakeman org'u ve Steve  Howe melodilerle bezenmiş. YES efsanesi ve efsane öncesi YES müziğinin harmanlanmış hali.


'The Fish', Chris Squire bas gitarı parçayı başından alıp sonuna kadar götürüyor. 'The Fish' parçası da Chris Squire'dan albüme eklenmiş solo bir parça. 1971-72 yılına göre bas gitarın yaratıcı güzelliği. Jon Anderson'un beat folk tarzı vokali de güzel duruyor.

'Mood For A Day' Steve Howe akustik gitar konçertosu. Albümde ki bir çok parça gibi 10 yıllar sonrasında bile konserlerinde çalınırken büyük alkış alan parçalarından birisi. Steve Howe bu tarz akustik solo gitarının sonra ki YES albümlerinde de, kendi albümlerinde de bolca kullanacaktır. Steve Howe hala benim favori bir kaç gitaristimden birisi. 'Mood For A Day' parçası da Steve Howe gitar çalışmalarına bir örnek.


'Heart Of The Sunrise' bir önceki 'Yes Albüm'ü ve 'Time And World' albümlerinin müzikal yapısının devamı şeklinde. Bu parça da Rick Wakeman değil de Tony Kaye çalıyor olsaydı çok da farkedilmeyecekti. Ancak Steve Howe gitarı kendisini kesinlikle farkettiriyor.

YES müziği efsanesine başlamanın en uygun yollarından birisi 'Fragile' albümünü dinlemekle olur. Siz de 'Fragile' albümünü sindire sindire dinleyin. Dinlerken de kesinlikle başka bir iş ile meşgul olmayın. Aksi taktirde albümden den YES müziğinden de hiç bir şey anlamazsınız.

1. Roundabout (8.29)
2. Cans And Brahms (1.35)
3. We have Heaven (1.30)
4. South Side Of The Sky (8.04)
5. Five Percent For Nothing (0.35)
6. Long Distance Runaround (3.33)
7. The Fish (Schindleria Praematurus) (2.35)
8. Mood For A Day (3.57)
9. Heart Of The Sunrise (10.34)

Süre : 40.52

Jon Anderson / Vokal, Geri Vokal
Steve Howe / Elektrik Gitar, Akustik Gitar (Flamenko 8. Parça), Geri Vokal
Rick Wakeman / Hammond Org, Melletron Org, Grand Piyano, RMI Elektra Piyano, Moog Synth (ses düzenleyicisi)
Chris Squire / Bas Gitar, Geri Vokal, Gitar (1. Parça)
Bill Bruford / Davul, Perküsyon

Konuklar
Eddy Offord / Prodüktör

3 Haziran 2016 Cuma

YES - Time And A Word 1970

Senfonik Progresif Rock

YES efsanesi 70’li yıllarda başladı, bunda hemfikiriz. Ancak YES grubu 70’li yılların öncesinde de vardı. YES 66 yılında, geçen yıl ölen bas gitarist Chris Squire ve 2014 yılında ölen gitarist Peter Banks tarafından kurulan bir beat müzik yapan grubunun devamıdır. Gruba ismini veren de ilk gitarist Peter Banks’tir. Tony Banks ile çok karıştırılır. Tony Banks piyano ve klavye çalar. Peter Banks ise gitaristtir. Gruptan ayrılana kadar, Steve Howe akustik ve klasik gitar doğaçlamalarını Peter Banks yapar.

‘Time And A Word’ albümünde gitar çalan Peter Banks’tir. Bir kaç yıl öncesinde tekrar yayınlana albüm kapağında Peter Banks yerine Steve Howe fotoğrafı vardır. Emi gibi bir oluşuma tekrar sinir olmak için başka bir sebep.
Sakalli olan Peter Banks
Ben karıştırmıştım yıllar önce. Tony Banks öldü diye haber yapmışlardı. Ben de yöneticisi olduğum fb sayfasında paylaşayım dedim. Meğerse ölen YES’in kurucularından Peter Banks’miş. Hemen gönderiyi kaldırdım. Peter Banks üzerine başka bir gönderi hazırlayıp, onu paylaştım. Hani benim gibi biri hatırlayamaz, unutabilir de, ama koca şirket gidipte yeniden basılan albüm kapağına Peter Banks yerine Steve Howe resmi koyarsa, ne denir. Cehalet mi, terbiyesizlik mi. Tercih sizin.


YES’i dinlemeye alışmam zor oldu. Ancak hatırladığım 2003 yılında bir kitap-müzik marketinde 1 liradan satılan cd’lere bakarken iki tane YES cd’sine denk gelmiştim. İsmini sadece duymuştum. Rock grubudur, dinlenir bu diyerek iki albüm cd’sini de aldım. Yanlarına da bir Miles Davis, bir Chopen, bir de çaykovski cd’si aldım. Eve dönüp dinlemeye başlayınca hepsini bir kenara bıraktım. Çaykovski’yi sadece rahatla dinleyebildim.

Şimdi Çaykovski dinlemiyorum. Sevmediğimden değil, O’na sıra gelmiyor. YES yada Miles Davis daha ön planda.

‘Time And A Word’ albümü ilk albümü gibi 60’ların beat-rock tarzı müziğinin üzerine yazılmış parçalar gibi duruyor. Ancak Chris Squire ve Bill Bruford bu tarzı çalmamakta ısrarlı. Bill Bruford’un caz ritimlerini kullanması, Chris Squire’ın parçanın herhangi bir yerinde zıplayarak bas çalması daha sonradan oluşacak YES’in müzikal yapısına yaklaştıran hareketler. Tony Kaye’in Org’unu da unutmamak gerek. Kendi döneminin akranlarından çok daha fazla enerjik ve saykodelik müziğin dışına çıkan temaları var. Yani, sonuç olarak albüm yine sıradışı parçaların olduğu  bir YES albümü.

Ara yapıp değinmek gerek. Orkestra düzenlemesi sanki daha sonradan eklenmiş gibi iğreti duruyor. Az biraz sırıtıyor. Ama bunu da YES’in müziğinin olgunlaşmaya başladığı dönemde bir deneysel proje olarak algılamak gerek.

Albüm içinde öne çıkan parçalar var. Dinledikten sonra tekrar rahatlıkla hatırlanabilinecek parçalar. İlki ‘Everydays’ parçası. Yaylılarla başlıyor parça. Bill Bruford ne kadar yetenekli bir davulcu olduğunu belli ediyor. Caz davul ritmi üzerinde Peter Banks’in bluesvari bir gitar solosu. Tabii ki Jon Anderson’un mükemmel vokalini unutmamak gerek.

‘The Prophet’ girişinde Tony Kaye org ile ve orkestra yardımıyla antik çağın ilahilerini yorumluyor sanki. Jon Anderson vokali her zaman olduğu gibi bu tarz parçalarda eksik yönleri kapatıyor. Jon Anderson vokali hatırına dinlenir.

‘Astral Traveller’ senfonik progresif rock örneğinin hakkını veriyor. Tony Kaye org’u ve Peter Banks’in ona melodik olarak eşlik etmesi, akılda kalmasına sebep oluyor. Sonra ki yıllarda da ‘Astral Traveller’ parçası YES’in klasik parçalarını çaldıkları konserlerde yer ediyor.  Tabii bu konserlerde Peter Banks yerine Steve Howe var.

Son olarak; albüme ismini veren ‘Time and a Word’ parçası. Jon Anderson bence albümü ve grubu tek başına götürüyor. Vokalde ki müziğin bütününe olan hakimiyeti YES hayranlarınca niçin çok önemsendiğini de bu parçada da görebilirsiniz. ‘Time and a Word’ parçası bana her zaman ‘Relayer’ ve ‘Going For The One’ albümlerini hatırlatıyor.

‘Time and a Word’ albümü bir başyapıt değildir. YES’in temel olarak kullandığı müzik türlerinin harmanlandığı güzel bir albümdür. Aynı zaman da Bill Bruford’un erken dönem davulculuğunu görmek isteyenler içinde güzel bir çalışma. Bill Bruford profesyonel olarak ilk YES grubunda çalmıştır. YES grubunda çalıpta boşta kalan müzisyen görmedim. Peter Banks YES’ten ayrılınca İngiliz progresif rock gruplarından Flesh grubunda çalmaya başlar.

1. No Opportunity Necessary, No Experience Needed (4:47)
2. Then (5:42)
3. Everydays (6:05)
4. Sweet Dreams (3:48)
5. The Prophet (6:32)
6. Clear Days (2:04)
7. Astral Traveller (5:50)
8. Time and a Word (4:31)
- John Anderson / Vokal, Perküsyon
- Peter Banks / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
- Tony Kaye / Piyano, Hammond Organ
- Chris Squire / Bas Vokal, Vokal
- Bill Bruford / Davul, Perküsyon

Konuk Müzisyenler:
- David Foster / Akustik Gitar (8), Vokal (4,11)
- Tony Cox / Orkestra Düzenlemeleri



20 Mayıs 2016 Cuma

Yes - Talk 1994


Senfonik Progresif Rock

2-3 yıl öncesinde ki Facebook hesabımda dünya’nın hemen hemen heryerinden insanlar vardı. Arkadaş listem özellikle progresif rock müzisyenleri ve hayranlarıyla doluydu. Geçen yıl sildim hesabımı.

Eski hesabım döneminde facebook üzerinden tanımış olduğum 40 yaş üzeri bir çok arkadaş vardı. Genellikle bu arkadaşların bir çoğu bir yada birkaç grubun (progresif) müziğinde takılıp kalmış kişilerdi. Arjantin’li bir arkadaş sadece YES grubunun Trevor Rabin dönemi müziğini dinlerdi. Yes videoları yükler, beni de etiketlerdi. 

Trevor Rabin 80 dönemi progresif rock hayranlarının önemli simgelerinden birisidir. 80’lerin gençliğinin hala önemli simgelerinden birisi. 


Trevor Rabin YES grubunun tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hem YES döneminde hem sonrasında önemli albümler yapmıştır. James Cameron‘un 2009 yılı yapımı Avatar filminde kullandığı YES parçası Trevor Rabin’e aittir. Ki James Cameron’da sıkı bir YES hayranıdır. James Cameron Avatar filminde de YES’in albüm kapaklarını yapan Roger Dean’in uçan kayalarını YES’ten esinlenerek filmine almıştır.

Trevor Rabin’in YES ile son çalışması 1994 çıkışlı ‘Talk’ albümüdür. Albümün yapımcılığını da Trevor Rabin kendisi yapmıştır. 1995 sonrasından günümüze kadar film müzikleri ile uğraşmaktadır. Favori parçam Armegeddon filminin müzikleri. 
…….

Facebook’ta bazı sayfaları takip ederken, 2011 yılında çıkan YES albümü ‘Fly From Here’ beğenmeyen kişiler görmüştüm. Beğenmemelerinin sebebi vokalde Jon Anderson’un olmayışıydı. Aynı kişiler ‘Talk’ albümünü seviyordu, sebebi vokal de ‘Jon Anderson’un olması. 

Albüm 1994 yılında Trevor Rabin tarafından yapıldı. Albümde ki bütün parçalar Trevor Rabin, Jon Anderson işbirliği ile ortaya çıkarılmış parçalardır. ‘Talk’ albümünün öncülü diyeceğimiz 1992 çıkışlı Jon Anderson ‘City of Angels’ albümüdür. Önceki YES albümlerine benzetmek isterdim ancak pek benzediklerini söyleyemem. ‘Talk’ albümü de tek albümlük YES dönemlerinden birisi. Parça yazımında yardımcı olarak; ‘Walls’ parçasında Supertramp’tan Roger Hodgson var. Bir kaç parçada da Chris Squire’in imzası bulunuyor.

Açılış parçası ‘The Calling’ ‘City of Angels’ müzikal yapısına benzer bir parça. En dikkatimi çeken Rick Wakeman öncesi (1971) grubun Orgçusu Tony Kaye’in o eski dönemi hiç aratmıyor olması. Bütün parçalar da olduğu gibi Trevor Rabin’in gitar doğaçlamalarını bu parçada da bulabilirsiniz. 

‘I Am Waiting’. Bana bu albümü tanıtan parça. Aradan neredeyse 10 yıl geçmiş. ‘I Am Waiting’ melodik müzikal yapısı ve hisli gitar solosu ile albümü cezbeden parçalardan birisi. Progresif rock ürünü olarak görmeden de bu parçayı dinleyip zevk alabilirsiniz. Özellikle koro kısmından. 

‘Real Love’. Heavy Metal türüne örnek bir parça. Chris Squire Bas gitar ile bütün parçaya hakim.Albüme yakışmayan bence tek parça. 

‘State Of Play’. ‘City of Angels’ albüm müzikal yapısına benzer başka bir parça. 90 dönemi klasik YES parçalarından birisi. ‘Ladder’ albümüne göz kırpmışlar. 

‘Walls’. 70’lerin önemli senfonik progresif rock gruplarından Supertramp’ın gitaristi ve vokali Roger Hodgson’un emeği olan parça. Hem YES hem de Supertramp müzikal yapısı mevcut. Nakarat kısmı, ‘I am Waiting’ parçasında ki gibi koro halinde söyleniyor. Tabii Trevor Rabin’in melodik gitar solosu. 

‘Where Will You Be’ Jon Anderson’un solo albümlerinde kullandığı müzikal yapı mevcut. Genel olarak Jon Anderson solo albümlerini folk müziklerini modern müzik aletleriyle çalmasıyla oluşturmuştur. ‘Where Will You Be’ parçasında ise fazla olarak Trevor Rabin gitarı var. Albümde Trevor Rabin’in gitarda en yaratıcı olduğu parçadır. ‘City of Angels’ albümünden bir  başka parçanın devamı. 

‘Endless Dream’. Albümün en bilindik YES parçalarının yapısına uygun progresif rock ürünüdür.80’ler de ve 90’lar da uzun parçalar yazmayan YES’in 1994 yılında Trevor Rabin ve Jon Anderson imzalı ‘Endless Dream’ ile bu döneme son mu vermiştir. ‘Talk’ albümü sonrasında ki albümlerde bunun cevabı verilmiştir. 70’lerin Awaken müzikal yapısına benzer klavyesi. Tony Kaye gerçekten çok güzel bir iş çıkarmış albümde.70’ler YES müziğini aratmayan bir parça. Sadece albümde değil, bütün YES dönemi boyunca en beğendiğim YES parçalarından birisi, ‘Endless Dream’. ‘Endless Dream’ klasik YES parçalarından birisidir. Trevor Rabin, gruptan ayrılmadan önce en güzel çalışmasını bırakmış. 


1. The Calling (Rabin - Anderson - Squire) (6:56) 
2. I Am Waiting (Rabin - Anderson) (7:25) 
3. Real Love (Squire - Rabin - Anderson) (8:49) 
4. State Of Play (Rabin - Anderson) (5:00) 
5. Walls (Rabin - Hodgson - Anderson) (4:57) 
6. Where Will You Be (Rabin - Anderson) (6:09) 
7. Endless Dream (Rabin - Anderson) (15:44): 
a) Silent Spring (Instrumental) (1:56) 
b) Talk (11:56) 
c) Endless Dream (1:58) 

Yapımcı - Trevor Rabin
- Jon Anderson / Vokal
- Trevor Rabin / Elektrik & Akustik Gitar, Klavye, Vokal, 
- Tony Kaye / Hammond Org
- Chris Squire / Bas Gitar, Geri Vokal
- Alan White / Davul

30 Nisan 2016 Cumartesi

Alan White - Ramshackled 1976

- Kırmızı mı, mavi mi ?
- Ne kırmızı mı, mavi mi?
- Metriks değil mi bu ?
- Ne metriki lan, bunlar benim tansiyon haplarım.

Eğer progresif rock dinliyorsunuz, grupları yada müzisyenleri karşılaştırma yapmayın. Albümleri olduğu gibi anlayarak dinlemeye çalışın.

Alan White’ın ‘Ramshackled’ albümünü de kıyaslama yaparak dinlemeye çalışmayın.

‘Ramshackled’ gibi kıyıda köşede kalmış albümler benim tansiyon albümlerim. Tansiyonum düştüğü zaman yada yükseldiği zaman, tansiyonumu düzenlemek için böyle albümleri dinlerim.

Niye böyle yazdım. Çünkü YES grubu eleştirilirken Alan White’ın karşısına hep Bill Bruford getirilmiştir. Ve Bill Bruford  yüceltilip, Alan White ise ikinci plana atılmıştır. Benim içinse YES grubunun tek davulcusu Alan White’ın ta kendisidir.  ‘Tales from Topographic Oceans’ ve ‘ Relayer’ albümlerinde davul çalan Alan White’tır. Ve YES tarihinin en iyi 3 albümü de, bu albümlerdir. Böyle müzisyenleri karşılaştırıp, birini yükseltip, diğerini küçültürken; Cem Yılmaz’ın filminde ki replikleri gibi bir durum oluşuyor. En azından beni güldürüyor.

‘Ramshackled’ albümü 1975 yılında çalınıp, kaydedilmiştir. Ertesi yıl, 1976’da piyasaya LP olarak sürülmüştür. 1977 yılında LP tükenmiştir.

Albüm; ‘Ooooh Baby (Goin`to Pieces)’ parçasıyla başlıyor. Blues seviyorsanız, bu parçayı da seveceksiniz. Giriş için fazlasıyla hareketli bir parça. Ve vokalde soul soundu var. Albümde bir kaç parçada daha soul soundu var.

Devam parçasında; ‘One Way Rag’ ise klasik R&B (ritim ve blues) ve soul tarzı. Basit bir parça desek yerinde olur. 60’ların R&B’sini hatırlamak için güzel bir parça.

Ve 3. Parça; Avakak. Tek kelime ile  Jazz-Fusion parçası. Hem klavye, hem davul ve hem de orkestral düzen Alan White’ın YES müziğiyle yetinmediğini gösteriyor.

‘Spring - Song of Innocence’ William Blacke’in bir şiirinin üzerine yazılmış bir parça. Vokalde YES’in solisti Jon Anderson, Gitarda YES’in gitaristi ise Steve Howe var. Jon Anderson’un parçalarına benzemiyor desek, yalan olur. Aynı zamanda ‘Tales from Topographic Oceans’ yada ‘Relayer’ albümünden çıkma gibi. Bu parça YES’in herhangi bir albümüne konmuş olsa, sırıtmaz.

5. parça; ‘Giddy’. 2. Parça gibi R&B ve Soul müziğini içerir. Alan White davulda ismini konuşturuyor. Eğlenceli ve yanında tam da bira içilecek parça.

6. Parça; ‘Silly Woman’. Komik sözleri olan bir parça. Reggea (Bob Marley). Albüme konmamış olsaydı, hatırlanacağını sanmıyorum.

‘Marching into a Bottle’  ve ‘Everybody’ farklı gibi görünüyor olsa da, aslında temelde folk müzik ve klasik müziğin birleşimi gibi duran iki parça. Steve Hackket’ı yada Jethro Tull seviyorsanız, parçalar harika.

Son parça; ‘Darkness’. 3 bölümden oluşuyor. ‘Darkness’ parçası progresif rock örneği için gösterilecek parçalardan birisi. Bence tabii. Klasik YES müziğinden uzak. Ancak düzenlemeleri YES’in elemanları yapmış.

Alan White; bu albümde herhangi bir parça yazmadı yada bestelemedi.Ancak albümün eklektik yapısı kendisinin ne kadar da güçlü bir davulcu olduğunu kanıtlar nitelikte. Şarkılar yada parçalar düzeyi değilde, albümün bütünü eklektik progresif rock’tır.

1974 yılında ‘Relayer’ albümü sonrası 1975 ve 1976 yıllırında YES grubunun bütün üyeleri solo albümler yaptılar. Ve bütün parçalar yine YES grubunun konserlerinde çalındı. 1975 ve 1976 yıllarında çıkan YES grubu üyelerinin bütün parçalarını YES müziğine dahil edebiliriz.

Albümde ki parçalar.

1 .Ooooh Baby (Goin`to Pieces)
2. One Way Rag
3. Avakak
4. Spring - Song of Innocence
5. Giddy
6. Silly Woman
7. Marching into a Bottle
8. Everybody
9. Darkness (Parts I, II & III)

- Alan Beyaz / Davul, Perküsyon
- Peter Kirtley / Gitar, Vokal
- Colin Gibson / Bas Gitar, Perküsyon
- Kenny Craddock / Klavye, Vokal
- Alan Marshall / Vokal
- Bud Beadle / Saksofon, Flüt
- Andy Phillips / Çelik Davul
- Steve Gregory / Tenor Saksofon, Flüt
- Henry Lowther / Trompet
- Madeleine Bell / Arka Vokal
- Joanne Williams / Arka Vokal
- Vicky Brown / Arka Vokal
- David Bedford / Orkestra Düzenlemeleri ve  Şefliği
- Jon Anderson / Vokal (4. Parça)
- Steve Howe / Gitar (4. Parça)

20 Nisan 2016 Çarşamba

Yes - Drama 1980

Hayatınızda hiç pop türlerini duydunuz mu ?. Hani rock türleri yada metal türleri var ya, onun gibi pop türleri de vardı. 20-30 yıl öncesinde. Artık pop müzik tamamen ticari birer ürün olduğu için türlere ayrılmasına da gerek görülmüyor. Gerçeği günümüzde bir çok rock ve metal türü de ticari ürün oldukları için pek pop müziklerden farkları yok. Alternatif ve soft rock gibi.

Size 30 küsur yıl öncesinden bir pop türü söyleyeyim. Power pop. 1975-85 yılları arasında yapılan kaliteli bir pop  müzik türü.



Benim için de en akılda kalıcıları The buggles grubu. Grup iki kişiden oluşuyor. Trevor Horn (gitar vokal) ve Geoff Downes (klavye). İlk albümleri 1979 yılında çıktığında 17 batı ülkesinde 1 numaraya yerleşiyor.

İşte tam bu dönemde Progresif rock grubu Yes ayrılma, dağılma aşamasında. Çıkardıkları ‘Tormato’ adlı albümleri neredeyse bir fiyasko niteliğinde. Grubun lideri diyebileceğimiz Jon Anderson, bir diğer üyesi klavye’nin Tanrısı Rick Wakeman gruptan ayrılmışlar ve kendi solo albümlerini yapmaya başlamışlar.

Grubu 11 yıldır dinleyen benim için grubun lideri herkesin kabul ettiği Jon Anderson değildir.

Bas gitarist Chris Squire’dır.

Bütün Yes tarihi boyunca bütün albümlerinde varolan, emeği geçen, bir çok Yes parçasının da bestecisi Chris Squire. Geçen yaz aylarında malesef aramızdan ayrıldı.


1979 yılında dağılma, yokolma sürecinde olan Yes grubunu tekrar hayata döndüren kişidir. Yaptığı ise; The Buggles grubunu Yes grubuna dahil etmek oldu. Ve ortaya tek albümlük bir Yes dönemi ortaya çıktı.
Pop müzik deyince yüzünüz ekşimesin. Pink Floyd’un davulcusu Nick Mason 1970’li yıllar için şöyle der; Bizim yapmak istediğimiz tek şey, pop müziğin nasıl geliştirileceğiydi o yıllar.

Chris Squire; Jon ve Rick yerine iki tane taze kan buldu. Aynı yıl (1979) albüm çalışmalarına başladılar.
Drama ismini alacak albümleri için konserler düzenlediler. Ve 1980 yılında albümü yayınladılar. Albüm ve konserler o kadar başarılıdır ki, belki de en çok YES tarihi içinde konser kayıtları (satılamayan albüm olarak) bu dönemde yapıldı.

YES dinlemeye başlamak için en ideal albüm olarak DRAMA albümünü gösteririm. 70’li yıllarda ki yapılan müzik ilk başlayanlar için biraz zordur. Siz DRAMA albümünü dinleyin, sonra diğer albümlere geçersiniz.

Jon Anderson’suz ve Rick Wakeman’sız ilk albümleridir. Ancak albümde ki ne Trevor Horn’un sesi ne de Geoff Downes’in klavyesi eski YES grubunu aratır durumdadır. Farklı bir albümdür. Tek albümlük bir YES dönemidir. 1979-1981 arası.


Geoff Downes 1982 yılında ASIA grubunu kurar. Jon Wetton (King Crimson), Carl Palmer (ELP) ve Steve Howe (YES) ile ASIA dönemi başlar. Steve Howe’un ayrılması Chris’I yeni bir gitarist aramaya iter. Devamında Chris, 12 yıl boyunca YES grubuna gitaristlik yapacak olan Trevor Rabin’i bulur. Trevor Rabin’in bestelediği ve YES’in daha sonraki bir albümünde yer alan bir parçası (1985), 2009 yılında James Cameron tarafından ‘Avatar’ filminde kullanılmıştır. Dedim ya, YES’in lideri aslında Chris Squire’dır.
Geoff Downes’in mükemmel klavye hakimiyeti ve Steve Howe’un ağır gitar akorları albümün açılış parçası ‘Machine Messiah’ tüm YES tarihinin en önemli parçalarından biri haline getirir. Sadece bu parçayı dinleseniz dahi YES grubuna sempati duyacağınız kesin.

YES; dinlemesi zor bir gruptur.

İlk YES dinlemeye çalıştığım zamanları hatırlıyorum. Hiç bir şey anlamadan kapayıp, Novalis yada Amon Düül II’ye geçiyordum.

Ne zaman YES’in 1979 yılında ki bir ‘Drama’ konser kaydını dinledim,evet, ondan sonra YES’in yaptığı müziği sevmeye başladım.

1979-80 yıllarında konserlerinde albümde ki 6 parça değil, 10-12 parça çalınıyordu.

Albümde sadece 6 parça vardır. Diğer parçalar ise sadece konserler de çalındılar. ‘We can fly from here’ parçası da öyledir. Diğer parçalar sonra basılan ‘Drama’ albümüne eklendiler.

2010 yılında Chris 8 yıl aradan sonra yine grubu toplamaya karar verir ve Geoff Downes (Asia grubu) ile iletişime geçer. ‘We can fly from here’ adlı parça temelli ‘Fly from here’ adlı albüm üzerine çalışıp, 2012 yılında albümü yayınlarlar.

Albümü bütünüyle dinleyin.Atlama yapmayın. Konsept album denilen türden bir albümdür.

Albüm için 10 üzerinden kaç verirdin deseler, 9 verirdim.

Grobschnitt’in ‘Nickel-odeon’ parçası gibi ‘Drama’ parçası da teknik rock’a örnektir.

Son olarak album, Steve Howe’un en iyi ikinci gitar çalışmasıdır. Bir diğeri ‘Relayer’ albümüdür.

1. Machine Messiah (10:27)
2. White Car (1:21)
3. Does It Really Happen? (6:34)
4. Into the Lens (8:31)
5. Run Through the Light (4:39)
6. Tempus Fugit (5:14)
- Trevor Horn / Vokal
- Steve Howe / Gitar (Lead), Mandolin, Geri Vokal
- Geoff Downes / Klavye, Synth
- Chris Squire / Bas gitar, Piyano (5), Geri Vokal
- Alan White / Davul, Perküsyon, Geri Vokal