Bu Blogda Ara

İsveç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsveç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Anna Sjalv Tredje - Tussilago Fanfara 1977



Bir önceki yazımda Tangerine Dream üyelerinden Johannes Schmoelling'in solo albümü yazdıktan sonra doğru dürüst odaklanıp herhangi bir albüm dinleyemedim. Bugün sabah geç uyandığımda da ayılabilmek için yattığım yerden bilgisayarı açıp albüm aramaya başladım. Karşıma daha önce adını  bile duymadığım Anna Sjalv Tredje adlı grup çıktı. Akşamdan kalma olduğum içinde müziği önemsemeden açıp dinlemeye başladım. 10 dakika sonra da karşımda, Tangerine Dream-Popol Vuh-Klaus Schulze-Ashra karışımı bir müzikal atmosfer ortaya çıktı. Albümü tamamen bitirdikten sonra da akşam yazabilmek için (yani şuan) üstüste 4-5 kez daha dinledim.

Anna Sjalv Tredje, 1971 yılında kurulan ve 1979'da dağılan kurulan iki kişilik bir grup. Progresif rock'ın ve elektronik müziğin günümüze göre daha az olduğu 70'lerin İsveç'inde biraraya gelen iki genç, müziklerini albüm yapmadan uzun bir süre kendi başlarına yaptılar. 1977 yılında ilk albümlerini çıkardılar bir süre sonra da iki kişilik grup dağılır. Grup üyelerinden Ingemar Ljungström (daha sonra en azından soyadının nasıl yazıldığını unutacağım), Cosmic Overdose grubuna katılır. Daha sonra bu grup 80'lerin popüler gruplarından Twice A Man grubuna evrilir. Grubun diğer üyesi Michael Bojen ise bir süre müzikten uzaklaşır tekrar müziğe döndüğünde ise Twice A Man grubuna katılır.

Albüm, her iki müzisyenin sonradan dahil oldukları Cosmic Overdose (Twice A Man) müziğindeki synth-pop'tan bir hayli farklıdır. Gerçi, Cosmic Overdose dönemi de synth-pop olarak geçiyor olsa da müziklerinde krautrock'tan çok etkilenmişe benziyorlar.

Bu sabah da ilk kez dinlerken (bilgisayarımda indirip dinlemediğim, bilmediğim yüzlerce albüm var) farkettiğim krautrock ve 70'lerin Almanya'sının elektronik müzik akımından fazlasıyla etkilenmişler. O yüzden albümü dinlerken Tangerine Dream'in avantgard dönemi (1971-75) müzikal zevkini fazlasıyla alıyorum.

Elektronik müziği her ne kadar bir çok farklı ülkelerden yapan müzisyenler çıkmış olsa da(Türkiye, Japonya, İngiltere, İtalya, Fransa gibi) Almanya ve dönemin Sovyet Rusya'sında üretenler daha ağırlıktadır. Hatta elektronik müzik Almanların icadıdır diyenler dahi vardır. Moğollar grubu üyesi bir röportajında elektronik müzik için bu tanımı kullanmıştır. Dolayısıyla elektronik müzik akımını temel olarak iki ekole ayırabiliriz. Alman ekolü ve Rus ekolü.

'Tussilago Fanfara' albümünü 70'ler Almanya'sının elektronik progresif rock döneminin bir ürünü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Üstüste binen sesler(dolayısıyla minimal olmayan, olamayan), synth kullanımı ile senfonik bir şölene dönüşür ve sürekli kendini tekrarlayan, saykodelik etkisi yaratan ritim ve armonilerle ilk 3 parçada Tangerine Dream-Klaus Schulze müziğinin etkisi hissedilir. Son parça ise ilk 3 parçadan bir hayli farklıdır. Popul Vuh-Ashra (hatta Amon Düül II) benzerliğinde olan parça, fazlasıyla da saykodelik etki gösterir. Albüm elektronik müzik diye tanıtılsa da son parça ile krautrock'a meyillenir. Ki zaten grup üyelerinin daha sonra dahil olacağı grubu kuran kişi yine bu albüm gibi bilinmeyen ama dinlendiğinde büyük keyif aldıran, tek albümlerinde saykodelik-krautrock etkisi olan Algarnas Tradgard grubunda çalmıştır.

Albüm için ise yukarıda dediğim gibi elektronik müziğin Alman ekolündendir diyebiliriz. Rus ekolünü de seviyor olsam da, hatta diğer ülkelerden çıkan bir çok elektronik müzik albümünü de severek dinliyor olsam da Almanya'dan çıkan gruplar benim için daha ön plandadır.

Son olarak, albümü dinlediğinizde karşınızda bir Tangerine Dream yada Klaus Schulze bulamayabilirsiniz ama 70'lerin krautrock'ından ve elektronik müzikten etkilenen 2 gencin mükemmel yaratıcılığını bu albümde görebilirsiniz.

1. Mossen (7.12)
2. Ankomster Utanför Tiden (11.38)
3. Den Barbariska Söndagen (14.26)
4. Tusen Ar & Sju Timmar (8.14)

Süre : 41.30

Ingemar Ljungström / Klavvyeler,  Synth (ses düzenleyicisi)
Mikael Bojen / Klavvyeler,  Synth (ses düzenleyicisi), Elektrik Gitar

25 Ocak 2018 Perşembe

Black Bonzo - Black Bonzo 2004




Günümüz popüler müziği nasıl ki kendi tarihi içinde belirli aşamalardan geçtiyse, bu rock yada caz gibi türlerde de söz konusudur.

Zamanın, teknolojinin, insan alışkanlıklarının sürekli değişmesi müzik yapan insanlarda belli değişimlere neden oldu. Aynı zamanda onları dinleyenlerde belli değişimlere neden oldu. Dinleyici kitle önüne ne konduysa onu dinlemeyi seçti. Müziği bir kültür aracı olarak görmedi, duygularının ve entellektüelitesini köreltme amacıyla tercihlerini yaptı. Maalesef dinleyicideki bu anlayış bir süre sonra müzik yapan insanlara da bulaştı.

30 Aralık 2017 Cumartesi

Agusa - Agusa 2017


                    


Bu yılın son 24 saatine az kaldı. Bu ayki yazılara yeni çıkan albümleri koydum. Bu son yazımda yine son çıkan albümlerden bir tanesi oldu. Hatta bu yazdığım albümler ile son ay dinlediğim, benim için öne çıkan albümlerin bir listesini de yaptım. 25 yada 30 albüm oldu. İlk 5'e kadar olan sıralamalarda pek zorluk yaşamadım ama ilk 5 bir hayli zorladı.

21 Aralık 2017 Perşembe

Hallas - Excerpts From A Future Past 2017


                       

Bu yılın son ayını yeni albümler dinlemeye ayırmıştım. Son 3 haftadır da yeni çıkan albümleri dinlemeye devam ettim. Sonuç olarak sayısını anımsayamadığım kadar albüm dinledim yahut sadece müziğine şöyle bir bakıp vazgeçtim. Onca dinlememe rağmen elime geçen çok da iyi albümler olmadı.

16 Kasım 2017 Perşembe

Par Lindh Project - Mundus Incompertus 1997




Par Lindh ilk albümünde etrafına topladığı müzisyenlerle mükemmel bir albüm çıkarmıştı, aynı başarısını 2. albümünde de sürdürüyor. İlk albümdeki folkik ve gotik hava aynen bu 2. albümde de devam ediyor. Ancak bu albümün ilk albümden en önemli farkı metalik seslerin olması; özellikle elektrik gitar ve davul kullanımı dönemin Dream Theatre'ını anımsatıyor.

Muhtemeldir ki metal grupların 70'lere özenmesi sonucu ortaya çıkan müzikal atmosferden Par Lindh ve ekibi de etkilenerek albümde yer veriyorlar. Her ne kadar metalik sesler var olsa da, o kadar göze batacak yada müziğin seyrini değiştirecek türden değiller.

Albüm 'Baroque İmpression No.1' parçası ile başlıyor. Kilise orgu ve gotik vokaller ile başlayan parça davul ve elektrik gitar ile birlikte hızlanır gibi oluyor. Sonrasında gelen sesler ise klasik müziğin önemli isimlerinden ve bir çok rock grubuna ilham olmuş Bach'ın izlerini taşıyor. Progresif rock'ı sevmemde ki en önemli etkenlerden biri olan klasik müziğin progresif rock'da yaratıcılık anlamında profesyonel olarak kullanılıyor olması. Par Lindh ise bu 2. albümünün açılış parçasında bunu kusursuz bir şekilde gösteriyor. Parçayı dinlerken bir klasik müziğin esiri bir de rock müziğin esiri oluyorsunuz.

Yeni dönem modern progresif rock gruplardan tam istediğim de bu. Par Lindh gibi rock müziğin yaratıcılık anlayışına uygun ve modern sesleri dışlamadan ortaya albümler çıkarmak. 'Baroque İmpression No.1' gibi bir parçayı başyapıtlar listenize ekleyin.

3 parçalık albümün 2. parçası yoğun bir Greg Lake akustik gitar havası taşıyan 'The Crimson Shield'.

Parçayı açan akustik gitar bana 'From The Begining' akustik gitarını anımsatıyor, tabi bir de synth sesleri var anımsatan. İlk albümüne de koyduğu vokal odaklı bir parça. Folkik seslerin, vokal sayesinde nostalji yaşamak isteyenler için ideal, kusursuz bir parça.

Ve, en sonunda albümü progresif rock'ın başyapıtları arasına sokacak olan parçaya, 'aynı zamanda albümünde ismi, Mundus Incompertus'.

27 dakikaya varan uzunluğu, parçanın içine konulan klasik müzik parçaları, görünürde metalik sesler ancak avantgard olan gitar ve davul işbirliği; parçayı kesinlikle başyapıtlar arasına sokacaktır. Klasik 70'ler başyapıtlar arasına değil elbette; günümüzün progresif rock müziğinin, hani o modern progresif rock müziğinin arasına; hatta öncülük bile edecektir.

Parçayı tekrar tekrar dinlerken aklıma hep ELP'nin 'Karn Evil 9' adlı destansı parçası geldi. Nasıl 'Karn Evil 9' parçasını dinlerken müzikten fazlasıyla zevk alıyorsam, bu parçada da aynısı oldu.

Sonuç olarak, Par Lindh yeteneğini ve örgütçülüğünü 2. albümünde de devam ettiriyor. Yeni sesleri ve deneyleri de görmezden gelmeyerek, onlara da albüm içinde yer veriyor. Bize de dinleyip, ortaya konan mükemmelliyetten nasiplenmek düşüyor.

1. Baroque İmpression No.1 (9.10)
2. The Crimson Shield (6.38)
3. Mundus Incompertus (26.43)

Süre : 42.34

Par Lindh / Piyano, Harpsichord, Kilise Orgu, Hammond Orglar, Mellotron, Synth (ses düzenleyicisi), Perküsyon, 12 Telli Gitar, Yapımcı
Magdalena Hagberg / Vokal
Jocke Ramsell / Elektrik & Akustik Gitar
Marcus Jaderholm / Bas Gitar
Nisse Bielfield / Davul, Perküsyon

Konuklar
Singillatim Choir / Koro
Jonas Bengtsson / Blokflüt
İnge Thorrson / Keman
Michael Axelsson / Oboe
Aron Lind / Trambon

4 Ekim 2017 Çarşamba

Samla Mammas Manna - Maltid 1973


                     

İsveç'ten çıkan ancak bir türlü hatırlanmayan progresif rock'ın ender güzellikte müzik yapan gruplarından biri, Samla Mammas Manna. 1970'lerin başında başladıkları müzik hayatına 80'lere kadar devam ettiler, hatta yıllar sonra tekrar biraraya gelip, yeni albüm de çıkardılar. Ancak 70'lerde yaptıkları albümlerin havası, atmosferi 80'ler sonrasında yok denecek kadar azdı.

Eğer Samla Mammas Manna grubu hatırlanacaksa, 70'li yıllardaki albümleriyle hatırlanmalıdır. O halde şöyle bir soruda sorulabilir; Samla Mammas Manna, niye hatırlanmalıdır?

Cevabı; Samla Mammas Manna, dönemin popüler olmayan, müziğin tamamen deneyselliğe dayandığı türleri ustalıkla biraraya getiren ve dinlerken zevk veren bir grup. Nedir bu deneysel müzik türleri derseniz, birincisi saykodelik rock derim. Öyle güzel ve hissedilmeyecek şekilde saykodelik rock'ı yaptıkları müziğe enjekte etmişler ki, etkisini hissedemiyorsunuz bile.

İkincisi avantgard ve caz müzik. Hem piyano'da, hem gitar'da hem de davul'da etkisini fazlasıyla hissediyorsunuz. İlk dinlediğimde saykodelik caz diye tanımlamıştım, en azından aklımda öyle bir şey oluşmuştu ama daha sonra tekrar tekrar dinlediğimde caz'ın özgünlüğünü ve avantgard'ın öncülüğünü daha net bir şekilde gördüm.

'Maltid' albümü Samla Mammas Manna'nın ikinci ve diğer albümleriyle birlikte en önde olan albümü. İlk albümlerindeki Frank Zappa ve Gentle Giant benzeri sıradışı müzik anlayışlarının bu ikinci albümde daha da üst düzeye çıkararak, 70'lerin avantgard progresif rock'ın en kaliteli albümlerinden birine imza attılar.

Albümdeki favori parçam, elbetteki giriş parçası 'Dundrets Fröjder'. Giriş kısmı senfonik ve folk ezgileriyle başlasa da parçanın sonlarına doğru saykodelik-caz gitar solosunun bana verdiği zevki ancak dönemin bazı ciddi grupları verebilir. YES, King Crimson, Gentle Giant gibi gruplardan bahsediyorum tabii ki burada.

Diğer parçarlarda ilk parçadaki gibi caz-avantgard atmosferiyle devam ediyor. Yer yer Gentle Giant yaratıcılığı gösterse de, hatta yer yer Zappa müziğine benziyor olsa da, Samla Mammas Manna bunlardan daha farklı bir havaya bürünebiliyor. Grup, bu ikinci albümüyle ne kadar kaliteli rock yapılabileceğini gösteriyor ve devam albümlerini de arkasından getiriyorlar.

Benim ikinci albümden başlamamdaki neden ise, yıllar önce bir arkadaşın tavsiyesi ile tanışıp, sadece bu albümle bütün gece içmiş olmamdır.

1. Dundrets Fröjder (10.43)
2. Oförutsedd Fçrlossning (3.10)
3. Den Aterupplivade Laten (5.53)
4. Folkvisa I Morse (2.07)
5. Syster System (2.27)
6. Tarningen (3.33)
7. Svackorpoangen (3.11)
8. Minareten (8.21)
9. Vaerelseds Tilbud (2.26)

Süre : 41.51

Coste Apetrea / Elektrik Gitar, Vokal
Lasse Hollmer / Akustik & Elektrik Piyano, Vokal
Lars Krantz / Bas Gitar, Vokal
Hasse Bruniusson / Davul, Perküsyon, Vokal

14 Mart 2017 Salı

Kaipa - Inget Nytt Under Solen 1976



'Inget Nytt Under Solen', 1976 yılında yayınlanan Kaipa'nın ikinci albümü. İlk albümü kadar dinlememişimdir bu ikinci albümlerini.

2 Mart 2017 Perşembe

Anglagard - Hybris 1992



70'lerde en yüksek kaliteye(ve popülerliğe) ulaşan progresif rock müziği hala değişmez bir şekilde favorimdir. 80'lerde ve 90'larda devam eden 70'lerin grupları olsa da, yaptıkları müziğin o eski anlayıştan çok farklı bir hal aldığı için çoğu zaman o albümleri dinlemek aklıma bile gelmez.

25 Ekim 2016 Salı

Par Lindh Project - Gothic Impressions 1994



Arkadaşın sürekli söylediği 'yeni dönem gruplarını da yaz hacım' sözüne karşılık verebileceğim müzisyenlerden birisi Par Lindh projesi. Par Lindh 70'lerin ortalarında çıkan punk müziğini umursamadan, 80 ve 90'larda progresif rock'ın popüler yönünü gösteren neoprog ve progmetal saçmalığına bulaşmadan nasıl progresif rock yapılıra cevaplardan birisini veriyor, daha  ilk albümünde. Sonraki albümleri de ilk albümünün mentalitesinde devam ediyor. Progresif rock'ın popüler yönüne bulaşmadan.

Par Lindh 'ben bu işi yaparım' edasıyla ilk albümünü müzisyenlik olarak ileri derecede profesyonel müzisyenlerle 1994 yılında çıkartıyor. Par Lindh'e ilk projesinde müzikal olarak yardımcı olanlar Anaktedon, Landberk, Anglagard gibi dönemin isveç'inin önemli progresif rock gruplarının üyeleri ve tabii ki Kaipa ve Flower Kings grubunun gitaristi Roine Stolt (Roine Stolt bu yıl YES'in üyelerinden Jon Anderson ile albüm çıkardı). 90'ların sadece İsveç'inin değil, bütün ülkelerden çıkan en iyi albümlerinden biri ortaya çıkıyor. 'Gothic Impressions'

70'lerin progresif rock anlayışını tekrar hatırlatmakta yarar var. 70'lerde yapılan progresif rock'ın dayandığı üç (rakamla 3) müzik türü var. Bunlar caz, klasik, avant-garde müzik türleri. Folk ezgileri yada folk müzikleri bu dönem yapılan progresif rock'a sos oluyor. Küçümseme değil, tam tersine folk ezgilerinin kullanıldığı 70'lerin progresif rock albümlerinin tadı bambaşka. 80 ve sonraki yıllarda ortaya çıkan yeni akımlar bile hala 70'li yıllarda yapılan progresif müziğin kaymağını yiyiyor. Bazıları hariç. Par Lindh de bunlardan birisi.

Gothic Impressions....

Albümü dinlerken hangi grupları anımsıyorum, onları yazayım. Bu gruplar YES, King Crimson, ELP, Genesis, New Trolls gibi kendine has müzikleriyle 70'lerin progresif rock'ının üst düzey grupları. Klasik müziği temel alan albümler yapan ve sonraki yıllarda progresif rock'a temel olan progresif rock grupları.

Örneğin 'The Iconoclast' parçasını dinlerken aklıma girişde çalınan davul King Crimson'ının ilk 3 albümlük döneminin avant-garde havasını hatırlatırken, devamı Rick Wakeman'ın Jules Verne'nin  romanından uyarladığı 'Dünyanın merkezine yolculuk' albümünün müzikal yapısını hatırlatıyor. Bir diğer parça ise; Mussorgsky'nin ürettiği bir parçayı rock halinde çalması da 'Night on Bare Mountain' dinlerken ELP'yi hatırlatıyor. Bu parçada Keith Emerson'un progresif rock'ı klasik müziği temel alarak ne kadar etkilediği bu parçayı dinlerken daha fazla ortaya çıkıyor. Albümün en uzun ve üzerinde en çok çalışılmış parçası 'The Cathedral' ise ELP ve Rick Wakeman müziğinden izler taşıyor.

Par Lindh'in 70'li yılların progresif rock tanrılarından farkı, klavyelerin başında grubunu (ki bunlar melletron, hammond, klavsen, org gibi progresif rock'ın anlamını (felsefesini) oluşturan müzik aletleri) bir maestro gibi yönetiyor olması. Şöyle hayal edin; Par Lindh klavyelerin başında, sahnede sırayla gidip gelen müzisyenler Par Lindh müziğine yardımcı oluyorlar. Nasıl hayal ettiniz bilemedim ama kafamda canlanan şey tam olarak buydu.

Benzetmelerden yola çıktık ama farklılığını yazmazsak olmaz. Par Lindh klavyelerin arkasında bütün albümün müzikal yapısını, melodilerini ortaya çıkartırken, konuk müzisyenler Par Lindh müziğine çiçek olup, albümde cennet bahçelerinde çalınan bir müzik haline getiriyorlar.

Ayrı olarak Par Lindh'in etkilendiği yada temel aldığı müzisyen ve grupları yazdıktan sonra Par Lindh'ten etkilenen isimleri saymazsak yine olmaz. Yine İsveç'in son 10 yılda çıkardığı en iyi progresif rock gruplarından Wobbler'in müziğinde de Par Lindh klavye etkisi yoğun olmasa da kendini belli edecek derecede var. Bütün müziklerde olduğu gibi progresif rock'ta da gruplar ve müzisyenler birbirlerinden etkilenirler, birbirlerini örnek alırlar. Par Lindh de birilerinden etkilenir, Par Lindh'ten etkilenen birileri de olur. Müzik yada sanat bu şekilde ilerler. Sadece müzik yada sanat da değil aslında, hayat bu şekilde ilerler. Bu, biz insanların (memelilerin) davranış biçimidir.

Par Lindh'in projesi 90'ların progresif rock müziğine örnek olurken günümüzde yapılan modern progresif rock müziğine de örnektir. Belirttiğim gibi King Crimson, YES, ELP, Genesis gibi grupların müziklerini anlayarak dinliyorsanız, bu albümü de kesinlikle dinlersiniz.

En sevdiğim parçayı da belirtip, aşağıya youtube linkini koyayım. 'Gunnlev's Round'. 'Gunnlev's Round'; bu parça italyan senfonik operasının rock halinde çalınışıdır. İtalyan senfonik progresif rock'ına olan hayranlığım bu parçayı sevmem de etkin oldu, evet bunu kimseyle tartışmayacağım.

Modern progresif rock diye ortada dolaşan garabet müzik albümlerin yerine Par Lindh albümlerini dinleyin. Par Lindh'in ilk albümü 'Gothic Impressions' albümü de başlamak için örnek albüm olsun.

1. Dresden Lamentation (2.06)
2. The Iconoclast (7.04)
3. Green Meadow Lands (7.24)
4. The Cathedral (19.33)
5. Gunnlev's Round (2.50)
6. Night on Bare Mountain (13.50)

Süre : 52.54

Par Lindh / Klavyeler, Bas Gitar, Davul, Perküsyon

Konuklar
Ralf Glasz / Vokal
Mathias Jonsson / Vokal
Johan Högberg / Bas Gitar
Magdalena Hagberg / Vokal
Anna Holmgren / Flüt
Jonas Endgegard / Elektrik Gitar
Mattias Olsson / Davul, Perküsyon
Jocke Ramsell / Elektrik Gitar
Lovisa Stenberg / Harp
Roine Stolt / Akustik Gitar
Camerata Vocalis / Koro vokal



6 Ekim 2016 Perşembe

Tangent - The Music That Died Alone 2003



Oğlum bu soru'da tanjant aldın mı?
....
Niye almadın?
....
Ben sana söylemedim mi, eğer tanjantını almazsan çözecekmezsin soruyu diye!.

Trigonometri de tanjant almak önemli!!!

Meslek lisesine gitmiş olmama rağmen ne hikmetse lise son sınıfta trigonometri dersi koymuşlardı. Matematik yok, geometri yok ama trigonometri var. Matematiğim kötü olmadığı içinde trigonometri'den rahatça geçmiştim. Tanjant'ı da o zamandan beri hatırlıyorum.

Tanjant; teğet. Hafif bir dokunuş.

Tangent grubu da hafif bir dokunuş olsun diye 70'lerin müziğinin üzerinden ilk albümlerini yapmışlar. Hafif bir dokunuş mu olmuş 70'lere yoksa tamamen 70'lerin mantığı ve müzikal anlayışı üzerine mi yapmışlar bu albümü, dinlemeye başlayınca anlamaya başlıyorsunuz. Albüm bildiğin 70'lerin müziği.

Tangent grubunun 70'lere öykünmesi, 70'lerin progresif rock'ının tanjantını alması kötü yada kopyacı bir müzik ortaya çıkarmamış. Tam tersine modern dediğimiz enstrümanlarla harika bir albüm çıkmış ortaya. Hani günümüzde progresif rock çok az yapılıyor sözüne karşılık gelen bir albümlerden bir tanesi.


Tangent grubu üyelerinden biri 70'lerin Kaipa grubundan Ronie Stolt. Bir diğeri V.D.G.G. grubundan David Jackson. Her ikisinin de albümde 70'lerin havasının yakalamasında etksisi çok büyük. Diğer üyelerinde ortaya çıkan müzikte emekleri Roine Stolt ve David Jackson'dan az değil. Grup üyelerinden Guy Manning sonraki yıllar da  solo albümleri yapacak. 2008-2009 yılında Tangent'i Guy Manning'in solo albümlerini dinledikten sonra tanımıştım.

Albüm 'In Darkest Dreams' parçası ile başlıyor. Daha başlar başlamaz, ELP mi çalıyorlar yoksa YES mi çalıyorlar acaba diye düşünmeniz mümkün. 'In Darkest Dreams' parçası içinde Pink Floyd müziği, caz-füzyon, canterbury gibi müzikleri duymanız da mümkün. Tekrar tekrar dinlememe rağmen albümde ki en itici parça, maalesef başlangıç parçası.

'The Canterbury Sequence' parçası ise isminden anlaşılacağı gibi Canterbury akımı. Özellikle İngiliz temelli progresif rock müziği takip edenler açısından . Parçanın içinde Camel, Caravan gibi Canterbury sesleri duymak içten bile değil. Ayrıca 70'lerin caz-füzyon'unun bolca kullanılması da ayrı bir zevk veriyor dinleyene. Son bölüm olan 'Up Hill From Here' parçasında Canterbury akımından gözükmeyen, hatta progresif rock'ın türlerine uymayan Wishbone Ash müziğini de duyabilirsiniz. Benim gibi gizli gizli Wishbone Ash dinleyip, ama senfonik, eklektik ve caz-füzyon dinliyorum ben diyenleri bile aklını başından alacak bir parça, 'Up Hill From Here'. O nasıl bir gitar solodur; Andy Powell, David Gilmour karışımı. Tek söz ile harika bir gitar solosu. Albümde ki en sevdiğim bölüm, sanırım 'Up Hill From Here' parçası.

'The Music That Died Alone' parçası daha başlar başlamaz 70'lerin hakkını veriyor. Giriş kısmında ki 2 dakikalık piyano bölümünde YES ve ELP'nin caz versiyonu rahatlıkla hissediliyor. Roine Stolt ise gitarıyla bildiğimiz Steve Howe'u (YES) hatırlatıyor. Hemen arkasından sözlerin başlamasıyla V.D.G.G. müziğinin caz-avantgarde havası başlıyor. Ki zaten saksafonu çalan V.D.G.G. üyesi David Jackson. Vokallerin Peter Hammill'e benzemesi de tesadüf değil. 2 dakika kadar kısa bir V.D.G.G. nostaljisi yapıldıktan sonra . Altıncı dakikadan sonra caz füzyona dönerken Return to Forever hatırlamamak olmaz. Piyano'yu Chick Corea çalıyor galiba derken, akustik gitar'ı Al Di Meola mı çalıyor diye de düşünüyor insan.

Roine Stolt'un ne kadar büyük bir müzisyen olduüunu söylemeye gerek yok, Bu albümde kendisini fazlasıyla belli ediyor zaten. Roine Stolt'u sadece bu albüm ile dinleyerek bile büyük bir müzisyen olduğunu anlayabilirsiniz. Steve Howe'dan,  Andy Powell'a, Al di Meola'dan David Gilmour'a kadar progresif rock'ın yaratıcı gitaristlerinin müzikal anlayışlarını yakalamış ve üzerine parça da yazmış.

Son olarak 70'lerin progresif rock müziğinden hoşlanmakla kalmayıp, yerine bir şey koyamıyorsanız (benim gibi), Tangent'i alın listenize. Canterbury, caz-rock, caz-füzyon, senfonik progresif rock, V.D.G.G., King Crimson müziklerini bu albümde bulduğunuz gibi, Tangent'in bütün albümlerinde bulacaksınız.

In Darkest Dreams :
1. Prelude – Time For You (2.26)
2. Night Terrors (3.26)
3. The Midnight Watershed (3.03)
4. In Dark Dreams (4.01)
5. The Half-light Watershed (1.16)
6. On Returning (0.47)
7. A Sax In The Dark (1.13)
8. Night Terrors Reprise (3.37)
The Canterbury Sequence:
9. Cantermemorabilia (3.19)
10. Chaos At The Greasy Spoon (3.01)
11. Captain Manning's Mandolin (1.39)
12. Up Hill From Here (7.08)
The Music That Died Alone :
13. A Serenade (1.36)
14. Playing On (1.50)
15. Pre-History (2.36)
16. Reprise (3.43)

Süre: 44.41

Andy Tillison / Vokal, Klavye
Guy Manning / Akustik Gitar, Mandolin, Vokal
Roine Stolt / Elektrik Gitar, Vokal
Sam Baine / Piyano, Synth (ses düzenleyici)
David Jackson / Saksafon, Flüt
Jonas Reingold / Bas gitar
Zoltan Csörz / Davul