Bu Blogda Ara

25 Nisan 2017 Salı

Genesis - Nursery Crime 1971



Genesis'i ilk Phil Collins sayesinde duydum. O zamanlar Pink Floyd dinlediğim kadar Phil Collins de dinliyordum. Genesis'i dinlemem ise bir türlü mümkün olmadı. Bahsettiğim yıllar 1990'ların sonu, 2000'lerin başıydı. Öyle olunca Genesis bende efsanevi bir kimliğe büründü.

En nihayetinde İstanbul'a gelince ilk işlerimden birisi, dinlemem gereken grupların albümlerini bulmaktı. Çoğunu buldum da. Ancak tabi o zamanlar Genesis'in yaptığı müziğin tarzından bihaberdim. Sonraları Pinkfloydnet sitesinden daha detaylı öğrendim.

Genesis benim için o dönemler en az Pink Floyd kadar önemli bir gruptu. Şuanda ise çok daha fazlası. Öyle ki daha önce progresif rock dinlememiş birisiyle konuşurken önerdiğim bir kaç gruptan biri, Genesis. YES, King Crimson dedikten sonra kesinlikle ağzımdan Genesis sözü çıkar.

Sözün özü, Genesis benim olduğu kadar da Progresif rock'ın en önemli gruplarından birisi. 'Nursery Crime' albümü ise Genesis efsanesinin başladığı albüm.

Bir önceki albüm olan 'Tresspass' 60'ların izini taşırken 'Nursery Crime', tam anlamıyla 70'lerin progresif rock'ına uygun bir havada başlıyor. Bunda Steve Hackett'in (favori 3 gitaristimden biri) kendisine özgü gitar kullanımının katkısı çok büyük.

Albüm daha sonraları efsane parçalarından biri olacak 'The Musical Box' ile başlıyor. Genesis'e yeni katılan, daha sonraları Genesis dendiğinde ilk hatırlayacağım Steve Hackett ve benim için hala en iyi davulculardan Phil Collins'in gruba etkisi hemen göze çarpıyor. Peter Banks'in org'u baştan sona kadar parçaya yön veriyor. Parça o kadar karışık bir yapıya sahip ki, nerede ne çalıyor belli olmuyor. Steve Hackket'ın gitarını ilk sevmeye başladığım parçalardan, 'The Musical Box'

'For Absent Friends' parçası ise kısa ve eğlenceli bir parça. Peter Gabriel'in gruptan ayrıldıktan sonra vokalliğini üstlenecek olan Phil Collins söylüyor parçayı. Bazı Genesis severlerin Phil Collins'in sesini beğenmemesine rağmen, ben pek umursamıyorum. Parça baştan sonra Steve Hackett gitarı ve Peter Banks'i hakimiyetinde.

'The Return Of The Giant Hogweed' parçası ise 'The Musical Box' gibi karışık yapısı olmasına rağmen çok daha avantgard bir atmosferi var. Yer yer King Crimson'ı da andırıyor. Yıllar sonra Wobbler tarafından bu parçanın müzikal atmosferinden yararlanılacak. Benim içinse bu parçanın daha sonraları feyzalan gruplardan en önemli artısı Tony Banks'in piyano'su ve Phil Collins'in davulları. Parça gerçekten de avandgard temelli nasıl senfonik müzik ortaya konur, ortaya çıkarmış.

'Seven Stones' parçasının girişi niyeyse bana YES'i hatırlatıyor. Aynı dönemin aynı orgları olunca benzeşmeleri de normal oluyor. Parça yavaşça başlayıp yavaşça akıp gitse de Steve Hackket gitarı ve Tony Banks orgları parçayı çok daha derinlere götürebiliyor. Genesis'in pek bilinmeyen ama kesinlikle akıllardan çıkmaması gereken bir parça.

'Harold The Barrel', daha çok Rio (bayram) havasında. Kısa bir parça ve fazlasıyla eğlendirici.

'Harlequin' parçası da kısa parçalardan birisi olsa da, Steve Hackett'ın gitarı başından alıp sonuna kadar götürüyor. Folk ezgileriyle kaplanmış parça, bana italyan progresif rock gruplarını az da olsa anımsatıyor.

'The Fountain Of Salmacias' ile albüm başladığı gibi mükemmel bir parçayla bitiyor. Sadece parçanın girişi bile yeterli akılda kalıcı olması için. Birkaç gün önce facebook'ta bir grupta paylaştığımda birisi şöyle demişti; 'ilk 30 saniyesini defalarca dinleyebilirim', ben de cevaben 'ben de defalarca sıkılmadan dinlerim bu parçayı' demiştim. 'The Fountain Of Salmacias' parçası sıkmadan, ardarda dinleyebileceğiniz, sürekli yükselip alçalan bir yapıya sahip. Peter Gabriel'in flütünün de en güzel olduğu parçalardan.

'Nursery Crime', Genesis'in önemli albümlerinden biri olduğu kadar, progresif rock'ın da unutulmaması gereken albümlerinden birisi. Progresif rock dinleyicileri tarafından her zaman dinlenen ve yeni dinlemeye başlayanlar içinde önerilmesi gereken ilk albümlerden.
1. The Musical Box (10.24)
2. For Absent Friends (1.44)
3. The Return Of The Giant Hogweed (8.10)
4. Seven Stones (5.10)
5. Harold The Barrel (2.55)
6. Harlequin (2.52)
7. The Fountain Of Salmacias (7.54)

Süre: 42:35

Peter Gabriel / Vokal, Flüt, Tamborin, Bas Davul
Steve Hackett / Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar
Tony Banks / Org, Mellotron, Piyano & Elektrik Piyano, 12 Telli Gitar, Geri Vokal
Mike Rutherford / Bas Gitar, Bas Pedalları, 12 Telli Gitar, Geri Vokal
Phil Collins / Davul, Perküsyon, Vokal(2), Geri Vokal

Kapak Resmi: Paul Whitehead

20 Nisan 2017 Perşembe

Allan Holdsworth'un Ölümü 2017



Return to Forever benim en sevdiğim caz füzyon gruplarının başında gelir. Bir dönem öyle çok dinliyordum ki artık Return to Forever'dan daha iyi grupların olamayacağını düşünmeye başladım. Derken günlerden bir gün Return to Forever'ın 'Romantic Warrior' albümü hakkında blog'larda yazılanları okurken karşıma Allan Holdsworth çıktı. Yazıyı yazan Allan Holdsworth'un 'Velvet Darkness' albümünün 'Romantic Worrior'dan çok daha kaliteli olduğunu söylüyordu. Tabi çok fazla meraklı olduğum için o zamanlar hemen albümü açıp dinlemiştim. Daha sonra ise aklımdan tamamen çıkıvermiş.

Birkaç gün önce ölüm haberini facebook paylaşımlarında gördüm. Yine aynı gün bir başka paylaşım daha gördüm. Allan Holdsworth'un ailesi cenaze masrafları için yardım istiyordu. Üzüldüm ama şaşırmadım. Çünkü kısa bir süre önce ölen Jaki Liebezeit'ın ölümü için ortalıkta doğru düzgün bir yazı bile yoktu.

Allan Holdsworth, 1947 yılında doğdu. İlk bir grupta çalmaya 1969 yılında, 22 yaşındayken başladı. 1970'lerin ortalarında progresif rock ve caz füzyon yapan gruplarla çalışmalarına devam etti. Soft Machine, Gong. Aynı yıllarda Bill Bruford'un tavsiyesiyle bir süper grup projesi olan  U.K. grubuna katıldı.

80'lerde ve 90'larda kendi albümlerini yaparken bir çok rock ve caz grubunda da çalmaya devam etti. 2000'lerde, benim en başarılı bulduğum caz gruplarından olan Planet X grubunun üyelerinden birisiydi. Son yıllarda ise 90'ların King Crimson üyeleriyle turnelere katıldı.

Allan Holdsworth, rock ve caz dünyasında popüler bir isim değil. Ancak popüler olan gitaristler(Van Halen, Satriani, Malmsteen, Petrucci gibi) tarafından örnek alınan ve takip edilen önemli isimlerden birisi. Kısaca söylemem gerekirse Allan Holdsworth, rock ve caz dünyasının gitar virtiözlerinin öğretmenlerinden.

48 yıllık (daha fazla) progresif rock'a ve caz müziğe adanmış bir hayat. Ölümü sonrası böyle olmamalıydı. Gerçeği eminim sorun kesinlikle çözülmüştür ama bu durum ortaya çıkmasa idi, bu kadar dokunaklı olmazdı ölümü.

Allan Holdsworth'un ölümüyle caz gitaristleri artık nasıl takip edecekler yeni akorları, doğaçlamaları bilemiyorum. Popüler olmuş rock müzik türlerini dinleyenler için bir kayıp değil ama caz'ı seven biri için büyük bir kayıp.



17 Nisan 2017 Pazartesi

Porcupine Tree - Tarquin's Seaweed Farm 1989



Yıllar yıllar önce progresif rock'ı bilerek dinlemeye başladığım ilk zamanlarda yoğun olarak 70'leri dinlerdim. Özellikle saykodelik temelli grupları ve albümleri. Pink Floyd(Pink Floyd'u progresif rock nedir bilmiyorken de dinliyordum o ayrı konu), Eloy, Amon Düül II gibi gruplar o ilk dönemimde favori gruplarımdan bir kaç tanesiydi. Yeni dönem gruplarından da dinliyordum ama 70'ler kadar değil.

O dönemler Porcupine Tree'yi de görmüştüm. Çok fazla övülüyordu. Dinlemeye çalıştım ama pek beğenmedim. Dolayısıyla beğenmediğim içinde üzerinde durmadım.

Çok uzun bir zaman geçmemişti ki, sürekli takip ettiğim bir blog'da Porcupine Tree'nin ilk albümü hakkında bir yazı çıkmıştı. O blog sahibinin zevklerine güvendiğim için hiç tereddüt etmeden albümü indirdim ve bütünüyle dinledim. Albümü bitirdikten sonra üstüste bir kaç kez daha dinledim. Porcupine Tree hakkında yanıldığımı anladım.

'Targuin's Seaweed Farm' albümü bütünüyle dinlediğim ilk Porcupine Tree albümü oldu. Ve saykodelik temelli albümlerde favorilerimden biri. Bu ilk albümde enstrümanların hepsini Steve Wilson çalıyor. Kayıtları da kendisi yapıyor. 22 yaşında birisi için bence mükemmel bir başarı ve bu başarı daha sonrasında da devam edecek. Günümüzde ise Steve Wilson progresif rock'ın en önemli ve kaliteli müzisyenlerinden biri durumunda.

'Targuin's Seaweed Farm' albümü iki bölümden oluşuyor. 'Music For The Head - Here' ve 'Music For The Head - There'. İlk bölümde bolca kısa parçalar var. Elektronik ve saykodelik öğelerin yoğun olduğu hipnoz edici bir havası var. İkinci bölümde ise saykodelik hava daha baskın halde.

'Music For The Head-Here' bölümü kısa parçalardan oluşuyor demiştik. Aralarında normal uzunlukta parçalar da var. Trip hop saykodelik karışımı 'Jupiter Island', neredeyse bir Pink Floyd müzikal yapısı olan 'Radioactive Toy' parçaları gibi. Geri kalan 8 kısa parçada ise elektronik öğeler hakim. Steve Wilson'da aynı benim gibi Tangerine Dream hayranı ve ilk albümde bu hayranlığını yazdığı parçalarla dile getiriyor.

İlk bölüm elektronik ve saykodelik öğelerin karışımıyla yaklaşık 40 dakikaya yakın sürüyor. Son parça ise 'Mute'. İlk bölümü hipnoz olmuş bir şekilde bitiriyorsunuz. 'Mute' Porcupine Tree'den favori parçam.

İkinci bölüm ise kısa bir parça olan ve yine ilkinde olduğu gibi elektronik seslerin yoğun olduğu  'Music For The Head-There'. Sonrasında gelen parça 'No Reason To Live, No Reason To Die', Pink Floydvari seslerle saykodelik rock'ın dibine kadar gidiyorsunuz. Piyano ve gitar'ın hipnotize edişi elinizde ki alkolü daha çabuk bitirtiyor. Ancak parçanın sonlarında Tangerine Dream'e başka bir selam yollanıyor.

Devamında gelen 'Daughters In Excess' parçası da tam anlamıyla Tangerine Dream parçası. Avantgard davullar, saykodelik elektrik gitar, Tangerine Dream'in ilk dönemi, 1971-74 dönemini hatırlatıyor.

Bitiş parçası üç bölümden oluşan, 20 dakikalık bir destan(bana göre). Parçaya 'The Cross' bölümüyle başlıyorsunuz. Steve Wilson, 1970 öncesi saykodelik döneme yolculuğa çıkartıyor sizi bu parçayla. O kadar yumuşak bir tonla çalıyor ki hiç bitmesin istiyorsunuz. Parça bir süre sonra sıkıcı olmaya başlayan 'Hole' ile devam ediyor. Neyse ki fazla uzun sürmüyor.

Son parçanın son bölümü ise mükemmel bir saykodelik doğaçlama(Jam diye söylenir ama müziğine göre değişiyor). Arkada çalan klavye ve ritmik davulun önünde gitar öyle güzel çınlıyor ki, 1970'in öncesinde olduğunuza inanmaya başlıyorsunuz.

Steve Wilson'un bu ilk albümünde ki bir çok parça daha sonraki albümlerinde kullanıldı. Ancak ben bu albümden dinlemenizi tavsiye ederim. Albümün konsept havasını yakalayarak parçaları dinlemek gibisi yok.

'Targuin's Seaweed Farm', Porcupine Tree hayranları tarafından pek sevilmiyor olsa da, hala benim favori albümüm. Progresif rock'ın dahi çocuğundan mükemmel bir başlangıç.

1. Music For The Head - Here (2.48)
2. Jupiter Island (6.13)
3. Nun's Cleavage - Left (2.48)
4. Clarinette Vignette (1.22)
5. Nun's Cleavage - Right (1.00)
6. Space Transmission (3.05)
7. Message From A Self-Destrucitnig Turnip (0.30)
8. Radioactive Toy (5.55)
9. Towel (3.36)
10. Wastecoat (1.12)
11. Mute (8.11)
12. Music For The Head - There (1.31)
13. No Reason To Live, No Reason To Die (11.20)
14. Daughters In Excess (6.54)
15. The Cross / Hole / Yellow Hedgerow Dreamscape (20.52)

Süre : 77.17

Steve Wilson / Gitar, Vokal, Klavyeler, Programlamalar (bütün sesler)



14 Nisan 2017 Cuma

Maxophone - La Fabbrica Delle Nuvole 2017



Progresif rock'da, özellikle 1970'lerde çıkan albümlerde, tek yada iki albümü olan bir çok grup var. Bu gruplar genelde ya dinleyicisi az olduğu için yada müzisyenlerin özel sorunları olduğu için devam edememişlerdir. Maxophone grubu da bu gruplara örnektir.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Van Der Graaf Generator - Aeresol Grey Machine -1969



Peter Hammill rock dünyasının en az bilinen ozanlarından. Birkaç yazı öncesinde Jethro Tull yazarken Ian Anderson içinde ozan sözünü kullanmıştım. Jethro Tull albümlerini bilenler Peter Hammill hakkında niye böyle dediğimi gayet iyi anlayacaktır.

10 Nisan 2017 Pazartesi

Premiata Forneria Marconi - L'Isola di Niente 1974



1973 yılında Le Orme 'Felona e Sorona' adlı ikiz kardeş gezegenlerin arasında ki ilişkiyi konu alan bilimkurguluk bir albüm çıkarmışşlardı. Hemen ertesi yıl da PFM'de 'L'Isola di Niente' (Hiçliğin Adası) adlı fantastik hikayesi olan bir albüm çıkardılar. Progresif rock'ın en güzel albümlerinin çıktığı yıllardan İtalya'dan iki muhteşem albüm.

7 Nisan 2017 Cuma

L'Uovo di Colombo - l'Uovo di Colombo 1973



Geçen yıl ilk yazmaya başladığımda italyanların üzerine de yazayım demiştim. Bildiğim belli başlı bütün bilinen gruplardan birer albüm yazarak buna baş ladım. Sonra bir ara 'dur bakayım bilmediğim grup var mı' diye bir araştırma yapınca önüme 'L'Uovo di Colombo'nun 1973 yılında ki tek albümü denk geldi. Hemen bulup indirdim. Akşam olunca da dinlemeye başladım.

6 Nisan 2017 Perşembe

Le Orme - Felona e Sorona 1973



Le Orme(ayak izi), italyan progresif rock'ının en çok bilinen ve önerilen üç grubundan birisi. Bu durumda 'Felona e Sorona' albümünün katkısı yadsınamayacak kadar çok.

5 Nisan 2017 Çarşamba

Tangerine Dream - Force Majeure 1979



Her ay için bloğ'umda bir tane Tangerine Dream albümüm var. Bu ay için albümüm 'Forje Majeure'. 'Cyclone' albümünün hemen ertesi yılında, 1979'da çıkan albümü. 'Cyclone' albümünde ki elektronik müzikten daha da uzaklaştıkları 'Forje Majeure'.

2 Nisan 2017 Pazar

Tai Phong - Tai Phong 1975



Progresif rock albümleri paylaşan, Avustralya'lı biri vardı. Bloğunda eski ve yeni ilginç progresif rock albümleri paylaşıp yorumlar yazardı. 2007-8'de en çok takip ettiğim blog'lardan birisiydi. Hatta bir ara messenger adresini vermişti, sohbet ederiz diye. Eklemiştim, bir hayli de konuşmuştuk. Sonrasında blog'u kapatıp başka bir blog açtı. Bir süre sonra da albüm paylaşmayı da bıraktı.