Bu Blogda Ara

Norveç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Norveç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2019 Cuma

Tusmorke - Hinsides 2017




Geçen yıl çıkan albümlere çok odaklanamadım ancak yine de önüme çıkan bazı albümler gerçekten iyiydi. Dinlediklerimin arasından yılın albümü diyebileceğim iki albüm vardı. Birincisi 40 yıl sonra kalitesinden ödün vermeden mükemmel bir albüm çıkartan Bubu'nun 'El eco del sol' adlı albümü diğeri ise dinlemekten kendimi alıkoyamadığım Tusmorke'nin 'Fjernsyn i farver' idi. Tusmorke'nin albümünü Bubu'nun albümüne kıyasla daha fazla dinlediğim için sanırım yılın albümü Tusmorke grubuna ait olabilir.

2017 yılında da bloğa koyayım diye bir liste hazırlamaya çalıştığımda 50'nin üzerinde albüm dinlemiştim. Aralarından sadece 30'u dikkatimi çekmişti. Listeyi hazırladım ancak her albüme bir kaç cümle yazayım diye düşündüğümden ve yazıp bitiremediğimden listeyi yayımlamadım. O listede 2018'in en iyisi diye söylediğim Tusmorke'nin 'Hinsides' albümü de vardı. Aynı yıl çıkardıkları diğer albümü tamamıyla dinlemediğim için o albüm hakkında bir şey diyemem.

Tusmorke, 2009'da biraraya geldiklerinden 3 yıl sonra ilk albümlerini çıkardılar. İkinci albümlerini ilk albümden iki yıl sonra Wobbler'in kurucusu Lars Fredrik Froslie'nin katılımıyla 2014'de çıkardılar. Aynı gruptan davulcu da aynı ikinci albümde gruba dahil oldu. 2012'den 2017 yılına kadar toplamda 3 albüm çıkaran Tusmorke, 2017 ve 2018'de ikişer albüm çıkardılar. 2018'de çıkan albüm benim dinlediklerimin arasında en iyisi olurken, 2017'de çıkan 'Hinsides' albümü de en iyi albümlerden biri oldu.

Tusmorke'nin 2018'deki albümü diğer albümleri gibi saykodelik ve folk ağırlıktaydı ama fazlalık olarak senfonik atmosfer içindeydi. O yüzden yazın yazdığım yazıda söylediğim böyle hali daha iyi olmuş hatta Wobbler'in yanına yaklaşmıştı demiştim. 'Hinsides' albümünde de senfonik atmosfer yoğunlukta ama 'Fjernsyn i farver' albümü kadar değil.

'Hinsides' albümünde aynı yıl çıkan ve konsept bir albüm 'Byryda'da olduğu gibi bazı çocuksu yanlar var. Albümün açılış parçasının başlangıcında ve devamında olan çocuksuluk gibi.


Tusmorke, müzikal olarak 70'lerin Black Sabbath'ının karanlık tarafını alırken müziğin içine norveç  halk ezgilerini koyarak 7 albüm yaptı. Her albümde Black Sabbath karanlığı olduğu kadar halk ezgileri de yer tuttu. Senfonik bir atmosfere bürünmesi de Lars Fredrik Froslie'ye ait.

Grup üyeleri, Lars hariç, müziği eğlenerek yaptıkları için kendilerine birer takma ad bulmuşlar. İlk albümünü yazarken farketmiştim ad koyduklarını ve aklıma alman Grobschnitt grubu gelmişti. Grobschnitt grubu üyeleri de müziğe başladıkları andan itibaren kendilerine takda ad koymuşlar ve müziklerini de kasmadan yada birilerine sevdireceğiz diye yapmamışlardı. Her iki grubunda mentalitesi birbirine yakın. Grobscnitt kendi döneminde saykodelik ve senfonik yapılı müzikleri temel alıp albümlerini yaparken Tusmorke'nin müziği saykodelik, halk müziği ve senfonik yapılı.

'Hinsides' albümü 5 parçadan oluşurken ilk 4 parçada halk müziği ve saykodelik ağırlıkta. İlk 4 parçanın sonuncusunun sonunda (Lyssky Drom) senfonik yapıya dönüyor ve bir nevi ağıt olan son parça da ise tamamen senfonik bir hal alıyor.

'Lyssky Drom', bu parça hakkında bir şeyler yazmasam olmaz. 70'lerin progresif gruplarından ve geçen yıl yeni bir albüm çıkararak hala varolduğunu belirten Renaissance tarzında bir parça, 'Lyssky Drom'. Renaissance grubu müziğini klasik müzik üzerinden yaparken Tusmorke bunu halk müziği üzerine oturtarak yapıyor. Parça çok yavaş akmasına rağmen klasik müziğin etkisini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Albümün özeti, albüm kapağınında özeti biçimindeki 'Sankt Sebastians Alter' adlı parça ortaçağ Norveç'indeki ölüm, cenaze ritüelinin konusuna sahip. İlk dört parçadaki gibi saykodelik, folk ezgilerine sahip olsa da, aynı yıl çıkan Wobbler grbunun albümünden çok da farklı olmayan 23 küsür dakikalık şaheser. Parçanın senfoniğe kaymasında sanırım Wobbler grubununun kurucusu ve davulcusunun payları azımsanmayacak kadar çok.

2018'deki ilk albümleriyle yıl içinde en çok dinlediğim yeni albümlerden olan Tusmorke grubu bu albümüyle de benim için 2017'nin en iyi albümlerinden birisine sahip.

1. Hjemsøkte Hjem (5.20)
2. I Feel Like Midnight (I Dream I'am Awake) (5.15)
3. Rykende Ruin (7.07)
4. Lyssky Drøm (6.11)
5. Sankt Sebastians Alter (23.35)

Süre : 47.28

Benedikt Momrak 'Benediktator' / Perküsyon, Vokal, Glockenspiel, Bas Gitar
Lars Fredrik Froslie / Grand Piyano, Klavnet, Hammond, Minimoog, Mellotron
Kristopher Momrak 'Krizla' / Vokal, Flüt, Perküsyon
Martin Nordum Kneppen 'Hlewagastir' / Davul, Perküsyon

Konuklar

Dreymimaor / Flüt, Boynuz, Geri Vokal,
Ole Jorgen Benedictow / Konuşmalar (5)
Martin Oby / Konga (2)

13 Şubat 2019 Çarşamba

Arabs in Aspic - Syndenes Magi 2017




Beni progresif rock yorumları içinde en çok güldüren, King Crimson'ın Red albümünün prog-metal'in temellerindendir diye söylenmesiydi, hala daha aklıma geldikçe gülerim.

Aslında gülünecek o kadar çok şey var ki, söylenenlerin büyük çoğunluğunu umursamıyorum. Ama King Crimson için söylenenler önemli olduğunu düşünüp, bu iddiaya sahip olanlara şunu sormak isterim. Madem King Crimson prog-metal'in temellerinden ise, şimdiki prog-metal grupları niye King Crimson benzeri müzik yapamıyorlar?

Ama King Crimson gibi müzik yapan gruplar var. Ne yazık ki, progmetalseverlerin pek bilemeyeceği gruplar. Arabs in Aspic bunlardan bir tanesi.


90'ların ortalarında bir grup gencin kurduğu grup, ilk albümlerini 2004 yılında çıkarır. Benim tanışmam ise 2010'daki ikinci albümleriyle olur. Müziklerinde temel aldıkları 70'ler atmosferi olduğu için ilk albümlerinden itibaren retro grubu diye anılmaya başlar. Ancak retro pop ve bazı rock türlerinde geçerli bir ifade olsa da bunu Arabs in Aspic grubu için söyleyemeyiz. Çünkü progresif olan müziğin retro'su olmaz. O yüzden Wobbler gibi Arabs in Aspic(ikisi de aynı ülkeden)  grubunun müziğini yapısıyla tanıtmak daha uygundur.

'Synedenes Magi', grubun 5. albümleri. Daha önceki albümlerinde olduğu gibi müziklerini yine 70'lerin müzik anlayışına oturtmuşlar. Kullandıkları enstrümanlarda aynı şekilde 70'lerin atmosferinde geziniyor.

Çarpıcı olan yada dinleyeni ilk etkileyen, daha ilk parçada ki King Crimson'ın avantgard atmosferi. 'Starless' parçası gibi başlayan, mellotron çıkardığı rüzgarımsı ses ile depresyona gireceğinizi düşündüğünüz andan çok kısa bir süre sonra sert gitarlarla kendinize gelir gibi oluyorsunuz, ama o da kısa sürüyor. Çünkü bu kez kulağınıza Pink Floyd'un 'Echoes' parçası ve ritimleri gelmeye başlıyor. İlk parçasında daha 70'leri klasik progresif resitalini duyuyorsunuz.



'Mörket'(karanlık) 2 ile ilk parçadaki 70'ler resitaline bu kez Genesis ve Led Zeppelin atmosferleri  karışıyor. Grup parçaları vokallerle yorumlarken ağır gittiğinden dolayıdır belki de, kendisinin bir imajı oluşuyor. Evet, müziklerinde bolca 70'ler atmosferi var ama vokallerde kendilerinin emeği benzersiz.

'Mörket 3', albümün ve tahminimce grubun en iyisi olması gereken parça. 20 dakikalık uzunluktaki parça, diğer iki parça gibi 70'lerden ilham alıyor. Aynı ilk parçadaki gibi King Crimson ve Pink Floyd'u duyuyorsunuz ama bir fazlası var. Fransızların kimilerince efsane, kimilerince de adı bile bilinmeyen grubu, Ange. Avantgard atmosferi ve folk ezgilerini mükemmel bir biçimde birleştiren Ange'nin atmosferi, parça başlarken duymaya başlıyorsunuz, bir de parçanın sonlarında. Arada olan  ise King Crimson, Black Sabbath ve Pink Floyd kalitesindeki atmosferi ağır müziğe alışkınsanız, başından sonuna kadar sürüklüyor. Sonunda ise bahsettiğim Ange'nin folkik atmosferi çıkıyor, belki de norveççe vokalden kaynaklıdır! Fazlasıyla benzer.

Wobbler ile benzer çizgiye sahip, Arabs in Aspic. Her iki grupta önceki albümlerinde 70'ler atmosferini ve müzikalitesini albümlerinde yansıtıyorlardı. Ancak her iki grupta geçen yıl bu çizgilerinin çok üzerinde albüm yaptılar. Umarım, önümüzdeki yıl ve yıllarda bu çizgiyi aşmasalar da altına inmezler çünkü gerçekten kaliteli müziğe ihtiyaç var. 

1. Syndenes Magi (12.30)
2. Mörket 2 (9.34)
3. Mörket 3 (20.20)

Süre : 42.14

Jostein Smeby / Elektrik Gitar, Vokal
Stig Arve Kvam Jorgensen / Klavyeler, Synth
Erik Paulsen / Bas Gitar, Perküsyon
Eskil Nyhus / Davul, Perküsyon

Konuk
Halvor Viken Holand / Keman
Alessandro Elide / Perküsyon

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Tusmorke - Fjernsyn I Farver 2018


Lars Fredrik Froislie, 1981 doğumlu(benden bir yaş büyük), 2000'lerin başında başladığı rock müziğe 30'un üzerinde albüm sığdıran bir müzisyen. Katkıda bulunduğu albümler bir yada iki grubun değil, bir çok grubun ve müzisyenden oluşmaktadır. Ancak kendisinin aktif olarak müzik yaptığı 4 grup vardır. Biri Black Metal diğerleri progresif rock gruplarıdır. Wobbler, White Willow, In Lingua Mortua, Tusmorke.

Black metal değil, metal türlerini sevip, dinlemediğim için bir yorumda bulunamam ancak diğer gruplarda gösterdiği performans ve yetenek, günümüzün en önemli klavyecilerinden biri olarak gösterebilirim. White Willow grubu modern sesler ile albümler çıkartırken, Lars'ın katkısı, günümüz modern yada popüler müzikler anlamında, kusursuzdur. Aynısı kendi grubu olan Wobbler'de de geçerlidir. Bir diğer grubu da Tusmorke.

Tusmorke grubunu, geçen yılın son iki ayında 'en iyi albümler listesi' yapmaya çalışırken buldum. Hemen ardından dinlemeye aldığım gruplar arasına koydum. 'Hinsides' adlı albüm şuan bu albümle birlikte MP3'ümde. Her iki albümde birbirdinden güzel parçalarla dolu.

Tusmorke, geçen yıl 'Hinsides' albümü haricinde bir albüm daha çıkardı. Konsept bir yapıya sahip olan albüm çocuklar için çıkarıldı. Bydyra, kendi yaptıkları video'da bir hayli komik ve eğlenceliydi.

2012 yılında albüm çıkarmaya başlayan Tusmorke'nin tarihi aslında 97 yılına kadar dayanır. 1997'de demo olarak kaydettikleri parçalar şuan kendi bandcamp sitelerinde mevcut.

Grup uzun bir süre albüm çıkaramamış olsa da grubun üyeleri farklı gruplarda, özellikle progresif rock gruplarında müzik yapmaya devam ettiler.  2012'de çıkardıkları ilk albümden 2 yıl sonra Wobbler'in kurucusu Lars da dahil oldular.

İlk albümlerindeki ağır saykodelik ve krautrock ile kuzey halk ezgileri karışımı müzik 2017'den itibaren değişmeye başladı. 2017, geçen yıl ki albümlerde pagan folkik öğeler yerli yerinde dururken bunları senfonik bir şekilde bir araya getiren albümler ortaya çıkardılar.

Turmorke 2017'de iki albüm çıkarmıştı, grup üyesi Lars'ın ise aynı yılın 3. albümüydü (diğer albüm Wobbler'in son albümüdür). Adamlar sadece güzel ve kaliteli müzik ortaya çıkarmakla kalmadılar bunu seri bir halde yaptılar.

Sanırım devamını da getirecekler.

'Fjernsyn I Farver' albümü geçtiğimiz mayıs ayında piyasaya sürüldü, benim ise geçen ay yani temmuzda haberim oldu. Parçalara ulaştığımdan beri de 2 günde bir kesinlikle albümü baştan sonra dinleme alışkanlığı oluştu.

Açılış parçası albüme adını veren 'Fjernsyn I Farver', enerjik şekilde başlar ve öyle de devam eder. Parça müzikal anlamda o kadar yoğun ve eklektik bir yapıya sahiptir ki, senfonik olarak bir arada tutulduğu kolay anlaşılamaz. Hele sonunda ki vokal temelli solo kısmı progresif rock'da ki mükemmel doruk noktalarından biri.

Devam parça 'Kniven I Kurven', açılış parçası kadar enerjik değil belki ama mükemmelliyetçilik anlayışının bir başka örneği. Folkik sesler; elektronik, saykodelik ve eklektik yapıyla o kadar kusursuz bir uyum gösteriyor ki, ardarda dinleseniz bile parçayı tam olarak aklınıza kazıyamıyorsunuz.

Grubun adını verdiği alacakaranlık (tusmorke) konu edinen ve pagan-folkik ezgileriyle de belli eden parça 'Borgerlig Tussmørke'. Yavaş tempoda ve folkik başladığı parçayı orkestral bir yapıyla sonlandırıyorlar. Lars'ın synth ve klavye kullanımları bu parçada tavan yapmış durumda.

Hiç farkedilmeden Hawkwind, Black Sabbath karışımı yada benzeri bir parça nasıl yapılır. En güzel örneği '3001'. Hiç öyle Black Sabbath'dan, Hawkwind'den gitar riff'i, melodi falan çalma yok. Aynı karanlık atmosferde, sert, kaotik, ortaçağı anımsatan vokal ve seslerle yepyeni bir Black Sabbath var.

'Death Czar' parçası da '3001' gibi 70'lerin ağır saykodelik atmosferi sahip bir parça. Ancak Black Sabbath, Hawkwind benzerliği yok denecek kadar az.

Albümdeki favori parçam; 'Tøyens Hemmelighet'. İlk dinlediğimde flüt kullanımı bana bir parçayı anımsatmıştı. Sonradan anımsadığım o parça; yine Norveç'li bir grup, 70'lerde müzik yapan Ruphus'un 'Pictures of a Day'. Flütün kadifemsi tonu, folkik sesler ve senfonik melodilerin mükemmel uyumu.

Tusmorke'nin kadrosuna bakarken dikkatimi çeken şey, herkesin birer takma adı olmasıydı. Takma adlar da bana Alman progresif rock gruplarından, en sevdiğim gruplardan biri, Grobschnitt'i anımsattı.

Grobschnitt'de müzik yaparken eğlenerek yapıyorlardı, Tusmorke'de aynı yolu izliyor. Hem eğleniyorlar, hem eğlendiriyorlar ve bunu mükemmel bir şekilde yapıyorlar.

2018'in en iyi gruplarından ve albümlerinden.

1. Fjernsyn I Farver (8:05)
2. Kniven I Kurven (8:09)
3. Borgerlig Tussmørke (3:51)
4. 3001 (8:38)
5. Death Czar (6:15)
6. Tøyens Hemmelighet (8:55)

Süre : 43:53


Benedikt Momrak "Benediktator" / Vokal, Bas Gitar, Perküsyon, Glockenspiel (bir klavye çeşidi)

Lars Fredrik Frøislie / Grand Piyano, Mellotron, Wurlitzer, Harpsichord, Klavinet, Hammond Org, MiniMoog, Solina, Korg CX3

Kristoffer Momrak "Krizla" / Vokal, Flüt, Electronik sesler, Perküsyon

Martin Nordrum Kneppen "Hlewagastir" / Davul, Perküsyon

Konuk
Morten Oby / Kongas (2,5,6)

8 Aralık 2017 Cuma

Wobbler - From Silence To Some where 2017


                        

Bir hafta kadar önce aklıma bu yılın en iyi albümlerini yazmak gelmişti. Zaten aklımda olan Eloy'un son albümünü de bu yüzden yazmıştım. Devam olarak da dinlemeye başladığım günden beri zevkten dört köşe olduğum Wobbler'in son albümünü yazayım dedim.

14 Aralık 2016 Çarşamba

Gargamel - Watch For The Umbles 2006



Eskiye ara verip bu seferde biraz da yeni gruplardan yazayım dedim. 70'lerin atmosferinden çıkıp modern zamanlara gelmek gerek arasıra. Seçtiğim grup ise daha önce bir albümünü yazdığım Gargamel. Norveç'in 70'ler progresif rock'ını en iyi anlayan gruplarından biri olan, Gargamel. İkinci albümünde ki 70 etkileri 2006 yılında çıkardığı ilk albümünde de bolca var.

11 Kasım 2016 Cuma

Ruphus - New Born Day 1973



Günümüzde pek bilinen ve temel alınan gruplardan biri olmasa da, 70'lerde yaptıkları 7 albümlük kendilerine özgü müziğiyle hatırlanmayı da dinlenmeyi de hakediyorlar. Ne zaman canım sıkılsa yada müzik dinlemekten bıksam, aklıma gelen ilk gruplardan birisi.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Gargamel - Descending 2009



Geçen günlerde bir arkadaşla konuşurken 'Hep eski grupları ve albümleri yazıyorsun, günümüz progresif rock gruplarından da yazsana' dedi. Bunun üzerine ben de ' Günümüzde pek iyi gruplar yok, daha çok neoprog ve progmetal etrafında müzik yapan gruplar var ki, onları da ben dinlemiyorum' dedim.

Birkaç gün geçince haklılık payı vererek günümüzde ki gruplara ağırlık vereyim biraz dedim. Progarchives sitesinden baktım son çıkan albümlere hatta bir kaç tane indirip dinledim de ama beğenemedim bir türlü. Sonra aklıma eski blogum geldi. Eski blogun içine girip 2000 sonrası çıkan albümlere bakarken Gargamel'i hatırladım. Youtube sitesine bir parçasını bile eklemiştim, onu da hatırladım.

Son bir kaç yıldır sadece 3-5 grup etrafında dolanıyordum. Sonra bu blogu açıp yazmaya başlayınca tekrar eski dinlediğim gruplar gelmeye başladı. Gargamel grubu da öyle. 2009 yılında çıkan albümü hemen indirip dinlediğimi hatırlıyorum. Hatta beyazıt'a kitap almaya kapalıçarşı'dan (iş gereği, işim kitapçılıktı) geçerken mp3 çalar'da Gargamel'i dinlediğimi de hatırladım. Az dinlemedim zamanında!.

Norveç'li grup Gargamel'in ikinci albümü. 70'li yılların nostaljisi ve günümüz modern müzik anlayışıyla sadece iki albümleri var. Benim için günümüz popüler olmuş bir çok progresif rock grubuna göre çok daha fazla övgüyü hakeden bir grup ancak, maalesef günümüzde progresif rock grupları da sadece satışa odaklı albümler yapıyorlar.

Gargamel'in bu albümünde Pink Floyd, King Crimson, Van Der Graaf Generator, Magma, Eloy, Amon Düül II gibi 70'lerin başında altın çağının yaşandığı progresif rock gruplarının izleri var.

'Descending', albüme ismini veren parça 70'li yılların saykodelik avant-garde müzikal atmosferiyle başlıyor. Albümde ki diğer parçalarda da aynı anlayış söz konusu. 'Descending' giriş kısmında bariz bir şekilde Amon Düül II grubunun saykodelik izlerini görüyorsunuz. Parçanın devamı da aynı şekilde devam ederken parça daha çok Eloy ve Pink Floyd'un saykodelik uzay (kozmik) rock müziğine benzemeye başlıyor. Dördüncü dakikadan itibaren Eloy Pink Floyd müziğinin etkisi daha çok belirgenleşmeye başlıyor. Amon Düül II grubunun 70'li yılların başında kullandığı oryantal ezgiler burada da org aracılığıyla yapılıyor. Kozmik sesler, saykodelik gitar tınıları 2009'u değilde, 1969-71 arası yılları gösteriyor. Avant-garde, saykodelik temel alınmış 2000'li yıllarda yapılan progresif rock müziklerine göre hayli hayli yaratıcı bir parça.

'Prevail' sözün tam anlamıyla 2000'li yılların başyapıt olacak parçalarından birisi. Rüzgar sesleriyle başlar parça sonrasında King Crimson mı çalıyor yoksa Van der graaf mı çalıyor anlayamadığın bir avand-garde müzik mantığıyla devam eder. Sözlerin olduğu kısım aynı şekilde King Crimson'ı (70-72) anımsarsın net bir şekilde. Müzik King Crimson tarzı avant-garde iken vokal Eloy'u hatırlatır. Beşinci dakikadan itibaren flüt girer. Yarı folk yarı avand-garde etkisiyle devam eder. Flüt kullanımı avant-garde müziğinin üzerine bana İtalyan progresif rock gruplarını hatırlattı. Son bölümlerinde Flüt'ü yere bırakıp, saksafon'u eline alan Tom Uglebakken bize klasik caz solosu sunar. Söyledim, yazın bu parçayı bir kenara birden çok dinlemeniz gerekiyor!...

'Trap' albümüm kısa parçası, V.D.G.G., King Crimson müzikal mantığında ancak daha çok saykodelik avand-garde temelli. Yer yer parçanın içinde 60'ların beat müziğini duymak mümkün. Diğer parçalara göre kısacık olan parça, üzerinde çok da çalışılmamışa benziyor. Yine de yoklukta gideri var.

'Labyrinth' avant-garde, zeuhl (Fransız magma müziği) müziği ve oryantal ezgilerle başlar. Başlar başlamasına ama çok geçmeden Eloy, Pink Floyd, Amon Düül II müzikal yapısına geri döner. Öyle ki vokal'de Frank Bornemann izlerini görmemek mümkün değil. Belki de benzer kökten gelen kuzeyliler ve germenlerden dolayıdır bu vokal benzerliği. Parça eklektik bir yapıyla başlar, sonraları saykodelik uzay (kozmik) rock'a döner. Beşinci dakikadan sonra bunu görmeye başlarsınız. Tangerine Dream (Ki benim favori gruplarımın başında gelir) müziğini duymanız, dinlemeniz bile mümkün. Saksafon'un araya girmesi bile V.D.G.G. gibi olsa da, değil. David Jackson'ın serbest caz (free jazz) saksofunu yok.  Anlayabiliyorum 70'lere özlemi, 70'ler nostaljisini ancak bu parça yerine 'Prevail' parçasını tercih ederim. Son altı dakika King Crimson vari bir müzikal yapı olsa da, 'Prevail' parçasında ki yaratıcılık aranıyor. Saykodelik, avant-garde müzik arasına elektronik öğeler sokulduğu için ve arasında çok ta uyum sağlamadığı için albümde ki 'Trap' parçasından sonraki en kötü parça. Kötü derken, çöpe atılacak türden değil. Albümde ki 'Descending' ve 'Prevail' gibi devasa başyapıtlardan varken bu parçalar hatırlanmaz bile.

'Descending' parçasını youtube'e yıllar önce ben yüklemiştim. Hala duruyor. Albümün ikinci en iyi parçası (yada en birinci en iyi parçası) ise silinmiş. Siz benim yüklediğim 'Descending' parçasını dinleyin.

Son olarak...

Eğer progresif rock dinleyecisi olarak siz de benim gibi günümüzden kaliteli progresif rock albümleri dinlemek istiyorsanız, Gargamel grubu ve iki albümünü dinlemeden diğer gruplara bakmayın derim. Yoksa şablon müziklerinin arasında hem zamanınızı hem hayatınızı harcar, gidersiniz.

1. Descending (9.55)
2. Prevail (13.59)
3. Trap (5.31)
4. Labyrinth (17.40)

Süre : 47.08

Tom Uglebakken / Gitar, Vokal, Flüt, Saksafon
Morten Tornes / Davul, Vokal, Glockenspiel (bir org türü), Synth (ses düzenleyici)
Arne Ton / Klavye
Stig Joran Rygg / Bas Gitar, Bas Pedalları