Bu Blogda Ara

2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2018 Çarşamba

Rodolfo Maltese Group - Il Gabbiano Jonathan 1989 (2009)


Rodolfo Maltese, 3 yıl önce bugün hayattan ayrıldı. 1966 yılında, 19 yaşındayken italyanların en bilinen pop gruplarından Homo Sapiens adlı grubuyla müzik hayatına başladı. (Homo Sapiens grubu  isim olarak bilinmese de 'un'estate fa' parçası 70'lerde, özellikle Türkiye'de çok bilinen bir parçaydı. Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu filmlerinde çok kullanıldı. Hatta Türkçeye de çevrilerek Tanju Okan ve Nilüfer tarafından 'Kim Ayırdı Sevenleri' söylendi.)

1973 yılına kadar 6-7 yıl boyunca grupla birlikte müziğe devam etti. 1973 yılında Banco grubundan Vittorio Nocenzi'nin daveti üzerine Banco grubuna katıldı. 70'li yıllarda İtalyan efsanesinin değişmez isimlerinden birisi oldu. 

Rodolfo Maltese, gitaristliğinin yanısıra, Banco döneminde gruba trompet çalarak da katkıda bulundu. 

1980'lerin ortasında grubun müziğe ara vermesiyle, kendi grubunu kurmaya karar verdi. 1986 yılında kendi adıyla grubunu kurdu. Aynı yıl 'Fly By Night' adında bir albüm kaydetti.  Ancak aramalarıma rağmen o albümü bulamadım. Büyük ihtimalle kaydedildi ama satışa sunulmadı. 

90'lı yıllarda tekrar biraraya gelen Banco grubuyla konserlere katıldı. 'Nudo' adlı destansı konser albümünde de yer aldı. 

90'lı ve 2000'li yıllarda yıllarda bir çok caz ve rock gruplarına misafir müzisyen olarak destek verdi.(Tony Carnavale albümlerine bakmanızı öneririm)  

1992 yılında akdeniz müziği ile caz ve rock müziğinin karışımı müzik yapan Indaco adlı grubu kurdu.  Hem Indaco hem de Banco grubuyla 90'lı ve 2000'li yıllarda sürekli konser alanlarında oldu. Indaco grubuyla ilk albümünde (Vento del deserto), Pink Floyd'un 'Set the Controls for the Heart of the Sun' cover'ı mükemmel bir şekilde çaldı. Belkide Pink Floyd cover'ları en profesyonelce çalınış hali bu albümdeki. 

1989 yılında çıkardığı ilk solo albümü 'Il Gabbiano Jonathan' albümü 2009 yılında CD olarak tekrar basıldı. Albümde kendi bestelediği parçalar olduğu kadar, grubun piyanisti Andrea Alberti ile de ortak parçalar yazdı. 

'Il Gabbiano Jonathan', Rodolfo'nun daha önce çalıştığı Banco yada Indaco atmosferine sahip benzer bir albüm değil. Albüm daha çok akdeniz esintili, R&B soul türünün hakim olduğu bir caz rock albümü.

'Flamingo' adlı ilk parçası  Al Di Meola'nın 'Casino' albümünün izlerini taşıyor. Ardından gelen yine aynı şekilde Latin-akdeniz ezgileriyle bir caz-rock parçası. 

Albümde gerçekten profesyonelliğin göstergesi olan iki parça; 'Long Time Ago' ve 'Births86 Uno'. Özellikle 'Births86 Uno' karmaşık yapısıyla caz-rock'dan ziyade progresif rock'a daha yakın bir parça, ki albümde üstüste defalarca dinlediğim tek parça. 

Kalan parçalar yumuşak ve akdeniz tonlarıyla kısa parçalardan oluşuyor. 

Rodolfo Maltese'yi anmak için en güzel başlangıç sanırım 'Il Gabbiano Jonathan' albümü olacaktır. Yaz-kış, ilkbahar-sonbahar; her mevsim sıkılmadan dinleyebileceğiniz mükemmel bir albüm. 

1. Flamingo (5.59)
2. Mirage (3.20)
3. Long Time Ago (8.14)
4. Eleonor (6.24)
5. Geronimo (6.27)
6. Births86 Uno (6.00)
7. Il Volo Del Gabbiano (2.27)
8. Births86 Due (2.47)
9. Classical Gas (2.58) 

Süre: 44.36 

Rodolfo Maltese / Elektrik ve Akustik Gitar, Synth(ses düzenleyicisi), Yapımcı 
Toni Armetta / Bas Gitar
Walter Martino / Davul
Francesco Marini / Saksafon
Massimo Carrano / Perküsyon
Andrea Alberti / Piyano, Sözler 

Konuklar 
Vittorio Nocenci / Minimoog (Flamingo) 
Riccardo Cocciante / Vokal (Long Time Ago, Births86 Due) 
Alfredo Golino / Davul (Classical Gas)
Beppe Centarelli / Ritim Gitar (Classical Gas)

21 Mayıs 2017 Pazar

Alamaailman Vasarat - Huuro Kolkko 2009


Alamaailman Vasarat, 2009 yılında Gargantua ile birlikte favori avantgard gruplarımdan biriydi. Her iki grup sayesinde avantgard müziğe daha fazla ilgi göstermeye ve dinlemeye başladım. Gargantua daha yavaş tempoda müziklerini yaparken Alamaailman Vasarat çoşar vaziyette, trash metal anlayışında yapıyorlardı.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Gargamel - Descending 2009



Geçen günlerde bir arkadaşla konuşurken 'Hep eski grupları ve albümleri yazıyorsun, günümüz progresif rock gruplarından da yazsana' dedi. Bunun üzerine ben de ' Günümüzde pek iyi gruplar yok, daha çok neoprog ve progmetal etrafında müzik yapan gruplar var ki, onları da ben dinlemiyorum' dedim.

Birkaç gün geçince haklılık payı vererek günümüzde ki gruplara ağırlık vereyim biraz dedim. Progarchives sitesinden baktım son çıkan albümlere hatta bir kaç tane indirip dinledim de ama beğenemedim bir türlü. Sonra aklıma eski blogum geldi. Eski blogun içine girip 2000 sonrası çıkan albümlere bakarken Gargamel'i hatırladım. Youtube sitesine bir parçasını bile eklemiştim, onu da hatırladım.

Son bir kaç yıldır sadece 3-5 grup etrafında dolanıyordum. Sonra bu blogu açıp yazmaya başlayınca tekrar eski dinlediğim gruplar gelmeye başladı. Gargamel grubu da öyle. 2009 yılında çıkan albümü hemen indirip dinlediğimi hatırlıyorum. Hatta beyazıt'a kitap almaya kapalıçarşı'dan (iş gereği, işim kitapçılıktı) geçerken mp3 çalar'da Gargamel'i dinlediğimi de hatırladım. Az dinlemedim zamanında!.

Norveç'li grup Gargamel'in ikinci albümü. 70'li yılların nostaljisi ve günümüz modern müzik anlayışıyla sadece iki albümleri var. Benim için günümüz popüler olmuş bir çok progresif rock grubuna göre çok daha fazla övgüyü hakeden bir grup ancak, maalesef günümüzde progresif rock grupları da sadece satışa odaklı albümler yapıyorlar.

Gargamel'in bu albümünde Pink Floyd, King Crimson, Van Der Graaf Generator, Magma, Eloy, Amon Düül II gibi 70'lerin başında altın çağının yaşandığı progresif rock gruplarının izleri var.

'Descending', albüme ismini veren parça 70'li yılların saykodelik avant-garde müzikal atmosferiyle başlıyor. Albümde ki diğer parçalarda da aynı anlayış söz konusu. 'Descending' giriş kısmında bariz bir şekilde Amon Düül II grubunun saykodelik izlerini görüyorsunuz. Parçanın devamı da aynı şekilde devam ederken parça daha çok Eloy ve Pink Floyd'un saykodelik uzay (kozmik) rock müziğine benzemeye başlıyor. Dördüncü dakikadan itibaren Eloy Pink Floyd müziğinin etkisi daha çok belirgenleşmeye başlıyor. Amon Düül II grubunun 70'li yılların başında kullandığı oryantal ezgiler burada da org aracılığıyla yapılıyor. Kozmik sesler, saykodelik gitar tınıları 2009'u değilde, 1969-71 arası yılları gösteriyor. Avant-garde, saykodelik temel alınmış 2000'li yıllarda yapılan progresif rock müziklerine göre hayli hayli yaratıcı bir parça.

'Prevail' sözün tam anlamıyla 2000'li yılların başyapıt olacak parçalarından birisi. Rüzgar sesleriyle başlar parça sonrasında King Crimson mı çalıyor yoksa Van der graaf mı çalıyor anlayamadığın bir avand-garde müzik mantığıyla devam eder. Sözlerin olduğu kısım aynı şekilde King Crimson'ı (70-72) anımsarsın net bir şekilde. Müzik King Crimson tarzı avant-garde iken vokal Eloy'u hatırlatır. Beşinci dakikadan itibaren flüt girer. Yarı folk yarı avand-garde etkisiyle devam eder. Flüt kullanımı avant-garde müziğinin üzerine bana İtalyan progresif rock gruplarını hatırlattı. Son bölümlerinde Flüt'ü yere bırakıp, saksafon'u eline alan Tom Uglebakken bize klasik caz solosu sunar. Söyledim, yazın bu parçayı bir kenara birden çok dinlemeniz gerekiyor!...

'Trap' albümüm kısa parçası, V.D.G.G., King Crimson müzikal mantığında ancak daha çok saykodelik avand-garde temelli. Yer yer parçanın içinde 60'ların beat müziğini duymak mümkün. Diğer parçalara göre kısacık olan parça, üzerinde çok da çalışılmamışa benziyor. Yine de yoklukta gideri var.

'Labyrinth' avant-garde, zeuhl (Fransız magma müziği) müziği ve oryantal ezgilerle başlar. Başlar başlamasına ama çok geçmeden Eloy, Pink Floyd, Amon Düül II müzikal yapısına geri döner. Öyle ki vokal'de Frank Bornemann izlerini görmemek mümkün değil. Belki de benzer kökten gelen kuzeyliler ve germenlerden dolayıdır bu vokal benzerliği. Parça eklektik bir yapıyla başlar, sonraları saykodelik uzay (kozmik) rock'a döner. Beşinci dakikadan sonra bunu görmeye başlarsınız. Tangerine Dream (Ki benim favori gruplarımın başında gelir) müziğini duymanız, dinlemeniz bile mümkün. Saksafon'un araya girmesi bile V.D.G.G. gibi olsa da, değil. David Jackson'ın serbest caz (free jazz) saksofunu yok.  Anlayabiliyorum 70'lere özlemi, 70'ler nostaljisini ancak bu parça yerine 'Prevail' parçasını tercih ederim. Son altı dakika King Crimson vari bir müzikal yapı olsa da, 'Prevail' parçasında ki yaratıcılık aranıyor. Saykodelik, avant-garde müzik arasına elektronik öğeler sokulduğu için ve arasında çok ta uyum sağlamadığı için albümde ki 'Trap' parçasından sonraki en kötü parça. Kötü derken, çöpe atılacak türden değil. Albümde ki 'Descending' ve 'Prevail' gibi devasa başyapıtlardan varken bu parçalar hatırlanmaz bile.

'Descending' parçasını youtube'e yıllar önce ben yüklemiştim. Hala duruyor. Albümün ikinci en iyi parçası (yada en birinci en iyi parçası) ise silinmiş. Siz benim yüklediğim 'Descending' parçasını dinleyin.

Son olarak...

Eğer progresif rock dinleyecisi olarak siz de benim gibi günümüzden kaliteli progresif rock albümleri dinlemek istiyorsanız, Gargamel grubu ve iki albümünü dinlemeden diğer gruplara bakmayın derim. Yoksa şablon müziklerinin arasında hem zamanınızı hem hayatınızı harcar, gidersiniz.

1. Descending (9.55)
2. Prevail (13.59)
3. Trap (5.31)
4. Labyrinth (17.40)

Süre : 47.08

Tom Uglebakken / Gitar, Vokal, Flüt, Saksafon
Morten Tornes / Davul, Vokal, Glockenspiel (bir org türü), Synth (ses düzenleyici)
Arne Ton / Klavye
Stig Joran Rygg / Bas Gitar, Bas Pedalları



12 Mayıs 2016 Perşembe

Wobbler - Afterglow 2009


2007 ile 2009 yılları arasında bloglarda dolaşmayı severdim. Onlardan özenerek progresif rock albümleri paylaştığım bir blog’ta yapmıştım. Şu an o blogu kullanmıyorum. Her ne ise. 2009 yılında önemli (benim için) albümler paylaşan bazı blogları takip ediyordum. Albümü de o zamanlar o takip ettiğim bloglardan birisinde görüp, indirdim. Hatta başka bir blog’tan tanışıklığım olan Avustralya’lı bir arkadaş’a bu albümü söylediğimde hemen albümü bulup indirmiş, ertesi günde albüm hakkında ki yazısını blog’una koymuştu. O yazı hala o blog’ta vardır.
Lars Fredrik Frøislie
Albümün başarısı, daha doğrusu Wobbler grubunun başarısı, lideri konumunda ki Klavyeci Lars Fredrik Frøislie’nin başarısıdır. Albümün yapımcısı da Lars Fredrik Frøislie’in kendisidir. Albümün bütün başarısını Lars Fredrik Frøislie’ye yüklesek yerinde olur.


2005 yılında çıkardıkları ilk albüm ile 70’lere yolculuk yaparsınız, bu albümde olduğu gibi. Bu albüm ilk albüme gore kısa olmasına rağmen, bu albümü tercih ediyorum. (Hinterland, sadece albüme ismini veren parça, 28 küsür dakikalık bir destan) Tercih sebebim, grubun kendi müziğini bulması. Gerçekten öyle mi. Bu albümden sonra çıkardıkları albümün müzikalitesi bambaşka. Afterglow albümü müziğiyle devam etmiş olsalardı keşke.

Afterglow albümünün 5 parçası var. Birinci, üçüncü ve beşinci parçalar progresif rock için çok kısa. Çok kısa olmalarına rağmen albümün müziğinin dayandığı Avrupa ortaçağı ve rönesans dönemi folk müziğini hatırlatıyor. 3 kısa parça da iki dev parçanın aralarına sıkıştırılmış, Dinleyen kişiyi ortaçağ’a götürebiliyor.

Ortaçağ kuzey avrupa ve viking müziğini anımsayabilirsiniz.



Progresif rock ölmedi yada bitmedi lafının karşılığı, albümün ikinci parçası ‘Imperial Winter White’ adlı parçadır. Tabii ki benim için. 70’lerin ve günümüzün efsane grupları Genesis, Yes, King Crimson, PFM, Gentle Giant gibi grupların müzikal yapısını hem bu parça da, hem de diğer uzun parçada rahatlıkla görebilirsiniz. ‘Imperial Winter White’ ağır senfonik bir yapıyla başlar. Açılış, giriş kısmı da diyebiliriz. Ve bu kısım (giriş kısmı) tam 7 dakika sürüyor. Sonrasında 75 öncesi Genesis’inden akustik ve melodik bir kısım var. Sanki Peter Gabriel’li Genesis dönemi müziği. Çoşturucu klavye,davul ve bas gitar işbirliği bir süre sonra parçaya eşlik etmenize sebep oluyor. Adım adım ilerleyen müzik marş haline gelebiliyor, ki senfonik progresif rock ürünlerinde marş haline gelebilmiş pek örnek yoktur.

Albümün ikinci dev parçası ‘In Taberna’. Yes’in Drama albümünden ‘Machine Messiah’ parçası gibi ağır senfonik öğelerle başlıyor. Tabi sadece Yes’e benzetmek te olmaz. 70’li yılların bir çok senfonik progresif rock grublarının kullandığı ağır senfonik yapılarına da benzetilebilir. Duygu yoğunluğu ve melodisi az olmasından dolayı parçayı dinlerken, dinleyeni zorlayabilir. Buna rağmen sabreden kişi parçanın özüne de görebilir.

Ne Muhteşem bir yapıttır, ‘In Taberna’. Kişi; 13 dakikalık parçanın hiç bitmesini istemiyor. Eğer sabreder de dinlerseniz, ‘In Taberna’’nın çello’inin parçaya nasıl bir karakter kattığını görebilirsiniz. Rick Wakeman’ın klavyesini dahi görebilirsiniz.

‘In Taberna’ bittikten sonra albümün son kısa parçası ortaçağ Kuzey Avrupalı’larını hatırlatır. Geçmişten günümüze gelmiş ortaçağ kuzeyli sakinlerinin sivri şapkalarıyla stüdyodan çıktığını hayal edersiniz.

1. The Haywain (0:55)
2. Imperial Winter White (15:02)
3. Interlude (2:32)
4. In Taberna (13:10)
5. Armoury (3:00)

Yapımcı; Lars Fredrik Frøislie

- Tony Johannessen - Vokal
- Morten Andreas Eriksen - Elektrik ve Akustik Gitarlar
- Lars Fredrik Frøislie - Piyano, Mellotron, Hammond C3, Synth (minimoog, ARP ProSoloist & Axxe, Solina Yaylı Topluluğu, Stylophone), Hohner Clavinet (Org), Elektrikli piyanolar (Rodos MkII, Elakapiano 88, Roland EP10), Vokal,
- Kristian Karl Hultgren - Akustik ve Eektrik Bas Gitar
- Martin Nordrum Kneppen - Davul, Perküsyon, Crumhorn (Bir çeşit flüt), Flütler
****
- Sigrun Müh / Çello
- Aage Moltke Schou / Perküsyon, Glockenspiel (Çanlar), Vibrafon


28 Ağustos 2014 Perşembe

Imaad Wasif - The Voidist Psychedelic



Imaad Wasif. Kendi başına diyebileceğimiz şekilde 10 yıldan fazla bir süredir müzik yapan ilginç kişiliklerden birisi, Imaad Wasif. Solo albümleri öncesinde ve sonrasında değişik isimlerle kurduğu yada üyesi olduğu grupların toplam olarak 10'un üzerinde albümü var. İnternet üzerinden de kendiniz aratarak bu albümlere