20 Aralık 2016 Salı

Tangerine Dream - Rubycon 1975



Tangerine Dream, 'Alpha Centauri',  'Zeit' 'Atem' ve 'Phaedra' gibi uzay zaman temalı albümlerden sonra  'Rubycon' albümünü çıkardı. İlk albümlerindeki avantgarde hava yerine yavaş yavaş melodik, senfonik havaya bıraktı. Çok bariz bir şekilde olmasa da 'Rubycon' albümünde bu durum kendini yavaş yavaş hissettirmeye başladı.


Tangerine Dream, elektronik müziğin öncülerinden biri değil belki, ancak progresif elektronik rock'ın kesinlikle en önemsenmesi gereken grubu. Döneminin elektronik müzisyenleri gibi sadece org ve synth üzerine kurulu mekanik albümler yapmadılar. Gitar, piyano, moog, org, gong, flüt gibi bir çok esntrüman kullandılar. Dolayısıyla Tangerine Dream müziğini salt elektronik müziğe indirgeyemem.

1975 yılında çıkardıkları 'Rubycon' albümü, Tangerine Dream'in müzikal anlamda geçiş albümü ve tüm zamanlarının en kaliteli albümlerinden biri. Aynı yıl çıkardıkları konser albümü 'Ricochet' (benim favori albümlerimdendir) sonrası Tangerine Dream'in müziğinde büyük bir değişim olacak, yaptıkları müzik 80'li yılların başlarına kadar senfonik yapıya dönüşecektir.

Tangerine Dream gibi bir grubun müziği nasıl dinlenilmeli. Klasik müzik dinler gibi anlamaya çalışarak dinlenilmeli. Bir çok saykodelik rock, hard rock müziği gibi 'Rubycon'u dinleyemeyiz. 'Rubycon'u dinlerken müzik size hayaller kurdurmaz. Tam tersine hayallerinize fon müziği oluşturur. Örneğin ben bu albümü dinlerken aklıma Carl Sagan'ın 'Mesaj' kitabı gelir. Filmi de çekilmişti zamanında. Kitabın ve filmin konusu uzaya gönderilen mesaj'ın cevabıydı. Gelen mesajda bir makine yapımı söz konusuydu. Kitabın ve filmin kahramanı uzay-bilim insanı makinenin içine girerek kendini bambaşka bir dünya'nın içinde buluyordu. Uzaylı tür, kahramının babası şeklinde görünüp, gönderdikleri mesajın amacını anlatıyordu. Albümü dinlerken aklıma kitabın ve filmin sonunda ki bu sahneler geliyor. Filmi hatırlamaya çalışmayın. 'Rubycon'u dinlerken, isterseniz kendinizi ay'da yada mars'da yürüyüş yaparken hissedin. Bu yürüyüş anını,  duygularınızın yoğunluğunu ve ritmini anlatacak olan bir albüm, 'Rubycon'.

Albüm 'Rubycon 1' ve 'Rubycon 2' isimli iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm ikinci bölüme göre senfonik öğeler daha çok ön plana çıkartılmış. İkinci bölüm ise daha karanlık ve karamsar. Albümü dinlemeye başlayınca kendinizi başka bir dünya'da tek başınıza buluyorsunuz. İçinde bulunduğunuz yeni dünya'yı büyük bir heyecanla anlamaya, öğrenmeye ve keşfetmeye çalışırken ilk bölüm hissettiklerinize tercüman oluyor. Hele ki 7. dakikadan sonra başlayan synth tonları, kısa kısa org ve piyano pasajları, duyulan heyecanı en yüksek tepeye çıkartıyor. Edgar Froese, gitarın tellerine  dokunmaya başladığı andan itibaren kendinizi Tangerine Dream müziğinin içine hapsolmuş şekilde buluyorsunuz.

İkinci bölüm ise yeni dünya'yı keşfederken içine düşeceğiniz yalnızlığı anlatıyor. Karabasanlarınız yani korkularınız, sizi depresif hale sokan, anlamların kaybolduğu an, uğuldayan sirenvari ve kuş benzeri seslerle anlatılıyor. Bambaşka bir dünya'da keşfetmeyi bırakıp, tam olarak kendimizi sorgulamaya başladığımız yer burası. Bu düşünceler ne kadar korkutucu ise 'Rubycon'un bu ikinci bölümü de o kadar korkutucu geliyor. Düşüncelerinizi anlamlandırmaya çalışırken bir anda okyanus'un sesi geliyor kulaklarınıza ve her şeyi bir kenara bırakıp, hayatınızın tadını çıkarıyorsunuz. Belki de hiç bir şeyin anlamı yoktu, bütün anlamları kendimiz uyduruyorduk. Bu son bölümde ki dinginlik size kendi uydurduğumuz anlamları değil, sahip olduğumuz hayatın  mucizevi oluşunu anlatıyor. Mükemmel bir albümün mükemmel bir şekilde bitişi.

Aslında Rubycon sözcüğü bir uzay-zaman ile ilgili bir şey değil. 2000 yıl öncesinin Roma'sında (ve halen italya'da varolan) söylencelere konu olmuş bir nehirin ismi. Nehirden geçmek? Tahminimce Tangerine Dream yukarıda bahsettiğim müzikal yapısını değiştirdiği bu dönemde, 1975 yılında,  Roma ordusunun Rubycon nehrinden geçmesine benzeterek, kendi müziklerindeki değişimi anlatmaya çalıştılar. Anlamı her ne olursa olsun, Tangerine Dream dinlerken her zaman içinde yaşadığımız evreni, zamanı ve bunlar arasında sıkışan insanın durumunu düşünmüşümdür.

Tangerine Dream 'Rubycon' ile kendi müziğinin tavan noktasını gösterdi. Grubun kendisi 'Rubycon' albümünde ortaya çıkardıkları şablonu hiç bir zaman tekrar etmedi ama 'Rubycon', bir çok müzisyene ilham kaynağı olmuştur.

Albümü yazarken aklıma Peter Baumann'ın uzun yıllar sonra çıkardığı, benimde yaklaşık bir kaç ay önce yazdığım, 'Machines of Desire' geldi. Tangerine Dream'in 1975 öncesi müzikal yapısının 2016 versiyonu, evet tam olarak öyle bir albüm. Eğer 1975 öncesi Tangerine Dream'e ağırlık vermek istiyorsanız, Peter Baumann'ın bu son albümünü de ekleyin.

1. Rubycon Part 1 (17.18)
2. Rubycon Part 2 (17.35)

Süre : 34:53

Edgar Froese / Melletron, EMS Synth (ses düzenleyicisi), VCS3 Synth, Org, Gitar, Gong
Christopher Franke / Piyano, Moog, Synth, Org, Gong
Peter Baumann / Org, Piyano, Fender Rhodes, EMS Synth A, ARP 2600 Synth


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder