Bu Blogda Ara

Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2018 Pazartesi

Tan Ses - Cybele's Dream 2018




Yılın son gününü Türk progresif rock müziğini daha da güzel hale getiren bir albümle bitiriyorum. Bugün yazmayı düşünmüyordum ancak bir kaç gün önce Bora Çetin'in facebook'taki paylaşımı sayesinde öğrendiğim bir ad ve albümü bugün tam anlamıyla dinleyeyim demem üzerine, yazayım dedim hatta hazırladığım en iyi albümler arasına koymaya da karar verdim. (Bir kaç gün içinde de o listeyi de hazırlayıp bloğa koyacağım)


Tan Ses, 2 yıl önce ilk albümünü yayınlamış. Hemen ardından geçen yıl ikinci albümünü de eklemiş. Bu yılın yazında da 'Cybele's Dream' adında şimdilik son albümünü. Tan Ses, Anadolu Rock müziğinin kurucularından ve aynı zamanda Moğollar efsanesini başlatan kişilerden olan Murat Ses'in oğlu. Murat Ses gibi oğlu Tan Ses de yurtdışında yaşıyor. Kendisi bir şirkette üstdüzey yöneticilik yapıyormuş. Bu bilgiler tamamen Bora Çetin'in yazdıklarından. Google yahut internet üzerinde hiç bir bilgi yok.



'Cybele's Dream' albümünden bir kaç parça, albüm yeni çıkmış olmasına rağmen ödüller kazanmış. Albümün açılış parçası 'Journey to Gobeklitepe' ve 'Marashantiya Rapids'; ödül alan parçalar.

Albüm parçaların adları nedeniyle tarihte binlerce yıl öncesinin Anadolu'suna, Mezopotamya'ya ve Ortaasya'ya kadar gidebiliyorsunuz. Sadece parça adlarına indirgeyemeyiz bu zamanda yolculuğu, aynı şekilde müziğin içine yerleştirilen anadolu ezgileri de sizi tarih ile karşı karşıya getiriyor. Göbeklitepe'ye Yolculuk, Kibele'nin Rüyası, Upnapiştim'in (Nuh) Gemisi, Hitit şehri Maraşantiya(akıntısı), Galata Keltleri, Kilikye Kapısı, Selçuk Ay'ı(üç hilal!?) ve ölümsüzlüğü arayan Gılgamış'ı anan Sonsuz Arayış. Albümdeki parçaların türkçe karşılıkları ve kısmen açıklaması bu şekilde.

Bir kaç gün önce biraz daha hafif müzik dinlemek isteyince 70'lerin türk pop müziğinin içine daldım. Bir süre sonra pop'tan sıkılınca yine rock'a dönüş yaptım. Biralar bitinceye kadar da anadolu rock'ın içine gömüldüm. Daha önce dinlememiş olduğum Kardaşlar'ın 'Deniz Üstü Köpürür' parçasına son bira'da takıldım sonra da uyumuşum.

Bugün albümü baştan sonra dinleyince, özellikle 'Marashantiya Rapids' parçasında hammond sesini duymamla aklıma bir kaç gün öncesi geldi. Moog'un sesi ve çıkardığı melodiler o kadar orijinal geldi ki 70'ler Türk rock müziğine dönmem aynı anda oldu. Sonra da düşündüm, Retro adı altında
bir çok grup 70'leri tekrar günümüze taşıyordu. Türkiye'den de Anadolu Rock adı altında müzik yapan kişiler var ancak hiç biri 70'lerin yaratıcılığına yanaşamıyordu. Yapabildikleri en iyi şey, 70'leri tekrarlamaktan başka bir şey değildi.

Türkiye'de elektronik müzik tekno diye bilinse de, öyle değildir. 1960'larda 70'lerde Türk müzik insanları vardı, günümüzde de var. Can Atilla, bunun en iyi ve en kalitelilerinden. Elektronik müziğin gerçek efsanesi Tangerine Dream'e adanan bir albüme de mevcut. 2000'ler sonrası Can Atilla Türk ve Anadolu ezgilerini de kendi elektronik müzik anlayışının içine soktu. Daha sonra dizi ve film müzikleri derken 10 küsür yıldır insanlara elektronik müziği sevdirdi. Şuan bir çok hayranı var.

Tan Ses'in bu albümünü de Can Atilla'nın 2000'lerin başında müziğinin içine koyduğu halk ezgileriyle birlikte ortaya çıkan müziklere benzetttim. Modern müzik aletleri ve binlerce yıllık enstrümanlarının uyumu mükemmel ötesi.

Elektronik müzik hayranlığım bu albümle bir kez daha perçinlendi. Türk elektronik müziği denince
Can Atilla ile birlikte aklıma gelecek bundan sonra.

1. Journey to Gobeklitepe (4.40)
2. Cybele's Dream (6.04)
3. Boat of Upnapishtim (5.30)
4. Marashantiya Rapids (5.54)
5. Galata Celts (6.00)
6. Gate of Kilikia (5.24)
7. Seljuk Moon (8.21)
8. The Endless Search (6.12)

Süre : 48.05

Tan Ses / Besteci ve Tüm Sesler ve Enstrümanlar

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Mert Topel - Serendipity 2017



Mert Topel, popüler müzik dünyasında Tarkan ile birlikte çalışmasından tanınıyor. Tarkan'ı 90'lardan hatırlıyorum sadece. 2000 sonrası, 18 yaşından sonra, pop müziği yılda bir kez bile dinlemeyecek duruma geldim. O yüzden Mert Topel'in pop müzik dünyasında ki etkisi hakkında hiç bir fikrim yok. Dileyen araştırıp, bulabilir.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Mazhar ve Fuat - Türküz Türkü Çağırırız 1973







MFÖ, Türk rock müziğin en özgün müziklerini yapan grupların başında geliyor. M.F.Ö. dediğiniz anda karşınızdaki ezberinden yada sadece parçanın ismiyle mutlaka bir parçasını söyleyebiliyor.

11 Mart 2017 Cumartesi

Gevende - Kırınardı 2017



Geçen yıl bu bloğu ilk açtığımda yazarken türk gruplarını da koyuyordum ki, Türkler kolay bulsun bloğumu diye. İlk üç ay'da sanırım bir 10 türk grubunu koymuşumdur.

7 Mart 2017 Salı

Erkin Koray - Elektronik Türküler 1975



Erkin Koray, ülkemizde Barış Manço ve Cem Karaca ile birlikte en çok bilinen rock müzisyenlerinden. Bu bilinmesinde en önemli etken, dönemin popüleritesinde bolca 45'lik çıkarmalarıydı.

17 Şubat 2017 Cuma

Mogollar - Danses et Rythmes de la Turquie d'hier á Aujourd'hui 1971



Moğollar, Türk rock tarihinin ezbere bilinen bir kaç grubundan birisi. 1960'ların sonunda başladıkları müzik hayatlarına hala devam ediyorlar. İlk albümü öncesi, 60'ların sonlarında çıkardıkları plaklarla ve konserlerle tanıtmışlardı kendilerini Türkiye'ye. İlk albümleriyle de Avrupa'ya tanıttılar. Albümün çıktığı yıl Fransa'da bir müzik ödülü almışlardı. Müzik ödüllerinden bir diğerini alan da Pink Floyd'du.

Günümüzde progresif rock'ı, yeni çıkan grupları, albümleri takip etmek için en iyi yol progarchives sitesiydi. Progarchives gibi arşiv yapmayan bir çok progresif rock sitesi de var. Onlar daha çok albüm tanıtımlarına ve eleştirilerine yer veriyorlar. Doğal olarak ilk dinlemeye başladığım zamanlar progarchives sitesine girer, gruplar hakkında bilgi edinirdim, gerçi hala oraya bakarım ama eskisi kadar değil.

O dönemler Türkiye'den gruplar varmı diye bakarken, Moğollar grubunu görmemiştim, çünkü yoktu. Meğerse site yöneticileri ellerine geldikçe bilinmeyen grupları, albümleri yavaş yavaş ekliyorlarmış. Bizim Türkler de Moğollar'ın ve 70'lerden bir çok rock grubunun siteye eklenmesi konusunda tartışıyorlarmış. Bunu ben 2009 yılında öğrendim. Başka bir sitede internet üzerinden arşivcilik yapan bir arkadaşım söylemişti. Birkaç yıl sonra ise Moğollar'ın, Barış Manço'nun, Erkin Koray'ın müziklerinin sitede gözükmeye başladığını gördüm.

Moğollar, ilk albümlerinde progresif rock mı yaptılar?

Birkaç yıl sonra çıkardıkları ikinci albümleri de gerçekten progresif rock mıdır ?

Bundan kuşkuluyum. Yaptıkları müziğin progresif yani ilerici müzik olduğu kesin ancak rock kısmı,  biraz sürüncemede kalıyor.

Moğollar hakkında daha önce yazılanları okurken, bir kişinin yazdığı bir şey dikkatimi çekti. Moğollar, doğu, türk ve anadolu müzik aletleriyle müzik yapıyorlardı ve batı kullanılan gitar, org gibi müzik aletleri, bunların yanında egzotik kalıyordu. Batı'da müzik yapan bazı grupların kıta-avrupası dışında müzik aletleri kullandıkları zaman egzotik aletler olarak tanımlanıyor. Yazıyı yazan kişi de bunun tam tersini Moğollar'ın yaptığını söylüyordu. Aklımda öyle yer etti. Hala da yer etmeye devam ediyor.

Moğollar'ın müziklerini dinlemeye devam ettikçe, bu yorum daha  gerçekçi gelmeye başladı. Moğollar, doğu'nun müzik aletleriyle müzik yapıyorlardı ve batı müzik aletleri, yapılan müziğin içinde egzotik kalıyordu. Batı müziğini hiç dinlememiş birine dinletmeye kalksanız, soracağı ilk şey, sanırım org ve piyano olurdu.

Tekrar sorayım. Moğollar, progresif rock mı yaptılar. Cevabını da tekrar aynı biçimde vereyim. Yaptıkları müzik, progresif'ti ama ne kadar rock müzikti, bu tartışılır.

Moğollar grubunun bu durumu bana ELP'nin 'Karn Evil 9' parçası ile Banco'nun '...Di Terra' albümünün ne kadar rock olduğunu aklıma getirir. ELP'nin 'Karn Evil 9' parçası koyu bir senfonik müziktir ve rock olgusu yok denecek kadar azdır.  '...Di Terra' albümü ise aynı biçimde. Koyu senfonik ve caz ürünü ama rock müzik oluşu, tartışılır. Örnek verdiğim 'Karn Evil 9' ile '...Di Terra' benim için en orijinal müziklerden bazıları. Moğollar'ın ilk albümü de en az onlar kadar orijinal.

ELP ve Banco senfonik temelli müzik yaparken, Moğollar tamamen saf halk müziğini kullandılar.

Sonrasında ise halk müziği temelinde müzikler Türk halkı tarafından çok daha benimsendi 70'lerde çıkan bir çok rock müziğine göre. 3 Hürel'in bir kaç parçası bilinirken, Moğollar'ın neredeyse tamamı ezbere bilinir hale geldi. 3 Hürel'in kötü müzik yaptığını söylemedim. Sadece halk tarafından ne kadar benimsendiğini belirtmek için örnek verdim.

Peki neydi bu kadar çok benimsenmesinin sebebi?

Çok basit. Yaptıkları müziğe verdikleri isimden kolaylıkla anlaşılır. Anadolu rock yada Anadolu pop. Tamamen türk'e, anadolu insanına ve doğu insanına özgü müzik aletlerinden yapılan müzikti yaptıkları.

Murat Ses.

O, Anadolu rock ve Anadolu pop müziğinin ilk örneği olan Moğollar'ın, bu ilk albümünde en çok emeği geçen kişi. Daha sonrasında efsane olacak, 'Ağrı Dağı Efsanesi' ve 'İklig' parçalarını besteleyen kişi aynı zamanda. Biz 'İklig' parçasını Türk TV'sinin en bilinen dizilerinden tanıyoruz.

Moğollar'ın bu ilk albümünü progresif olarak kesinlikle tanımlarım ama sürekli dediğim gibi rock tanımına koyamıyorum. Benim için '...Di Terra' albümü, 'Karn Evil 9' parçası gibi gibi ne kadar saf progresif senfonik müzik ise, Moğollar'ın bu albümü de o kadar saf progresif halk müziğidir.

Danses Et Rythmes De La Torquie D'hier Aujourd'hui

1. Toroslar (1.13)
2. Lorke (2.25)
3. Madımak (1.53)
4. Ilgaz (1.53)
5. Iklig (3.07)
6. Peri Bacaları (2.09) (Chimney Of Fairies)
7. Haliç'te Gün Batımı (4.08) (Sunset in Golden Horn)
8. Ağrı Dağı Efsanesi (3.43) (Legend of Mount Ararat)
9. Hamsi (2.38)
10. Vahşi Çiçek (3.34) (Wild Flower)
11. Ziganalar'dan Geçiş (2.02)
12. Elazığ'a Varış (2.22)
13. Kaleodoscopic Dreams (4.49) (Jam Session)

Süre: 33.00

Cahit Berkay / Akustik ve Elektrik Gitar, Saz, Yaylı Tambur, İklig
Murat Ses / Org, Piyano,
Taner Öngür / Bas Gitar
Engin Yörükoğlu / Davul, Perküsyon, Kaşık, Darbuka, Türk Davulu

7 Şubat 2017 Salı

Hardal - Nasıl Ne Zaman 1978



Hardal, ülkemizden çıkmış yüksek kaliteli rock müzik anlayışına sahip ender gruplardan. Grup üyelerinin bir çoğu 70'lerin başında ki Erkin Koray'ın 'Yeratlı Dörtlüsü' grubu müzisyenlerinden oluşuyor. Davulda Sedat Avcı, grup sonrasında da yine Erkin Koray ile birlikte çalmaya devam ediyor. Şöyle demek daha yerinde olur. Grup, tek seferlik müzik yapan bir grup değil.

Hardal'ı yaptığı müzik ile birebir anadolu rock türünün içine sokamam. Çünkü ortaya çıkan müzik anadolu rock'tan ziyade batı'da gelişen rock müziği tanımına daha çok uyuyor. Ülkemizde o dönem revaçta olan Anadolu Rock'ı ile avrupa merkezli progresif rock'ın tam ortasında duruyor dense, yine uygun olur. Öyle ki albümün içinde o dönemin (yani progresif rock döneminin) melodik, senfonik yapısı göze çarparken; cazımsı, folk ezgili

Barış Manço'nun '2023' ve 'Yeni Bir Gün' albümlerinde nasıl dönemin Eloy, Pink Floyd gibi devlerin müziklerinden esinlenmeler varsa, Hardal'ın müziğinde de Deep Purple, Uriah Heep gibi devlerin müziklerinden esinlenmeler var. Özellikle melodik yapısıyla 75 sonrası Almanya'dan çıkan bazı senfonik progresif rock gruplarının müziklerine benzerliği çok çok fazla. Anyone's Doughter, Tibet, Novalis gibi grupların müzikal atmosferlerini albümü her dinlediğimde hissediyorum. Hardal bu müzikal yapısıyla albümlerini Türkiye'de değil de Almanya'da yapmış olsaydı, muhtemelen iki albümle yetinmeyeceklerdi. Yahutta tam tersini düşünürsek, eğer biz 1980'deki 12 Eylül'ü yaşamamış olsaydık, bugün Türk rock müziğine çok daha farklı bakıyor olacaktık.

'Nasıl Ne Zaman' Hardal'ın ilk albümü. 1978 yılında çıktı. Albüm ve grup o kadar çok beğenildi ki kısa süre içinde TV'ye çıktılar.

Albümde bir kaç favori parçam var. Bunlar ilki 'Lanet Olsun'. Bir Türk grubu olarak Hardal'ın müziği olduğu için değil, gerçek anlamda parçayı dinlerken rock müziğin yaratıcılığını, ilericiliğini (progresif) hissetttiğim için. Benim için hard rock'ın ötesine geçmiş bir parça. Deep Purple parçalarından daha progresif, bir Uriah Heep'ten daha melodik tarzda.

İkinci favori parçam 'Ne Kadar Zaman Geçti'. Şiir gibi sözler, şiir gibi klavye solo. Klavye solo'su ise tam bizlik. Hafif melodik oryantal ezgiler, hafif senfonik yapı ve hafif caz-folk yapısı; parçayı o kadar dinlemesi yumuşak bir hale getiriyor ki, dinleyen şarap bardağını bütünüyle bitirtiyor. Sadece bu parçayı dinleyerek bir şişe şarabı rahatlıkla içebilirim.



Hardal gibi bir grubu unutmayalım, her zaman hatırlayalım tabii ki ama bunda en çok üzerine görev düşenler, plakçılar. 1978 yılında sadece 500 adet olarak basılan LP(large plak), tekrar basılsa (yanında Cd ile birlikte) sanırım  en çok progresif rock ve Türk rock müziği takipçileri için bir hazine değerinde olacak.

1. Başka (2.40)
2. Bir Yağmur Masalı (6:10)
3. Gece Vaktı (3.40)
4. Lanet Olsun (4.02)
5. Nasıl? Ne Zaman? (5.52)
6. Ne Kadar Zaman Geçti? (3:26)
7. Ne Kaldı? (5:53)
8. Sen Gittin Diye (2:58)
9. Yalnızım (3:33)
10. Zor (3:23)

Şükrü Yüksel / Gitar, Vokal
Cahit Kukul / Gitar
Özkan Turgay / Klavye
Aydın Sencan / Bas Gitar
Sedat Avcı / Davul, Vokal

11 Eylül 2016 Pazar

Asia Minor - Between Flesh and Divine 1980




Progresif Rock deyince aklıma 3 tür gelir. Senfonik progresif rock, caz füzyon ve eklektik progresif rock. Bu 3 türün yaratıcılığına en yakın olan sanırım, Ağır Progresif rock(heavy prog). Diğer bir çok tür bir şablon etrafında döndüğü için yaratıcılıkları maalesef köreltiyor. O yüzden bu 3 tür dışındakileri pek dinlemiyorum hatta umursamıyorum.

Progresif rock'ın altın çağı dediğimiz döneminde ortaya çıkan bu 3 tür de sonraki yıllarda yapılan bir çok rock müzik türüne temel olmuştur. 1975 yada 76 yıllarda iyice gerilemeye başlaması daha doğrusu popülerliğini yitirmesi sonucu, bir çok progresif rock grubu da yaptığı müziği değiştirmek zorunda kalmıştır. Bir çok dev denilen gruplar 80'li ve 90'lı yıllarda çok farklı müzikler yapmıştır. Örnek olarak King Crimson, Genesis ve YES'tir. Bu grupların 75 öncesi müzikleriyle, 75 sonrası müzikleri birbirlerinden çok çok farklıdır. Dediğim gibi bu değişime en çok etki eden şey dinleyicinin azalmasıdır.

80'li yıllarda İngiltere merkezli ortaya çıkan progresif rock'ı tekrar canlandırma işi, neoprog adı altında olmuştur. Marillion ve Twelth Night gibi 80'li yılların başında ortaya çıkan neoprog türü Genesis, Yes gibi grupların izleyicisi gibi gözükse de yaptıkları müzik çok farklı yerlere gitmiştir. Günümüzde yapılan bir çok senfonik progresif rock albümü neoprog etkisinde olan albümlerdir. Bir çoğu öyledir evet ancak 75-76 yılı öncesi senfonik progresif anlayışını devam ettirmek isteyen gruplar da yok değildir. O yüzden yeni dönemde senfonik progresif türünde çok seçiciyimdir.

Asia Minor grubu iki Fransız ve iki Türk tarafından kurulmuş senfonik progresif rock grubudur. 75-76 yılı öncesi senfonik progresif anlayışına uygun iki albüm yapmışlardır. İlki 1979 diğeri 1980 yılına aittir. 1980 yılında çıkardıkları 'Between Flesf and Divine' albümleri ilk albümlerine göre çok daha profesyoneldir.

'Between Flesh and Divine' albümünde 70'li yılların başında yapılan senfonik progresif rock 'albümleri gibi folk, caz gibi ana akım müzik türleri göze çarpar. Özellikle folk ezgileri Türk'e özgün folk ezgileri olduğu için Türk dinleyicisini (yani beni) fazlasıyla tatmin eder. 70'li yıllarda yapılan senfonik progresif albümlerinde kullanılan pagan ve ortaçağ dönemi folk ezgilerini değil, Türk folk ezgilerini kullanmıştır, Asia Minor grubu. Bunda da fazlasıyla başarılı, yaratıcı ve profesyoneldirler.

Grup üyelerinden Setrak Bakırel (Türk) Gitar ve vokalde çok profesyoneldir. Setrak Bakırel alman aksanı ile söylerken parçaları yine aynı dönemin Alman senfonik progresif rock gruplarından Anyone's Doughter vokalini hatırlatıyor. Lionel Betrami (Fransız) davul'da aksak ritimlerle gruba katkı da bulunması yine Camel'in 'Snow Gooese' albümünü hatırlatıyor. Robert Kempler (Fransız) bas gitarda ve org başında folk ve caz öğelerini kullanıyor olması az çok Camel ve Genesis'i hatırlatıyor. Son olarak Eril Tekeli (Türk) gitar ve flüt'te Türk ezgilerini kullanıyor olması albümümü bize daha çok yakınlaştırıyor.

'Nightwind' parçasını Camel yada Genesis yapmış olsaydı, kesinlikle sırıtmayacak hatta en bilindik parçalarından olacaktı. Parçanın girişinde kullanılan Anadolu'ya ve dolayısıyla Türk ezgilerine aksak ritimli folk ezgileri, Türk folk ezgilerinin de progresif rock'ta rahatlıkla kullanılacağını gösteriyor. Eril Tekeli'nin flüt'ü ise yine aynı döneminin Türkiye'sinde yapılan Batı eksenli müzikleri hatırlatıyor.

Hem albümde hem de Asia Minor'un parçaları arasında benim için Türk müziğine en yakını.

'Northen Lights' parçası ise dediğim 80'li yıllarda ortaya çıkan neoprog etkisi olan bir parça. Parça içinde bolca bulunan Türk ezgileri (oyun havası) olsa da, org kullanımı neoprog'ta kullanılan org'a çok yakın. Sevemedim şu neoprog denen şeyi. Fiv fiv öten org müzikten soğutuyor.

'Boundless', bir önceki parça gibi neoprog ile klasik senfonik progresif arasında kalmış, hatta canterbury etkileri olan bir parça. Kısa ve hoş bir parça.

'Dedicace', Genesis ve Camel müziği özelliği var yine bu parçada da. Neoprog etkisi yok denecek kadar az. İlk parça olan 'Nightwind' kadar 75-76 öncesi senfonik progresif rock müziği devamı niteliğinde. Albümde ki en yaratıcı parçalardan birisi.

'Lost In A Dream Yell', kayıtlar kötü olmasaydı, kesinlikle harika bir parça olacaktı. İnsan diyorki böyle bir parça tekrar kayıt edilsin, pürüzsüz bir şekilde dinleyelim. Yağmur sesi, org ve gitar'a maalesef çok baskın geliyor. Yağmur sesini mi yoksa gitar, org mu dinleyeceğiz, seçmekte zorlanıyor dinleyen kişi. Neyse ki sonradan yağmur sesleri azalınca, flüt, davul ikilisini dinlemek daha bir zevk veriyor.

'Dreadful Memories' canterbury etkisinde sonradan hızlanmaya başlayan bir parça. Kısa, 3 dakikalık bir parça. Albümün genel yapısına biraz iğreti durmuş. Keşke parçanın sonralarında gitar, flüt ve davul doğaçlamaları konsaydı. Kesinlike harika bir parça olurdu. Camel grubunun bir 'Never Let Go' havasında olurdu, sanırım. Evet kısa ve güzel bir parça.

Albümde Fransızlar olmuş olsa da, klasik senfonik progresif rock gruplarından esinleniliyor olsa da, ne Fransız senfonik ekolü ne de Ingiliz senfonik progresif rock ekolünün devamıdır. Kendilerine özgü yaptıkları bu albümle, klasik senfonik prog anlayışının devam edilebileceğini gösteriyor. Günümüzde de az da olsa, o 70'lerin ilk yarısının izinden gitmeye çalışan gruplar var. İyi dinleyip bulmak marifet gibi gözükse de, çok ta zor değildir.

Asia Minor grubunu hem Türk rock grubu hem de güçlü bir senfonik progresif rock grubu olarak dinleyebilirsiniz.


1. Nightwind (6.23)
2. Northen Lights (7.45)
3. Boundless (3.00)
4. Dedicace (6.11)
5. Lost In A Dream Yell (7.42)
6. Dreadful Memories (3.00)

Süre : 34.01

Setrak Bakırel / Vokal, Gitar, Bas Gitar
Lionel Beltrami / Davul, Perküsyon
Robert Kempler / Klavye, Bas Gitar
Eril Tekeli / Gitar, Flüt

15 Temmuz 2016 Cuma

Barış Manco - 2023 1975



Yüzyıllık eziyet sona erecek.

Son 14 yıldır iktidarda olan malum parti ve taraftarları tarafından dillerinden düşürmedikleri sloganların başında geliyor. 2023 Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılında tekrar eskisi gibi olacak, yüzyıllık uydurulan yalanlar ortaya çıkacak mantığıyla yaşayan milyonlarca insan var maalesef ülkede. Daha ilginci 1923 yılında imzalanan Lozan barış antlaşmasının 100 yıl sonra, 2023 yılında sona ereceği ve hristiyan batı ülkeleri tarafından ülkenin paylaşılacağı konusu. Malum parti ve taraftarlarının cehaleti de burada başlıyor. Hep söylerim cahil kişi paranoyaktır diye. Amerikalıların kendi uydurdukları komplo sadece kendileri inandıkları gibi bizde ki cahil kitleler de kendi uydurduklarına sadece kendileri inanıyor. Ama Amerikalıların Stephen King'i var, romanlar yazan, biz de ise ancak saray soytarıları var, bu tarz komplovari teoriler üzerinden para kazanan. Zaten bu 2023'te yüzyıllık eziyet sona erecek, Lozan antlaşması son bulacak diyen ilk kişiyi, geçenler de herkes Şeyh Pir ile çok daha yakından tanıdı.

Halbuki basit ve temel bir şekilde tarih okunduğunda durum gayet anlaşılır. 2023 ile teoriler üretmeye gerek yok. 2023 yılında hiç bir şey olmayacak. Tabii günümüzde ki siyasi anlayış devam etmeyip son bulduğu takdirde. Yoksa 2023 yılında ne hristiyan batı ülkeye girecek, ne malum parti ve yandaşlarının özgürlük gibi tanımları karşılığını bulacak.

2023 yılı ile ilgili saçma sapan teorilerle uğraşmak yerine Barış Manço'nun 1974 yılında yazıp hazırladığı, 1975 yılında çıkan ilk plağı 2023 ile ilgili ilgilenilmesi çok daha yerinde olur. Türkiye'nin şimdiye kadar çıkardığı en iyi müzisyenlerden birisi olan Barış Manço '2023' albümüyle ne anlatmak istemişti. Bunu öğrenip anlamak komplo teorileriyle uğraşmaktan çok daha bilgilendirici olur.

2023 albümü bir konsept albüm değildir. Albüme ismini veren '2023' ve öncesinde ki 'Kayaların Oğlu' parçaları ardarda dinlenilmeli. 'Kayaların Oğlu' şiirsel bir hikaye gibidir. Dinlemek yetmez deyip, tek tek parçanın sözlerini de yazdım. 1923 yılının Ekim ayında doğan yeni cumhuriyet'i 'Kayaların Oğlu' olarak görürsünüz. 2023 yılınının yine aynı ayında, Ekim 2023'te eski çınarlarla birlikte (diğer Türk devletleri) yeni bir 'Kayaların Oğlu' çıkar ortaya. Turan.

2023 parçasının devamı olan 2024 ve 2025 parçaları da var. Sonraki 'Yeni Bir Gün' albümünde kendilerine yer bulurlar. Cumhuriyet ideolojisinden evrenselliğe ulaşır bu iki parça ve devamında ki parçalarla  Barış Manço.

1923'ün ılık bir ekim sabahında
Kayaların toğrağa dikine saplandığı yerde doğdum
Toprak anayla kaya babanın oğluyum ben
Toprak anam sevgi dolu, bereket dolu
Toprak anam sessiz
Ama toprak anam dopdolu
Toprak anam, toprak anam anadolu
Babamsa sağı solu belli olmaz
Bir gürledi mi, yer yerinden oynar
Göğsünde çatırdamalar olurmuş
Onun için der'di
Onun için sayısız irili ufaklı
Kaya parçaları vardır bu topraklarda
Ve sen benim oğlum
Ve sen kayaların oğlu
Bu taşı toprağı
Bir arada tutacaksın
Kolay değil kayaların oğlu olmak
Kuzeyden esen rüzgara
Güneyden gelen kavurucu sıcağa karşı
Koruyacaksın onları
Kolay değil, kolay değil
Kayaların oğlu olmak

2023'ün ılık bir ekim sabahında
Bacaklarımda hafif bir uyuşmayla uyandım
Ve sanki 100 yıllık ulu bir çınar gibi
Kök salmaya başladım o sabah
Ve bir kez sağımda solumda
Asırlardır durmakda olan diğer çınarları farkettim
Doğudan hafif bir seher yeli yükseldi
Ve asırlık çınarlar
Beni de aralarına aldılar
Ve 2023'ün ılık bir ekim sabahında
Yeni bir kayaların oğlunun doğuşunu
Beraberce seyre koyulduk

Albümün bir diğer önemli parçası da 'Baykoca Destanı'. 5 bölümden oluşan 'Baykoca Destanı' belki de Türkiye'de yapılan ilk rock opera tarzında bir parçadır.

'Uzun İnce Bir Yoldayım' parçasını anlatmaya gerek yok. Birkaç yıl önce Joe Satriani tarafından albümünde yer verilen Türk ozanı Aşık Veysel'dir, yaratıcısı. Türkiye'de de böyle efsane olmuş bir parçayı en iyi okuyanlardan birisi Barış Manço.

Barış Manço 1970'lerin Anadolu Rock akımının en önemli isimlerinden birisidir. Sadece anadolu'ya özgü değil, Asya'da ki Türklerin ezgilerini de müziklerine yansıtmıştır. O batı müziğini kopya etmeden kendi müziğimizle nasıl modern müzik yapılabildiğini gösterir yıllar boyunca. O yüzden Türkiye'de en çok saygı duyulan insanların başında gelir.

Son olarak albüme müzikal açıdan bakarsak, Barış Manço döneminin bir çok progresif rock grubunun izinden giden anlayış göze çarpar. Synth, piyano, gitar gibi batı müzik aletlerden çok daha fazla bağlama, saz, yaylı tambur, darbuka, tef gibi Türk enstrümanları ağırlıktadır. Bu anlayış bir çok İtalyan ve latin gruplarında da vardır. Kendine özgü enstrümanlarla modern hale gelmiş bir müziği yapmak maharet ister. Barış Manço sosyal olarak da müzikal yetenek anlamında da  maharetlidir.

1. Acıh'da Bağa Vir (3:43)
2. Kayaların Oğlu - 2023  (10:00)
3. Yol Verin Ağalar Beyler (3:57)
4. Uzun İnce Bir Yoldayım (5:20)
5. Yine Yol Göründü Gurbete (3:19)
6. Baykoca Destanı (13.00)
- Gülme Ha Gülme
- Gelinlik Kızların Dansı
- Kara Haber
- Vur Ha Vur
- Durma Ha Durma
7. Tavuklara Kışt De (2:30)
8. Dere Boyu Kavaklar (7:20)
Süre: 47.58

Barış Manço / Korg 700s Synthesizer, Solina String Synthesizer, Watkins Fazer, 18 Telli Gitar, Elektronik Davul
Ohannes Kemer / Gitar, Leslie gitar, Yaylı Tambur, Saz
Nurhan Özcan /  Gitar
Osman Baysu /  Bağlama, Cura, Kaşık, Klaves
Mithat Danışan / Fender Bas Gitar, Stereo Bas Gitar
Oktay Aldoğan / Flüt, Soprano Sax, Tenor Sax, Klarnet
Celal Güven, Nur Moray, Caner Bora / Davul, Tumba, Korg, Darbuka, Tef

Albümde ki bazı parçalar Barış Manço'nun ilk ve tek filmi olan 'Baba Bizi Eversene' komedi filminde kullanılmıştır.



22 Haziran 2016 Çarşamba

Nemrud - Nemrud 2016



Nemrud”u nasıl tanıdım. Aslında tanımadım. 2008 yılında Eloy’un Frank Bornemann röportajıyla Mert Göçay’ı tanımıştım internet üzerinden. Daha sonra da facebook üzerinden tanışmıştım. Mert Göçay sayesinde tanıdım Nemrud’u. Doğrusu Mert Göçay’ın bizim bir grubumuz var. Yakında albüm çıkartacağız demesiyle grubu tanıdım. Sağolsun ilk albümü ‘Journey of Shaman’ tanıtım konserine de çağırmıştı. Gitmemezlik etmedim tabii ki. Nemrud’un ilk albümünü konserinden dinleyip tanımış oldum. Yıl 2011.
Sonra ki yıllarda niyeyse saykodelik rock’tan biraz uzak kaldım. Senfonik, caz füzyon  ve eklektik progresif daha çok zamanımı alıyordu. İkinci albümlerini de (Ritual) kendimi vererek tam anlamıyla dinleyemedim.

Geçenlerde arkadaş Nemrud’un yeni albümü çıkmış, dinledin mi diye sorunca, merak ettim. İnternet üzerinden bakınca albüm kapağı fazlasıyla cezbetti. Eski Türk (Göktürk) alfabesiyle (tamgalar) bir mesaj yazılmıştı. Albüm kapağı her ne kadar cezbettiyse de acaba ilk albümleri kadar etkileyecek mi beni diye bir düşünce oluşmadı da değil. Haber eden ve öneren arkadaş, albümü çok beğendiğini, bu kadar kaliteli bir müzikal yapı beklemiyordum deyince ilgim daha da çok arttı.

Genel olarak metal ve progresif metal’den (ve saykodelik) uzak duran biriyim. Albümü ilk dinlediğimde de metalik ritimler, sesler biraz itici geldi. Bir kez dinledikten sonra daha sonra yine dinlerim diyerek bıraktım. Sonrasında tekrar dinlemeye başladığımda düşüncelerimde pek bir değişiklik olmadı. Taa ki ‘The Euphrates’ parçasını dinleyene kadar. The Euphrates; fırat.

‘Nemrud’ albümü grubun ismini taşıyor. Nemrud tarihte bilinen akad krallarının en zorba olan isimlerinden birisi. Dini kaynaklarda bolca bahsedilir. Nemrud grubu da albümle bizi tarihte ki Nemrud’un yanına götürüyor. 4 bin yıl öncesine.

Albüm konsept bir albüm olduğu için parçalar birbirleriyle bağıntılı.

İlk parça, ‘Gods of the Mountain’; aniden ortaya çıkan tanrıların dağın (Nemrud) üzerinden insanoğluna yeni bir hayat ve özgürlük verilmesi anlatılıyor. Parçanın girişinde kozmik sesler duyarsınız. Davul ve org devamını getirir. Eloyvari müzik ile bence Nemrud grubu, kendi müzikal karakterlerini bulmuş. Albümde bana itici gelen metalik seslerdi. Bu parçanın sonlarına doğru çalan heavy metal ritimlerine hala alışabilmiş değilim. Sanırım bir kaç kez daha üst üste dinlersem o kadar itici gelmez.

İkinci parça, ‘Lion of Commagene’; uzak doğudan tanrıların prensi adalet için gelir. Kommagene’nin aslanı. Adaleti sağladığını düşünürken işler istediği gibi gitmez. Giriş kısmında ki saykodelik org tınıları yer yer insanı geriyor, sonrasında gelen vokal hattı bu gerilimi devam ettiriyor. Parçanın içinde Camel, Pink Floyd gibi progresif rock’ın devlerinden esintiler var. Nemrud’u klasik progresif rock’a yakınlaştıran da sanırım bu durum. Albümde en çok dikkatimi çeken cazvari klavyenin belirginliği. ‘Lion of Commagene’ parçasında da bu cazvari org kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

Benim favori parçam. ‘The Euphrates’, Türkçesi fırat. Nemrud fıratın iki yakasında ki kavgayı mı anlatıyor (zaman ve mekanın dışında), yoksa 4 bin yıl öncesinde yaşanan olaylardan ders mi çıkarmamızı istiyor, buna dinleyen kişi yorum yapsa daha iyi olur. Benim yorumum çok kişisel olabilir. Parçaya fırat’ın sesini duyarak başlarsınız. Org’u sanki Tangerine Dream’den Peter Baumann çalıyor derken davul ve gitar keser bu saykodelik elektronik atmosferi. Pink Floyd’un ilk dönem gitar, bas ve davul öncülüğünde ve arkasında org kombinasyonunun melodik saykodelik yapısı sizi bir süre oyalar. Taa ki yedinci dakikaya kadar. Altıncı ve yedinci dakika arası fıratın sesi duyulur. Sonrası Eloy’un yaptığı kozmik progresif rock’ın çoşku verici bölümlerinden bir parçaymış gibi Nemrud’un gitar ve org soloları başlar. Mert Göçay melodik gitarı daha çok ön plan gibidir. Dikkatli dinlerseniz Mert Topel’in cazvari org’unun ne kadar yaratıcı olduğunu görürsünüz. Ki zaten beni albümü tekrar tekrar dinlememi sağlayan Mert Topel’in org’u oldu. Son kısımda ki heavy metal riffleri dahi beni bu parçayı tekrar tekrar dinlememden alıkoymadı.

‘Forsaken Throne’ kapanış parçası. Albümün sonu olduğu gibi anlatılmak istenilen herşeyin de sonu. Kederlerimizin, günümüzün, kabuslarımızın, savaşlarımızın sonu. Herşey masmavi olacak. Ve şimdi her sabah bir umudumuz var. Cennetimiz de, geleceğimiz de masmavi olacak aynı gökyüzü gibi.

Bunlar Nemrud’un kuralları.

Albümün son parçası dedik ya aynı zamanda en uzun parçası da oluyor, ‘Forsaken Throne’. Bir rüzgar sesi duyarsınız ve Tangerine Dream atmosferi bir anda sarar her yanınızı. Sözlerin olduğu kısımda devam eder bu durumda. Sekizince dakikadan sonra artık albümün sonu gelmiştir. Bizim de sonumuz gelmiştir.  Ağır progresif yapı heavy metal yapıyla içiçe geçmiş. Son kısımlarında yine Tangerine Dream’in kozmik atmosferine dönersiniz. Öyle ki Mert Göçay’ın gitarı yer yer David Gilmour gitarını hatırlatır. Hem parçanın hem de albümün bitişi Rush’ın ağır progresif rock müziğine güzel bir örnektir.

Eğer benim gibi senfonik, eklektik yada elektronik progresif üzerine yoğunlaştıysanız ve albümü dinlemekte zorlanıyorsanız, Mert Topel’in org’una odaklanın. Mert Topel org’u sizi albümün içine çekecektir.

*****

Nemrud, Türkiye’den çıkma bir grup olsa da, yaptığı müzikle yerelliği değil  evrenselliği takip etmeye çalışan bir grup. Ve bunu bu albümüyle mühürlemiş. Bundan sonra onlar için bir geri dönüş yok. Yapacakları tek şey bu evrenselliği devam ettirebilmek. Benim de onlardan geri dönüş yapın, yerel müzik yapın diyecek halimde yok. O halde, hep birlikte evrenselliği yakalamaya çalışalım.

Son olarak albüm kapağı 70’li yıllar da rock albümlerinin kapak tasarımlarını yapan Betül Dengili Atlı’ya ait. 70’li yılların Jethro Tull ve bir çok rock albümünün Türkiye baskıları Betül Dengili Atlı tarafından çizilip, hazırlanmış. Albüm için biraz araştırayım derken önüme bunlar çıktı. Progresif rock dinlerken birşeyler öğrenmenin tadı başka oluyor. Yıllar öncesinde Mert Göçay’dan Eloy ile bilgi edinirken yine sayesinde kendi tarihimizden de birşeyler öğrenmiş olduk.

1. Gods of the Mountain (11:22)
2. Lion of Commagene (12:33)
3. The Euphrates (11:03)
4. Forsaken Throne (14:50)
Süre : 39.48
Kadro
- Mert Göçay / Gitar, Vokal
- Levent Candaş / Bas Gitar
- Mert Topel / Klavye
- Mert Alkaya / Davul

8 Haziran 2016 Çarşamba

İhtiyaç Molası - Kapılar 2015


Türk Progresif Rock

Çanakkale’li grup İhtiyaç Molası uzun bir süre (10 yıl) sonra çıkardığı ‘Kapılar’ ile günümüzde Türk müziğiyle nasıl progresif rock yapılırın adını koymuşlar. Kendilerininde dediği gibi artık olgunluk dönemindeler. Geçen yıl çıkarmış oldukları ‘Kapılar’ albümleri de ne kadar olgunlaştıklarını gösteriyor.

Daha önceki albümlerini de severek dinlemiştim. Ara sıra yine açar dinlerim. ‘Kapılar’ albümünü ise bulduğumdan beri dinliyorum. Özellikle enstrümental parçaları.

Kompliman parçası minimalist piyanosu ve yer yer efe müziğini andıran aksak ritimleriyle Eflatun ile favori iki parçamdan biri. Eflatun, girişindeki korosu ile hardrockvari gibi gözükse de devamında ki piyano 80’li yılların Esin Engin, Fahir Atakoğlu gibi isimlerin müzikal yapısını andırıyor.  Son kısmında ise gitar ve keman, efe müziğinin yerellikten çıkarıp rock haline sokmuş.

Albümde ki ‘Çengi’ parçası hariç hepsi yeni parçalar. Ancak stüdyo kayıtları öncesi grubun verdiği konserlerinde çalınan parçalar. Konserlerini takip edenlerin hepsini bildiği parçalar.

‘Of’ parçası grup üyelerinden Tolga Çebi tarafından Kemal Tahir’in Tersine Dünya tiyatro oyunu için bestelenmiş. Hani erkeklerin kadın, kadınların erkek durumunda olduğu oyun. 90’lar da filmi yapılmıştı. Hem MFÖ müziği havası hem de sözleri ile kendine eşlik ettirdiği gibi, eğlendiriyor da
.
‘Kapasite’ günümüz Türkiye’sinin durumunu çok güzel anlatıyor. Hani o yeni Türkiye!...
Yeni Türkiye’nin kapasitesi..

Devlet, rüşvet
kapasite işte bu...
Basın, alet
kapasite işte bu...

‘Topla Kendini’ parçasının sadece girişi bile yeter sevmek için bu parçayı.  Trevor Rabin’li YES döneminden bir parça gibi geliyor bana her dinlediğimde. Gitar solosu Trevor Rabin soloları gibi gaz verici. ‘Topla Kendini’ albümde ki ‘Gafil’, ‘Ölmüş’ ve ‘Bir Gül Yeter’ parçalar gibi rakıyla eşlik edilecek türden. Tabii ben birayı tercih ederim. İnsanların tercihlerine karışamam.

Biranızı, rakınızı İhtiyaç Molası’nın ‘Kapılar’ albümüyle tüketin.

‘Kapılar’ albüme ismini veren parça. Parçanın sonunda ki keman solosu ile bunu hakediyor. Albümde ki en iyi solo.

Cenneti gördüğünü sandığın anda,
Kapılar kapandı bir andaaaa.

‘Bloody’, ingilizce parça gitarist Taner Sarf’a ait. ‘Bloody’ içinde bulundurduğu biraz vahşi batı müziği, biraz 60’ların beat müziği ile bence albüme renk katmış.

‘Çengi’, sadece İhtiyaç Molası’nın değil, Türk rock müziğinin en orijinal parçalarından. Grup üyeleri  de 2015 sonrası gençliği için eski ve önemli bir parça olan ‘Çengi’’yi tekrar yorumlayıp  albümlerine almışlar. Darbuka’yı da eksik etmemişler. Parça da Tolga Çebi kemanıyla 72'nin Curved Air’inin kemancısı Eddie Jobson performansını hatırlatır. Harika bir keman solo.

Albüm grup tarafından aslında daha önce çıkartılması planlanıyormuş. Ülkede ki telaşın, kargaşanın bitmesini beklerken daha fazla dayanamayıp 2015 yılında çıkarabilmişler.

Ülkede ki duruma göre hareket edersek daha çok eksik kalırız böyle güzel müziklerden. Sonra ki albümlerini de umarım ülkenin durumuna göre beklemeye kalkmazlar. Elimizde zaten 3-5 grubumuz var.

1. Kapılar (4.10)
2. Eflatun (4.21)
3. Topla Kendini (3.10)
4. Of (4.20)
5. Gafil (2.58)
6. Kompliman (3.58)
7. Kapasite (5.03)
8. Bloody (3.24)
9. Bir Gül Yeter (5.34)
10. Ölmüş (4.17)
11. Çengi (4.32)

Taner Sarf - Gitar, Vokal
Tolga Çebi - Keman, Keyboard, Vokal
Sinan Gürsoy – Bas Gitar, Vokal
Murat Güllü - Davul, Vokal

Konuk Müzisyen.
Meriç Demirkol - Saksafon

Cem Ömeroğlu (Nekropsi) - Kayıt ve Miksler



31 Mayıs 2016 Salı

Mozaik - Çok Alametler Belirdi 1988

Senfonik Progresif Rock

Kendine güveni olan insanlar hayatta daima başarılı olan insanlardır. Ancak bu kendine olan güveni narsizm ile karıştırmamak gerekiyor. Tarihte ki bir Napolyon figürü cumhuriyet düşüncesine olan inancı sayesinde özgüven sahibi olmuştur. Ve Napolyon’un cumhuriyet düşüncesine olan inancı ilk önce bütün avrupa’yı daha sonra da bütün dünya’yı değiştirmiştir. Aynı şekilde M. Kemal Atatürk’te özgüven sayesinde kurtuluş savaşına önderlik etmiştir. Hitler gibi bir kişilikte (kişiliksizlik) narsizm’e örnek oluşturur. Bir başkası da günümüzün kimilerince kendisine reis denilen kişi de narsizm örneğidir.

Mozaik grubu üyeleri de özgüven sahibi kişilerden oluşan bir modern müzik topluluğu. 70’lerin hayranı oldukları progresif rock gruplarının müziklerinin Türkiye’de de layıkıyla yapılabileceği inancıyla 1980’li yılların en güzel taraflarını aktarmışlardır günümüze. Müzikal yapı olarak 80’li yılların neoprog müzikal atmosferini  albümlerinde görebilirsiniz.

Mozaik grubunun 80’li yıllarda yaptıkları 4 albümü sıralamaya koymuş olsak, bütün mozaik severlerce ilk sıraya kesinlikle ‘Çook Alametler Belirdi’ albümü konur. Haksız da sayılmazlar. Albüme isim veren ‘Çook Alametler Belirdi’ parçasının içinde Pink Floyd, Genesis, King Crimson, Van der graaf generator gibi progresif rock’ın tanımının yapılmasını sağlayan grupların müziklerinin tınılarını, müzikal yapılarını duyabilirsiniz. Ayşe Tütüncü’nün org ve synth’i kullanımı parçanın tam ortasında bana Pink Floyd’un ‘Animals’ albümünü hatırlatır.

Aslında bu bir  özgüvenin dışavurumudur. Hayranı oldukları grupların benzerlerini yapmaya çalışmayarak, tamamen kendilerine özgün bir şekilde ‘Bakın, biz de kaliteli müzik ortaya koyabiliriz’ demişlerdir. Ki zaten yaptıkları müzik evrensel bir müzik türüdür. Yerel değildir. Blues yerel bir müzik iken, progresif rock yapan evrenselliği yakalayabilen grup ve müzisyenlerdir. Mozaik grubu da yaptıkları albümlerle evrensel müzik ortaya koymuşlardır.

Albümde öne çıkan bir parça yok. Hepsi öne çıkabilecek, birbirleriyle yarışabilecek düzeyde parçalar. O yüzden ‘Çook Alametler Belirdi’ albümünde öncelikle şu yada bu parçayı dinleyin diyemem. Örneğin ‘Oniki Adım’ piyanosunda bir Rick Wakeman duyabilirsiniz. Saksafon’un sesiyle, İtalyan progresif rock devlerinden Banco Del Mutuo Succorso benzeri bir caz yorumu da duyabilirsiniz.

Ama tabii ki benim için öne çıkan iki parça var. Söylemeden edemeyeceğim, iki parça. ‘Gitmeliydik’ ve ‘Kurşun Askerin Gerçekleşemeyen Kaçışı’ parçaları. Albümün son iki parçasıdır. Ard arda dinleyince sanki birbirlerinin devamı gibi olan parçalardır.

‘Gitmeliydik’ parçasında Türkiye’nin en iyi perdesiz gitar ustası Erkan Oğur’un elektro gitar çalışını dinlersiniz. Sonu SBB grubu gitaristi Apostolis Antymos’in caz gitarını hatırlatmıyor değil.

Devam parçası niteliğinde ‘Kurşun Askerin Gerçekleşemeyen Kaçışı’ parçasının giriş kısmı da ELP’den Greg Lake’i hatırlatıyor. Hatırlatmıyor olmaması gerek, Greg Lake kadar iyi iş çıkarmışlar demeliydim. Mehmet Taygun ispanyol gitarıyla hiç de öyle akdeniz müziğini yansıtıyoruz havasında değil. Sonunda ki saksafon solosu hafif caz (Smooth Jazz) sololarından.

‘Yürümek’ adlı parça, benim Türk rock müziğine en yakın bulduğum parça. Özellikle 70’lerin Anadolu Rock yapısını yansıtan bir parça.  70’lerin Moğollar’ının, MFÖ’sünün müzikal anlayışlarını duyabilirsiniz. En azından ben duyuyorum.

12 Eylül sonrasından günümüze en iyi rock gruplarından birisidir, Mozaik. Mozaik grubu dinlenmeden ne geçmişin, ne şimdinin ne de geleceğin Türkiye’sinin rock müziğini anlayabiliriz. Mozaik Türkiye’de yapılan progresif rock için çok önemli bir kıstasdır.

Son olarak; bu albüm bizim kendimize özgüven’imiz olunca neler yapabileceklerimizin göstergesidir.

1. Sappho İle Konuşma
2. Kendi Bıraktığım İzlerde
3. Yürümek
4. Çook Alametler Belirdi
5. Bir Bisiklet Gezintisi
6. Oniki Adım
7. Gitmeliydik
8. Kurşun Askerin Gerçekleşemeyen Kaçışı

Ayşe Tütüncü: Synthesizer, Piyano, Vokal, Perküsyon
Bülent Somay: Akustik Gitar, Vokal, Perküsyon
Saruhan Erim: Bas Gitar, Vokal, Perküsyon
Mehmet ''Kuzu'' Taygun: İspanyol Gitar, Vokal
Timuçin Gürer: Vokal, Perküsyon
Cem Aksel: Davul
Serdar Ateşer: Elektro Gitar
Tahsin Ünüver: Soprano Ve Tenor Saksafon, Flüt

Konuk Müzisyenler
Sumru Ağıryürüyen; Sappho ile Konuşma'yı Söyledi,
Erkan Oğur; Gitmeliydik'e Elektro Gitar Çaldı
Düzenleme: Mozaik (Sappho'nun Düzenlemesinde Erkan Oğur Katkıda Bulunmuştur)


25 Mayıs 2016 Çarşamba

Barış Manço & Kurtalan Ekspres - Yeni Bir Gün 1979

Türk Progresif Rock

90’lar da çocukluğumu geçirirken hafızama kazınan bazı şeyler vardı. Hala da var, yer edinmişler, silemem onları.

Hulusi Kentmen, Nubar Terziyan gibi isimlerin ölümü üzerine bütün mahallenin nasıl üzüldüğünü hatırlıyorum. Henüz çocuk olduğum için bu isimlerin bize ne anlattığına dair hiç bir bilgim yoktu. Lise yeni bitmişken Barış Manço ve Kemal Sunal’ın ölümleri üzerine, daha önce üzülen insanların duygularını anlamıştım. Barış Manço’da  diğer bir çok isim gibi Türk halkının hafızasına ve kalbine yazılmış önemli sanatçılardan.


90’ların başında TV karşısına geçip, nasıl 7’den 77’ye programını izlediğimizi de unutmadık. 99 yılında ölümü, sanki tanıdık birini kaybetmesi gibi bir duygu oluşturdu, bende. Kemal Sunal’ın ölümü de en az Barış Manço’nun ölümü gibi sarsıcıydı benim için.

Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış ve Osmanlı İmparatorluğu devam etmiş olsaydı, Barış Manço kesinlikle Paşa ünvanını alırdı.



Barış Paşa…

Işıklar içinde yatsınlar hepsi…

‘Yeni Bir Gün’ albümü Barış Manço ve Kurtalan Ekspres grubunun bütün olarak hazırladıkları progresif rock’a Türkiye’den en iyi örnek. Cem Karaca & Edirdahan’ın Safinaz albümü ile birlikte Türkiye’de yapılmış iki progresif rock klasikleridir.

Barış Manço, hayatı boyunca avrupa ve dünya müziğini yakından takip eden isimlerden birisiydi. ‘Yeni Bir Gün’ albümünü örnek veriyoruz ancak öncesinde yaptığı bir çok parça progresif rock’a Türkiye’den örnek parçalardır. Barış Manço'nun bir diğer başyapıtı 975 yılında ki 2023 adlı albümüdür. Aslında daha 1969 yılında ki Esin Afşar’ın da okuduğu ‘Sandığımı da Açamadım’, o dönemin rock ve progresif müzikal anlayışına uygun parçalardan.

‘Yeni Bir Gün’; ingilizce sözüyle consept bir albüm, bütüncül (bütünsel demeyin, döverim) diye çevirebiliriz belki. Yani albümde ki bütün parçalar bir konu etrafında toplanmış, bir şeyi anlatıyor.

Barış Manço’nun müzik kariyeri boyunca amacı Türk (ve halk) müziğini batı yada çağdaş müzik ile kaynaştırarak modern hale getirmekti. Ve bunu fazlasıyla yerine getirdi. Türkiye’de sayılı müzisyenlerinden birisi haline geldi. ‘Yeni Bir Gün’ albümüyle zirveye yerleşmiştir.  O yüzden  albümü parça parça değil, bütün olarak dinleyin.

Albümde geleneksel Türk müziğinin nasıl modern hale getirilebileceğini ‘Sarı Çizmeli Mehmed Ağa’, ‘Gesi Bağları’, ‘Ham Meyvayı Kopardılar Dalından’ gibi halk Türkülerinden görebiliyoruz.

‘Çoban Yıldızı’ parçasında gitardaMFÖ’den tanıdığımız Fuat Güner vardır.  Devamında ki parça ‘Bir Selam Sana Gönül Dağlarından’ ile ikiye ayrılmış bir parça gibi durur. Size tavsiyem iki parçayı da birlikte dinleyin.

‘Yeni Bir Gün’ albümünde öne çıkan sadece Barış Manço değil, piyano ve org’un Türkiye’deki tanrılarından biri Kılıç Danışman’dır. Albümün bütününe hakim olan Org ve piyano’nun sahibidir, kendisi.

1975 yılında ki 2023 albümünden ‘‘Yeni Bir Gün’ albümünü alınan ‘2024 ve İkinci Yolculuk’ parçaları hala başyapıttır.

6-7 yıl önce bir italyan eski facebook hesabım varken bana mesaj atıp, ben de Barış Manço’nun plaklarının olup olmadığını sormuştu. Ben de yok dedim. Barış Manço’nun plaklarının biriktiriyormuş meğerse.

Türkiye’den çıkmış öyle müzisyenler vardır ki, Türkiye’de kıymeti bilinmez. Avrupa’da, Amerika’da bu isimlerin hayranları Türkiye’dekilerden fazladır. Barış Manço’da bunlardan birisi midir. Değildir. Bazen insanın iyisini bilip anlayabiliyoruz.
Barış Manço’yu biz bağrımıza bastık.

‘Yeni Bir Gün’ stüdyo kaydı olarak ta, hala Türkiye’de yapılmış en iyi albümlerden birisidir. Albümün müzikal kaydının temizliğini, pürüzsüzlüğünü dinledikçe anlayacaksınız.

01 Sarı Çizmeli Mehmed Ağa (4.22)
02 Gesi Bağları (Anonim) (4.31)
03 Çoban Yıldızı  (4.20)
04 Bir Selam Sana Gönül Dağlarından (4.01)
05 Ne Ola Yar Ola (5.28)
06 Aynalı Kemer İnce Bele (3.07)
07 2024 ve İkinci Yolculuk  (3.16) (3.05)
- Uzay Üssünde Bir Sabah (Piyano Uvertürü: Kılıç Danışman)
- 3. Boyuttan Hareket (Bahadır Akkuzu, Celal Güven)
- Zaman Duvarına Doğru (Barış Manço, Caner Bora)
- Dördüncü Boyuta Geçiş (Ahmet Güvenç)
08 Ham Meyvayı Kopardılar Dalından (Anonim) (4.08)
09 Yeni Bir Gün Doğdu Merhaba (2.05)
10 Anlıyorsun Değil mi (2.10)
11 Ne Köy Olur Benden Ne de Kasaba (1.37)
12 Elveda - Ölüm (Müzik: Ahmet Güvenç) (3.02)
13 Bir Kelebeğin Yaşam Öyküsü (0.27)

Albümde ki parçaların büyük bir kısmı Barış Manço'ya aittir. Katkıda bulunanlar aşağıda belirtilmiştir.

Kurtalan Ekspres:
Barış Manço: Vokal, Klasik Gitar, 12 Telli Gitar, Sitar, glockenspiel, Synth (Ses düzenleyicisi)
Ahmet Güvenç: Bas Gitar
Kılıç Danışman: Akustik piyano, Fender Rhodes Elektro Piyano, ARP Solina String Ensemble Synthesizer, Korg 700s Synthesizer, Roland SH-3A Synthesizer, Hammond org, Synth (Ses düzenleyicisi)
Caner Bora: Davul
Bahadır Akkuzu: Elektro Gitar, Akustik Gitar
Celal Güven: Perküsyon

Konuk müzisyenler:
Fuat Güner: Leslie Gitar ("Çoban Yıldızı" parçasında.)
Oktay Aldoğan: Flüt, Tenor Saksafon ("Bir Selam Sana", "Ne Ola Yar Ola", "Yeni Bir Gün Doğdu
Merhaba, "Anlıyorsun Değil mi ?", "Bir Kelebeğin Yaşam Öyküsü" parçalarında.)
Mehmet ve İskender: Kemanlar ("Bir Selam Sana" ve "Elveda Ölüm" parçalarında.)
Ömür Gidel: Fender Rhodes Elektro Piyano ("Aynalı Kemer" parçasında.)



21 Mayıs 2016 Cumartesi

Mozaik - Plastik Aşk 1990




Senfonik Progresif Rock
1980 yılı sonrasında progresif rock dünyasında yeni bir akım türedi. Bu akımın ortaya çıkmasında en önemli etken Genesis gibi bir grubunun yaptığı senfonik yapılı progresif rock’tır. 1980 sonrasında İngiliz Marillion ve Fransız Twelth Night grupları öncülüğünde bir akım ortaya çıktı.

Neoprog. Yeni progresif rock diye de söyleyebileceğim neoprog bir progresif rock türü diye söyleniyor olsa da, aslında 1980’li yıllarda ortaya çıkmış bir akım. Neoprog, Space Rock yada Canterbury gibi bir dönemin müzikal yapısını yansıtan bir akım. Malesef bir progresif rock türü olarak göremiyorum. Bir akım olarak döneminde yapılmıştır ve bitmiştir.

1980’li yıllarda çıkan neoprog akımı hem kendi ülkelerinde hem de diğer bir çok ülke de karşılığını bulmuştur. 80’lerin ortasından başlayarak 90’ların ortasına kadar Org (hammond) kullanımı yerine piyano yahut dijital piyanolar tercih edilmiştir. Dolayısıyla o dönemin progresif rock müziğine etkisi fazlasıyla vardır.

Mozaik grubu da neoprog akımının yoğun olduğu zamanda çıkardıkları albümler ile Türkiye’den neoprog akımına örnek albümler vermiştir. Mozaik grubunu kategorize etmeye kalkarsak neoprog dönemi senfonik progresif rock’tır.  Ayşe Tütüncü’nün piyano’su ve Synth(Ses düzenleyici) ‘nin etkisi grubunun müzikal yapısını ve tarzını belirlemede çok büyüktür.

Mozaik grubu Türkiye’de bilindik bir grup mu değil mi, Mozaik grubuyla çalışan bazı insanları hatırlayınca siz kendiniz karar vereceksiniz. Nejat Yavaşoğulları (Vokal); Bulutsuzluk Özlemi?. Erkan Oğur (Gitar); Anlatmaya gerek yok sanırım. Ezel Akay (Vokal); 2000’li yıllar sonrası Türkiye’nin en önemli yönetmenlerinden birisi. Cem Aksel (Davul); Tanımayanı döverim. Tayfun Duygulu (Saksafon, Klarnet); Hadi yine iyisin?!.


Mozaik grubunu yazmaya karar vermeden önce de defalarca dinlemiştim. Ne de olsa bizim müziğimizdir diyerek dinledim defalarca, kaç kez dinlediğimi dahi hatırlamıyorum şuan. Plastik Aşk albümü hakkında yazmaya karar verince albümün tamamını bilgisayarıma koyup, dinlemeye başladım. Neye benziyordu müzikleri. Anlamam gerekiyor diye düşünürken, dinledikçe fikirler oluşmaya başladı. Ancak daha önce dinlememe rağmen ‘Plastik Aşk’ albümünde  dikkat etmediğim bir parça varmış. ‘Metruk’. Mehmet Taygun’un bestesiymiş.

Bir kaç gün önce tekrar dinlemeye kalktım. ‘Metruk’ parçası çalmaya başlayınca şaşırdım. Acaba YES’in albümünü mü açmıştım. Yoksa bilgisayarda mı bir bozukluk var diye, çalan parçaya bakınca gördüm ki çalan parça ‘Metruk’. ‘Metruk’  YES’in ‘Close to Edge’ albümünün en sevilen parçalarından ‘And You And I’ parçasının klasik gitarlı girişiyle başlıyor. (‘Close to Edge’ (YES) tüm zamanların en iyi progresif rock albümüdür.) Elbette işi gücü bırakıp başladım dinlemeye. Caz davul ritmi üzerine piyano, sadece albümün en değerli parçalarından birisi haline değil, Mozaik grubunun bütün döneminin en önemli parçalarından birisi haline getirilmiş.

Albümde en önemli parça tabii ki  Mehmet Taygun’un bestesi olan ‘Metruk’ parçasıdır.

Albümün diğer parçalarına gelirsek,

‘Bindokuzyüzseksenbir (1981)’, ‘Bildiklerimiz’ ve ‘Emekli Albay Hilmi Ertunç’ parçaları neoprog akımının ürünlerine en iyi örneklerdir.

Albüme ismini veren ‘Plastik Aşk’ dönemin plastik sevgisini anlatıyor. Mu acaba. 80’li yıllarda plastik kullanımına bir gönderme aslında. Biz plastiğe halk dilinde naylon diyoruz.  Naylon yada Plastik doğa’da yokolan en zor maddelerden birisi. Mozaik ‘Plastik Aşk’ parçası ile bunu anlatmıyor. Belki... ‘Plastik Aşk’ parçasını kendiniz dinleyip, siz karar verin.

‘Plastik Aşk’ parçasının elektro gitarına dikkat edin. Pink Floyd’un David Gilmour gitarına benziyor mu, benzemiyor mu, anlayacaksınız. Evet, benziyor. Bülent Somay gitarıyla gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış.

‘Müsadenizle’ yine 80’ler dönemi neoprog parçalarına benzeyen bir müzikal yapıyla başlıyor. Saruhan Erim’in bas gitarı ve Ayşe Tütüncü’nün piyanosu parçaya karakter kazandırıyor, belli. Caz temelli ‘Müsadenizle’ parçası Türkiye’de dinleyebileceğiniz en kaliteli müziklerden birisi.

‘Bir Adam Öldü’ sol tarafın önemsediği Güney Amerikalı folk müzisyenlerinden Viktor Jara için yapılmış bir parça. Ben marksist değilim, sağ denilen avrupa faşist görüşünden hiç değilim. Mozaik’in bahsettiği gibi bir dönemin  Karl Popper’cısıyım(bilim felsefecisi), ben de.  ‘Bir Adam Öldü’ sol görüşe uygun çok güzel bir parçadır. ‘Bir Adam Öldü’ parçası bir blues’mudur, evet, bir ağıttır. (Blues - Ağıt)

Kapanış parçası, ‘Sürgün’. Aynı zaman da grubun bitiş parçasıdır. Türkiye’de nasıl kaliteli müzik yapılırın en güzel cevabını veren Mozaik grubunun son albümünün son parçasıdır. Hatırlanacak mıdır sorusuna, hiç unutulmayacaktır ki, cevabını verelim. Mozaik grubunu dinlemekle kalmayıp, arşivinize alın.

1.  Bindokuzyüzseksenbir (1981) (5:27)
2.  Bildiklerimiz (6:15)
3.  Metruk (9:43)
4.  Emekli Albay Hilmi Ertunç (5:54)
5.  Plastik Aşk (7:29)
6.  Müsadenizle (7:29)
7.  Bir Adam Öldü (4:42)
8.  Sürgün (6:35)

Müzisyenler,

Ayşe Tütüncü - Piyano, Synth (Ses Düzenleyicisi), Vokal
Mehmet "Kuzu" Taygun - Klasik Gitar, Vokal
Bülent Somay - Elektro Gitar, Akustik Gitar, vokal
Saruhan Erim - Bas Gitar, Vurmalılar, Vokal
Timuçin Gürer - Vurmalılar, Vokal
Ümit Kıvanç - Davul

Katkıda bulunanlar....

Tayfun Duygulu - Alto Saksafon, Klarnet (Emekli Albay Hilmi Ertunç)
Ercan Irmak: Ney (surgun)
Serdar Ateser, Sumru Balıkçıoğlu, Mehmet Güreli, Emin İgus, Nejat Yavaşoğulları - Vokaller (Bir Adam Öldü)


17 Mayıs 2016 Salı

Labirent - Çağın Harikası (Dayan Soğuğa) 1997

Türk Progresif Rock

Çağımız ideolojiler çağıdır. 18. Yüzyılın sonlarında çıkan, 19. Yüzyılda birer disiplin haline gelen ideolojilere 20. ve 21. Yüzyılda da yenileri eklenmiştir.  Öncesi dinlerden türeyen mezhep temelli dini ideolojiler iken günümüz ise tamamen siyasal ideolojilerdir. Dinler de zaten siyasi ideolojiler değil mi, derseniz. Cevabı tabii ki evettir. Bu konuda Hatemi’nin sözünü hatırlamakta fayda var. ‘İslam siyaset değilse, hiçbir şey değildir.’

Türkiye’mizde de yeterinden fazla ideolojiler mevcut. Özellikle sol ideolojilerin amip gibi çoğalmakta üzerlerine yok.  Dünya üzerinde  bu kadar çoğalan başka bir sol düşünce bilmiyorum. Bir kitap yazanın etrafında toplananlar bile ideoloji sahibi olabiliyor. Sağ için söylemeye gerek yok. Ülke de ne kadar çok tarikatlar var diye.

Labirent grubu da bir ideoloji etrafında toplanan kişilerden oluşan bir rock grubu. Tek albümleri olduğuna aldanmayın. Ülkemizde çıkmış en güzel albümlerden birisine sahip.

Labirent gibi bir çok müzik oluşumlarının etrafında toplandığı ideolojiler mevcut, hem sol’da, hem sağ’da. Ancak görebildiğim kadarıyla Mustafa Kemal’in yaptıkları üzerine oluşan Kemalizm ideolojisi etrafında toplanan tek grup. Malesef tek albümleri var. Yetinmek durumundayız.

‘Karşındakiyle akılcı bir şekilde gözleme ve mantığa dayanarak tartışmayacağım bir şeyi eğitime sokmam. Aksi takdirde bu dayatma olur’ sözünün sahibi Mustafa Kemal’in takipçisi olmak, diğer ideolojilerden ne kadar bilime yatkın bir ideoloji olduğunu da gösteriyor.  Alıntıyı Celal Şengör’ün ‘Dahi Diktatör’ kitabından aldım.

Labirent’de özgürlük, cumhuriyet, yaşam ve insan hakları hakkında  albüm yapmışlar zamanında.
Daha önce de Mustafa Kemal üzerine, kurtuluş savaşı üzerine bir çok parça ve albüm yapılmıştır. Aşık Mahsuni Şerif, Fikret Kızılok, Ruhi su gibi bir çok Türk müzik insanı Mustafa Kemal için albüm yapmıştır. Hafızamızdadır.  Ancak Rock müzik olarak Labirent’in albümü özel bir yere sahip. Hele ki bunu progresif rock’a uydururak yapınca çok daha güzel, numunelik bir albüm çıkmış ortaya.

‘Gölge’ parçası yaşam üzerine yazılmış bir parça. Döneminin müzikal atmosferini yansıtıyor. Özellikle 80 sonları progresif rock müzikal atmosferine birebir uymuş. Neoprog hareketi müziğini yansıtmışlar.

‘Hey Dostum’ ortadoğu ezgileri temel alınarak yapılan bir parça. Bir başka yaşam üzerine yazılmış parça. Yaşamı sorgulayan ve gitar solosuyla parçanın karakteri yaratılmış. Yunus Emre’den sözler alınmış parçaya.

‘Orada Bekle (Bilinmeyen bir yıldızdan)’ parçanın girişi 80’lerin Genesis temelli Marillion müziği olmuş. Özellikle giriş kısmında ki klavye gerçekten çok iyi. Devamı Deep Purple ritimleri gibi hızlı, ve şarkıya eşlik ettiriyor. Gitar solosu Türkiye’de yapılan rock müziğe ders niteliğinde.

‘Samsun’a Yolculuk’ ve ‘Savaşıp Ölmek’ birbirlerini tamamlayan iki parça. Parçanın yapısı Pink Floyd, Eloy gibi saykodelik, uzay rock müzikal atmosferini yansıtmış. Sözleri şiirsel.

Bu gemide umut var

Bu gemide özgürlük

Bu gemide yürek var

Bu gemide bir asi

‘Sendin Ey Aşk’. Pink Floyd’un ‘Animals’ albümünde ki girişler gibi olmuş. Fazlasyla başarılı bir parça. Yaşam üzerine başka bir parça.

‘Yaşamak’ bir başka yaşam üzerine bir parça. Parça tam da 80’ler döneminin neoprog müziğine ülkemizden bir katkı olmuş. Albümde üzerine çalışılmış bence en iyi parça.

‘Çanakkale İçinde Vurdular Beni’ 70’lerin saykodelik, uzay rock müzikal atmosferini yansıtmış. Herkes tarafından hafızalara kazınmış  100 yıllık bir türkü ancak bu kadar güzel bir şekilde yorumlanabilirdi. Vokal Serhat  Koçak çok güçlü bir sese sahip. Parçayı dinlerken bunu hissedebiliyoruz. Kendisi son yıllarda progresif elektronik müzik üzerine ürünler vermektedir.

‘Çağın Harikası (Avrupa)’. Albümün politik yüzü. Ve tabii ki Kemalizm’inin politik yüzü.

Acıyorum sana

Suskunluğuna

Acıyorum sana

Duyarsızlığına

Çağın Harikası

Avrupa

Pink Floyd’vari gitarı grubun mentalitesinde ki müzikal yapıyı gösteriyor.

‘Ölüm Korkusu’. Ricthi Blackmore ritmik gitarına benzer bir girişle başlıyor. Yaşam üzerine yazılmış son parça.

Albümde ki 10 parça bu şekilde kısa bir süre de bitiyor. Bitiyor bitmesine ama Türkiye’de nasıl rock müzik yapılır sorusuna da en iyi örnek teşkil ediyor.

Labirent diye bir progresif rock grubu vardır, bu ülkede. Hatırlanmıyor olsa bile, unutulmaması gerekiyor.

Vokal: Serhat Koçak
Klavye: Yavuz Selim
Gitar: Volkan Ünlüer
Bas: Tolga Tecer
Davul: Levent Ünal


28 Nisan 2016 Perşembe

Moğollar - Fitaş Sinemasında 1972

Bundan 5-6 yıl önce progresif rock müzik gruplarının arşivlendiği en ünlü site olan progarchives’te Moğollar
grubu yoktu. Sadece Moğollar grubu mu, Barış Manço ve Erkin Koray bile yoktu. Forumlarda yazıla yazıla progarchives sitesinin arşivine eklendi. Eklenmesi gereken daha çok grup var. Örneğin Mustafa Özkent Orkestrası gibi. 


Moğollar 1968 yılında kuruldu. Grubu kuran Cahit Berkay değil, ilk 45’liklerin ve ilk albümün yapımcısı Murat Ses’tir. Aziz Ahmet (Vokal) ile birlikte.  Cahit Berkay daha sonra gruba katılmıştır. 1972 yılında ise hemen hemen bütün rock gruplarında olduğu ego çatışmaları yüzünden Moğollar grubu kurucusu Murat Ses gruptan çıkarılmıştır.

Aslında görmemiz gereken bu ego çatışmaları falan değil. O dönemin, yani 1968-72 arasındaki efsane olmuş Moğollar grubunun durumu. Yaptığı müzik.

Moğollar’ın Fitaş konseri  yada konserleri ünlüdür. Moğolları canlı dinleyebilmek yaptıkları müziği anlamamızda yararlı olacaktır. Moğollar Fitaş Sinemasında verdiği konserler ile çok ünlenmiştir.

Moğollar’ın o dönem yaptığı müzik klasik Avrupa ve Amerikan progresif rock grupları gibi değildir. Avrupa ve Amerikan progresif rock grupları, Davul (perküsyon), Gitar, Org’u temel alıp, doğulu enstrümanları entik müzik aleti gibi kullanırken, Moğollar grubu Türk ve Anadolu enstrümanlarını temel alıp, gitar, perküsyon ve Org’u etnik enstrüman gibi kullanıyordu. Murat Ses’in Org’u zurna sesi çıkartmak için kullanması buna örnektir. Bu farkı anlamak, Moğollar grubunun o dönemki müziğini anlamamızda yararlı olacaktır.
Murat Ses
 

 1972 yılında verdiği konser, Murat Ses’i Moğollarda canlı dinlemek için en güzel fırsat.

Albümün açılış parçası; Yeniliğe doğru Mevlana’nın bir şiirinden esinlenip ortaya çıkartılmış bir parça.

Moğollar bu toprakların müziğine bağlı ve onu geliştirmeye çalışan en güzel gruptur. Ne batı müziğini temel alan ne de arap müziğini temel alan yaklaşımı yoktur.

Türk halk müziğinin nasıl modern hala getirilebileceğinin en iyi örneğidir, Moğollar grubu. Ancak malesef 12 Eylül sonrası bu müziği yapanlar ya kenara çekildiler, yada yurtdışına kaçtılar.

1972’de ki bu Fitaş konseri Türk progresif rock’ına harika bir örnektir. Konserde vokal Taner Öngür’dür. Cahit Berkay’ın Yaylı Tambur’u ve Bağlaması (ve gitar) ve Ayzer Dunga davulları dinlenmeye değer değil, alkışlanmaya değerdir. Tabi ki en önemlisi Murat Ses’in Org’u. Taner Öngür’ün samimi konuşmaları ve parçaları anlatması dinleyeni daha çok konserin içine çekiyor. En azından ben 3 kez baştan sona dinledim.

Albümün parçaları şöyle.
1- Yeniliğe Doğru
2- Garip Çoban
3- Erzincan Manileri (Garip Gönlüm)
4- Behind the Dark
5- Ağrı Dağı Efsanesi
6- Say What You Want
7- Sila
8- Alageyik Destanı
9- Moğol Halayı
10- Minutes
11- Berkay Oyun Havası
12- Ternek
13- Çığrık

Konserde  ‘Ağrı Dağı Efsanesi’ni de çalıyorlar. Dinlenmez mi şimdi bu konser kayıtları….

Konserin en çok ‘Ağrı Dağı Efsanesi’ kısmına bayıldım. Murat Ses’in Org’unu konuşturduğu bölüm. Konseri 3 kez dinlerken o kısmı 15 kez’den  fazla  dinlemişimdir. Bir İngiliz, bir İtalyan progresif rock grubunun müziği kıvamında. En güzel kısmı ise müziğin bizim olması.

Ağrı Dağı Efsanesi Murat Ses’indir.

Taner Öngür: Bas Gitar, Vokal
Murat Ses: Org
Cahit Berkay: Gitar, Bağlama, Iklığ (Kabak Kemane)
Ayzer Danga: Davul (perküsyon)

Not : Cahit Berkay’ın çaldığı Iklıg için Murat Ses’in yaptığı parçayı siz ‘Kaynanalar’ dizisi müziğinden hatırlıyorsunuz.