Bu Blogda Ara

King Crimson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
King Crimson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2016 Salı

King Crimson - In the Court of the Crimson Kong 1969

Eklektik Progresif Rock

King Crimson grubu yaptıkları ilk albüm ‘In the Court of the Crimson King’ ile progresif rock’ın babası olarak adlandırılır. Progresif sözcüğü ile deneysel sözcüğünü birbirine karıştırılmamak gerekiyor. Deneysellik hemen hemen bütün rock türlerinde vardır, özellikle solo ve doğaçlamalar kısmında. Progresif ise ilericidir. Sözcüğün karşılığı da ilerici demektir. Progresif rock grupları ile yeni türler, tarzlar, akımlar ortaya çıkar. King Crimson grubunun ilk albümü de bu yüzden deneysel (Experimental) değil, ilerici yani progresif’tir. Kendilerine neredeyse 50 yıl sonra bile hala yeni öğrenciler bulabilmektedirler. 70’li yıllardan Italyan progresif rock gruplarından PFM ve günümüzden  Kamaro King Crimson takipçilerinden bazı ciddi gruplar.

Father of Progresive Rock.

Progresif rock’ın babası.

Progresif rock’ta diğer müzik türlerinde olduğu gibi belli bir şablon üzerinden müzik yapılmıyor. Bir heavy metal parçasını yada blues’u ve yahutta rock’n roll’u hemen ayırtedebilirsiniz. Progresif rock’ı tanımlamaya kalkınca işler biraz zorlaşıyor. Misal enstrümanlarla doğaçlama yapınca progresif rock yapılmış olunmuyor. Uzun gitar soloları yada klavye sololarıyla da olmuyor. O yüzden progresif rock her zaman bu tür müzik türlerinden ayrılıp, farklı bir şekilde kategorilendirilmelidir.
‘In the Court of the Crimson King’ zor bir albüm. Albüm hakkında birşeyler yazılması zor olduğu kadar eleştirilmesi de zor. Dinlemesi yada anlaşılmasından bahsetmiyorum bile.

*****

Devlet; disiplinli bir yaşam gerektirir. Bir ideoloji değildir. Yargısı, düzeni, halkın ihtiyaçlarını karşıladığı sürece, sorunlarını çözebildiği sürece bir devlet’ten bahsedebiliriz. Bu yüzden devlet disiplin ile varolabilir. Disiplinli hayat ise medeniyetin kendisidir. King Crimson gitaristi ve sonrasında herşeyi olacak olan Robert Fripp’in disipline olan hayranlığı daha sonra bir albüm yapmasını da sağlayacaktır. Disiplin hayatımızı düzene sokarken aynı zamanda bizi medeni de yapar. King Crimson müziği günümüzün medeniyet müziğidir.

*****


İlk albümü olan ‘In the Court of the Crimson King’ in üzeründen , 1969 yılından günümüze 47 yıl geçmiş. 47 yıldan beri hala temel albümlerden birisi progresif rock için. Bir dönem müziği değildir. ‘In the Court of the Crimson King’, zaman kavramı olmayan albümlerden.

Albümün bu kadar çok başarılı ve unutulmaz oluşunda en çok payı olan kuşkusuz Ian Mcdonald. Saksafon, flüt, klarnet, org gibi enstürümanlarla her parça da en çok onu duyarsınız. Yetmez bütün parçaların yazımında Ian Mcdonald vardır.

Yine albümde müzisyen olarak değil de, söz yazarı olarak bulunan şair Peter Sinfield var. Yazdığı sözler ile bütün parçaların sözlerine şiirsellik katmış. Peter Sinfield  daha sonra King Crimson grubu ile çalışmayı bırakır, İtalya’ya gider, PFM grubuyla çalışmaya başlar.

Bundan bir kaç yıl önce de BBC’nin hazırladığı progresif rock belgeselinde en çok görünün ve konuşan kişiydi.

‘21st Century Schizoid Man’ avant-garde temelinde yazılmış bir parça. Robert Fripp’in hiç bir rock solosuna benzemeyen çırtlak gitar solosu, 1969 yılında daha sonra oluşacak olan progresif rock sololarına ilham olmuş. Ian Mcdonald saksafonu ile serbest caz’ın (free jazz) sonra ki yıllarda progresif rock’ta ne kadar önemli olacağına resmen imza atmış. Özellikle eklektik progresif rock yapan gruplarda.
Greg Lake vokal hattı ile niyeyse bana MC5 grubunun vokallerini hatırlatıyor. Sadece bu parça da.  Sözleri hiç bir kimseyi, devleti, politikacıyı belirtmeden 21. Yüzyılımızın insanını anlatıyor. Hem de çok çok kısa olan sözleriyle. ‘21st Century Schizoid Man’ progresif rock tarihinin en önemli parçalarının başında geliyor.
‘I Talk to the Wind’ Ian McDonald şaheseri şair Peter Sinfield’in sözleriyle albümde ki en yumuşak parça. Ian Mcdonald’ın flütü parça da, baştan sona hakim.

‘Epitaph’ King Crimson grubunu hiç dinlememiş olanlar için bile hatırlayabileceği bir parça.
‘Epitaph’, kitabe; insaloğlu, insanlık için bir ağıt. Parçanın melodik yapısına aldanarak aşk, sevgi üzerine bir parça olduğuna aldanmayın. ‘Epitaph’ günümüz insanlığımızın draması. Ian Mcdonald bu sefer saksafon ve flüt’ü bırakıp org’un başına geçiyor. King Crimson’ın efsane parçasının bütün müzikal yapısı Ian Mcdonald’a ait. Greg Lake vokaliyle daha sonrasında müzik yapacağı ELP üçlüsü için provasını yapmış adeta bu parçada .  ELP üçlüsüyle yaptığı ‘From the beginning’, ‘Lucy Man’ parçalarından çok daha iyi.

‘Moonchild’ Greg Lake’in kadife sesi, melankolik bas gitarı ve Michael Giles’in perküsyon’u ve Robert Fripp’in eksantrik gitar tınılarıyla ile başlıyor.  2 dakika kadar yumuşak bir şekilde giden parça sonrasında doğaçlama kısmına geçiyor. Albümde ki diğer parçalara göre biraz daha geri planda duruyor gibi görünse de parçanın ortasında ki Robert Fripp’in gitar doğaçlamasını duymadan King Crimson müziğini anlamak bir hayli zor.
‘The Court of the Crimson King’ hem albüme hem de gruba ismini veren bir parça. Albümde dinlenilen 3 parça’dan sonra tekrar 1. parça müzikal yapısına döndürüyor dinleyen kişiyi. Melankolik, depresif parçalardan sonra tekrar soyutlamalarla politik mesajlar almaya başlıyoruz. ‘The Court of the Crimson King’ parçası da ‘I Talk to the Wind’ parçası gibi bir Ian Mcdonald şaheseri. Tabii ki şair Peter Sinfield’in sözleriyle.
Ortaçağın ayrık insanları ile günümüzün ayrık insanları arasında ne fark vardır. Hiç bir fark yoktur. Sahip olduğumuz düşüncelerimizle ortaçağın cadıları, büyücüleriyiz. Günümüzün ortaçağ despotlarınca yargılanacakmıyız, elbette yargılanacağız Kızıl kralın mahkemesinde.
Olur ya, King Crimson parçalarını dinlemeye kalkarsınız, sakın ola başka grupların cover parçalarını dinlemeyin. Sanki King Crimson’ın cenaze müziğini çalıyorlar.

King Crimson grubunu kendisinden dinleyin.

1. 21st Century Schizoid Man (Fripp, McDonald, Lake, Giles, Sinfield) (7:21)
2. I Talk to the Wind (McDonald, Sinfield) (6:05)
3. Epitaph (Fripp, McDonald, Lake, Giles, Sinfield) (8:47)
4. Moonchild (Fripp, McDonald, Lake, Giles, Sinfield) (12:13)
5. The Court of the Crimson King (McDonald, Sinfield) (9:25)
Süre : 43:45
- Greg Lake / Vokal, Bas Gitar
- Robert Fripp / Elektrik Gitar, Akustik Gitar
- Ian McDonald / Saksafon, Flüt, Klarnet, Vibrafon, Klavsen, Piyano, Org, Mellotron, Geri Vokal
- Michael Giles / Davul, Perküsyon, Geri Vokal
*****
- Peter Sinfield / Söz ve Fikir
- Barry Godber / Kapak Resmi

11 Mayıs 2016 Çarşamba

King Crimson - Islands - 1972



King Crimson için ‘Father of Progressive Rock’ denir. Haketmişlerdir de. King Crimson kadar hemen hemen bütün progresif rock türlerine örnek albüm yapan başka bir grup yoktur. Ağır (Heavy) Prog, Senfonik prog,Cazz, Avantgarde, Klasik, Saykodelik. Modern müziklerin hepsini albümlerinde denemişlerdir. Progresif Rock’ın Babası adını sonuna kadar hakederler.

1972 yılında çıkardıkları ‘Islands’ albümü de King Crimson müzisyenlerini tanımamız için tanımlanamaz bir albüm. ‘Islands’ albümü genelde gözardı edilir yada unutulur. King  Crimson severler için diğer albümler daha çok ön plandadır. ‘Islands’ albümü King Crimson müziğine başlamak için iyi bir fikir değil. Daha once hiç dinlememiş olanlara tavsiye edilebilecek bir albüm değil, Ama gerçek anlamda King Crimson dinlemek istiyorum, müzik istiyorum ben diyenlere altın değerinde bir albüm. Aynı zamanda benim en sevdiğim albümüdür.

King Crimson hakkında konuşacaksak eğer, ortada King Crimson diye bir grup yok aslında. Gitarist Robert Fripp’in etrafına topladığı progresif rock için birbirinden önemli müzisyenler var. Bu albümde de öne çıkan müzisyen Saksafoncu Mel Collins. Mel Collins King Crimson sonrası Camel, Caravan gibi progresif rock dünyasının önemli gruplarıyla da çalışmıştır. Albümde bir diğer önemli müzisyen de Bas gitar çalan Boz Burrell. King Crimson’dan ayrıldıktan sonra hatırlanmayan ama döneminin önemli progresif rock gruplarından Bad Company grubunun üyesidir. Geçen yılın en kaliteli albümlerinden birisi olan Komara grubunun müzisyenlerinden birisi de 90’lı yılların King Crimson üyesi olan Pat Masteletto.

Albüm kapağında bir Nebula (bulutsu) fotoğrafı var.Albümü dinlerken uzayda seyahat mi ediyoruz, bunu albümü dinlerken siz kendiniz karar verin.


‘Formentera Lady’ adındaki albümün ilk parçası, King Crimson albümleri hakkında yazma tercihimin birinci sebebidir. Misafir müzisyen durumunda ki Harry Miller’ın Kontrbas’ıyla başlayan parça, Mel Collins Flüt’ü ve Keith Tippet’ın piyanosuyla tam da modern klasik müzik tarzında bir parça haline dönüşür. Biz öyle sanıyorken Boz Burrell’in sesi duyulur. King Crimson tarihinde en çok beğendiğim vocal Boz Burrell şarkının içine dinleyeni deyim yerindeyse hapseder. Boz Burrell Bas gitarıyla ‘Formentera Lady’ parçasını caz’a dönüştürür. Çok beklemezsiniz Robert Fripp gitarıyla eski çağ, masallar dünyasına götürür. 5 dakikalık giriş bölümünden sonra grubun tüm üyeleri gerçek olarak bir progresif rock resitali sunarlar. Müzik nasıl yapılıra en iyi örnek, ‘Formentera Lady’ parçasıdır.

‘Sailor's Tale’ ve ‘The Letters’ 1975 öncesi efsane King Crimson’ın elinden çıkan bütün parçalar gibi yerlerini o efsane parçalar arasına almıştır. ‘The Letters’ 2 yıl önceki, 1969 yılı, King Crimson’ından çok ta farklı olmadığını gösteriyor.

‘Ladies Of The Road’ albümün en melodic parçası. İlk kez dinleyecekler için kolay bir parça. Ve Kİng Crimson 1975 öncesi müziğini anlamak için ideal bir parça. Biraz Beatlesvari bir parça. Güzeldir.

‘Prelude: Song Of The Gulls’ kısa bir parça gibi gözüküyor olmasına rağmen, müzikal işçiliği son derece yüksek. Avantgarde mantığıyla klasik müzik böyle oluyor. Misafir müzisyenlerin katkıları bu parçada daha yoğun bir şekilde görülüyor.

‘Islands’, albüme ismini veren parça. Boz Burrell’in melankolik vokali ve Keith Tippet’ın piyanosu, bizi albüm kapağında ki Nebula’nın içinde kaybolduğumuzu mu anlatıyor, bilmiyorum. Ancak ‘Islands’ parçası progresif rock ürünleri arasında en melankolik olanı. 12 dakika, belki size uzun gelebilir, bana ise çok kısa geliyor. ‘Islands’ gibi bir parça 12 dakika ile son bulmamalı. Ve Mel Collins Saksonu’nu evrenin sonuna kadar çalabilmeli. Ben, usanmam dinlerim.

Ve albüm biter…

Birayı bitirip şaraba başladığım andan itibaren albüm bitti. Ne yapalım, tekrara tekrar dinleyelim mi?. Sizi bilmem ama ben tekrardan 3. kez dinleyeceğim, bu akşam.

King Crimson – Islands 1971

1. Formentera Lady (10:14)
2. Sailor's Tale (7:21)
3. The Letters (4:26)
4. Ladies Of The Road (5:28)
5. Prelude: Song Of The Gulls (4:14)
6. Islands (11:51)
7. Untitled (hidden track, begins one minute after Islands ends) 1:36

- Robert Fripp / Gitar, Mellotron, Pedal Harmonyum (6)
- Mel Collins /Flüt, Bas Flüt (6), Saksafonlar, Geri Vokal
- Raymond "Boz" Burrell / Bas Gitar, Vokal
- Ian Wallace / Davul, Perküsyon, Geri Vokal
- Peter Sinfield / şarkı sözleri

********
- Paulina Lucas / Soprano vokal (1)
- Keith Tippet / Piyano
- Robin Miller / Obua
- Mark Charig / Kornet
- Harry Miller / Kontrbas (1,6)