Eklektik Progresif Rock
King Crimson grubu, ilk albümü ‘In the Court of the Crimson King’ ile progresif rock’ın babası olarak anılır. Progresif sözcüğü ile deneysel sözcüğünü birbirine karıştırmamak gerekiyor. Deneysellik hemen hemen bütün rock türlerinde vardır, özellikle solo ve doğaçlamalar kısmında. Progresif ise ilericidir. Sözcüğün karşılığı da ilerici demektir. Progresif rock grupları yeni türler, tarzlar, akımlar ortaya çıkarır. King Crimson grubunun ilk albümü de bu yüzden deneysel (Experimental) değil, ilerici yani progresif’tir. Kendilerine neredeyse 50 yıl geçmesine rağmen hala yeni öğrenciler bulabilmektedirler. 70’li yıllardaki İtalyan progresif rock gruplarından PFM ve günümüzden Kamaro King Crimson takipçilerinden bazı ciddi gruplardır.
Father of Progressive Rock.
Progresif rock’ın babası.
Progresif rock’ta diğer müzik türlerinde olduğu gibi belli bir şablon üzerinden müzik yapılmıyor. Bir heavy metal parçasını ya da blues’u yada rock’n roll’u hemen ayırt edebilirsiniz. Progresif rock’ı tanımlamaya kalkınca işler biraz zorlaşıyor. Misal enstrümanlarla doğaçlama yapınca progresif rock yapılmış olunmuyor. Uzun gitar soloları ya da klavye sololarıyla da olmuyor. O yüzden progresif rock, diğer müzik türlerinden ayrılıp farklı bir şekilde kategorilendirilmelidir. ‘In the Court of the Crimson King’ zor bir albüm. Albüm hakkında bir şeyler yazılması zor olduğu kadar eleştirilmesi de zor. Dinlemesi ya da anlaşılmasından bahsetmiyorum bile.
Devlet, disiplinli bir yaşam gerektirir. Bir ideoloji değildir. Yargı düzenini koruduğu, halkın ihtiyaçlarını karşıladığı ve sorunlarını çözebildiği sürece bir devletten bahsedebiliriz. Bu yüzden devlet disiplin ile var olabilir. Disiplinli hayat ise medeniyetin kendisidir. King Crimson gitaristi ve sonrasında her şeyi olacak olan Robert Fripp’in disipline olan hayranlığı daha sonra bir albüm yapmasını da sağlayacaktır. Disiplin hayatımızı düzene sokarken aynı zamanda bizi medeni de yapar. King Crimson müziği günümüzün medeniyet müziğidir.
Albümün bu kadar başarılı ve unutulmaz oluşunda en çok payı olan kişi kuşkusuz Ian McDonald. Saksafon, flüt, klarnet, org gibi enstrümanlarla her parçada en çok onun sesini duyarsınız. Yetmez, bütün parçaların yazımında Ian McDonald vardır.

Yine albümde müzisyen olarak değil de söz yazarı olarak bulunan şair Peter Sinfield var. Yazdığı sözlerle bütün parçalara şiirsellik katmış. Peter Sinfield daha sonra King Crimson grubu ile çalışmayı bırakır, İtalya’ya gider, PFM grubuyla çalışmaya başlar.
Bundan birkaç yıl önce de BBC’nin hazırladığı progresif rock belgeselinde en çok görünen ve konuşan kişiydi.
‘21st Century Schizoid Man’ avant-garde temelinde yazılmış bir parça. Robert Fripp’in hiçbir rock solosuna benzemeyen çırtlak gitar solosu, 1969 yılında daha sonra oluşacak olan progresif rock sololarına ilham olmuş. Ian McDonald saksafonu ile serbest cazın (free jazz) sonraki yıllarda progresif rock’ta ne kadar önemli olacağına resmen imza atmış. Özellikle eklektik progresif rock yapan gruplarda.
Greg Lake vokal hattı ile niyeyse bana MC5 grubunun vokallerini hatırlatıyor. Sadece bu parçada. Sözleri hiçbir kimseyi, devleti, politikacıyı belirtmeden 21. Yüzyılımızın insanını anlatıyor. Hem de çok çok kısa olan sözleriyle. ‘21st Century Schizoid Man’ progresif rock tarihinin en önemli parçalarının başında geliyor.
‘I Talk to the Wind’ Ian McDonald şaheseri şair Peter Sinfield’in sözleriyle albümdeki en yumuşak parça. Ian McDonald’ın flütü parçada baştan sona hakim.
‘Epitaph’ King Crimson grubunu hiç dinlememiş olanlar için bile hatırlayabileceği bir parça.
'Epitaph’, insanlık için bir kitabe, bir ağıt. Parçanın melodik yapısına aldanarak aşk, sevgi üzerine bir parça olduğuna aldanmayın. ‘Epitaph’ günümüz insanlığının draması. Ian McDonald bu sefer saksafon ve flütü bırakıp orgun başına geçiyor. King Crimson’ın efsane parçasının bütün müzikal yapısı Ian McDonald’a ait. Greg Lake, vokaliyle bu parçada daha sonra müzik yapacağı ELP üçlüsü için adeta prova yapmış. ELP üçlüsüyle yaptığı ‘From the beginning’ ve ‘Lucy Man’ parçalarından çok daha iyi.
‘Moonchild’ Greg Lake’in kadife sesi, melankolik bas gitarı ve Michael Giles’in perküsyonu ve Robert Fripp’in eksantrik gitar tınılarıyla başlıyor. 2 dakika kadar yumuşak bir şekilde giden parça sonrasında doğaçlama kısmına geçiyor. Albümdeki diğer parçalara göre biraz daha geri planda duruyor gibi görünse de parçanın ortasındaki Robert Fripp’in gitar doğaçlamasını duymadan King Crimson müziğini anlamak bir hayli zor.
‘The Court of the Crimson King’ hem albüme hem de gruba ismini veren bir parça. Albümde dinlenen 3 parçadan sonra tekrar 1. parçanın müzikal yapısına döndürüyor dinleyen kişiyi. Melankolik, depresif parçalardan sonra tekrar soyutlamalarla politik mesajlar almaya başlıyoruz. ‘The Court of the Crimson King’ parçası da ‘I Talk to the Wind’ parçası gibi bir Ian McDonald şaheseri. Tabii ki şair Peter Sinfield’in sözleriyle.
Ortaçağın ayrık insanları ile günümüzün ayrık insanları arasında ne fark vardır. Hiçbir fark yoktur. Sahip olduğumuz düşüncelerimizle ortaçağın cadıları, büyücüleriyiz. Günümüzün ortaçağ despotlarınca yargılanacak mıyız, elbette yargılanacağız Kızıl Kralın mahkemesinde.
Olur ya, King Crimson parçalarını dinlemeye kalkarsınız, sakın ola başka grupların cover parçalarını dinlemeyin. Sanki King Crimson’ın cenaze müziğini çalıyorlar.
King Crimson grubunu kendisinden dinleyin.
1. 21st Century Schizoid Man (Fripp, McDonald, Lake, Giles, Sinfield) (7:21)
2. I Talk to the Wind (McDonald, Sinfield) (6:05)
3. Epitaph (Fripp, McDonald, Lake, Giles, Sinfield) (8:47)
4. Moonchild (Fripp, McDonald, Lake, Giles, Sinfield) (12:13)
5. The Court of the Crimson King (McDonald, Sinfield) (9:25)
Süre : 43:45
- Greg Lake / Vokal, Bas Gitar
- Robert Fripp / Elektrik Gitar, Akustik Gitar
- Ian McDonald / Saksafon, Flüt, Klarnet, Vibrafon, Klavsen, Piyano, Org, Mellotron, Geri Vokal
- Michael Giles / Davul, Perküsyon, Geri Vokal
- Peter Sinfield / Söz ve Fikir
- Barry Godber / Kapak Resmi




