Bu Blogda Ara

1973 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1973 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2019 Salı

Carmen - Fandangos in Space 1973


                       
David Allen ve kızkardeşinin öncülüğünde kurulan Carmen grubunun flamenko müziğini kullanmaları Allen ve kardeşinin ailesinin ispanyol resturantı işletmesinden kaynaklı. Babası ispanyol gitarı çalarken annesi ispanyol dansları yapan bir dansçıdır.

David Allen, kızkardeşiyle birlikte 1970 yılında grubu kurarlar. 1973 yılında İngiltere'ye gelirler. Daha sonraları Jethro Tull'da bas gitar çalacak olan John Glascock katılır. İlk albümleri aynı yıl çıkar. (David Allen, herkesin bildiği Avustralya'lı ve Gong efsanesinin gitaristi ile aynı kişi değildir. Aynı isim olması nedeniyle belirtmekte fayda var.)

'Fandangos in Space', ispanyol flamenko müziği ve ispanyol halk müziklerini temel alarak ortaya çıkmış bir albüm. Daha önceleri dinlememe rağmen aklımda kalmayan ama Triana ve Cai ile tanımaya başladığım Andulus rock (endülüs) ile pek bir benzerliği yok.

Triana, Cai gibi gruplar ispanyol halk müziğini kullanırken arap ve akdeniz ezgilerini de katmışlardı. Özellikle cazı kullanmaları Andalus rock'ın tanımı için benim temel aldığım bir kıstas haline geldi. O yüzden Carmen grubunun yaptığı müziği Andalus rock içinde değerlendiremem.

Carmen grubu ispanyol halk müzikleri haricinde ingiliz tarzı halk ezgilerini de kullanıyor. Jethro Tull vokalleri özellikle dikkati çekerken Lindisfarne ezgilerinin de etkileri abartı olmasa da kendisini hissettiriyor. Albüm ve grup için ingiliz stiliyle ispanyol müziği denebilir.

Albüme gelirsek, 40 dakikalık sürede eğer halk müziğinden hoşlanıyorsanız zevk alacağınız kesin. Halk müziklerinden hoşlanmıyorsanız yine zevk alacağınız kesin çünkü yukarıda Jethro Tull benzerliği var derken aynı zamanda mellotron kullanımı ve David Allen'in kızkardeşi Angela'nın vokali olduğu bölümlerde Curved Air etkisi var.

Curved Air grubu da albümlerinde halk ezgilerini kullanırken benzer atmosferler ortaya çıkıyordu. Carmen grubunda da ingiliz etkisi yeterince mevcut.

Albümdeki parçalar ingilizce ve ispanyolca olarak yazılmış, o yüzden parçalar arasında hem sözler hem de yapı olarak bir benzerlik söz konusu değil. Bu aynı zamanda parçaların bir şablona oturtulmadığı anlamına da gelir. Dolayısıyla grup kendisini tekrar etmiyor.

Carmen bilindik gruplar arasında olmaması ve yaptıkları müziğin devamını getirici yani örnek alınması gereken gruplardan olmaması nedeniyle kıyıda köşede kalmış bir grup. Yine de 70'lerin yaratıcılığını görmek isteyenlerin kesinlikle dinlemesi gereken albümlere sahip. 'Fandangos in Space' albümü de grubun güzel bir çalışması.

1. Bulerias (4.18)
. Cante
. Baille
. Reprise
2. Bullfight (3.39)
3. Stepping Stone (2.45)
4. Sailor Song (4.54)
5. Lonely House (2.58)
6. Por Tarantos (1.44)
7. Looking Outside (My window) (5.10)
. Theme
. Zorongo
. Finale
8. Tales Of Spain (3.32)
9. Retirando (2.13)
10. Fandangos (4.33)
11. Reprise (2.05)

Süre : 40.53

David Allen / Vokal, Elektrik Gitar, Flamenko Gitar
Roberto Amaral / Vokal, Vibrafon,
Angela Allen / Vokal, Mellotron, Synth (ses düzenleyicisi)
John Glascock / Vokal, Bas Gitar, Bas Pedal
Paul Fenton / Davul, Perküsyon

12 Aralık 2018 Çarşamba

Il Balletto di Bronzo - YS 1973




Gianni Leone, rock ve progresif dünyada pek popüler olmasa da, özellikle İtalya'da prog kuşağı tarafından çok bilinen bir isimdir. 1967'de müzik hayatına başlayan Gianni Leone, 1970'de Sirio 2222 adında ilk albümünü çıkartır. Yine aynı grubun farklı bir ad almasıyla, Il Balletto di Bronzo, 1973 yılında ikinci albümünü çıkartır. Sonrasında konserlere devam ederler ama ancak Gianni Leone, 1976'da ABD'ye gider ve daha önce ürettiği parçaları bir albüm adı altında toplar. Gianni Leone'yi Leo Nero adlı albümüyle bir kaç ay önce yazmıştım. Özellikle Gianni Leone ile başladım çünkü Gianni Leone'nin kendisi böyle mükemmel ötesi bir albümün çıkmasına neden olmuştur.

Il Balletto di Bronzo, 'Sirio 2222' albümüyle en iyi 100 İtalyan rock albümü arasında yer almıştır. Müzikal anlayışlarında kesin bir dönüşüm olmuştur bir yıl içinde, Gianni Leone sayesindedir, ve italyan progresif rock albümlerinin arasında en doyumsuz olanlarından 'YS' ortaya çıkmıştır.

Albümdeki mellotron kullanımı öyle kaotik ve melankoliktir ki ilk başlarda, kısmen bir yıl önce çıkan bir başka italyan grup, Museo Rosenbach'ı anımsatır. Hatta 3'lü kadın vokallerin tiyatrol sesleri de Il Rovescio Della Medaglia grubunu kısmen anımsatır. Ama albümün başından sonuna kadar klavyelerin başından kalkmayan ve vokaliyle Gianni Leone albümün en yaratıcı noktasıdır.

Açılış parçası 'Introduzione' kaotik, karmaşık yapısı ve Gianni Leone'nin Keith Emersonvari barok stili klavye kullanımıyla albümde en dikkat çekici parçadır. Özellikle 5. dakikadan sonra çalmaya başlayan ikili klavye (iki tuşlu enstrümanı da Gianni Leone aynı anda çalar) o kadar mükemmeldir ki; davul ve gitarlarla birlikte progresif rock'ın doruğuna ulaşır. 11. dakikadan sonra aynı kaotik yapı devam eder, Museo Rosenbach'ın 'Zarathustra' albümüne en çok burada benzemektedir. Parça başladığı gibi tiyatrol vokallerin yardımıyla yine aynı kaotik biçimde biter.

Ardından gelen 3 parçada kısadır ama ilk parçadaki kadar kaotik bir atmosfere sahiptir. Özellikle rüzgar sesi veren klavye ve aralara eklenen folkik ve klasik müzik sesleri ile açılış parçasındaki avantgard hava devam eder.


Bir nevi kapanış parçası olan 'Epilogo' ise diğer parçalardan biraz daha farklıdır. Klasik müziğe benzer bir altyapıya sahip parça devam etmeye başladıkça saykodelik bir hal almaya başlar. Sonlarında ise krautrock tarzı elektronik seslere bırakır. Ve yine özellikle Gianni Leone'nin klavye kullanımı yine ortaya çıkar. Minimalist dokunmalarla albümü dramatik bir sona ulaştırır. Albümün sonu başladığı gibi tiyatral vokallerle son bulur.

1990'lı yıllarda albümün tekrar basımında albüme iki parça daha eklenir. Bu yazıyı yazarken bir tanesini dinlediğim için onu'da ekledim. Değinmeden geçemem. 'La Tua Casa Comoda' albüme sonradan eklenen parçalardan biri. Kendi düşüncem bu şekilde kısa parçalarla devam etseydi grup, italyanın değil, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi gruplarından biri haline gelirdi.

Parçadaki bütün enstrümanlar mükemmel bir şekilde kullanılıyor. Gianni Leone'yi klavye kullanımından dolayı hayranım ama bu parçadaki bas gitarın durumu parçayı bambaşka yerlere götürüyor.

Bu parçayı YES grubu yapmış olsaydı, sanırım YES'in en bilinen parçalarından biri olurdu.

Il Balletto di Bronzo; grup olarak varlığıyla ve yaptıkları başyapıtlık bu albümüyle progresif rock'ın
bilinmesi gereken en önemli gruplarından biridir.


1. Introduzione (15.11)
2. Primo Incontro (3.27)
3. Secondo Incontro (3.06)
4. Terzo Incontro (4.33)
5. Epilogo (11.30)

6. La Tua Casa Comoda (3.45)

Süre : 37.47

Lino Ajello/ Elektrik Gitar
Gianni Leone / Vokal, Piyano, Hammond Org, Moog, Mellotron, Spinet Piyano, Celesta Piyano
Vito Manzari / Bas Gitar
Giancarlo Stringa / Davul

Konuklar

Giusy Romeo / Geri Vokal (1)
Rosanna Baldassari / Geri Vokal (1)
Flavia Baldassari / Geri Vokal (1)

28 Mart 2018 Çarşamba

Campo di Marte - Campo di Marte 1973


                              

Campo di Marte, italyan progresif rock'ının en çok ürünler verdiği bir dönemde ortaya çıkan bir grup. Maalesef ki dönemin bir çok grubu gibi ticari kaygılar sebebiyle ömürleri yalnız bir albüm yapmaya yetmiştir. Aslında albüm sonrası ikinci albümü de hazırlamışlardır ama o ticari kaygı, yani satamama sorunu nedeniyle kaydı bile yapılmamıştır.

Konsept(albüm bir hikaye anlatıyor) niteliğindeki albüm 20 yaşındaki gitarist Enrico Rosa tarafından yazılıyor. Albüm konusu ise mutlu mesut, huzurlu yaşayan bir toplumun savaşın yıkıcı sıcaklığıyla tanışmasını ve içine düştüğü travmayı anlatıyor. Bir nevi savaş karşıtlığını ortaya çıkıyor.

Savaş karşıtlığı nedeniyle albüm adı gibi grubun adı da 'Savaş Alanı' yada 'Savaş Arenası' anlamında Campo Di Marte koyuluyor. Aslında burada savaşın türkçe anlamı olan Guerra değil de, latin mitolojisindeki savaş tanrısı Mars (Marte) kullanılıyor. Parçalar ise birinci, ikinci zaman diye 7 bölümden oluşuyor.

Parçalar, kimi zaman dönemin sert rock'ına benzerlik gösteriyor olsa da, genel olarak 70'lerin klasikleşmiş bir çok italyan gruplarının kullandığı folkik, cazımsı, akustik ve klasik müzik seslerini içinde barındırıyor. Albümü dinlerken Museo Rosenbach, PFM, Maxophone, Il Rovescio Della Medaglia gibi italyan progresif rock'ının öne çıkmış gruplarının hatta efsane gruplardan Moody Blues'un bile bazı seslerini duyabilirsiniz.

Kısacası klasik progresif rock da (özellikle italyan prgoresif rock) ne aramak isterseniz, hepsi var.

Grup, bu ilk albümden bir süre sonra dağılıyor, grup üyeleri ise başka gruplarda müzik yapmaya devam ediyorlar. 2003 yılında ise 1972'deki konser kayıtlarıyla birlikte bir albüm daha çıkartıyorlar. Ancak bu yeni albüm sonrasının da devamı gelmiyor.

Campo di Marte, progresif rock dünyasında bir çok grup gibi, tek albümüyle rock müzik de nasıl yaratıcı olunabileceğini güzel bir şekilde ortaya koyuyor.

Günümüz progresif rock yaptığını söyleyen gruplara ilham olması dileği ile.

1. Primo Tempo (8:10)
2. Secundo Tempo (3:20)
3. Terzo Tempo (6:20)
4. Quarto Tempo (3:15)
5. Quinto Tempo (5:58)
6. Sesto Tempo (5:12)
7. Settimo Tempo (8:28)

Total Time: 40:43

- Enrico Rosa / Elektrik & Akustik Gitar, Mellotron, Vokal
- Alfredo Barducci / Fransız Boynuz, Flüt, Piyano, Org, Clavioline(Bir Çeşit Klavye), Vokal
- Paul Richard (aka Richard Ursillo) / Bas Gitar, Vokal
- Carlo Felice Marcovecchio / Davul, Bongo, Vokal
- Mauro Sarti / Davul, Bongo, Flüt, Vokal

22 Şubat 2018 Perşembe

Wallenstein - Cosmic Century 1973



Wallenstein, 70'lerin Almanya'sının krautrock'ının popüler olduğu dönemde müzik yapmış bir grup. Kendi ülkesinin alışıldık müzikal atmosferi yerine aynı dönem İngiltere'sinde yapılan progresif rock parçalarının atmosferinde albümler ortaya çıkartmıştır. Daha önce de bazı yazılarda da kullanmışımdır, 70'lerde ki grupların yaptıkları müziklerin benzerliğini; bunlar genelde dediğim gibi benzer olur, ancak kopya yada esinlenme gibi sözlerle bu grupların müziklerini anlayamayız.

Açılış parçası; 'The Symphonic Rock Orchestra', adından da anlaşılacağı gibi senfonik bir müzik ancak 3 bölüm olan parça daha çok eklektik bir yapıya sahip. Parçanın başlangıcı İngiliz grup Renaissance müziğine benzerken, devam eden bölümlerin kimi yerinde Moody Blues'un popvari (halk müziği ezgili) müziği, kimi yerinde de dönemin ağır saykodelik müziğine benzemektedir. 21 küsür dakikalık senfonik rock orkestrası parçası dönemin rock anlayışının bir nevi özeti gibi duruyor. Muhteşem, görkemli yahut başyappıtlık bir parça değil belki ama progresif rock dendiğinde güzel bir örnek oluşturuyor.

Açılış parçasında ki eklektik yapı, devamında, (ve diğerlerinde de gösteriyor) 'The Marvellous Child' parçasında da gösteriyor. Pink Floyd'un 'Echoes' efsanesinde ki ağır saykodelik hava, burada klavyelerin ve synth'in daha yaratıcı kullanımıyla dinleyene farklı bir zevk veriyor. 'Echoes' kadar uzun ve şiirsel sözleri yok ama dinlerken saykodelik seslerin senfonik bileşimininin tadını çıkarıyorsunuz.

'Song Of Wire' parçası da bir önceki gibi 'Echoes' parçasının bir yansıması gibi. Saykodelik atmosferde dokunaklı sözler söylediğini varsaydığım bölüm ve sonuna doğru hissedilmeye başlanan gitar solosu çoşturacak hissi veriyor ancak o hissedilen gitar solosu gelmiyor.

'The Cosmic Couriers Meet South Philly Willy' ile rock'ın temeli olan blues'a dönüp, bir kaç yıl sonra Lynrd Skynyrd tarafından bir rock efsanesi olacak olan 'Free Bird''ün öncülüğünü yapıyor. 'Free Bird' parçasının 1976-7 yılında yazıldığını anımsıyorum, belki de grup Wallenstein'ın bu 3 parçasından etkilenmiştir yada tamamen tesadüftür, bilemedim. Her halükarde 'Free Bird' parçası kadar haz veriyor.

Wallenstein, dönemin yani 70'lerin Almanya'sında Grobshnitt, Novalis yada Triumvirat (Pell Mell de var ama o çok farklı) kadar popüler yada akılda kalıcı olamadı ama 75 öncesi ve dolayısıyla bu albümüyle anımsanmayı, dinlenmeyi hak ediyor. Daha doğrusu 'Cosmic Century' progresif rock neydi sorusuna cevap niteliğinde güzel albüm olduğunu anımsattırıyor.

The Symphonic Rock Orchestra:
1. Rory Blanchford (9.25)
2. Grand Piano (2.11)
3. Silver Arms (9.40)
-
4. The Marvellous Child (6.10)
5. Song Of Wire (7.46)
6. The Cosmic Couriers Meet South Philly Willy (7.24)

Süre : 42.36

Bill Barone / Elektrik Gitar
Jürgen Dollase / Grand Piyano, Mellotron, Synth (ses düzenleyicisi), Vokal, Yapımcı
Joachim Reiser / Keman
Dieter Meier / Bas Gitar
Harald Grobkopf / Davul, Perküsyon

Konuklar
Rolf Dollase / Flüt
Torpid Little Hamlet Korosu / Koro

4 Ekim 2017 Çarşamba

Samla Mammas Manna - Maltid 1973


                     

İsveç'ten çıkan ancak bir türlü hatırlanmayan progresif rock'ın ender güzellikte müzik yapan gruplarından biri, Samla Mammas Manna. 1970'lerin başında başladıkları müzik hayatına 80'lere kadar devam ettiler, hatta yıllar sonra tekrar biraraya gelip, yeni albüm de çıkardılar. Ancak 70'lerde yaptıkları albümlerin havası, atmosferi 80'ler sonrasında yok denecek kadar azdı.

Eğer Samla Mammas Manna grubu hatırlanacaksa, 70'li yıllardaki albümleriyle hatırlanmalıdır. O halde şöyle bir soruda sorulabilir; Samla Mammas Manna, niye hatırlanmalıdır?

Cevabı; Samla Mammas Manna, dönemin popüler olmayan, müziğin tamamen deneyselliğe dayandığı türleri ustalıkla biraraya getiren ve dinlerken zevk veren bir grup. Nedir bu deneysel müzik türleri derseniz, birincisi saykodelik rock derim. Öyle güzel ve hissedilmeyecek şekilde saykodelik rock'ı yaptıkları müziğe enjekte etmişler ki, etkisini hissedemiyorsunuz bile.

İkincisi avantgard ve caz müzik. Hem piyano'da, hem gitar'da hem de davul'da etkisini fazlasıyla hissediyorsunuz. İlk dinlediğimde saykodelik caz diye tanımlamıştım, en azından aklımda öyle bir şey oluşmuştu ama daha sonra tekrar tekrar dinlediğimde caz'ın özgünlüğünü ve avantgard'ın öncülüğünü daha net bir şekilde gördüm.

'Maltid' albümü Samla Mammas Manna'nın ikinci ve diğer albümleriyle birlikte en önde olan albümü. İlk albümlerindeki Frank Zappa ve Gentle Giant benzeri sıradışı müzik anlayışlarının bu ikinci albümde daha da üst düzeye çıkararak, 70'lerin avantgard progresif rock'ın en kaliteli albümlerinden birine imza attılar.

Albümdeki favori parçam, elbetteki giriş parçası 'Dundrets Fröjder'. Giriş kısmı senfonik ve folk ezgileriyle başlasa da parçanın sonlarına doğru saykodelik-caz gitar solosunun bana verdiği zevki ancak dönemin bazı ciddi grupları verebilir. YES, King Crimson, Gentle Giant gibi gruplardan bahsediyorum tabii ki burada.

Diğer parçarlarda ilk parçadaki gibi caz-avantgard atmosferiyle devam ediyor. Yer yer Gentle Giant yaratıcılığı gösterse de, hatta yer yer Zappa müziğine benziyor olsa da, Samla Mammas Manna bunlardan daha farklı bir havaya bürünebiliyor. Grup, bu ikinci albümüyle ne kadar kaliteli rock yapılabileceğini gösteriyor ve devam albümlerini de arkasından getiriyorlar.

Benim ikinci albümden başlamamdaki neden ise, yıllar önce bir arkadaşın tavsiyesi ile tanışıp, sadece bu albümle bütün gece içmiş olmamdır.

1. Dundrets Fröjder (10.43)
2. Oförutsedd Fçrlossning (3.10)
3. Den Aterupplivade Laten (5.53)
4. Folkvisa I Morse (2.07)
5. Syster System (2.27)
6. Tarningen (3.33)
7. Svackorpoangen (3.11)
8. Minareten (8.21)
9. Vaerelseds Tilbud (2.26)

Süre : 41.51

Coste Apetrea / Elektrik Gitar, Vokal
Lasse Hollmer / Akustik & Elektrik Piyano, Vokal
Lars Krantz / Bas Gitar, Vokal
Hasse Bruniusson / Davul, Perküsyon, Vokal

30 Eylül 2017 Cumartesi

Eloy - Inside 1973




Almanya'dan çıkan ve progresif rock'a farklı bir yönden bakan Eloy, döneminin Alman gruplarından bir hayli farklıydı. İlk albümlerindeki saykodelik beat havasından sıyrılıp daha sofistike (karmaşık anlamında kullanıyorum) bir albüm olan, 'Inside' ile başladılar. Bu sofistike albümler bundan sonrada 80'lere kadar devam etti.

Bir yıl önce yazdığım Eloy'un iki albümünde Eloy Pink Floyd tartışmasına girmeyeceğim. Merak eden 'Ocean' ve 'Dawn' albümleri yazılarıma bakabilir.

Benim burada 'Inside' ilgili belirttmek istediğim bundan sonraki Eloy albümlerinden bir hayli farklı olduğu. Saykodelik sesler uzay rock sesleriyle içiçe geçmesi, aksak ritimli davullar, vokal çığlıkları ve kaotik müzikal atmosfer, Eloy'un ilk bu albümünde ortaya çıkıyor ve sonraki bir çok albümüne de kaynak oluyor.

Şöyle de söyleyebilirim; 'Inside' albümü bundan sonraki Eloy albümlerine öncü (avantgard değil) olacaktır.

'Land Of No Body', 17 dakikalık bir progresif rock şaheseri. Saykodelik ve karanlık bir atmosferle açılan parça devamında dönemin hard rockvari seslerinin saykodelik-uzay rock ile içiçe geçiyor. Sonrasında ise melodik yapısıyla dinleyeni başka dünyalara götüren uzaylık sesler ve org soloları önünüze geliyor. Son bölümlere geldiğiniz zaman karşınıza Iron Butterfly, Pink Floyd tarzı saykodelik patlamalar çıkıyor. 60'larda ve 70'lerde rock müzisyenleri ve dinleyicileri tarafından bolca kullanılan zihin açıcı LSD'lik atmosfer. Bu kısımdaki org soloları bana Moğollar grubundan Murat Ses org sololarını anımsatıyor.

'Land Of No Body', progresif rock'ın zevkini çıkarabileceğiniz mükemmel ötesi Eloy parçasıdır.

'Inside' parçası da ilk parça gibi karanlık bir atmosfere sahip ama vokal daha çok ön planda. Aynı zamanda parça yapı olarak dönemin ağır saykodelik rock gruplarının atmosferine sahip. Sanırım o dönemki saykodelik müziğe daha fazla ağırlık verdikleri için, parça albümün ismi oldu. Yoksa albümleki diğer parçalardan daha zayıf.

'Future City', Eloy'un bu albümünde değil, bir çok albümünde en özgün parça. 'Future City' parçasına benzer bir parçayı Eloy'un diğer albümlerinde bulmanız bir hayli zor. Jethro Tull benzeri folk-blues karışımı bir müzikal atmosfer ile başlıyor. Devamında da yine Jethro Tull tarzı blues solosuyla devam ediyor.

Böyle kendine özgü olan bir parça albümün ismi olmaya daha çok yakışırdı. Dönemin Eloy'u bu iki parçaya bakarak, tercihlerini karşılaştırarak daha rahat anlaşılır sanırım.

Albümün sonuna koydukları 'Up And Down' parçası Eloy'un müzikal yönünü tam olarak açıklıyor. Ağır ağır ilerleyen ritimlerle org ve yankılanan, derinlerden gelen vokaller; bundan sonraki bir çok Eloy klasiğinde yer buluyor.

Bu parçayı yıllar sonra albümü tekrar dinlemeye başladığımda başka bir grubu anımsattırmıştı bana. Şimdi yazarken aklıma geldi. Benzettiğim grup yine başka bir alman progresif rock grubu, Ramses. Ramses grubu tam da Eloy'un 'Up And Down' parçası gibi ağır ağır ilerliyor.

Eloy öncülük yaparken kastım buydu.


Progresif rock'ın yaşayan gerçek efsanelerinden Eloy'un bu ilk albümü(aslında ikinci albüm), Eloy müziğini dinlemek için ideal albümlerin başında geliyor. 'Ocean', 'Dawn' gibi klasiklerin yanında asla sırıtmayacak bir albüm.

Yaşayan efsanelerinden dedim çünkü bir kaç ay önce Eloy yeni bir albüm daha çıkardı.70'li yaşlarında olmalarına rağmen rock müziğe yenilik getirmekten, öncülük etmekten geri durmamışlar yeni albümde de. Kendisini sürekli tekrarlayan gruplardan olmadığını bir kez daha göstermişler.

1. Land Of No Body (17.14)
2. Inside (6.35)
3. Future City (5.35)
4. Up And Down (8.23)

Süre : 37.58

Frank Bornemann / Gitar, Vokal, Perküsyon
Manfred Wieczorke / Org, Gitar, Perküsyon, Vokal
Wolfgang Stöcker / Bas Gitar
Frit Randow / Davul, Perküsyon, Akustik Gitar, Flüt

Kapak Tasarımı : Roberto Patelli



31 Temmuz 2017 Pazartesi

Mazhar ve Fuat - Türküz Türkü Çağırırız 1973







MFÖ, Türk rock müziğin en özgün müziklerini yapan grupların başında geliyor. M.F.Ö. dediğiniz anda karşınızdaki ezberinden yada sadece parçanın ismiyle mutlaka bir parçasını söyleyebiliyor.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Vangelis - Earth 1973



                     
Sadece rock müziğin değil, son 50 yılın popüler müziğin en yaratıcı isimlerinden birisi Vangelis. İsmi yabancı gelebilir belki ama mutlaka bir parçasını dinlemişsinizdir. Hiç değilse 70'lerin Türk sinemasından hatırlarsınız. Bir çok Türk drama filminde Vangelis parçaları kullanılmıştır.

19 Haziran 2017 Pazartesi

Jane - Here We Are 1973




Jane, kimine göre krautrock kimine göre hard rock'a yakın türde müzik yapan Alman grup. Kimine göre de dönemin popüler müziği olan progresif rock gruplarından biri. Bana soracak olursanız, o üç türü de içinde barındırıyor hatta blues-rock esintilerini de bolca bulundurarak, kendi müziğini ortaya çıkartıyorlar.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Bruce Springsteen - The Wild, the Innocent & the E Street Shuffle 1973



Progresif rock'ın bir çok türü bulunuyor. Bunlar genel olarak müziğin kompozisyon yapısına bakılarak kategorilendiriliyor. Ancak bazı gruplar bu tanımlara uymasa da istisna durumlar sebebiyle progresif rock olarak değerlendiriliyor. Örnek olarak verebilceğim Wishbone Ash, Deep Purple gibi grublardır. Black Sabbath grubu da 70'lerin başlarında yaptıkları müzik progresif rock olarak değerlendiriliyor. Bir başka ilginçlikte Judas Priest'in ilk albümünün progresif rock olarak tarif edilmesi. Bu konuda haksız değiller.

7 Nisan 2017 Cuma

L'Uovo di Colombo - l'Uovo di Colombo 1973




Geçen yıl ilk yazmaya başladığımda italyanların üzerine de yazayım demiştim. Bildiğim belli başlı bütün bilinen gruplardan birer albüm yazarak buna baş ladım. Sonra bir ara 'dur bakayım bilmediğim grup var mı' diye bir araştırma yapınca önüme 'L'Uovo di Colombo'nun 1973 yılında ki tek albümü denk geldi. Hemen bulup indirdim. Akşam olunca da dinlemeye başladım.

6 Nisan 2017 Perşembe

Le Orme - Felona e Sorona 1973




Le Orme (ayak izi), İtalyan progresif rock'ının en çok bilinen ve önerilen üç grubundan birisi. Bu durumda 'Felona e Sorona' albümünün katkısı yadsınamayacak kadar çok.

1972 ve 1973, İtalyan progresif rock'ının muhteşem albümlerle dolu olduğu yıllardı. PFM ve Banco'dan önce müziğe başlayan Le Orme, beat ve saykedelik etkiler taşıyan albümlerden senfonik progresif'e güzel bir geçiş yaptı. Gerçi YES'in ve Genesis'in yönü de bu yönde olmuştu ama her iki grubun da kadrosu bir hayli kalabalıktı. Le Orme ise senfonik progresife geçişte en çok ELP'ye benziyordu.

'Felona e Sorona', birbirine zıt iki gezegenin hikâyesini anlatan bir konsept albüm. Mutlu ve neşeli Felona ile umutsuz ve karamsar Sorona arasındaki ilişki düalist bir şekilde anlatılıyor. VDGG grubundan Peter Hammill'in (benim için progresif rock'ın ozanlarından biridir) albümün İngilizce uyarlamasına katkısı da önemli.

Uzak bir gelecekte, bir gemiyle uzayın derinliklerine gidiyorsunuz ve karşınıza birbirine zıt iki gezegen çıkıyor. Birdenbire kendinizi iki gezegen arasında buluyorsunuz. Bence albümü dinlerken kendinizi böyle bir yolculukta hayal edin.
Albüm, 'Sospesi Nell'Incredibile' parçasıyla başlıyor. İki gezegen arasındaki ilişki kadar bu parça da kaotik. 'Sospesi Nell'Incredibile' parçası bana eklektik progresifin devleri VDGG ve King Crimson'ın parçalarını hatırlatıyor. Sürekli değişen temposu ve klavye düzenlemeleriyle beni en çok şaşırtan Le Orme parçalarından biri.

Devamında gelen parça ilk gezegen 'Felona' hakkında. Neşeli, mutlu insanların yaşadığı gezegende böyle neşeli bir parça olurdu.

'La Solitudine Di Chi Protegge Il Mondo' parçasındaki klavyeler ve synth, Felona gezegenine iniş yapıyormuşsunuz hissi veriyor.

'L'Equilbrio' bir önceki parçanın devamı niteliğinde. Sanki bir uzay konulu bilim kurgu filmi müziği. Antonio Pagliuca'nın synth ve klavye kullanımı gerçekten müthiş.

Sanki bir arabulucuymuşsunuz gibi 'Sorona' gezegenine gidiyorsunuz. Karamsar, umutsuz insanların yaşadığı Sorona'da da bu atmosfer müziğe yansıyor.

'Attesa Inerte' ile karamsarlığın, umutsuzluğun kol gezdiği gezegende dolaşmaya devam ediyorsunuz. Karşınızda  umutsuz bir şekilde hayatı bekleyen insanlar görüyorsunuz.

'Rittarto Di Un Mattino' ve 'All'infuori Del Tempo' ile Sorona gezegeninin durumunun değiştirilemeyeceğini iki parçadaki karamsar havayla yavaş yavaş anlıyorsunuz. İki parçayı birlikte ele aldım çünkü tema bakımından birbirlerini tamamlıyorlar. Tek parça olsaydı belki daha iyi olurdu.

Hiçbir sorunu çözemeyeceğinizi anlayıp gezegenden ayrıldığınız parça, 'Ritorno Al Nulla' (boşluğa yani uzaya geri dönüş). Synth ve klavyelerin yaratıcılığı bu son parçada yalnız kalmıyor. Davul ve perküsyon da bu yaratıcılığa muhteşem bir katkı sağlıyor. Daha doğrusu, benim için 'Ritorno Al Nulla', Le Orme'nin en güzel parçalarından biri'.

'Felona e Sorona', dinleyebileceğiniz en güzel konsept albümlerinden biri. Albüm, Le Orme'nin başyapıtlarından biri olduğu kadar İtalyan progresif rock'ının da başyapıtlarından biri. Aynı zamanda senfonik progresif rock'ın da.

'Felona e Sorona' albümünü dinlemeden, tanımadan ‘Progresif rock dinliyorum,’ demeyin.

1. Sospesi Nell'Incredibile (8.43)
2. Felona (1.58)
3. La Solitudine Di Chi Protegge Il Mondo (1.57)
4. L'Equilbrio (3.47)
5. Sorona (2.28)
6. Attesa Inerte (3.25)
7. Rittarto Di Un Mattino (3.29)
8. All'infuori Del Tempo (4.08)
9. Ritorno Al Nulla (3.34)

Süre : 33.39

Aldo Tagliapietra / Vokal, Bas Gitar, Gitar
Antonio Pagliuca / Klavyeler, Moog, Synth
Michi Dei Rossi / Davul, Perküsyon


20 Mart 2017 Pazartesi

Rick Wakeman - The Six Wives of Henry VIII 1973



Bir önceki yazımda 'Tubular Bells''in yaratıcısı, bir çok kişiye göre günümüzün müzik dehalarından biri Mike Oldfield'ın albümünü yazmıştım. Bu seferde YES'in en önemli müzisyenlerinden Rick Wakeman'ın ilk albümünü yazacağım.

18 Mart 2017 Cumartesi

Mike Oldfield - Tubular Bells - 1973




Bazı müzikler vardır zamanının ötesine geçen. Zamanın dışındadır bu tarz albümler. Hangi yılda yapıldığının da hiç bir önemi yoktur. Bu albümler genelde bir kategoriye sokulamazlar.

31 Ocak 2017 Salı

Curved Air -Air Cut 1973



Bugün John Wetton'un ölüm haberiyle uyandım. Ölümünün verdiği üzüntü neredeyse bütün günümü kapsadı. En sevdiğim rock müzisyenleri son bir kaç yıldır ayrılmaya başladı hayattan. Rock müziğin yaratıcıları, tanrıları yavaş yavaş gidiyor artık. Bir çok progresif rock hayranı gibi yanlış zamanda yaşıyoruz duygusu bende de fazlasıyla var.

John Wetton hakkında bir kaç gün içinde bir yazı yazarım sanırım. Bugün ki yazım ise bir kaç gündür tekrardan dinlediğim Curved Air'in 'Air Cut' albümü. Hem grup hem de albüm aslında John Wetton'a çok da uzak değil. Darryl Way'in ayrılmasıyla Curved Air grubuna katılan Eddie Jobson, 1973 yılında ki bu albümden bir kaç yıl sonra John Wetton ile U.K. grubunda  birlikte çalışacaklardır. Albümde dinlediğiniz yada dinleyeceğiniz piyano, org ve keman; Eddie Jobson tarafından çalınıyor. Aynı dediğim bir kaç yıl sonra ki U.K. albümlerinde olduğu gibi. Eddie Jobson daha sonra King Crimson konserlerinde de çalacaktır.

Gruptan ayrılan kemancı Darryl Way ise aynı yıl, 1973'de caz-rock albümü çıkarmıştır. Curved Air'in albümünü dinledikten sonra bir de ona göz atın derim.

Curved Air, tam anlamıyla klasik progresif rock gruplarından biri değildir. En azından günümüzde temel alınan gruplardan biri değil. Yine de kendi bildikleri müziği neredeyse 50 yıldır yaparlar. Birkaç ay önce Curved Air'in yeni albümü çıktı. 2014 yılında çıkardıkları kadar albüm kadar kendi müzikal anlayışlarını tekrar yansıttıklarından eminim.

Curved Air, müziğe başladıkları andan itibaren hard rock, folk rock, senfonik rock, caz rock ve tabii progresif rock'a bir çok örnek vermiştir. 'Air Cut' albümünde bu birden çok rock müzik türünü bir arada bulabilirsiniz.

Albüm 'The Purple Speed Queen' adlı hard rock benzer parça ile başlar. Gitar ve davul temelli olan parça Deep Purple parçalarını aratmayacak türden. Elektrik gitar solosu Ritchi'nin gitar sololarını da hafiften anımsattırıyor.

Devam parçası folk temelli, caz etkileri de gösteren 'Elfin Boy'. Sonja Kristina'nın vokali bir çok Curved Air parçasında olduğu gibi bütün enstrümanların önünde.

'Metamorphosis', beni Curved Air'e aşık ettiren parça. Onca yıl progresif rock dinlerim, her dinleyişimde tüylerimi ürperten nadir parçalardandır. Eddie Jobson'ın mükemmel piyanosu ile başlar. Eddie Jobson daha 17 yaşındadır ve Bach'ın barok tarzı piyanolarını aratmayacak duygu yoğunluğundadır. Jobson'ın piyano ve org'u sizi öyle alır bir yerlere götürür ki Sonja Kristina'nın şarkı şöyleyişi şiir dinletisi gibi gelir. Sonlarında çalmaya başlayan gitar ile YES'in evrenine girer gibi olursunuz. Sonuç; parça başladığı gibi biter ama hüzünlü değil, eğlencelidir. Jobson'ın bu parçadaki org kullanımı daha sonrasında bir çok progresif rock grubuna ilham olacaktır. Örneğin, Camel. (Not olarak; Eddie Jobson daha sonra ülkemizde kendisi değilde, 'Theme of Secrets' parçasıyla, müziği tanınacaktır)

Çok kısa olan 'World', biraz folk, biraz beat, biraz da avant-garde havasıyla aklıma Gentle Giant'ı (özellikle Jobson'ın kemanı) getiriyor. Çok kısa evet ama eğlenceli.

'Armin', 17 yaşında ki bir başka Eddie Jobson şaheseri. Tamamen enstrümental olan parça, keman ile nasıl rock yapılacağını gösteriyor. Eddie Jobson'ın çaldığı hemen hemen bütün bilinen grupları dinlemişimdir. Kendi albümlerinin tamamı olmasa da, bazılarını dinledim. Ancak ayağımı yerden kesen tek parçası, 'Armin' diyebilirim. Tabii sadece Jobson'ı övmekle bu parçayı anlatamayız. Davul, gitar ve bas'ın keman'a verdiği destek olağanüstü. Kanınıza öyle işliyor ki müzik, damarınızı kesseler rock müzik fışkırır.

'U.H.F.', güzel bir hard rock, canterbury ekolü karışımı ile başlıyor. Sonra, Eddie Jobson bunu kesiyor kemanıyla. Gürültü kesilince Jobson piyanoya geçiyor ve vokalde benim için Joan Baez'den daha yaratıcı ve güzel sese sahip Sonja mırıldanıyor biraz. Sonrası melodik senfonik yapısıyla kısa ama dinlemesi çok hoş bir müzik çalmaya başlıyor. Parça başladığı gibi hard rock, canterbury ekolü karışımı ile sona eriyor. Sadece parçanın orta kısmını kesip bambaşka bir parça yapabilirsiniz.

'Two-Three-Two', parçada Sonja Kristina yok. Curved Air'den ayrılıp Canterbury ekolünün Camel ile en önemli temsilcilerinden olan Caravan'a geçen Mike Wedgwood söylüyor parçayı. Hafif hard rock, hafif canterbury sesleri duyabilirsiniz. Bolca da rock'n roll sesleri. Benim için albüme gitmeyen tek parça. Kötü bir parça değil ama rock'n roll da dinlemeyi sevmiyorum.

'Easy', nasıl güzel bir parçadır, anlatılmaz sanırım. 2008'de işten ayrılmıştım. Yeni iş ararken can sıkıntısına rock bar'a gider içerdim(çalışırken de can sıkıntısı sebebiyle yine gidip içerdim). Gece 1 olup, bar kapanınca eve giderken 'Easy' parçasını ne kadar çok dinledim, hatırlamıyorum. 'Easy', benim kategorilendiremediğim parçalardan birisi. Bu durumu bir çok progresif rock parçasında yaşamışımdır. Hiçbir müziğe benzetemediğim parçalar o kadar çoktur ki, 'Easy' de onlardan birisi. Sanırım progresif rock (ilerici rock) tanımının en çok yakıştığı parçalardan birisi 'Easy'. Tam anlamıyla Rock parçası. Zaten progresif rock'ı rock'ın bir parçası olarak görmemişimdir. Progresif rock benim için rock müziğin temelidir.

Curved Air, kesinlikle pas geçilmeyecek gruplardan biri. Hatta dinlemeye başlayınca unutmayacağınız gruplardan birisi. Curved Air günümüzde de yeni albümler üretmeye devam ediyorlar. Tabii ki Sonja Kristina önderliğinde. Eski facebook hesabımda Sonja Kristina'da ekliydi. Kendisi, yaptığı ve önderlik ettiği müzik kadar güzel bir insan.

1. The Purple Speed Queen (1.32)
2. Elfin Boy (4.13)
3. Metamorphosis (10.38)
4. World (3.43)
5. Armin (3.42)
6. U.H.F. (5.07)
7. Two-Three-Two (4.10)
8. Easy (6.40)

Süre : 39.45

Sonja Kristina / Vokal, Akustik Gitar
Kirby Gregory /  Elektrik Gitar, Vokal
Eddie Jobson / Klavye, Keman, Vokal
Jim Russell / Davul, Perküsyon
Mike Wedgwood / Bas Gitar, Akustik Gitar, Geri Vokal(Two-Three-Two'de vokal)

19 Ocak 2017 Perşembe

The Who - Quadrophenia 1973



Rock grupları genelde en iyi albümlerinden sonra düşüşe geçerler. Tahminimce bu durum, artık müzik üretmede doyuma ulaştıkları içindir. Çok nadir olarak rock grupları bunu en iyi albümlerinin devamını getirebilirler. Burada sadece parçalardan bahsetmiyorum, albümün bütününden bahsediyorum.

The Who grubu da 'Who Next' gibi efsane bir albümden sonra çıtayı daha da yükseltmeyi bildi. O da nadir gruplardan birisidir bu konuda ancak iki efsane albümden sonra The Who grubu da bu mükemmellik seviyesine tekrar ulaşamadı.

'Quadrophenia' albümü rock opera'nın, konsept albümlerin en iyilerinden birisidir. Pink Floyd için 'The Wall' albümü ne ise, 'The Who' grubu içinde 'Quadrophenia' albümü de öyledir. Her insanın bir ergenlik dönemi vardır. Bu ergenlik döneminde yaşadığı psikolijik durumlar, dünyayı kendi etrafında dönüyor sanmalar yada dünyanın merkezi sanmaları gibi her insanın yaşadığı şeylerdir. Farklı olmaya çalışmak yada kendisini çevresine kişilikler beğenip; kanıtlama, tanıtma, ispat etme, ergenlik dönemine başka örneklerdir. (Kendimden biliyorum)

The Who'nun 'Quadrophenia' albümü de Pete Townshend'in mükemmel şarkı yazarlığıyla birlikte bu ergenlik döneminde ki duygu değişimlerini en iyi anlatan konsept bir albümdür. Bir bucuk saate yakın kayıtlarıyla sözün tek anlamıyla rock opera'dır. Hem de bir önceki albüm olan 'Who Next' e göre çok daha progresif öğeler içererek.

İlk 10 parçanın bulunduğu ilk CD, daha çok 60'lar ve 70'lerde ki rock müzik türlerinin bir arada gösterilişi. Beat'den, acid rock'a; saykodelik'ten hard rock'a; rock'n roll'dan; progresif rock'ın ilk dönemine, ne ararsanız var. Synth yardımıyla senfonik hale getirilmesi de dinlerken büyük keyif veriyor. Parça isimleri de ergenlik döneminde bir gencin başına gelebilecek sorun yada durumlardan oluşuyor. 'The Punk And The Godfather', 'Cut My Hair', 'I Am One' gibi. Bu ilk bölümde favori parçam 'I Am One'. Çok kısa olmasına rağmen dinlerken bana büyük bir haz veriyor. Özellikle synth'in müziğin altına yerleştirilip, akustik gitarla yavaş yavaş başlayıp, sonrasında Roger Daltrey'in harika hard rock vokalini dinlerken; eşlik ettiriyor.

İkinci bölüm; progresif öğelerin daha fazla bulunduğu bölüm. Yine ilk bölümde ki gibi beat, acid rock, rock'n roll, saykodelik rock'ın izlerini rahatlıkla görebilirsiniz. Daha fazla deneyselliğin, gitar ve davul soloları var. Melodik kısımları da çabası. Bu bölümde favorimlerim 'The Rock' ve 'Doctor Jimmy'. Her ikisinde de Keith Moon davullarının zevkini fazlasıyla çıkarıyorsunuz. 'Doctor Jimmy' de synth kullanımı çok daha fazla. 'The Rock' da ise davul, gitar ve piyano'nun tadını çıkarıyorsunuz.

Böyle bir albüm günümüzde yapılsaydı, kesinlikle rock müzik tarihi için örnek gösterilirdi. 'Bu albümü dinleyin, rock tarihinin özeti' gibi sözler söylenir, yazılırdı. 1973 yılı ve öncesi için (hatta sonra ki bir kaç yılı da kapsayarak) rock müziğin özeti denebilir. Albümün içinde o dönem dinlenen hemen hemen bütün rock türlerini bulabilirsiniz.

Pink Floyd'un 'The Wall' albümü kadar popüler yada bilindik değil ama kesinlikle dinlenildikten sonra asla unutulmaması gereken bir albüm. En az 'The Wall' albümü kadar kaliteli. Hatta daha da kalitelisi.

1. I Am The Sea (2.09)
2. The Real Me (3.21)
3. Quadrophenia (6.13)
4. Cut My Hair (3.44)
5. The Punk And The Godfather (5.11)
6. I Am One (2.38)
7. The Dirty Jobs (4.29)
8. Helpless Dancer (2.34)
9. Is It In My Head (3.43)
10. I Have Had Enough (6.14)
11. 5.15 (4.59)
12. Sea And Sand (5.01)
13. Drowned (5.27)
14. Bell Boy (4.55)
15. Doctor Jimmy (8.36)
16. The Rock (6.37)
17. Love, Reign O'er Me (5.48)

Süre : 86.54

Roger Daltrey / Vokal
Pete Townshend / Gitar, Klavye, Synth (ses düzenleyicisi), Banjo, Çello, Efektler, Vokal (4-6, 10-12)
John Entwistle / Bas Gitar, Boynuz, Vokal (9)
Keith Moon / Davul, Perküsyon, Çanlar, Vokal (14)

Konuklar;
Chris Stainton / Piyano (7,11,13)
John Curle / Sesler
Rod Houison / Efektler
Ron Nevison / Efektler


6 Ocak 2017 Cuma

Banco Del Mutuo Soccorso - Io Sono Nato Libero 1973



Io sono nato libero (Ben Özgür Doğdum), Banco del Mutuo Soccorso'nun üçüncü albümü. Darwin! gibi efsane albümün ardından gelen başka bir efsane kayıt. 1972-74 yılları arasında İtalyanların klasik, caz, avangard ve Akdeniz müziğini mükemmel bir biçimde birleştirdiği dönemde çıkan ve örneklerinden biri olan albüm, 9 kişilik kadrosuyla müzikal zenginlik sunuyor. 

Bir önceki Darwin! albümünü yazarken de belirttiğim gibi Banco sol görüşlü politik bir gruptur. Ancak grubun politik tavrı punk ya da metal gruplarındaki politik tavırla karıştırılmamalıdır. Banco müziği isyankar değil, şiirseldir. Üçüncü albümleri Io sono nato libero da böyledir. Albümün konusu ise 1973 yılında Şili'de gerçekleşen faşist darbedir.

Banco del Mutuo Soccorso, diğer iki İtalyan devi PFM ve Le Orme gibi, melodik yapısıyla dinleyiciyi kolayca yakalayan bir grup değildir. Van der Graaf Generator, Yes ve King Crimson gibi, müzikal katmanları ve karmaşık düzenlemeleri ilk dinleyişte kavranamasa da tekrar tekrar dinlendikçe kendini açan bir gruptur.

Canto Nomade Per Un Prigioniero Politico
Bir politik mahkûm için göçebe şarkısı anlamına gelen Canto Nomade Per Un Prigioniero Politico, Şili'deki faşist darbenin ardından bir siyasi mahkumun direnişini şiirsel bir biçimde anlatır. Parçanın içinde Pablo Neruda'nın bir şiirine, kısa da olsa yer verilir.

Synthesizer ve orgla başlayan parça, Di Giacomo'nun operavari vokali ve akustik piyano ile gelişir. Devamında gitar eşlik etmeye başlar. Parça heyecanlı bir şekilde hızlanırken aniden saykedelik rüzgar sesiyle kesilir. Akustik gitar çalmaya başladıktan çok kısa bir süre sonra Di Giacomo, sesiyle tekrar ön plana çıkar. Çok geçmeden yine saykedelik rüzgar esmeye başlar. Üç dakika boyunca klasik müziğin avant-garde bir yaklaşımla yeniden yorumlanmasını dinlersiniz.

Parçanın son bölümlerinde davul, perküsyon ve akustik gitar sololarından oluşan bir şölen vardır. Latin davul ritimleri (parçada üç davul vardır) ile klasik Latin gitar konçertoları iç içe geçmeye başlar. Parça, avant-garde org ve piyanonun klasik müzikten esinlenen pasajlarıyla sona erer.

Non Mi Rompete (Bana ilişmeyin), Akdeniz ve Latin ezgileriyle bezenmiş, folk pop çizgisinde bir parça. Her dinlediğinizde içinizi ısıtır. Albüm bittiğinde aklınızda kalacak ilk parça da bu olur.
Sizin de unutamayacağınız 'Non Mi Rompete' parçasını Banco grubu da unutmadı ve yıllar boyunca konserlerinde çaldığı temel parçalardan biri haline getirdi. Banco'nun bu parçası benim de favorilerimden biridir. 

La Città Sottile (Gizemli Şehir), bir başka edebi esinlenmenin ürünü. Italo Calvino'nun Görünmez Kentler adlı kitabından esinlenilerek bestelenmiş.

Caz piyanosunu dinlerken içinde yaşadığınız şehrin sokaklarında dolaştığınızı düşünün. Yaşadığınız şehre ne kadar aitsiniz? Doğanın bir parçası mısınız yoksa insanoğlunun yapay dünyasına mı aitsiniz? Caz piyanosunu ve caz gitarını bu sorular üzerine düşünürken dinlerseniz parçadan daha fazla haz alacağınızdan eminim.

Dopo... Niente È Più Lo Stesso (Sonra... Hiçbir Şey Aynı Değil), parçayı senfonik, RIO (Rock in Opposition) ve avant-garde olarak tanımlarsam, tam anlamıyla olmasa da eseri tarif etmiş olurum. Caz, avant-garde (avant-garde, öncü müzik demek) ve RIO, senfonik bir yapıda ancak bu kadar güzel harmanlanabilirdi. Di Giacomo'nun operavari vokali burada biraz da folk karakteri kazanır.
Ve final! Rick Wakeman'ın ve Keith Emerson'ın kısa org sololarını andıran pasajların yoğun olduğu Traccia II (Ayak İzi) parçasıyla albüm sona erer. Albümü bitirirken bu son bölümü bir marş olarak düşünün.

Io sono nato libero, bir İtalyan progresif rock efsanesi olan Banco del Mutuo Soccorso'nun efsane albümlerinden yalnızca biri. Diğer bütün Banco albümlerinde olduğu gibi bunu da tekrar tekrar dinleyin.

Parça listesi
Canto Nomade Per Un Prigioniero Politico (15:46)
Non Mi Rompete (5:09)
La Città Sottile (7:13)
Dopo... Niente È Più Lo Stesso (9:55)
Traccia II (2:39)
Süre: 40:42

Kadro

Francesco Di Giacomo - Vokal
Marcello Todaro - Elektrik gitar, akustik gitar
Gianni Nocenzi - Elektrik ve akustik piyano
Vittorio Nocenzi - Org, synthesizer (ses düzenleyicisi)
Renato D'Angelo - Bas gitar, akustik gitar
Pier Luigi Calderoni - Davul, perküsyon

Konuk müzisyenler
Rodolfo Maltese - Akustik ve elektrik gitar
Silvana Aliotta - Perküsyon
Bruno Perosa - Perküsyon

28 Kasım 2016 Pazartesi

Emerson, Lake and Palmer - Brain Salad Surgery 1973



Bir önceki yazım için ELP'nin ilk abümünü dinlerken kendimi alamayıp, 1973 yılında çıkan albümlerini de yazayım dedim. 4-5 gündür, günde en az 4-5 kez üstüste dinleyince bağımlılık yaptı.  Gerçeği son bir kaç aydır ne zaman içsem geceleri, iyice sarhoş olduktan sonra dinlediğim 3-5 albümden birisi 'Brain Salad Surgery'.

17 Kasım 2016 Perşembe

Premiata Forneria Marconi - Photos of Ghosts 1973



Progresif rock nedir, tanımını yap deseler muhtemelen bir çok prog dinleyicisi bunu bütünüyle yapamaz. Klasik müzik, saykodelik, avant-garde, caz, folk derken anlattığı kişi hiçbir şey anlamayacaktır. O yüzden progresif rock nedir sorusuna genelde örnekler verilerek açıklamaya çalışılır.

11 Kasım 2016 Cuma

Ruphus - New Born Day 1973



Günümüzde pek bilinen ve temel alınan gruplardan biri olmasa da, 70'lerde yaptıkları 7 albümlük kendilerine özgü müziğiyle hatırlanmayı da dinlenmeyi de hakediyorlar. Ne zaman canım sıkılsa yada müzik dinlemekten bıksam, aklıma gelen ilk gruplardan birisi.