Bu Blogda Ara

Krautrock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Krautrock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2020 Cumartesi

Amon Düül II - Düülirium 2014



Psikolojim pek iyi olmadığı için yaklaşık iki aydır kabus görerek uyuyordum. O kadar alıştım ki artık bozulan psikolojim de normalmiş gibi gelmeye başladı. Kabuslarda normalmiş gibi gelmeye başlayınca uyandığımda kendimi bir çok kez 70 yaşlarında uyanmış gibi buldum. Bu albümü de dinlerken bir anda o içine girdiğim kabusu anımsadım. Sanki 13-14 yıl önce Amon Düül grubunu ilk dinlediğim zaman yok olmuş, meğerse doğduğumdan beri biliyormuşum.

Amon Düül II grubu yıllar sonra, 2014 yılında yeni bir albüm çıkardı. Aslında albümü 2010 yılında hazırladılar, Cd olarak basılması ise 2014 yılını buldu. Grup 80'li ve 90'lı yıllarda da albümler çıkarmaya devam etmişlerdi ancak dönemin müzikal kalitesine göre albümlerdi. Yani 60'ların sonları 70'lerin başlarındaki müzikal kalitenin devamı olmamıştı.

2000'li yılların ortalarına doğru özellikle progarhives'te kümelenen 70'ler progresif rock müziğini sevenler ve takip edenler Amon Düül II grubunun ilk albümlerini daha ön plana çıkardılar. 70'lerin ortalarına doğru çıkan ve sonraki yıllarda da devam olan albümler daha az dikkate değer olarak görüldü. Tabi bu sadece Amon Düül II'ye özel olan bir şey değildi. Bir çok grup içinde benzer şeyler söylenip çizildi. Hatta 75 öncesi albümler ve müzikal kalite o kadar abartıldı ki bazı kült olmuş grupların bu dönem sonrası albümleriyle neredeyse dalga geçildi.

Bu dalga geçmeler olduğu kadar övgüler de vardı. Çoğu zaman dalga geçmeler övgülerin yanında bir hiç'e döndü. 2000'lerin ortalarında 70'lerin progresif rock müziği hatırlanırken hatta yeni yeni fanları ortaya çıkarken bu müzikleri yapan kişiler ve gruplar bu olanlardan çok da uzak değillerdi. Sosyal medyanın da iyice yaygınlaşması müzik kişi ve gruplarını tekrar müziğe ve albüm yapmaya yöneltti. Artık 70'lerdeki gibi kendilerini duyurmak o kadar da zor değildi. 2010'lara doğru ve sonrasında 70'lerde kült albüm yapmış bir çok grup tekrar bir araya gelip tekrar stüdyolara girdiler.

Kimi gruplar istediği kitleye ulaştı tek albümle yetinmek zorunda kalmadı. İkileyen müzik kişileri ve grupları da oldu.

Amon Düül II grubu da bütün bu olanları izliyor muydu, bilmiyorum ama 2010 yılıydı sanırım Krautrock belgeseli yapıldığında ilk yanlarına gidilen kişilerden oldular. CD olarak satışa çıkan albümleri 2014'de raflarda yer buldu. 2010 yılında hazır olmasına rağmen 4 yıl sonra satışa çıkmasını anlam veremedim. 2011 yılında sanırım 70'leri dinlemeyi bırakıp yeni dönem gruplarıyla ilgileniyordum. 2 yıl sonra da ilgilenmekten vazgeçmiştim. Ancak anımsıyorum Amon Düül II yıllar sonra iki albüm çıkartmıştı. Sadece bir kaç kez görmüştüm. Meğerse tek albümleri imiş.

Albümü yazmadan önce internette yazılanlara bakayım dedim. Eleştirilerin çoğu neredeyse vasat bir albüm olarak nitelendiriyordu. Eleştirenlerin çoğu da ilk albümlerine atıfta bulunuyordu. Bu eleştirileri okurken kulaklığımda da bu albüm çalıyordu. Bu eleştirileri yazanlar nereleri ile dinlemişler, anlayabilmiş değilim.

Amon Düül II, yıllar sonra belki de hayatlarının son dönemlerinde son kez bir araya gelerek müziğe başladıkları 60'ların sonlarındaki gibi bir müzikal atmosferle bir albüm yapmışlar.

Daha önce bir kaç krautrock albümü hakkında yazarken de belirtmiştim. Krautrock'ı iki ana kola ayırıyorum diye. Birinci kol elektronik öğelerin daha çok olduğu ve herkesin bildiği Tangerine Dream, Neu!, Popol Vuh gibi grupların yaptıkları Krautrock. Diğeri ise saykodelik rock'a daha yakın duran Amon Düül II, Agitation Free gibi grupların yaptığı Krautrock. Can grubunu her zaman ayırmışımdır. Herhangi bir kalıba sokamamışımdır. Kendilerine has bir müzik yapan Can'ı takip eden gruplar ise yok denecek kadar azdır.

Sadece kült albümler yaparak değil, müziğe yön veren Krautrock gruplarının bundan sonra kendilerini ispat etme gibi bir dertleri olacağını sanmam. Amon Düül II grubu da yıllar sonra 70'lerin başına dönerek yaptığı bu albümle kendilerini hatırlatmaya çalıştıklarını düşünmüyorum. Yapılan eleştirilerin Amon Düül II'nin müziğiyle alakalarının olmadığını da net olarak söyleyebilirim.

Amon Düül II, bu albümle aynı 60'lar sonu 70'ler başındaki gibi müzikal kalitesi yüksek bir albümle belki de kendi müzik hayatlarının son birlikteliğini yaşadılar. Biraz kendi durumlarıyla dalga geçerek biraz da 70'li yaşların verdiği o rahatlıkla hem kendileriyle hem de içinde yaşadıkları tüketim dönemiyle dalga geçtiler. Parçaların adlarına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Onlar son bir kez biraraya gelerek bir albüm daha çıkardılar. Hem de ilk dönemlerindeki müzikal kalite düzeyinde olan bir albümdü.

13-14 yıl önce grupla ilk tanıştığımda sevdiğim, parçalarını ezbere bildiğim bir çok grubu bırakıp Amon Düül II dinliyordum. Zaman o kadar çabuk geçmiş ki 13-14 yılda neler yaşadım, böyle düşününce iki satır yazamam yaşadıklarımla ilgili. Detaylı bir anlatım içinde Amon Düül'ün bu albümü sanırım bana yardımcı olur.

Kim bilir, belki de bir süre sonra dinlemeyi bırakırım. Kabuslarımda gördüğüm 70'li yaşlarına geldiğimde bir park köşesinde yürürken bu son derim. 

1. Mambo La Libertad / On The Highway (8.34)
2. Du Kommst Ins Heim (9.22)
3. Still Standing / Standing In The Shadow (8.15)
4. Pscychedelic Suite: Back To The Rules / Walking To The Park (26.02)

Süre : 52.15

Renate Knaup / Vokal
John Weinzierl / Gitar, Synth, Vokal, Yapımcı
Chris Karrer / Elektrik Gitar, Keman, Saksafon, Vokal, Yapımcı
Lothar Meid / Bas Gitar, Vokal
Danny Fichelscher / Davul
Jan Kahlert / Perküsyon, Vokal

Konuk
Gerard Carbonell / Bas Gitar

8 Haziran 2019 Cumartesi

Agitation Free - Malesch 1972



Bir ara Tangerine Dream grubuna girip çıkmış olan müzisyenlere bakarken Michael Hoenig denk gelmişti. Albümünden (bloga da yazmıştım) çokça keyif almıştım. Daha sonra da yeni bir müzisyen öğrendiğim için de kendimi kısmen şanslı hissetmiştim.

Progresif rock ile tanışmam bir çok kişi de olduğu gibi Pink Floyd sayesinde oldu. Progresif rock diye bir türün varlığını öğrendikten kısa bir süre sonra sanırım saykodelik yapısından dolayı, o dönem yani 2005-2007 arası, en çok dinlediğim tarz, ekol yada tür; 1970'ler Almanyasının Krautrock'ı oldu. Başı çekenler Eloy, Guru Guru, Birth Control, Neu!, Jane, Ashra Tempel, Can, Grobschnitt gibi gruplardı, hatta Amon Düül II grubuna en az Pink Floyd kadar hayrandım.

Kısaca progresif rock'ı krautrock ve grupları sayesinde tanımış oldum diyebilirim. Onun içi krautrock'ın bende yeri çok farklıdır.

Agitation Free grubunu da o zamanlar dinlemiştim. Az albümü olması yada başka bir nedenden dolayı da olabilir, pek üzerinde durmamışım sanırım, meğerse grubun bir çok üyesini tanıyormuşum. Michael Hoenig'i Tangerine Dream grubuna bir süre katılmasından dolayı öğrenmiştim. 1970'de kurulduktan 1 yıl sonra grubun gitaristi Guru Guru (grup şuanda kuruluşunun 50. yılı adına konserler düzenliyor) grubuna geçiyor, 1972'de ise davulcu Chris Franke de Tangerine Dream grubuna geçiş yapıyor ki, Tangerine Dream efsanesinin oluşmasında Edgar Froese'den sonra en çok emeği geçen kişiydi.

Gruba, daha doğrusu albüme konuk olarak katılan, özellikle krautrock atmosferinin oluşmasına Hammond ile destek veren Peter Michael Hamel ise yine elektronik müziğin Alman ekolü dinlenilirken kesinlikle karşınıza çıkan bir isim.

Grup 'Malesh' albümünü yaparken, akdeniz turunda gezip gördükleri Yunan, Kıbrıs ve Mısır'dan etkilenirler. Bu etkilenmeyi de dönemin bir çok Alman grubu gibi müziklerine yansıtırlar. O yüzden albümü dinlerken doğu akdeniz seslerini görmeniz mümkün.

Giriş parçası 'You Play For Us Today', hard rock'da çok kullanılan basit gitar riffleri yerine oryantal dans ritimlerini kullanmışlar. Aynı şekilde hammond org da arap ezgilerini bas gitarın üzerine yerleştirmiş, davul ritimleri ise Amon Düül II ve Pink Floyd benzeri saykodelik rock'ı anımsattırıyor. Gitar solosu ise bilindik blues solosu yerine yine arap ezgileri tercih edilmiş.Sonuç olarak arap-oryantal dans müziği nasıl rock'da nasıl yaratıcı olarak kullanılır sorusunun cevabına yaratıcı bir cevap çıkmış.

'Sahara City' arapça konuşmalarla başlar. Herhangi bir şablon üzerine oturtulmayan parça, deneysel haliyle Pink Floyd'un ilk dönemi ile Amon Düül II'i akla getirir.

Devam parçası 'Ala Tul' albümde tekrar tekrar dinlediğim tek parça. Elektronik seslerle açılan parça, kısa kısa org sololarıyla saykodelik etkisini bünyeye enjekte eder. Bas gitar ve davulun sürekli birbirini tekrarlayan ritimleri saykodelik etkiyi daha da derinleştirir. 5 dakika gibi kısa bir süreye değil de, Amon Düül II'de olduğu gibi doğaçlamaya kalkıp 15-20 dakika gibi sürelere çıkarsalardı kesinlikle krautrock denince akla gelen ilk parçalardan olurdu.

'Pulse' bir önceki parçadaki saykodelik etkiyi bir anda yok ediyor. Daha az tekrarlanan ritimler bu kez Pink Floyd'un 'Ummagumma' albümündeki deneyselliğe dönüyor. Parçanın sonlarına doğru saykodelik etki funk ile tekrar kendini hissettirse de, etkisi uzun sürmüyor.

'Khan El Khalili', 'Pulse' parçasında ki 'Ummagumma' etkisini devam ettiriyor. Bir süre sonra da blues etkisini kendisini göstermeye başlıyor. Buradaki gitar bana Ange grubunun 'Hymne a la vie' adlı parçasını hatırlatıyor. Ange de akustik atmosferde blues etkisiyle buna benzer bir parça yazmıştı bir kaç yıl sonra.

Albüme adını veren 'Malesch' adlı parça da arap ezgileriyle başlıyor. Bu kez deneysellik senfonik bir hal alıyor. Gitar solosu yine blues solosu olsa da bas ve davul ile senfonik atmosfer daha baskın oluyor.

Albüm 'Rücksturz' ile senfonik atmosfer altında kısa ve etkileyici bir gitar solosuyla son buluyor.

Agitation Free grubunun bu ilk albümü bir çok 'en iyi albümler' diye yapılan krautrock listelerinin bir çoğunda yer almaktadır. Bu tarz listelere eğer her gruptan bir albüm alınsaydı, benim içinde krautrock'ın en iyiler (en iyi 20 albüm gibi) arasında yer bulurdu. Buna rağmen her krautrock dinlemeye çalışan yada dinleyen kişilerin kesinlikle bilmesi gereken bir albüm. 

1. You Play For Us Today (6.08)
2. Sahara City (7.42)
3. Ala Tul (4.50)
4. Pulse (4.43)
5. Khan El Khalili (8.10)
6. Malesch (8.10)
7. Rücksturz (2.09)

Süre : 41.52

Jörg Schwenke / Elektrik Gitar
Lutz Ulbrich / Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar, Zither(Kanun benzeri alman çalgısı), Hammond
Michael Hoenig / Synth (ses düzenleyicisi), Çelik Gitar,
Michael Günther / Bas Gitar
Burghard Rausch / Davul, Perküsyon, Marimba, Vokal

Konuklar
Peter Michael Hamel / Hammond
Uli Pop / Bongo (1)

28 Nisan 2019 Pazar

Faust - Fresh Air 2017




2017'nin sonlarında yılın en iyi albümleri diye liste yapmaya kalkıştığımda yeni çıkan bir çok albüm dinlemiştim. Bazılarını ilk dinlediğim andan itibaren beğenip listeme koymuştum. Bazılarını da dinledikten sonra silip yok etmiştim. Bazılarını da daha sonra dinlerim diye bilgisayarın içinde bir yerlere atmıştım. Sonraları tekrar ortaya çıkardığımda o albümleri teker teker baştan sona zevk alarak dinlemeye başladım.

Bir önceki yazımda Michael Rother'in albümünü yazarken son bir aydır doğru dürüst müzik dinlemediğimi yazmıştım. 4-5 albüm haricinde gerçekten müzik dinlemedim. Bir kaç akşam önce ise bilgisayardaki albümleri karıştırırken Faust'un bu albümü karşıma çıktı. O bir kaç gün içinde de albümü baştan sona en 10 kez dinledim. 

Faust, krautrock'ı az çok bilenler için tanıdık bir grup. En azından merak edenlerin krautrock diye aradığı zaman tür olarak değil, bir şarkı olarak karşına çıkar ve diğer albümleri bilinmese bile akılda bu parçayla kalıcı olur.

Sanırım ben de ilk dinlediğimde 'krautrock' parçasıyla yetinmişim ki diğer albümlerini anımsamıyorum. Son bir kaç gündür sürekli aynı albümü dinliyor olmamdan dolayı da pişman değilim. O dönem diğer krautrock gruplarına öncelik verdiğim için Faust grubunu unutmadım ama albümlerini dinlemeyi de ertelemiş gibi oldum. Şuan ise yepyeni bir müzik keşfetmişçesine zevk ile dinliyorum.


Faust, 1970'li yıllarda Almanya'dan çıkan bir grup olmasına ve pek popülerliği olmamasına rağmen şuanki grup üyelerinin çoğu farklı ülkelerden müzisyenler. Farklı ülkelerden olmaları müziğin niteliğini değiştirmiyor olsa da ortaya konan müziğin evrenselliğini gösterir niteliktedir. Faust yada grubu şuan için ayakta tutan davulcu Werner Diermeier ve bas gitarist Jean-Herve Peron ile birlikte müziğin evrenselliğini ve yaratıcılığını ön plana alarak grubu ayakta tutuyorlar.

'Fresh Air' albümü krautrock olarak adlandırılsa da ortaya konan müzik daha çok avant-gard atmosfere sahip. Bu atmosferin altında serbest caz, saykodelik, klasik müzik, funk, halk müziği (balkanlar ortadoğu) gibi birbirlerinden farklı türler ve armonik yapılar var. Bunların biraradalığı daha doğrusu hepsini bir araya getirip bambaşka bir müzik ortaya çıkarmak ise iki müzisyenin müziğe bakışı sayesindedir. 

Krautrock'da yenilik arıyorsanız, fransız tarzı avantgard'ı seviyorsanız, günümüzün anlamsız saçma sapan ve sürekli kendini tekrarlayan şablon müziklerden hoşlanmıyorsanız, Faust'un 'Fresh Air' albümü size ilaç gibi gelecektir. Yetmeyecek diğer albümlerini merak edip onları dinleyeceksiniz. O da yetmeyecek Faust benzeri grupları bulmaya çalışacaksınız. Ama aramayın, bulamazsınız.

Ben size iki grup vereyim; Flowers Must Die, Heliocentrics.

'Fresh Air' albümünde müzikal kalite yüksek olduğu kadar 'Fresh Air' adlı parçanın teması da sıradanlıktan öte. Her yerimizi saran fabrikalaşma, makineleşme sayesinde sağlıklı düşünebilecek yerlerimiz, yaşam alanlarımız tamamen yok oluyor. Şehirler insan yaratıcılığın sonuçlarından biri olması gerekirken; makineleşen, köleleşen insan yığınlarının yaşayıp öldükleri (yendikleri) örümcek ağlarına dönüşüyor. Faust grubu da haklı olarak hem insan yaratıcılığının önünün kesilmesine hem de makineleşen şehirlere isyan bayrağını müziğiyle acıyor.

2017'nin sonlarında en iyi albümler diye bir liste hazırlamıştım. Son bir kaç gündür bu albümü dinlemekten dolayı sanırım iyi ki yayınlamamışım diyorum. Yoksa böyle mükemmel ötesi bir albümü yok saydığım için üzülürdüm.

1. Fresh Air (live) (17.31)
2. Birds Texas (2.31)
3. Partitur (0.22)
4. La Poulie (6.38)
5. Chrorophyl (8.04)
6. Lights Flicker (5.40)
7. Fish (live) (11.25)

Süre : 52.11

Jean-Herve Peron / Besteci, Bas Gitar, Elektrik Gitar, Vokal
Werner Diermeier / Besteci, Perküsyon

Albüm katılanların nasıl katkıda bulunduklarını bilmiyorum. Sanırım Barbara Manning vokallerde yer alıyor. Diğerleri hangi enstrümanı çalıyor, internet üzerinden bilgi edinemedim. Ama Barbara Manning'in vokali bir çok rock vokalistinden çok daha iyi.

Maxime Manac'h
Barbara Manning
Braden Diotte
Juergen Engler
Michael Day
Robert Pepper
Ulrich Krieger
Ulrike Stöve
Ysanne Spevack 

6 Mart 2019 Çarşamba

Amon Düül II - Tanz Der Lemminge 1971




Amon Düül II, 1960'ların sonlarında komün olarak kurulduktan bir süre sonra müziğin niteliğinde anlaşamadıkları için ikiye bölünen gruplardan bir tanesi. Amon Düül adıyla devam eden grubun ömrü uzun sürmeyecek ve dağılacaktır. Amon Düül II ise günümüzde de hala albüm çıkarmaya devam edecektir.

Bütün krautrock grupları gibi Amon Düül grubu da deneysellik ve doğaçlama üzerine kuruludur. Dolayısıyladır ki, bütün krautrock gruplarında avantgard bir atmosfer hakimdir. Grup ikiye ayrıldıktan sonra da ortaya çıkan müziklerde yine avantgard atmosfer hakimdir. Amon Düül adıyla devam eden grup ilk dönem krautrock'ına daha sadık kalırken, Amon Düül II grubu biraz daha saykodeliğe kayacaktır. Nitekim Amon Düül grubunun son albümü Popol Vuh atmosferinde bir albümdür. Ancak Amon Düül II grubu daha ikinci albümden itibaren özellikle İngiltere'de popülerleşen saykodelik müzikten beslenmeye başlamıştır. 'Tanz Der Lemminge' albümünde bu saykodelik izler yoğunluktadır.

Krautrock'ın bir çok tanımı yapılır. Bir çok kişiye göre progresif rock değil, hatta bir alt türü bile değildir. Onlar krautrock'ı kendi iç dinamikleriyle tanımlamaya çalışırlar ki, en doğru yaklaşımda odur. Çünkü dönemin avrupa ülkelerine bakıldığında İngiltere'de yapılan müzik başı çekerken bir çok ülkeden onları takip eden gruplar çıkmıştır. Ancak bazı ülkelerin bazı grupları ise kendi kültürlerinden ve halk müziklerinden etkilenerek müzik yapmışlardır. PFM, Area, Banco, Le Orme gibi italyan grupları kendi halk ezgilerini kendi müziklerinde kullanmışlar ve böylelikle italyan progresif rock'ı diye bir tanım ortaya çıkmıştır. Aynısı Türkiye'de de olmuş, türk halk ezgileri ile saykodelik atmosfer birleştirilerek Anadolu rock oluşmuştur. İspanya'dan endülüs rock, Fransa'dan Zeuhl tarzı gibi İngiltere merkezli progresif rock'tan bambaşka müzikler oluşmuştur.

Krautrock, bir çok avrupa ülkesinden çıkan farklı türlerden çok daha farklı bir tür. Bu bir çok ülkeden grupların İngiltere merkezli rock'ı takip etmelerinden dolayı saykodelik atmosfer ve blues şablonu ağırlıktadır. Krautrock'da ise bunların izlerine yok denecek kadar az rastlanır. Amon Düül II dahi özellikle Pink Floyd'un saykodelik atmosferinden etkilenirken ortaya çıkardıkları müzik benzersizdir.

Krautrock'ı ben ikiye ayırıyorum.

İlki elektronik ağırlıklı krautrock, diğeri saykodelik ağırlıklı krautrock. Elektronik ağırlıklı krautrock gruplarının bir kısmı bir süre sonra elektronik müziğin öncüleri olmuşlardır. Diğer kısmı ise aynı atmosfer üzerinden üretmeye devam etmişlerdir.


Saykodelik ağırlıklı krautrock grupları ise 70'lerde varolduktan bir süre sonra müzikteki etkileri dönemin bir çok saykodelik rock gruplarında olduğu gibi yok oldu.

Ancak döneminde Almanya'dan çıkan her grup krautrock grubu değildir. Örneğin Eloy, Novalis, Grobschnitt, Triumvirat, Birth Control krautrock olmayan grupların başında geliyor.

Bir krautrock grubu olan Amon Düül II'de etkisi yok olan grupların başında geliyor. Tangerine Dream, Can, Kraftwerk gibi gruplar müzik üretmeye ve müziğe yön vermeye devam ederken, Amon Düül II, Faust gibi gruplar hala müzik üretmeye devam ediyorlar olsa da, yeni dönem müziğin üzerindeki etkileri yok denecek kadar az değil, yoktur.

'Tanz Der Lemminge', Amon Düül II grubunun en farklı, daha doğrusu en benzersiz albümü. Diğer albümlerinde ağırlıkta olan doğaçlamaya bu albümde çok fazla başvurulmuyor. Parçalar içinde deneysellik az iken albümün içine dağılan hemen hemen her parça da etkisi hissedilen farklı türlerden ezgiler ve ritimler biraraya getirilmiş gibi duruyor.

Amon Düül II'nin ilk albümlerini de dinlediyseniz, albüm size çok yabancı gelmez ancak çok farklı sesler duyacağınız için bir çok parça ilginç gelebilir. 17 parçadan oluşan albümün 10'dan fazla parçası çok kısa denecek türden ve her biri birbirinden bir hayli duygu yoğunluğuna sahip.


Albümde en çok dikkatinizi çekecek olan 'The Marylin Monroe-memorial-Church' parçası. Parça Pink Floyd'un Ummagumma albümünün içinden fırlayıp bu albüme düşmüş gibi duruyor. Tabi albümün içine düşerken minimalist bir atmosfere bürünüyor. Eğer parçayı severseniz, aynı avantgard atmosferi ve minimalist yaklaşımı Tangerine Dream'in 'Zeit' ve Popol Vuh'un 'Hosianna Mantra' albümlerinde de bulabilirsiniz. Her üç grupta Pink Floyd'dan etkilenirken aynı dönem, Pink Floyd'da onlardan etkilenmişlerdir.

'Tanz Der Lemminge' albümü Amon Düül II grubunun en az bilinen ve dinlenen albümlerinden biri olmasına rağmen müzikalite açısından bir daha tekrarlanamayacak düzeyde kaliteli bir albüm. Bazı albümleri ve bazı grupların yaptıkları müzikleri bir zamana sığdıramadığım için zamanın ötesinde diye tanımlamışımdır. 'Tanz Der Lemminge' albümü de benim için onlardan bir tanesidir.

1. In The Glassgarden (1:39)
2. Pull Down Your Mask (4:38)
3. Prayer To The Silence (1:04)
4. Telephonecomplex (8:23)
5. Landing In A Ditch (1:12)
6. Dehypnotized Toothpaste (0:52)
7. A Short Stop At The Transylvanian Brain-Surgery (5:00)
8. Little Tornadoes (2:08)
9. Overheated Tiara (1:46)
10. The Flyweighted Five (1:26)
11. Riding On A Cloud (2:33)
12. Paralyzed Paradise (3:07)
13. H.G. Wells' Take Off (1:22)
14. The Marylin Monroe-Memorial-Church (18:03)
15. Chewinggum Telegram (2:42)
16. Stumbling Over Melted Moonlight (4:34)
17. Toxicological Whispering (7:47)

Chris Karrer / Gitar, Keman, Vokal (2,4)
John Weinzierl / Gitar, Piyano, Vokal (12)
Falk Rogner / Org, Elektronikler
Kalle Hausmann / Elektronikler
Lothar Meid / Bas Gitar, İkili Bas, Vokal (7, 11)
Peter Leopold / Davul, Perküsyon, Piyano
Renate Knaup-Krötenschwanz / Vokal (11)

Konuklar
Jimmy Jackson / Org, Kilise Orgu, Piyano
Al Gromer / Sitar
Rolf Zacher /Vokal (13)

2 Şubat 2019 Cumartesi

La Düsseldorf - La Düsseldorf 1976



Her ülkeden çıkan rock gruplarının özellikle 60 ve 70'li yıllarda hemen hemen benzer müzik düşüncelerine sahip olduğu görülür. Örneğin Fransa'dan genel olarak çıkan avantgard anlayışlı caz ve zeuhl müziği, Türkiye'den çıkan saykodelik ve folk birleşimi Anadolu rock, İspanya'dan saykodelik, caz ve flamenko karışımı Andalus (endülüs) rock gibi. Almanya'dan çıkan gruplarda da belli özellikler var. Her ne kadar bu özelliklerin dışına çıkıp müzik yapanlar varsa da (Eloy, Birth Control gibi) genel olarak Almanya denince iki rock türü anımsanır.

İlki krautrock diğeri elektronik rock. İkisi de birbirinin içindedir. Dönemin Almanyasında elektronik müzik yapan gruplarla krautrock grupları içiçedir. En güzel örneği Popol Vuh grubudur. 1972'de gruba katılan bir çok müzisyen aynı yıl Tangerine Dream'in 'Zeit' albümünde çalmışlardır. Sadece müzisyenlerin farklı gruplarda farklı müzik yapmış olmaları değil, çoğu zaman bir çok grup hem elektronik müzik hem de krautrock olarak bilinir. Ashra Tempel'ın kurucusu Manuel Göttsching ile Tangerine Dream'den gelme ve elektronik müzik denince ilk akla gelen ad olan Klaus Schulze'nin öncülüğünde süpergrup olarak kurulan The Cosmic Jokers, her iki türün içiçeliğine güzel bir örnek oluşturur.

La Düsseldorf da içiçe olan iki türün ilk akla gelmesi gereken gruplarında başıındadır. Klaus Dinger tarafından 1975 yılında kurulur. Klaus Dinger müziğe erken yaşlarda 1960'ların ortalarında başlar. Dönemin şuan için pek bilinmeyen rock ve caz gruplarında çalar. 1970 yılında elektronik müzik efsanelerinden Kraftwerk'e konuk müzisyen olarak katılır. Ertesi yıl Michael Rother ile Neu! adlı grubu kurar. 1975 yılına kadar kendi grubuyla çalıştığı gibi dönemin bir çok grubuna Michael Rother gibi konuk müzisyen olarak olur. Neu! Grubunda Michael gitarda iken Klaus Dingere davulu üstlenir.

1975 yılında son Neu! albümü yayınlandıktan sonra kurulan gruba bu kez gitar, piyano çalarak öncülük eder. Gruba kardeşini de dahil eder. Albümdeki bütün parçalar Klaus Dinger'in kendisine aittir. La Düsseldorf ilki 1976'da olarak 3 albüm yapar. 80'li yıllarda Klaus Dinger müzik hayatına, üretmeye devam etse de, 90'lı yıllardaki kadar üretken değildir. 90'lı yıllarda Neu! müziğini tekrar canlandırmaya çalışır. La Düsseldorf ve Neu! müziği içiçe geçer.

Klaus Dinger 2008'de, 11 yıl önce öldü ama krautrock denince ve ilgilenilmeye başlayınca karşınıza çıkan en orijinal kişiliklerden birisi haline geldi.

Albüm olarak La Düsseldorf(grubun adı da buradan geliyor), Neu! döneminin devamı niteliğinde. Motorik ritimler, bolca elektronik öğeler, yer yer kulağa melodik gelen anlar ve folk ve punk. Neu! grubunda ne yapmaya çalıştıysa yeni grubunda da aynısını yapmış. Bir farkla; Neu! ile daha deneysel iken La Düsseldorf'ta artık şablonlar oluşturmalıyım diyerek parçalarını belli bir kalıba sokmuş(yani albümü experimental olarak değerlendiremeyiz).

* İlk iki parçanın başındaki stadyum sesleri bana Pink Floyd'un Meddle albümündeki ve 70'lerde Liverpool'un marşlarından biri olan 'Fearless' parçasını anımsatıyor.

Eğer ilk iki parçayı stadyumda konser dinler gibi hissederseniz albümün tadına doyamayabilirsiniz. Hatta ilk parçanın sonlarında The Who'nun tadını bile yakalayabilirsiniz. 'La Düsseldorf' parçasında da The Who'yu yakalarsınız belki ama daha çok punk ve elektronik haliyle.

'Silver Cloud' parçası da The Who tarzında devam ediyor. Ancak hızlı ve ritimli şekilde değil, 'Song is Over' parçası gibi senfonik ve dönemin elektronik müziği gibi newage tarzı ile birleşiyor.

Albümün son parçası, 'Time'. Zamanında sadece grup isimlerine ve albümlerine bakıp dinlerken önüme çıkan mükemmel ötesi parça. La Düsseldorf'u değil, Klaus Dinger gibi bir sanatçıyı tanımama neden olan müzikal yaratıcılık.

İlk dinlediğimde (yılı anımsamıyorum zamansız bir parça gibi geliyor) nasıl zevk aldıysam şuan dinlerken de aynı zevki alıyorum. Aradan geçen 43 yıla rağmen sanatsal değerinden hiç bir şey kaybetmiyor.

La Düsseldorf yada Klaus Dinger, krautrock'ın kalburüstü gruplarından yada müzisyenlerinden değil ama o dönemin müzikal anlayışını anlayabilmek için başvurulması gereken kişilerden biridir. Aynı Popol Vuh'un yaratıcısı Florian Fricke gibi.

1. Düsseldorf (13.17)
2. La Düsseldorg (4.28)
3. Silver Could (8.01)
4. Time (9.24)

Süre : 35.10

Klaus Dinger / Vokal, Elektrik Gitar, Piyano, Klavyeler, Synth (ses düzenleyicisi), Besteci
Thomas Dinger / Perküsyon, Vokal
Hans Lampe /  Perküsyon, Elektronikler

Konuk / Harald Konietzko / Bas Gitar (3,4)

23 Mart 2018 Cuma

Jane - Jane III 1974



Progresif rock, kimilerine göre dahilerin müziği, kimilerine göre de 60'ların üniversitelilerinin müziği. Kimilerine göre ise sadece 70'lerde ortaya çıkan ve o döneme ait bir rock müzik türü.

Mutlaka farklı tanımlar yapanlar da vardır ancak benim önüme en çok bu tarz tanımlar çıktı.

Bir de bunların haricinde yine o dönem, 1970'lerde progresif rock müziğe başlayıp kendi müziğini yaratanlar var. Aslında bu tarz grupların müziğinin progresif rock sayılması, başladıkları dönemde dinledikleri yada esinlendikleri grupların, müzisyenlerden yararlanmasıdır. Buna verilebilecek en güzel örnek, Pink Floyd'dur.

Saykodelik-beat-pop ile başlayıp, eksperimental (deneyliktir (yada deneyimlik), deneysel sözü uydurmadır) müzik ile devam sonrası saykodelik uzay rock (space rock)  ulaşması, Pink Floyd'un müziğinde ki değişimleri gösterir. En sonunda ise 'Wish You Were Here' albümüyle kendi müziğine ulaşmış olur. Yani Pink Floyd müziğine. 70'li yıllarda, progresif rock'ın altın yıllarını yaşadığı dönemde bu tarz bir çok grup vardır. Örnek YES grubu, Genenis de öyledir. Hatta İtalya'dan Le Orme grubu da öyledir.

Bu tarz gruplara bir başka örnek de,  Almanya'dan çıkan krautrock grubu Jane. Jane grubunu da kendine özgü müzik yapanlar arasına kolaylıkla koyabiliriz. Aynı Pink Floyd müziği olduğu gibi, Jane müziği de vardır.

1974'de ki 'Jane III' albümleri öncesinde çıkardıkları iki albüm, ağır saykodelik rock ile krautrock arasında bir yerdeydi. 'Jane III' albümü ise grubun kendi düşüncelerinde yapmak istedikleri müziğin ortaya çıkmış hali. Bu albüm sonrası, 3 yıl ve 3 albüm, kendi deneyimlerinden yola çıkarak Jane müziğini devam ettirmişlerdir. Bu devam edişin ilk sebebi de davulcu Peter Panka'nın grubu ayakta tutmaya çalışmasıdır. Peter Panka'nın 2007'de ölümü sonrası ise eski müzisyenler ile yeni, genç müzisyenlerin biraraya gelmesiyle Jane, hala müziğe devam etmektedir. Hatta grubun adı da Peter Panka's Jane'dir.

Grubun, ve yaptıkları müziğin kısa özeti bu. Albüm ise anlatmaya çalıştığım gibi, Jane müziğini yansıtan ilk albüm.

Albüm; saykodelik, folk ve özellikle blues ezgilerini barındırıyor. Jane, bunları öyle güzel harmanlayıp ortaya parçalar çıkartıyor ki, dinlerken kendinizi rock müziği yeniden, tekrardan keşfetmiş gibi hissediyorsunuz.

Gizli kalmış yahut popüler dünyada kendine yer bulamamış Jane grubunu dinlemek bir ayrıcalıktır.

1. Comin' Again (9.40)
2. Mother, You Don't Know (5.52)
3. I Need You (4.50)
4. Way To Paradise (3.25)
5. Early In The Morning (5.20)
6. Jane-Session (4.20)
7. Rock'n'roll Star (4.47)
8. King Of Thule (0.40)
9. Baby, What You're Doin' (3.05)

Süre : 41.59

Klaus Hess / Akustik & Elektrik Gitar
Wolfgang Krantz / Gitar, Piyano (4)
Charly Maucher / Bas Gitar, Vokal
Peter Panka & Davul, Perküsyon, Vokal (4)

8 Ocak 2018 Pazartesi

CAN - Future Days 1974



Progresif sözü tanım itibariyle her zaman karıştırılır. En bilineni ilerici demek olan progresif sözü, aşamalı anlamına da gelmektedir. Dinleyici kitle ise çoğu zaman progresif sözünü ilerici olarak alır, günümüz progresif metal örneğinde olduğu gibi. Aslında  ise progresif metal'deki progresif sözü, aşamalı olarak kullanılıyor. O yüzden progresif rock'daki progresif sözü ile aynı anlam ifade edildiği varsaya progresif metal dinleyenlerin tamamı progresif rock dinlediğini sanıyor.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Godspeed You! Black Emperor - Luciferian Towers 2017


                          

Post rock, progresif rock türlerinin arasında en az dinlediklerimden. Hatta post rock'ı, prog metal gibi progresif rock saymayan kişilerden biriyim. Tabi bu post rock'ı sevmeyip nefret ediyorum anlamında değil. Sevmeme ve dinlememe sebeplerimden birisini geçen yıl bir albüm yazısında belirtmiştim, ancak hangisi olduğunu anımsamıyorum. Tekrar belirtmekte yarar var sanırım.

30 Kasım 2017 Perşembe

Nektar - Journey To The Centre Of The Eye 1971


                           

Progresif rock'ı tanımlarken yada anlatırken en çok örnek verilen öğelerden biri albümlerin konsept (bütünlüklü) bir yapısıdır. Ve bu doğrudur da. Ancak bütün albümler için geçerli değildir. Konsept yapıda bir çok progresif rock albümleri varken, bir çoğunda da parçalar birbirinden ayrıdır. Bir albümün konsept olması onun progresif rock olduğunu göstermez. Konsept olmayan bir albümünde progresif rock olmadığını da göstermediği gibi.

En bilinen, daha doğrusu şuan benim aklıma gelen, konsept albümleriyle progresif rock'da yer edinen gruplar; Pink Floyd, Eloy, Moody Blues, The Who, Banco, Le Orme, Area, Tangerine Dream. Hatta Tangerine Dream'in 70'lerin başlarında ardarda çıkardığı 3 konsept albüm, birbirlerini takip eder nitelikteydi.

Nektar grubu da yaptıkları konsept yapılı albümlerle kendilerine progresif rock'da yer edinen gruplar arasında. İlk albümlerinden başlayarak konsept albümler ile devam ettiler müziklerine.

1971 yılında çıkardıkları ilk albüm olan 'Journey To The Centre Of The Eye' bilim kurgu temalı bir albüm.

Olayın yada hikayenin kahramanı uzayda yolculuk ederken, dünyadışı varlıklar tarafından yakalanıp hapsediliyor. Bir süre sonra dünya dışı varlıklar hikayenin kahramanına psişik yoldan hayatını gösteriyorlar. Bir gözün içinden kendi evini, dünyaya bakıyor. Dünya'da nükleer savaş yaşanmakta olduğunu görüyor. Albümün özü de bu durumun dramatize edilmiş hali olarak karşımıza çıkıyor.

Nektar, bir İngiliz grubu. Ancak grup üyeleri Almanya'da yaşamakta olduğu için, yaptıkları müzikte dönemin Alman krautrock'ından çok büyük esinlenmeler var, ki bu durumda gayet normal.

Progresif rock severlerinin bazılarına göre ise bu 4 İngilizin yaptıkları müzik krautrock olarak da adlandırılıyor.

Albüme gelirsek, 1971 yılında çıkmış olmasına rağmen sesler 1960'ların ikinci yarısında bir devrim yapan ve günümüz rock müziğinin temellerini atan saykodelik rock müziğin devamı niteliğinde. Sesler 60'ların  müziklerini dinleyenlere o kadar tanıdık gelir ki, müziğin içinde Beatles, Moody Blues, Pink Floyd, Iron Butterly gibi grupların izlerini rahatlıkla hissedebilirler. Ancak Nektar o seslerin benzerlerini çıkartarak bunu senfonik bir halde albümün bütününe yaymışlardır.

Daha önce yazdığım bazı krautrock gruplarının albümlerinde belirtmiştim. Günümüz rock türlerinden en bilinen ve kalitelilerinden olan post-rock'ın temelleri 1970'lerin krautrock'ına, saykodelik rock'ına temellenir diy.e. Nektar'ın 'Journey To The Centre Of The Eye' albümünü tekrar tekrar dinlerken bir çok yerde post-rock sesleri duydum.

Artık bu albüm için şöyle diyebilirim; günümüz post-rock'ın temel aldığı gruplardan birisi de Nektar'ın 'Journey To The Centre Of The Eye' albümüdür.

60'ların saykodelik rock'ının senfonik ve melodik olarak nasıl progresif, ilerici bir hale getirelebilinir, bu albüm bunu çok güzel anlatmaktadır. 60'ların saykodelik müziğine bakmak isteyenlere özet geçeçek bir albüm. Aynı zamanda konsept albüm sevenlerin, konusu ve hikayesi bakımıyla da bakması gereken bir albüm.

Nektar'ın bu albümünden sonra bir de 'Remember The Future' albümüne bakın. Ya da zaten o albüm dolayısıyla Nektar'a merak sardıysanız, siz yine o albüme geri dönün. Çünkü benim için Nektar'ın en güzel albümü o. Hatta 70'larin saykodelik progresif rock albümlerinin arasında elmas gibi parıldıyor.


1. Prelude (1.27)
2. Astronauts Nightmare (6.22)
3. Countenance (3.3                                        0)
4. The Nine Lifeless Doughters Of The Sun (2.41)
5. Warp Oversight (4.28)
6. The Dream Nebula (2.14)
7. The Dream Nebula II (2.25)
8. It's All In The Mind (3.22)
9. Burn Out My Eyes (7.48)
10. Void Of Vision (2.01)
11. Pupil Of The Eye (2.46)
12. Look Inside Yourself (0.53)
13. Death Of The Mind (2.52)

Süre : 42.49

Roye Allbrighton / Elektrik Gitar, Vokal
Allan 'Taff' Freeman / Mellotron, Piyano, Org, Vokal
Derek 'Mo' Moore / Bas Gitar, Mellotron, Vokal
Ron Howden / Davul, Perküsyon

Konuk
Dieter Dierks / Piyano, Yapımcı

26 Kasım 2017 Pazar

Krautwerk - 1971 2014




Yaklaşık bir ay önce can sıkıntısını gidermek için uzun zamandır dinlemediğim grupları aramaya çalıştım. İlk aklıma gelenlerden biri de Kraftwerk'di. Yotube'de full albüm diye aratarak bir albümü inderdim. Yeni taşındığım evde internetin kötü çekiyor olması nedeniyle de bir saate yakın bekledim. Sonunda albümü indirip, 3. bira ile birlikte dinlemeye başladım. O gece öyle bitti.

Birkaç hafta sonra yine açtım, Kraftwerk diye dinliyorum. Albüm çok da farklı gelmiyor çünkü Neu! grubunun üyesi Klaus Dinger Kraftwerk'in ilk albümünde vardı o yüzden müziğin Neu! Müziğine benzemezi pe dikkatimi çekmiyor.

En son dün, akşamdan kalmış bir şekilde evi temizleyip, işe gideceğim. Yine açtım albümü dinlerken üzerimi değiştirip temizliğe başladım. Tam o arada sigara yapayım dedim. Sigarayı hazırlarken (tütün) gözlerim bilgisayar ekranına gitti. Krautwerk yazıyordu. Tekrar tekrar baktım, doğru okumuşum. İçimden dedim, herhalde youtube'ye yükleyen kraut rock grubu diye Kraftwerk'i Krautwerk diye yazdı.

Evdeki işleri bitirip, işe otobüsle giderken internet daha iyi çekiyor diye albümü arattırdım. Karşıma 2014 yılına ait bilgiler çıktı. İlk önce yeniden basım diye 2014'ü eklediler sandıma ancak değilmiş. İşyerine gelip, internet üzerinden biraz daha araştırınca Klemen'in blogunda bir söyleşisini buldum. Ve evet albüm 1971 adıyla 2014 yılında çıkmış. Yani 1971 yılına ait değilmiş.

Daha sonra da albüm ve Krautwerk hakkında discogs'a girip baktım. Karşıma tek bir kişi çıktı. Nico Seel. Klemen'in blogunda var olan söyleşide de zaten kendisi vardı.

Nico Seel'in bu albüm çalışması tek değil. Krautwerk gibi 3-4 grup çalışması daha var. Söyleşiden anladığıma göre diğer grup çalışmaları da 70'lerin krautrock tarzında çalışmalar. Çünkü yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bu albümü dinlerken müzikal atmosferden ve albümün isminden dolayı, Krautwerk'i 70'lerin gruplarından sanmıştım.

Nico Seel; ortalama benim yaşlarımda, yaşım 35, Alman kökenli bir müzisyen. Günümüz rock türlerinden sıkıldığı için, heavy metal ve punk, yeni tür müziklere yönelmesi sonucu krautrock'la buluşup bu türde karar kılmış. Kendi müzik aletleri olması sebebiyle de kendi müziğini yapmaya karar vermiş. Sonuç olarak da 4-5 grup çalışması ortaya çıkmış.

Bütün bunları internet üzerinden öğrenirken aklıma İran kökenli Imaad Wasif geldi. O'da Nico gibi 70'ler atmosferinde bir'den çok grup çalışması yapmıştı.

Hala da yapmaya devam ediyor.

Albüme ismini veren 1971 tarihi bir çok krautrock efsanesinin önemli yıllarından olan 1971 yılına bir nevi atıf olmuş. Tangerine Dream'in, Kraftwerk'in, Amon Düül II'nin, Faust'un, Neu!'nun önemli çıkış yaptığı yılları temel almış. İlginç ve yaratıcı bir fikir!.

Nico Seel'in Krautwerk olarak devam albümleri de var. O albümler de yine yıllara atıf olarak 1972, 1973 diye devam ediyor. Nico'nun ve albümlerinin yeni farkına vardığım için diğeralbümleri de sanırım dinlenilmek üzere sırada beni bekliyorlar.

Albüme gelirsek, 1971 tamamen 70'lerden çıkma bir albüm. Müzikal atmosferi, kullanılan müzik aletleri 70'leri anımsatmıyor, tamamen aynı.

Nico sıkıldığı, tiksinti duymaya başladığı günümüz müziğinden uzaklaşıp; krautrock'ın, progresif rock'ın altın çağları denen yıllarına dönmüş ve kendi yeteneğini ve bilgilerini de ortaya koyarak mükemmel bir albüm çıkarmış.

Albümü ilk dinlediğim zaman Kraftwerk'in albümü olarak dinlemiştim. Müzikal atmosfer olarak 70'li yılların krautrock'ından, elektronik rock'ından hiç bir farkı yok. Youtube'den indirdiğim klibi de yine 70'li yılların La Düsseldorf grubunun 'Time' adlı parçasını anımsattı. Bu arada Neu! Grubu üyesi Klaus Dinger, 3 gruptada müzisyenlik yaptı. O yüzden albüm bana hiç de yeni, günümüzün müziklerinden biri gibi gelmedi.

Şimdiye kadar 2000 sonrasının krautrock gruplarına hep soğuk bakmıştım. Hatta Almanların 2000 sonrası progresif rock gruplarına soğuk bakmıştım, bir kaç grup haricinde. Ancak Nico Seel, Krautwerk ve 1971 ile bu düşüncemi tamamen değiştirdi.

Hem 70'lerin hem de günümüz müziğinin tadını çıkarmak için mükemmel bir albüm.

1. I (6.33)
2. II (4.00)
3. III (9.07)
4. IV (6.16)
5. V (6.38)
6. VI (6.49)

Süre : 39.38

Nico Seel / Elektrik Gitar, Elektrik Bas Gitar, Synth (ses düzenleyici), Elektrik Davul


31 Ekim 2017 Salı

Neu! - Neu 1972



Progresif rock, bir çok rock dinleyicisine göre rock müziğin türlerinden birisi ve bu bir çok kişiye göre progresif rock'ın bir tanımı da var. Genel olarak da bu tanım, bu bir çoğuna göre bir kaç grubun müziğinden ibaret.

Aslında progresif rock'ın tanımı yapmaya kalkışılsa; mükemmele yakın bir tanım da çıksa, her zaman bir şeyler eksik kalır. Söylemeye çalıştığım progresif rock'ın tanımlanamaz oluşu.

Progresif rock gibi krautrock'da da aynı şey geçerli, tanımlanamazlık. Her ne kadar aynı dönemde ortaya çıktıysa da her iki tür müzik, belli yerlerden belli şekilde ayrılıyor. O yüzden krautrock'ı progresif rock'ın bir dalı olarak değil, farklı bir tür olarak görürüm.

Tanıma girmek istemiyorum ama progresif rock deyince aklıma; caz, avant-gard, klasik müzik, folk ve dönemin saykodelik müziği geliyor. Ancak bu durum krautrock için geçerli değil. Krautrock daha çok saykodelik ve elektronik seslerin yoğun olduğu bir müzik türü. Caz, avant-gard ve klasik müzik etkileri varolsa da, ortaya çıkan şey, ağırlıklı olarak saykodelik ve elektronik sesler.

Bunlardan en önemlisi, krautrock'ın en önemli temsilcilerinden olmamasına rağmen, en önemli albümlerinden birini ortaya çıkarmış olan NEU!. NEU'nun çıkardığı ilk albüm krautrock için en güzel örneklerden biri.


NEU!. 1972 yılında Kraftwerk grubundan ayrılan Klaus Dinger ve Michael Rother tarafından kurulan bir grup. İlk albümlerini de aynı yıl içinde çıkartıyorlar. Sonrasında ise yine albüm çıkarmaya ve konserler vermeye devam ediyorlar ancak ilk albümdeki müzikal kaliteyi bir türlü bulamıyorlar. Grup dağıldıktan sonra ise Michael Rother kendi solo kariyerine devam ediyor, ilk albümünü bir kaç ay önce yazmıştım. Aynı şekilde Klaus Dinger de müzik yapmaya La Düsseldorf grubuna katılarak devam ediyor.

Albümü krautrock'da özel kılan önemli şey, elektronik müziğin minimalist bir şekilde ortaya çıkartılması yahut elektronik müziğin içine minimalist müziğin sokulması. Her iki durumda, NEU'nun bu ilk albümünü anlatmaya yeterli olacaktır.

'Hallogallo', albümün açılış parçası. Minimal davul, hipnotik bir şekilde tekrarlayan elektronik sesler ve tabii ki Michael Roether'in mükemmel gitar çalışması. 'Hallogallo' parçası her yönüyle dönemin krautrock'ını en iyi şekilde yansıtıyor.

'Sonderangebot', klasik anlamda krautrock'ın elektronik ağırlıklı yönünü gösteriyor. Bir Tangerine Dream, bir Klaus Schulze, bir Popol Vuh sesleri var sanki parçada. Parça elektronik sesler ile başlıyor ve öyle bitiyor. Dönemin elektronik müziğine yakışır biçimde.

'Weissensee', bir önceki parçanın aksine saykodelik ağırlıklı olarak başlıyor, öyle devam ediyor ve bitiyor. Dönemin Amon Düül II grubunun müzikal atmosferine çok yakın. Özellikle Rother'in gitar kullanımı bana Amon Düül müziğini hatırlatıyor.

'Im Glück', elektronik sesleri ve kuş sesleriyle tam bir Popol Vuh benzeri parça. Dinlerken bin yıl öncesinin orta amerikasına yolculuk ediyormuşsunuz, hissi uyandırıyor.

'Negativland', asla ve asla unutamayacağım parçalardan biri. Sanırım ilk kez 2006 yılında, 24 yaşında dinlemiştim. 11 yıl geçmiş olmasına rağmen hala aklımda. Neu! dendiği zaman da aklıma bu parçadan başka bir parça gelmiyor. Ağır ağır ilerleyen bas gitar ve davul ritimleri, elektronik sesler ile birlikte hareket eden elektrik gitar, krautrock'ın belki de tanımını yaptıracak ender parçalardan.

Neu! 'Lieber Honig' parçasıyla 68 yılında amerika'da olmuş olsaydı, sanırım şuan 'Liever Honig' parçası hippilerin ve günümüzdeki takipçilerinin dilinden düşmeyecekti. Albümün müzikal atmosferine ters bir parça belki ama dinledikçe kişi daha çok seviyor bu parçayı.

Neu!, 70'lerde müzik yapan kısa süreli bir grup. 3-4 albüm sonrası, zaten iki kişiden oluşan grup dağılıyor. Michael solo albümlerine yoğunlaşırken, tabi bu arada kraftwerk ile de çalışıyor, Klaus Dinger La Düsseldorf ile devam ediyor. Ki Klaus Dinger deyince de, insanın aklına La Düsseldorf'un 'Time' adlı parçası geliyor.

Neu! Bu ilk albümüyle krautrock müziği tarihinde kendine çok önemli bir yer edindi. Progresif rock'ın tanımlanamaz oluşu gibi krautrock'ın da tanımlanamaz oluşuna, Neu grubu da bu albümle katkıda bulundu.

NEU'nun diğer albümleri değil ama bu ilk albümü krautrock'ın en önemli albümlerinin ilk 10 listesine rahatlıkla girer.

1. Hallogallo (10.07)
2. Sonderangebot (4.50)
3. Weissensee (6.42)
4. Im Glück (6.52)
5. Negativland (9.46)
6. Lieber Honig (7.15)

Süre : 45.42

Klaus Dinger / Davul, Elektrik Gitar, Koto, Vokal
Michael Roether / Elektrik Gitar, Bas Gitar, Double Bas, Vokal

11 Eylül 2017 Pazartesi

Holger Czukay - 05 Eylül 2017


2-3 ay olmuştur sanırım arkadaşla facebook üzerinde CAN grubu hakkında konuşalı. Karşılıklı Can'dan bir kaç parça paylaşmıştık. Bundan yaklaşık 7-8 ay önce ölmüş olan Can grubunun davulcusu, Jaki Liebezeit için 3 gün boyunca sadece CAN dinleyerek içtiğimi söylemiştim. Arkadaş da aynısını yaptığını söylemişti.

5 Eylül sabahı akşamdan kalma olarak uyanıp, facebook'a baktım. İlk gördüğüm ve dikkatimi çeken şey Holger Czukay'ın ölüm haberiydi. Çok iyi anımsadığım için son CAN grubu hakkında ki konuşmayı, içim burkuldu. Aslında Holger Czukay, ben gece içerken ölmüştü. Gece öyle sarhoş olup, o anki psikolojime göre müzik dinlerken hiç aklımda değildi. İşte öyle sabah karşıma çıkınca ölüm haberi, farklı hissettim.

Holger Czukay kimdir, nedir, rock müzik için önemli midir; önemlidir. Günümüzün kaydadeğer önemli müzik türlerinden olan post-rock'ın (ilk aklıma gelen popüler müzik türü) temellerini atan gruplardan CAN'ın bas gitaristidir. Sadece CAN'ın yaptığı müziği post-rock'a indirgemekte yanlış olur. Aynı şekilde günümüzün bir çok avantgard müzik türlerinin de temellerindendir. Ayrı olarak CAN ve Holger'in modern film müziklerine de etkileri olmuştur.

Holger Czukay, 1940 yıllarda, ikinci dünya savaşı dönemi ruslardan kaçmaya çalışan bir ailenin çocuğudur. Çocukluğundan ilk hatırladığı şeylerden birisi de trenlerde iken rus askerlerinden kaçmasıdır.

1960'ların başında Alman klasik müziğinin son ismi ve günümüz avantgard, elektronik müziğinin öncüsü sayılan Karlheinz Stockhausen'in öğrencisi olmuştur. Stockhausen, o dönem öğrenci olarak 3 kişi seçmiştir. Biri Holger Czukay, diğeri yine CAN grubundan Irmin Schmitt. Üçüncü kişi ise hemen hemen herkesin tanıdığı, 1960'ların ortalarında ABD'ye göçen pop-sanatın yaratıcısı Andy Warhol'dur.

Holger Czukay, Can grubu ile müzik yapmaya başlamadan önce, kendi evinde ilk albümünü 1968 yılında kaydeder. Albümün satışa çıkması ise CAN'ın ilk albümü ile aynı yıldır, 1969. CAN ile birlikte çalışmaya devam ederken, kendi albümleri üzerine de çalışmaya devam eder. Taa ki 1974-5 yılına gelene dek. 1975 yılı ve sonrasında yine CAN ile çalışmaya devam eder ancak biraz daha geri plandadır. 1977'de bir başka Alman progresif rock grubu Cluster & Brain Eno çalışmalarında bas gitar çalar. 1979'da ki son CAN albümü sonrasında, kendi albümlerine ve müziğine odaklanır. 80'lerin sonunda David Sylvian ile iki albüm yapar. 90'larda ise Peter Gabriel'in bir albümünde bulunur.

Not olarak; David Sylvian, 80'lerin sonunda Holger Czukay ile birlikte çalışırken aynı dönem King Crimson'dan Robert Fripp ile de çalıştı. (CAN ve Holger'in progresif rock müziğindeki yerini belirtmek için King Crimson ile birlikte anmak en güzeli olur diye David Sylvian örneğini verdi)

Sonrasında, 90'lar ve 2000'lerde ise toplama ve yeniden düzenleme albümleri çıkardı. Hayat arkadaşı, Ursula; temmuz ayında 55 yaşında öldü, kendisi ise 6 gün önce 79 yaşında iken öldü.

Can ile ilgili yazılar yazarken sürekli bahsettiğim postrock'ın temelleri; işte aşağıdaki bu şarkı ne dediğimi tamamıyla açıklıyor.

Can – Mother Sky



26 Ağustos 2017 Cumartesi

Amon Düül II - Yeti 1970



Almanya'da 68 döneminde kurulan ve daha sonra ikiye ayrılan komünlerden olan Amon Düül ii grubunun ikinci albümü, krautrock'ın en üst düzeye çıkmış hallerinden. Tabi en iyi albümdür diyemem, hatta demem çünkü bu en iyiler yada kötüler diye sınıflandırmasına karşıyım.

Böyle durumlarda benzer müzik yapanların arasındaki farklılıkları söylemeyi tercih ederim.

Amon Düül İİ, 'Phallus Dei' (tanrının çükü) albümündeki muhteşem çıkışını ikinci albümde iki katına çıkartarak devam ettirdi.

İki katı diyorum çünkü albüm iki LP'den oluşuyor. İlk bölümde uzun parça olarak bir çok Amon Düül ii hayranında olduğu gibi benimde ilk aklıma gelen parçalardan 'Soap Shop Rock' var.

'Soap Shop Rock', 13 küsür dakikalık müzikte 4 ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölüm, daha çok 60'ların erken dönem punk-rock benzeri seslerinin biraraya gelişine benziyor. Bu ilk bölümün  avantgard atmosferini de unutmamak gerek.

Devam eden ikinci bölüm ise yine 60'ların blues-rock ve saykodelik havasınının karışımı.

Üçüncü bölüm (en sevdiğim bölüm) klasik anlamda ki rock'tan avantgard müziğe dönüşümün en güzel örneklerinden. 45 saniyelik 3. bölümden sonra avantgard ve dönemin rock  müziğinin nasıl birarada çalındığını görüyorsunuz. Punk vokalleri, saykodelik sert gitarlar ve keman sesiyle 'Soap Shop Rock', krautrock'ın bilinmesi gereken başyapıtlarından.

İlk uzun parçadan sonra gelen kısa kısa parçalar ise, hepsi birbirinden farklı. Kimisinde ortadoğu, arap-pers ezgileri varken, kimisinde de o dönem henüz oluşmamış postrock sesleri var. Ve tabi çoğunluklu olarak dönemin saykodelik yapıları var.

Hipnotize eden elektrik gitarların önüne flüt, keman yada yerel enstrümanlar eklenince bu tarz müzikleri ilk kez dinleyene çok farklı geliyor.

Krautrock'ın saykodelik rock'tan farklarından birisi, sanırım bu; farklı seslere insanlar alışık değiller.

İkinci bölüm, yine 'Soap Shop Rock' gibi hem Amon Düül II'nin hem de krautrock'ın efsanelerinden bir parça, 'Eye-Shaking King'. 'Soap Shop Rock' parçasına göre daha saykodelik ve elektronik üzerinde ilerliyor.

Bu tarz parçaların çok daha hipnotize edenleri Popop Vuh tarafından yapıldı, onu da belirteyim.

Albümdeki en uzun parça, 'Yeti'. İki bölümlük 'Yeti' parçası 26 dakikadan uzun sürüyor ve tamamen bütün enstrümanların doğaçlamasına dayanıyor. Krautrock örneğinden ziyade, saykodelik rock'a güzel bir örnek gibi duruyor. Özellikle davul ritimleri ve sürekli blues solosu halindeki gitarlar sayesinde.

'Yeti' parçasını dinlerken Pink Floyd'un ilk dönemlerini anımsamanız gayet normal. Aynı dönemin benzer müzik yapan grupları bunlar.

Kapanış parçası;  'Sandoz In The Rain'. Amon Düül komününün birinci grubundan katılanların sayesinde parça daha çok Amon Düül parçalarına benziyor. Daha sakin, daha az blues ve daha huzur.

Amon Düül II'nin 'Yeti' albümü saykodelik rock döneminin en güzel örneklerinden biri olduğu kadar, krautrock'ın da en güzel örneklerinden birisi. Her iki türü de seven kişilerin de başyapıtlık yapacakları albümlerden.


1. Soap Shop Rock (13.24)
a. Burning Sister (3.31)
b. Halluzination Guillotine (3.05)
c. Gulp A Sonata (0.45)
d. Flesh-Coloured Anti-Aircraft Alarm (5.53)
2. She Came Through The Chimney (3.56)
3. Archangels Thunderbird (3.30)
4. Cerberus (4.18)
5. The Return of Ruebezahl (1.35)
6. Eye-Shaking King (6.37)
7. Pale Gallery (2.11)
8. Yeti (Improvisation) (18.00)
9. Yeti Talks To Yogi (6.06)
10. Sandoz In The Rain (Improvisation) (8.55)

Süre : 67.59

Renate Knaup / Vokal, Tamborin
John Weinzierl / Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar, Vokal
Chris Karrer / Keman, Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar, Vokal
Falk Rogner / Org
Dave Anderson / Bas Gitar
Peter Leopold / Davul
Christian 'Shrat' Theirfeld / Bongo, Vokal

Konuklar
Rainer Bauers / Gitar & Vokal (10)
Thomas Keyserling / Flüt (10)
Ulrich Leopold / Bas Gitar (10)


19 Haziran 2017 Pazartesi

Jane - Here We Are 1973




Jane, kimine göre krautrock kimine göre hard rock'a yakın türde müzik yapan Alman grup. Kimine göre de dönemin popüler müziği olan progresif rock gruplarından biri. Bana soracak olursanız, o üç türü de içinde barındırıyor hatta blues-rock esintilerini de bolca bulundurarak, kendi müziğini ortaya çıkartıyorlar.

23 Mayıs 2017 Salı

Amon Düül - Paradieswarst Düül 1970


1968 yılında bir alman öğrenci komunünün adıydı, Amon Düül. Kalabalıklardı; bir müzik grubu için fazlaydılar. Çok kalabalık olmalarından dolayı mıdır bilmem, aynı yıl Amon Düül komunünden bazıları ayrılıp, Amon Düül II adlı krautrock'ın efsanelerinden biri oldular. Amon Düül komününde kalanlar da bir grup haline gelip rock albümleri çıkardılar ancak Amon Düül II kadar uzun süreli olmadı müzik hayatlarını.

24 Ocak 2017 Salı

Jaki Liebezeit



Dün Jaki Liebezeit öldü. Tabi internetteki sosyal ağlarda onu hatırlayanlar yok denecek kadar azdı. Avrupa'da ki bir çok rock müzik siteleri hatırlamıştı. Bizde ise bir kaç plakçı ve bir kaç grup haricinde hatırlayan yoktu. Bir de tabi Can hayranları var. Halbuki günümüzün bir çok rock müzik türünün temellerini atan bir grup, Can. Yazık!

Can grubunun isminin açılımı, Cannibalism, Anarchism, Nihilism. 1968 yılında başladıkları rock müzik krautrock (lahana rock) olarak tanımlandı. Aslında ana akım krautrock gruplarından biraz farklıydı ortaya çıkan müzik. Krautrock daha çok enstrüman doğaçlamalarına sahip iken, Can'ın müziklerin bu doğaçlamalardan biraz uzakta. Minimalist, saykodelik, caz ve elektronik yapısıyla Can grubu benim için avant-garde türüne daha yakın. Yani öncü müzik.

Can grubunu ilk kez 2001 yapımı 'Baader' filminde duymuştum. Can grubu olduğunu bilmeyerek o filmi kaç kez izlediğimi hatırlamıyorum. İnternet üzerinden bulunması da bir hayli zordur o filmi. 'Ege Bamyası' albümünün yazısında da belirtmiştim. Filmin sonunu açıp, Can'ın olduğunu çok daha sonra öğrendiğim 'Sing Swang Song' parçasını içtiğim içkiyle az dinlememişimdir. 'Ege Bamyası' albümünü ilk dinlediğimde de hazine bulmuş gibi sevinmiştim, 2006 yılında. 'Sing Swan Song' parçası hala Can'ın en sevdiğim parçalarından birisidir.

Can grubu için günümüz rock müziğinin temellerinden birisidir, dedim. Post rock ve Math rock gibi türlerinin temel aldığı gruplardan birisidir. Döneminin bir çok grubu Can'ın yaptığı müzikten  esinlenmeler yaşamıştır. Bunlardan birisi geçen yıl ölen, (pek sevmem) David Bowie'dir. Yine 2000'lerin başında Radiohead, verdikleri konserlerde kullandıkları enstrümanlar üzerinde doğaçlama yaparken öykündüğü, örnek aldığı gruplardandır, Can. 'Tago Mago' ve 'Ege Bamyası' albümlerinin konserlerinde bunu rahatlıkla görebilirsiniz.


Jaki Liebezeit, grupta Irmin Schmidt ve Holger Czukay kadar ön planda olmasa da, çalmış olduğu davul stiliyle Can'ın müziğinde çok önemlidir. Ortadoğu vurmalı çalgı (türk, iran, arap) ritimlerini deneysel tarzda çalarak gruptaki herkes kadar katkı sağlamıştır. Bazı parçalar ise tamamen davul'un öncülüğündedir.

Hem Can grubu hem de Jaki Liebezeit'ın rock müziğine katkılarını asla unutamam. Benim için Can, Rock sözcüğündeki C gibidir. Jaki Liebezeit, 1938'de doğdu, 2017'de öldü. Yaşamının 50 yılı rock müzik için geçti. Düne kadar yaşayan birkaç efsane davulcudan birisiydi.

Kendisi dün bedenen ölmüştür belki ama Rock müziğe verdiği ruhu ile yaşamaya devam edecektir.




21 Ağustos 2016 Pazar

Amon Düül II - Wolf City 1972



Mümkün olduğunca saykodelik yada metal türlerinden uzak durarım. Ancak bu bazı klasik rock gruplarından uzak duracağım anlamına gelmiyor. O bazı belli başlı gruplar ne tür müzik yapıyor olursa olsunlar, yerleri değişmiyor. Amon Düül II grubu da o belli başlı gruplardan biri.

Birkaç gün önce PC'nin kablosu kedilerin yemesi sonucu bozuldu. Öyle bir kaç gün müzik, film, kitap olmadan sıkıcı bir şekilde geçirdik. Sonrasında bir kablo aldım ama yazmak için PC başına  oturmam 2 günden fazla sürdü. Bu akşam da ne yazmalıyım deyip bir kaç albüm dinlemeye çalıştım, hiçbir albüm sarmayınca yazmaktan vazgeçiyordum ki Amon Düül II'nin albümünü gördüm. Bir de bunu deneyeyim deyince işin olayı değişti. Oluyor bazen öyle, müzik dinlemeye çalışıyorsun hiç biri tat vermiyor. İşte o yukarıda bahsettiğim, O bazı gruplar bir anda beni kurtarıyor.

Amon Düül II, progresif rock'ta benim ilk göz ağrılarımdan birisi. Pink Floyd, Led Zeppelin, Deep Purple gibi bazı rock müzik için temel grupları saymazsak, Amon Düül II ilklerden. Krautrock müziğini dinlemeye başladığımda Amon Düül II grubu,  ilk bir kaç gruptan biriydi. Diğerleri Birth Control, Guru Guru, Faust. Aralarında en çok ısındığım Amon Düül II oldu. Bunda Amon Düül II'nin caz, folk (gotik sesler), avant-garde gibi saykodelik müziğe sokulması zor olan müzik türlerini de koymalarının önemi büyük sanırım.

Amon Düül II, Gong, Magma gibi kendi döneminin belli başlı siyasi olaylarla dalga geçen gruplardan birisi. Bundan önce yazdığım 'Phalles Dei' gibi 'Worf City' de bazı siyasi görüşler ve olaylarla dalga geçen bir albüm. Dinlemeye çalışırken çok fazla mistik şeyler aramayın.

Albümde ki bütün parçalar birbirinden güzel muhakkak ama benim bu akşam dinlediğim de ilk aklıma gelen parçaları şöyle bir yazayım.

“Surrounded by the Stars” mellatron ile müziğin temeli yapılan melankolik hint ezgileri üzerine harika bir keman var. İsteyen sadece keman için bile dinleyebilir.

'Green-Bubble-Raincoated-Man' 68'in saykodelik-beat müziğinin Amon Düül II tarafından yazılmış hali.

'Jail-House Frog' bu şarkı niye daha uzun yazılmamıştır, hiç bir fikrim yok. Uzun yazılmış olsaydı kesinlikle saykodelik progresif rock'ın efsanelerinden biri olacaktı. Harika bir güdüleyici giriş ve ortasından başlayarak sonuna kadar giden minimal piyano ve kurbağa sesleri. Saykodelik bağıran saksafon ve tıngırdayan gitar.

Giriş ve son kısımlarından ayrı ayrı ikişer tane rahatlıkla crossover parça üretilebilir. Daha anlaşılacak şekilde yazayım, iki yol parçası yazılabilir.

'Wie der Win am Ende einer Strasse' söylemesi de zor, akılda tutması da zor ama bir kaç kez üstüste dinleyince böyle bir müziği unutabileceğinizi sanmıyorum. Ağır aksak giden gitar, davul, tablas, bas'ın üzerine mellatron, keman, saksafon, tambura ve sitar'lı parça, çeşitli baharatların bulunduğu bir hint yemeği gibi. Tadı yenip tükenemediği gibi unutulmuyor da.

'Deustch Nepal', Nepal'de aryan köklerini aramaya çalışan Nazi Almanlarıyla dalga geçen kaotik, depresif, gotik senfonik bir parça.

'Sleepwalker's Timeless Bridge' erken dönem Pink Floyd müziği. Pink Floyd çalmış olsaydı bu parçayı muhtemelen kimse bir fark göremeyecekti. 'Meddle' albümüyle aynı yıllarda çıktığını düşünürsek, müzikal anlayış olarak Amon Düül II'nin Pink Floyd'dan çok ta bir farkı olduğunu söyleyemem.

Amon Düül II, günümüzde hala bilinmezliğini koruyorsa da, progresif rock'ın Almanya'dan çıkan en önemli gruplarından biri. Amon Düül, Amon Düül diye ortalıkta dolaştığım günleri de, Amon Düül (II) diye bir grup var, onu dinle dediğim zamanları da unutmadım.Amon Düül II grubunun her albümü birbirinden farklı olduğu kadar, kalitelidir. Amon Düül II, dinleyin!.
Son olarak albümde sadece albüme ismini veren parçayı hatırlayamamışım. Bak şimdi bu bana ilginç geldi.
.
1. Surrounded by the Stars (7.46)
2. Green-Bubble-Raincoated-Man (5.04)
3. Jail-House Frog (4.54)
4. Wolf City (3.20)
5. Wie der Win am Ende einer Strasse (5.42)
6. Deustch Nepal (3.00)
7. Sleepwalker's Timeless Bridge (4.55)

Süre : 34.41

D. Secundus Filhescher / Davul, Vokal (4-7), Gitar (7)
Chris Karrer / Akustik & Elektrik Gitar, Keman, Soprano Saksafon, Vokal
Renate Knaup-Krötenschwanz / Vokal
Lothar Meid / Bas Gitar, Synth (ses düzenleyici), Vokal
Falk U. Rogner / Org, Synth (ses düzenleyici), Klavsen
John Weinzierl / Elektrik Gitar, Vokal

Konuklar
Al Sri Al Gromer / Sitar (5)
Paul Heyda / Keman (5)
Jimmy Jackson / Piyano, Org
Olaf Kübler / Vokal (2), Saksafon (5)
Pantid Shankar Lal / Tablas (5)
Peter Leopold / Vokal, Synth, Davul (5)
Liz Van Nienhoff / Tambura (5)
Rolf Zacher / Vokal (2-6)



26 Nisan 2016 Salı

Amon Düül II - Phallus Dei 1969

Krautrock rock dünyasının en önemli müzik hareketlerinden birisidir. Punk gibi türlerden çok daha fazla yeri vardır, Rock dünyasında.

Krautrock; Almanya’dan çıkma bir müzik. 68’li Alman gençliğinin ürettiği bir progresif rock türü. O yüzden dinlemeye başlamadan önce, farklı bir rock türü dinliyor olacağınızı unutmayın.

Kraut; Almanca lahana demek. Almanlar fakirlere, köylülere, aşağı tabaka insanlarına lahana’lar derler. Krautrock’tan bunu öğreniyoruz.


Faust grubu krautrock başlatıcısı gibi gözüküyor olsada, benim için ilk ve en önemli album Amon Düül II’dir,
‘Phallus Dei’ albümüdür.

Phallus Dei; Tanrı’nın çükü.

Bırakalım, krautrock’I yahut progresif rock’ı, Alman Rock müziğine verilebilecek en iyi örnektir, Amon Düül II grubu.

Albümün tamamında yeralan saykodelik doku üzerine gitar, bas, davul ve ortadoğu ezgileri ve enstrümanları kendine özgü müziğin ne olduğunu gösteriyor.

Phallus Dei……

Gözlerinizi kapayın ve hristiyanlık öncesi Anadolu’suna ve Yunanistan’ına  gidin. 2000 yıl öncesi. Anadolu Kybele kültü ve Yunanistan dyonisos kültürünün var olduğu o dönemde, devletsiz, dinsiz olarak yaşayan halkların inanç ritüellerini hatırlayın.

Amon Düül II; tam da 2000 yıl önceki o insanların müziklerini, eğlencelerini yansıtıyor ‘Phallus Dei’ albümde.
Ateşler yakıp, etrafında şarap içerek dans eden o paganları hatırlayın. (Pagan sözü latin dillerinde köylü demek)

Albümden ‘Phallus Dei’ parçasını dinlerken aldığım tad, 2000 yıl öncesinin o pagan ayinleri gibi.
Albüm bilindik saykodelik rock’ın dışında bir albüm.  Deneysellikten biraz uzak. En azından gereksiz saykodelik gitar soloları yok.

Albümü dinlerken kulaklarınızı tırmalayan o sesin keman olduğunu unutmayın. Davul sürekli kendini tekrar eden bölümlerle sarhoşluk etkisi yaratabiliyor.

Normal de ben kadın vokalleri sevmem, ama Amon Düül II’nin vokali istisna. Bir kaç kadın vokal daha var, Renate gibi. Onların başımın üstünde yerleri var.

Alman ve İtalyan progresif rock gruplarının İngiliz ve Amerikan rock gruplarından farkı, ortadoğu ve asya müziğine olan ilgileri. Amon Düül II grubunda da bu var. Türk Davulu, Ortadoğu Tef’i  ve Sitar.

Albümün 3. Parçası olan ‘Luzifers Ghilom’da Sitar’ı duyabilirsiniz. Albümde beni en çok gaza getiren parça. Sonrasında gelen sesler bana He-man’i hatırlatmıyor desem, bir şeyleri saklamış olurum.

Amon Düül II grubu komünler halinde yaşayan 68’li alman gençliğinin grubu. Amon Düül ikiye ayrılmadan önce kaç kişilerdi, bilinmiyor. Bir hayli kalabalık oldukları kesin. Alman RAF grubu lideri Andreas Baader’in Amon Düül II grubunun yaşadığı eve gidip uyuduğuna dair rivayetler de var.

60’ların hippi müziklerine ilgi duyuyorsanız ve dinlemek istiyorsanız, Amerikan gruplarına ilgilenmeyin, Amon Düül II dinleyin.


- Christian "Shrat" Thiele / Bongo, Keman, Vokal
- Renate Knaup / Vocal, Tef
- John Weinzierl / 12 Telli Bas, Gitar
- Chris Karrer / Keman, Gitar, 12 Telli Gitar, Soprano Saksafon, Vokal
- Falk-Ulrich Rogner / Org
- Dave Anderson / Bas Gitar
- Dieter Serfas / Davul, Elektrik Zil
- Peter Leopold / Davul

Misafirler:
- Holger Trülzsch / Türk Davulu
- Christian Burchard / Vibrafon



16 Nisan 2016 Cumartesi

Can - Ege Bamyasi 1972

2002 yılı, İstanbul’a yeni gelmişim. Bir iş de bulmuşum kendime. Ama ne arkadaşım var, ne de sohbet edecek bir tanıdık. Akrabaların yanında kalıyorum.  Evden işe, işten eve geçiyor günler. Kendimi oyalamak için her gün gazete alıyorum. Hafta da bir kitap da alıyorum. Yetmiyor tabii. Müzik cd’leri biriktiriyorum. O dönemler mp3 çalarlar revaçta. Pink Floyd, Led Zeppelin, Deep Purple, Queen daha sonraları Udo, Opeth, Dream Theatre, artık ne bulursam topluyorum. Dinliyorum da hepsini. Film cd’leri de topluyorum. Onlar için çanta almıştım, biriktirmek için. Şuan çalışmıyor hiçbiri.

Bir gün yine işten çıkmış, eve dönüyorum. Film cd’lerine bakayım dedim, tezgahtan. Baader diye bir film gördüm. Arkasını okudum. Hemen aldım. Almanya’nın 70’li yıllarda ki RAF (Red Army Faction) adlı sol örgütünün (terör) lideri Andreas Baader’in filmi.

İzledim. Tekrar tekrar izledim. Filmde kullanılan müziklerden sadece birisini biliyordum. The Who’nun bir parçası. Diğerlerini ilk kez dinliyorum. İlginç gelmişti. Filmin sonunda Andreas Baader ve bir arkadaşı araba garajında polisler tarafından kıstırılıyordu. Çatışmaya çıkıyor, Andreas Baader ve arkadaşı öldürülüyordu. Komiser Andreas’ın yanına gelip, başını kucağına alıp, ağlıyordu. Dramatik bir son.


Çatışma çıktığı anda ve Baader’in ölmesi ve sonrası çalan müzik çok hoşuma gitmişti. İş’ten eve gelirken şarap yada bira alırdım. Akrabalar bahar gelir gelmez köye gittikleri için, ev bana kalmış oluyordu. Tek başıma şarap partisi yapıyordum. Ve çok iyi hatırlıyorum, filmin cd’sini koyup sonunda ki o müziği dinleyip dinleyip, şarabımı bitiriyordum.

Kim olduklarını 2006 yılında Pink Floyd Türk sitesinin forumlarında paylaşılan albümlerden birisini indirip dinleyince öğrendim.

CAN grubu; Cannibalism, Anarshism, Nihilism. Yamyamcı, Anarşistlik,Hiççi.

Filmin sonunda çalan parça CAN grubunun Ege Bamyası adlı albümünün ikinci parçası ‘Sing Swan Song’.
Baader’i anlatan 2008 yılı başka bir yapım daha var. Bir terör filmi isminde geçen. Almanların yaptığı ama tam amerikanvari bir film. Eğer merak edip izlemek isterseniz, 2002 yapımı Baader filmini izleyin derim. Filmde kullanılan renkler dahi Almanya’yı anlatıyor. Andreas Baader karakterini oynayan daha da çok bir Alman’a benziyor. 2008 yılı filmindeki oyuncudan daha karakteristlik bir yüzü ve oyunculuğu var.
Albümü indirip, mp3 çalara yükleyip ilk dinlediğim zaman, nasıl mutlu olmuştum. Anlatılamaz. Kaybettiğin bir dostu bulmuş gibi oluyor insan.

2008 yapımı Baader yada RAF filmini beğenmedim. Tam bir amerikanvari, şovanist denir ya, evet öyle.  Janis Joplin, Led Zeppelin gibi isimlerin müziklerinin ne işi vardı o filmin içinde.

Amon düül (II) grubunun anılarında vardır. Bir gece konser çıkışı eve gelirler. Eve girerler. İçeride yatakta birisi vardır. Andreas Baader.

Andreas Baader, krautrock dinler. İngiliz, özellikle amerikanvari müzikleri hiç dinlemez. Haklıdır, sebepleri vardır.

Sebeplerinin tanımını en iyi yapan, CAN grubu üyesi Irmin Schmitt’tir.

Şöyle söyler;

‘68’in bütün genç devrimcilerinin anne ve babaları ya naziydi, ya da naziler yüzünden acı çekmişti. Ve bu tamamen Almanya’ya özgü bir durumdu. Bu karmaşık ilişkiler 68 olaylarının en büyük itici gücü oldu. 20 yıl boyunca kültürümüzde uzaklaştırıldık. Bombalanan sadece kentler değildi, kültür de bombalanmıştı. Ve yok olan kültürü yeniden inşa etmenin olanağı yoktu...’


CAN Alman krautrock türünün en bilinenlerinden. Krautrock İngiliz, Amerikan ve hatta italyan rock müziğinden çok farklıdır. Elektronik öğelerin yoğunluğu ve enstrümanların doğaçlamaları klasik jazz ya da blues  temelli rock müziğinden ayrılır.  O yüzden krautrock dinlemeye başlarsanız, çok farklı bir müzik dinleyeceğinizin farkına varın. Seversiniz yada sevmezsiniz, bu Krautrock türünü ve ekolünü yok etmiyor. Rencide de etmiyor....

CAN grubunun en bilinen albümü Ege bamyası olmasına rağmen, CAN çok daha öncesinde ki müzikleri de kayda değerdir. En azından Holger Czukay gibi bir elemanları vardır. CAN grubu Latin, Türk, Fars, Yunan, Slav, Arap gibi bir çok kültürün müziğinden yararlanarak albümler yapmasına olanak sağlamıştır. Bunu Holger’e borçluyuz desem, ayıp etmem. Vokal bir Japon, Damo Suzuki.

CAN grubuna 68 kuşağı grubu yada hippi diyebilirmiyiz.

Tabii ki deriz.

Kim çorbaya, kaşığa, çatala hatta tencere için şarkı yapar ki!....

Böyle bir albümün nesine krıtik yazacaksın. Yahut eleştiri. Dinleyip anlamasanız dahi, sadece ‘Sing Swan
Song’ şarkısı yeter size.



1. Pinch - 9:28
2. Sing Swan Song - 4:44
3. One More Night - 5:35



4. Vitamin C - 3:32
5. Soup - 10:29
6. I'm So Green - 3:02
7. Spoon - 3:03

- Holger Czukay, Bass Gitar
- Michael Karoli, Gitar
- Jaki Liebezeit , Davul
- Irmin Schmidt , Klavye
- Damo Suzuki , Solist








NOT : Irmin Schmitt’in sözlerini 98 yılı Cogito 68 Mayıs’ı sayısından bakarak yazdım. Yanlış olmasın...