Bu Blogda Ara

İtalyan Progresif Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İtalyan Progresif Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2019 Salı

Osanna - Landscape of Life 1974


2000 bin yıl öncesinin seslerini albümüne yansıttığı 'Palepoli' albümünden 2 yıl sonra 4. albümü olan 'Landscape of Life' yapar. İlk iki albümündeki İngiliz gruplarını takip etme ve rock müziğe serbest caz(free jazz)'dan etkiler koymayı 3. albümlerinde terkederler. Bu albümle ise ilk iki albüm çizgilerine geri dönerler. Osanna müzik yaparken aynı zamanda müzik yapmayı da öğrenmeye devam eder. Önceki albümlerinde mellotron'u çok iyi adapte etmişlerdi kendi müziklerine burada ise gördüğüm şey synth kullanma ve müziklerinin içine sokmayı başarıyla üstesinden gelmişler.

Synth, özellikle başlangıçtaki flüt sonunda ise mellotron ile öyle güzel kullanılmış ki, 'Palepoli' albümü gibi sanki dinlerken farklı bir zaman dilimine gidiyorsunuz.

Osanna garip bir grup. Garip olması müziğinden kaynaklı değil. Müziğe bakışından kaynaklı ve sanıldığı gibi yada bilindiği gibi 'rock progressive italiano' türünden çok daha farklı albümlere sahip. Her ne kadar italyan gruplarını sayarken Osanna grubunu da saysamda, gerçekte Osanna'ya bakışım bu şekilde.


Osanna bu albümünden 4 yıl sonra bir albüm daha çıkartır sonrasında uzun bir sessizliğe gömülür. Geri dönüşü 20 küsür yıl sonradır. Bir süre yeni bir albüm için VDGG' saksafonisti David Jackson'la birlikte albüm yapıp konserler verirler.

Böyle bir bilgi paylaşmamın nedeni Osanna grubunun her ne kadar diğer İtalyan gruplarıyla benzerlik gösterse de aslında kendilerinin İngiliz tarzının caz haline gelmiş halleri gibidir. Osanna grubu konserlerinde yüzleri boyalı olarak çıkarlar çünkü Genesis'in müziğinden, Peter Gabriel'in sahnedeki davranışlarından etkilenmişlerdir. Albümlerinde saksafon ve flüt vardır ki, bunları kullanırken akdeniz ezgilerinden ziyade cazı kullanırlar. Osanna'yı ilk dinleyenleri şaşırtacak bir şekilde saksafon aniden müziğin ortasında girer. Öyle italyan klasik müziğinin, akdeniz melodileri ağırlık kazanmaz, Osanna albümlerinde.

Önceki albümlerde şablon kullanmayan Osanna aynı davranışını bu albümde de devam ettirir. Her bir parça bambaşka bir şekilde karşınıza çıkar. Melodik olduğu kadar, kaotiktir yaptıkları müzik.

Belki çok fazla Magma dinliyorum ondandır, albümde bazı parçalarda davul kullanımını Vander tarzına benzetiyorum. Özellikle saksafonun çoştuğu parçalarda davul durmak bilmiyor, ne hızlanan ne de yavaşlayan bir çizgide ilerliyor. Düzensiz bir şekilde devam ederken bir anda afrika kabilelerinin dini ayin ritimlerini duymaya başlıyorsunuz. Vander gibi mi, belki öyle belki değil. Şimdi tekrar dinlerken farkettim,  'Il Castello dell'es' parçasındaki davul kullanımı iki yıl önce yine bir başka Napoli'li grubun (Il Balletto di Bronzo) tarzına benziyor. Ki parça da aynı grubun o  albümü gibi avantgard atmosfere sahip. Demek ki Vander'e Magma'ya benzetmem boşuna değilmiş.

Grup hakkında fazlaca atıp tuttum belki, yazmaya heveslendiğimde aklıma gelenleri not almadığım için bir çoğunu çoktan unuttum. Deep Purple'dan bahsedecektim, Beggars Opera'dan hatta Uriah Heep'i de koyacaktım arasına, hep not almadığım için aklıma gelenlerin çoğu yok oldu.

'Landscape Of Life' albümü, Osanna'nın İngilizce konuşan ve dinleyen kitleye ulaşma çabasıydı, aynı PFM ve Banco'nun ingilizce albümler yaptıkları gibi. Seslerini duyaramadıkları için kendi ülkelerindeki kitleye kendi kitlelerine döndüler bir süre sonra. Osanna'da aynı duygularla hareket etti. Yaptıkları müzik mükemmeldi ama onları anlayacak kitle amerikan köylülerinden oluşuyordu. Bu durum bazı Amerikan gruplarının da başına gelen sorundu. Osanna'nın bu hayalkırıklığı yerini 4 yıl sonraki tamamen italyan kültürünün ürünü olan albümü yapmaya itti. 70'lerin son albümü oldu.

2000'lerde müziğe geri döndüklerinde yanlarında progresif rock'ın yaratıcılarından David Jackson'ı buldular. Birlikte güzel bir albüm yaptılar ve onlarca konser verdiler.

Osanna, Napoli'den çıkan bir grup. Napoliler kendilerini İtaliano olarak değil, Napolitano olarak tanımlar. İtalyanlığı kesinlikle kabul etmezler. Kendi şehirlerinde trafik tabelaları bile kendi dilindedir. Irkçılık yapmazlar asla, kuzeyliler gibi de değildirler. Az biraz da bize (Türklere) benzerler. Napoli çevresindeki bir çok şehir ve yerleşim yeri de Napoli deyince farklı bakar olaylara.

Napoli'den çıkan Osanna'da müziğe farklı bilmesini bilen bir grup.

1. Il Castello dell'es (8.55)
2. Landscape Of Life (6.00)
3. Two Boys (3.43)
4. Fog In My Mind (7.45)
5. Promised Land (1.32)
6. Fiume (4.05)
7. Somehow, Somewhere, Sometime (4.15)

Süre : 36.17

Lino Vairetti / Vokal, Elektrik Gitar, Akustik Gitar, 12 Telli Gitar, Mellotron, Org, Mızıka, Synth (ses düzenleyicisi)
Danito Rustici / Elektrik Gitar, 12 Telli Gitar, Org, Synth, Mellotron, Vokal (5)
Elio D'anna / Alto, Bariton ve Tenor Saksafon, Flüt, Elektrik Flüt
Lello Brandi / Bas Gitar
Massimo Guarino / Davul, Perküsyon, Tamborin

Konuklar
Corrado Rustici / Vokal & Akustik Gitar (5), 12 Telli Gitar (6)
Enzo Vallicelli / Perküsyon (4,5)

20 Haziran 2019 Perşembe

Cherry Five - Cherry Five 1975


                              

Claudio Simonetti, İtalyan progresif rock'ının efsanelerinden olan Goblin'in atmosferini kullandığı klavyeler ve synth ile yaratan kişi. Goblin grubu kurulmadan önce Simonetti'nin bir başka grubu daha var. Bu önceki grupta çalan iki kişi yine Goblin grubunun müzisyenlerinden olacaktır.

Cherry Five, 1973 yılında kurulduğunda adı Oliver idir. 1975 yılına geldiklerinde yaptıkları bu ilk albümün adı, gruplarının da adı olarak akıllarda kalır. Aynı yıl Simonetti, Massimo Morente (elektrik gitar) ve Fabio Pignatelli (Bas gitar) Dario Argento'nun teklifi üzerine film müziklerine yönelirler. Ortaya da Goblin efsanesi çıkar.

Goblin öncesi Cherry Five grubunun esinlendiği bir çok italyan progresif rock grubunda olduğu gibi İngiltere başı çeker. Grup özellikle senfonik atmosferde albümler yapan YES, Genesis, ELP gibi gruplardan esinlenir. Doğaldır ki bu ilk albümlerinde de klasik müzikten bölümler bolca bulunur. Klasik müzikten bölümler, esinlenmeler olduğu kadar caz esintileri, pasajları da fazlasıyla mevcuttur.

Goblin grubu genel olarak albümlerinde (bir kaç parçasında vokal bulundurmuşlardır ancak genel olarak vokalleri yoktur) vokal bulundurmaz, Cherry Five (Oliver) grubu ise sadece vokallik yapan bir kişiyi bünyesinde barındırır. Şarkı sözleri de ingilizce olduğu için albümü dinleyen kişilerde hem vokalin ingilizce söylemesi hem de yoğun bir YES, Genesis, ELP etkisi nedeniyle klasik italyan progresif rock'ından bir hayli uzak gözükür. 

'Country Grave Yard', yukarıda da bahsettiğim 3 grubun (yes, genesis, elp) etkisinin olduğu buna ilaveten PFM etkisininde gözüktüğü parça. Özellikle vokalin parçayı seslendirme biçimi Franco Mussida'yı anımsattırıyor.

'The Pictures Of Dorian Gray' parçası da açılışında ki akustik havasıyla PFM'yi anımsattığı kadar Banco'yu da anımsatıyor. Belki de benzerlik akdeniz ezgilerinden kaynaklıdır. Akustik atmosferden sonra yine YES'in, Genesis'in ortaya çıkardığı senfonik atmosferden parça devam ediyor. Özellikle 1972 öncesi YES ve Genesis albümlerini sevenlerin şaşıracağı kesin.

İki bölümden oluşan 'The Swan is a Murderer' parçasının ilk bölümü YES'in 'Fragile' albümündeki kısa parçaları anımsatıyor. Kısa nakaratlı bölümden sonra Simonetti synth ile senfonik atmosferi bir anlığına değiştiriyor. İkinci bölüm ise ilk bölümün üzerinden devam ediyor. Ancak vokalle birlikte grup öyle bir atmosfer yaratıyorlar ki, albümün genelinde hakim olan YES'in 'The Yes Album'ü akla getiriyor.

Grubun gerçek adı olan Oliver adlı parça. Yine YES, Genesis etkisi olduğu kadar bu kez müzikal atmosfer biraz sert. Heavy prog'a yakın duran atmosfer klasik ve caz'ın etkisiyle karşınıza Gentle Giant atmosferi çıkartıyor.

Kapanış parçası 'My Little Cloud Land', ilk 5 parçadaki YES esinlenmelerinden çok Genesis esinlenmesinden ortaya çıkıyor. Bu kez vokal ilk parçadaki gibi Mussida benzeri yada diğer parçalardaki gibi Jon Anderson benzeri değil, Peter Gabriel tarzında parçayı söylüyor. Parçanın kendisi de neredeyse Genesis atmosferiyle birebir aynı olmasına rağmen farklılık yaratan tek kişi, klavyelerin başında duran Claudio Simonetti. Kullandığı klavyeler ve synth ile albümü esinlendiklerinden farklı olarak ortaya çıkartabiliyor.

Bu durum daha sonra Goblin'in atmosferinde de geçerli olacaktır.

Cherry Five yada Oliver, bu ilk albümlerinde özellikle İngiliz tarzı dönemin prog atmosferini kullandılar. Bu sadece bu albüme özgü olan bir durum değil. Grubun virtiözleri Simonetti, Morante ve Pignatelli aynı yıl kurdukları Goblin grubunda da benzerlikler göstereceklerdir. 'Roller' albümünde Camel, Caravan benzeri senfonik bir parça yazmışlardır. 1975 ile 1985 arasında çıkardıkları bir çok albümde dönemin progresif rock gruplarından ve müzisyenlerinden esinlenerek film müzikleri yapmışlardır. Kimi zaman David Gilmour tarzı gitar sololar varken kimi zaman da Al Di Meola tarzı caz-rock yapmışlardır.

Goblin öncesi grup müzisyenlerinin neler dinlediğini hatta neler yaptığını görmek, bilmek için Cherry Five (Oliver) albümü iyi gelecektir.

Bir kaç yıl önce Goblin grubuna katılmayıp başka gruplarda müzik hayatına devam eden vokal ve davulcu yeniden bir albüm çıkardılar.

1. Country Grave Yard (8.18)
2. The Pictures Of Dorian Gray (8.28)
3. The Swan is a Murderer Part 1 (3.53)
4. The Swan is a Murderer Part 2 (5.07)
5. Oliver (9.30)
6. My Little Cloud Land (7.43)

Süre : 43.19

Tony Tartarini / Vokal
Claudio Simonetti / Klavyeler, Hammond, Synth (ses düzenleyicisi), Besteci
Massimo Morante / Elektrik Gitar, Besteci  *
Fabio Pignatelli / Bas Gitar, Akustik Gitar *
Carlo Bordini / Davul, Perküsyon 

23 Şubat 2019 Cumartesi

Unreal City - Frammenti Notturni 2017


2008 yılında kurulan grup ilk albümlerini Fabio Zuffanti'nin keşfetmesi, ön ayak olmasıyla 2013 yılında çıkardı. İlk albümleriyle de dikkatleri üzerine çekmişti ki, o yıl önüme gelen bir kaç kaliteli albümlerden birisiydi. Grup ikinci ve üçüncü albümlerini ikişer yıl arayla çıkardı. Geçen yıl 2017'nin en iyiler diye liste hazırlarken o dönem albümü beğenmediğim için koymamıştım.

Ancak şimdi iki gündür dinlememden dolayı 2017'nin en iyi albümlerinden birisi olduğunu söyleyebilirim.

Unreal City grubu bir hayli genç insanlardan oluşuyor. Yaptıkları müzik ise 70'ler klasik italyan progresif'inin günümüze yansımış şekli. İtalyan progresif rock'ı denince akla gelen PFM, Banco gibi grupların atmosferi de müzikal mentalitesi de parçalarında yer alıyor. Öyle ki PFM'nin folklorik seslerini tanımanız yada Banco'nun Museo Rosenbach'ın avantgard havasını görmeniz işten bile değil.

Grup, progresif rock'ın 70'ler mantığına uyarak klasik müziği ve folklorik sesleri günümüz enstrümanlarının atmosferiyle harmanlayarak oluşturuyor. Açılış parçası 'La Grande Festa in Maschera', kaotik yapısı albümün anlaşılması en güç parçası. Önceki albümlerinde keman kullanmamışlardı bu albümde ise ilk iki parçada konuk müzisyen alınmış. Parça kısmen King Crimson'ı anımsatsa da, Banco ve Museo Rosenbach etkisi çok daha baskın.

İkinci parça 'Le Luci Delle Case (Spente)', PFM'nin 'L'isola di Niente' albümünü anımsattı. Avantgard senfonik atmosferin içine folk ezgileri döşenmiş. Ve en az PFM kadar da başarılı olunmuş. İtalyan progresif müziği dinlediğinizi bu ikinci parça ile daha çok hissediyorsunuz.

Müzikte özellikle progresif müzikte en sevmediğim şablon üzerinden parça yapılmasıdır. Genel olarak blues ve pop parçaları üzerinden yapılanlardan nefret derecesinde tiksinirim. 'Barricate' parçası da öyle başlıyor ancak parçanın ikinci yarısında çok güzel bir org solosu parçaya bakışımı değiştiriyor.

'Il Nido Delle Succubi' ile Museo Rosenbach'ın Zarathustra albümüne bir nevi selam göndermişler. Albümdeki favori parçam.

'Arrivi All'Aurora', bir önceki parça gibi bir başka italyan dev'ine selam göndermişler. Bu kez selam Banco grbunun Garofano Rosso ve Io sono nato libero albümlerine gidiyor.

Unreal City, günümüzün bir çok italyan rock grubuna göre geçmişine daha sadık bir grup ve albümleri tamamen 70'lerin atmosferi ve mentalitesindeki müziklerden oluşuyor. 70'ler klasik italyan progresif müziğini sevenlerin (benim gibi) kaçırmaması gereken bir grup.

Her iki yılda bir albüm çıkardıkları için muhtemelen bu yılda yeni bir albümle varolmaya devam edecekler.

1. La Grande Festa in Maschera (13.15)
- Desir
- Exitacion
- Plateau
- Orgasme
- Resolution
2. Le Luci Delle Case (Spente) (11.00)
3. Barricate (5.47)
4. Il Nido Delle Succubi (9.48)
5. Arrivi All'Aurora (7.53)

Süre : 47:45

Emanuele Tarasconi / Vokal, Org, Mellotron, Klavnet, Akustik Gitar, Synth
Francesca Zanetta / Elektrik & Akustik Gitar, Mellotron
Dario Pessina / Bas Gitar, Bas Pedal, Geri Vokal
Marco Garbin / Davul, Perküsyon

Konuklar
Matteo Bertani / Keman
Camilla / Geri Vokal 

15 Ocak 2019 Salı

PFM - Cook 1974 Live


Premiata Forneria Marconi kısa adıyla PFM. 1966 yılında başladıkları müziğe 1972 yılında çıkardıkları 2 albümle italyan progresif rock'ının unutulmayacak gruplarından biri haline geldiler. 1972'de çıkardıkları albümlerin başarısı ve kalitesiyle adından söz ettirmekle kalmayıp, İngiltere'den davet alırlar.

Ertesi yıl, daha önce King Crimson ve ELP için şarkı sözleri yazan Peter Sinfield tarafından ilk albümlerinde olan italyanca sözlü parçalara ingilizce sözler yazılıp ELP'nin kayıtlarını yaptığı stüdyo'da yeni albümler çıkartılır. Grubun bu hızlı stüdyo kayıtları sonrasında konserleri de çoğalmaya başlar. Sonrasında durum İngiltere ve Avrupa ile sınırlı kalmaz, grup ABD'ye geçer. ABD'de verdikleri konserlerle TV'lerde gösterilir. 1974-1977 yılları arasında PFM bir italyan grubu olarak ABD'de fazlasıyla bilinen bir grup olur. 1977 yılında çıkardıkları Jet-Lag albümünden sonra ülkelerine geri dönüp başladıkları yere döndüler. 1977 sonrası çıkardıkları albümler 1972'de kaldıkları müziğin devamı niteliğindedir. Çok geçmeden de italyanların efsane müzisyenlerinden Fabrizio De Andre ile albüm yapıp konserler verdiler.

1974 yılında gittiklerinde verdikleri konserlerden bazı parçalarını biraraya getirip 'Cook' adı altında bir albüm ortaya çıkardılar. 2000'li yıllarda aynı albümün tekrar basımlarında aynı yılın konserlerinden farklı parçalar biraraya getirilerek piyasaya sürüldü. 

1974'deki bu ilk konser albümünde o zamana kadar çıkardıkları albümlerden farklı parçaları bir araya getirmişler. 2000'li yıllardaki albümler içinde aynı şey geçerli.

Albümdeki parçaların çoğunluğu ingilizce olsa da, aslında italyanca orijinallerinin ingilizce versiyonudurlar. 'Just Look Away''in 'Dolcissima Maria', 'Celebration''ın 'E Festa' olması gibi.

Albümün kayıtları güzel olsa da, belki de konserdeki atmosferden kaynaklı sesler biraz daha geri planda gibi duruyor. Özellikle ilk 3 parçada, ki yavaş tempolu ve duygusal parçalardır, enstürmanların seslerinin netliği bulanır gibi oluyor. O yüzden o parçaları stüdyo albümlerinden dinlemenizi tavsiye ederim.

Sonraki parçalar hızlı tempolu, belki de hızlı olmalarından dolayı sesler kulağa çok daha iyi geliyor.  'Celebration' (E Festa, bayram) parçasından itibaren albümün tadını çıkarmaya başlıyorsunuz.Gitar, bas, flüt, davul ve hammond'un seslerinin güzelliğini PFM kalitesi ve yaratıcılığıyla daha net duyuyorsunuz. PFM'in bir nevi marşı niteliğinde olan 'Celebration' parçasını en erken canlı kayıtlarından biri, ancak ben parçayı 'E Festa haliyle 2007 yılında uydu bağlantısındaki bir italyan kanalında kendi konserlerinde dinlemiştim. Doğaldır ki kayıt olarak çok daha iyiydi. 

'Mr. Nine Till Five' yada orijinal haliyle 'Generalle'; PFM'nin italyan folk müziği, rock ve caz'ı  mükemmel biçimde birleştirdiği parçalardan biri. Yine tempolu olması nedeniyle 'Celebration' parçası gibi albümden zevk almaya devam ediyorsunuz.


Hiç bir stüdyo albümünde olmayan sadece konserlerde çaldıkları 'Alta Loma Nine Till Fave', italyan romantik dönem klasik müzik isimlerinden Rossini'ye ait. Albümdeki hem kayıt olarak hem de çalınış olarak bence en iyi parça. Aynı zamanda parça 15 küsür dakikalık uzunluğuyla PFM'nin müzikal tadını fazlasıyla alıyorsunuz. Grup üyelerinin tamamının kısa yada uzun olarak soloları bulunan parça'dan, hem rock müziğin hem deneyselliğin hem de klasik müziğin tadını çıkartıyorsunuz.

PFM grubuyla ilk kez 2006 yılında tanıştım. Ancak o dönem krautrock'a odaklandığım için(Amon Düül II, Can, Neu!, Popol Vuh, Tangerine Dream, Novalis, Eloy, Jane, Birth Control, çoğunluğunun bütün albümlerini dinleyip bitirmiştim) italyanlara fazla özen gösterememiştim. Ancak 2009'da askere gittiğimde, kaçak olarak soktuğum mp3'ün içinde italyan grupları ağırlıktaydı. Bir önceki yıldan itibaren ağırlık vermem nedeniyle de asker dönüşü sonrası FB'daki arkadaş listemin büyük çoğunluğu italyanlardan oluşuyordu. Şuan ise italya'da yaşıyorum.

2006 yılında ilk tanıştığımda sanırım grubun dinlediğim ya 2. yada 3. albümüydü. Albümü iyi anımsıyorum çünkü Novalis'in 'Konzerte' albümünden sonraki albümdü. Albüm belki italyan progresif rock'ına alışmamı sağlamadı ama tanışmama neden ilk albümlerden birisiydi.

1. Four Holes In The Ground (7.22)
2. Dove...Quando... (4.30)
3. Just Look Away (8.05)
4. Celabration (8.55)
5. Mr. Nine Till Five (4.25)
6. Alta Loma Nine Till Fave (15.20)

Süre : 48.34

Jan Patrick Djivas / Bas Gitar
Franz Di Cioccio / Davul, Vokal
Franco Mussida / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
Mauro Pagani / Flüt, Keman, Vokal
Flavio Premoli / Hammond Org, Piyano, Mellotron, Moog, Vokal




19 Aralık 2018 Çarşamba

Metamorfosi - ... E Fu Il Sesto Giorno 1972




Metamorfosi, Sicilya'lı Jimmy Spitaleri ve Roma'lı Enrico Olivieri önderliğinde Roma'da kurulmuş bir grup. Benim grubu tanımam 2007 idi sanırım, 2004 çıkışlı 'Paradiso' albümüyle olmuştu. Eski albümlerine o dönem bakmak aklıma gelmemişti çünkü yeni gruplardan biri sanmıştım. Daha sonra italyan progresif rock'ına daha çok odaklanmaya başlayınca grup tekrar karşıma çıkmıştı.

Grup ilk kez 1696 yılında biraraya gelse de, birlikte müzik yapmaya başlamaları 1971'i bulur. Grubun demirbaşlarından Enrico Olivieri Jimmy ile ilk tanıştığında 60'larda popüler olan beat yapan bir müzik grubunda çalmaktadır. Jimmy ile tanıştıktan sonra Enrico ve grup üyeleri daha deneysel müziğe yönelirler. 1971 yılında da müzik üretmeye başlarlar.

'...E Fu Il Sesto Giorno', altıncı gündü; tanrı'nın altı günde dünyayı yaratıp 7. günde dinlenmesine atıf yapılmış sanırım. Çünkü tanrı'nın 6 günde yarattıkları hala birbirlerini öldürme, birbirlerini gasp etme derdinde. Albüm bu tür konular üzerine ortaya çıkartılmış.

Albüm bazı yerlerinde beat-pop özelliği gösterse de grubun ilk albümü olduğunu düşünürsek o özellikler çok da dikkat çekmiyor. Albümü diğer albümleri 'İnferno' ve Paradiso' kadar dinlememiş olsam da şuan tekrar dinlerken kulağıma bazı sesler çok tanıdık geliyor. Delirium, New Trolls gibi italyan rock müziğinin önemli gruplarının az da olsa izlerini hissettiriyor. Albümün son parçası, 'İnno di Gloria' parçasında ise ritimler ve piyanodan kaynaklı The Who'nun efsane albümü aklıma geliyor.

Metamorfosi ve parçaların büyük çoğunluğunu yazan Jimmy bu albümle sadece müziğe başlangıç yapıyorlar. 1 yıl sonra çıkartacakları albüm ile progresif rock koleksiyonuna başyapıtlık bir albüm bırakacaklar. Hani bir süper grup kursan, bildiğin müzisyenlerden deseler, Jimmy sanırım aklıma ilk gelecek isimlerden biri olacaktır. Jimmy'nin sesi ve vokali gerçek anlamda baskın bir yapıya sahip.

Bu yüzden albüme ve müziğe odaklanma sorunu Jimmy'nin sesi sayesinde büyük ölçüde kolaya indirgeniyor. Grubun diğer değişmez kişisi, Enrico Olivieri ise 'Inferno' albümü öncesi sanki kendisini dener gibi deneyselliğe başvuruyor.

Metamorfosi grubunu tanımak için ideal bir albüm değil belki ama 'Inferno' gibi başyapıtlık albüm öncesi müzisyenleri tanımak için güzel bir deneyim olur.

1. Il Sesto Giorno (4.36)
2. ...E Lui Amava I Fiori (4.38)
3. Crepuscolo (9.05)
4. Hiroshima (5.23)
5. Nuovo Luce (3.55)
6. Sogno E Realta (5.57)
7. Inno Di Gloria (3.29)

Süre : 37.03

Jimmy Spitaleri / Vokal, Flüt
Luciano Tamburro / Elektrik & Ritim Gitar
Enrico Olivieri / Org, Harpiskord, Piyano, Flüt, Synth, Vokal
Roberto Turbitosi / Bas Gitar, Vokal
Mario Natali / Davul, Perküsyon

12 Aralık 2018 Çarşamba

Il Balletto di Bronzo - YS 1973




Gianni Leone, rock ve progresif dünyada pek popüler olmasa da, özellikle İtalya'da prog kuşağı tarafından çok bilinen bir isimdir. 1967'de müzik hayatına başlayan Gianni Leone, 1970'de Sirio 2222 adında ilk albümünü çıkartır. Yine aynı grubun farklı bir ad almasıyla, Il Balletto di Bronzo, 1973 yılında ikinci albümünü çıkartır. Sonrasında konserlere devam ederler ama ancak Gianni Leone, 1976'da ABD'ye gider ve daha önce ürettiği parçaları bir albüm adı altında toplar. Gianni Leone'yi Leo Nero adlı albümüyle bir kaç ay önce yazmıştım. Özellikle Gianni Leone ile başladım çünkü Gianni Leone'nin kendisi böyle mükemmel ötesi bir albümün çıkmasına neden olmuştur.

Il Balletto di Bronzo, 'Sirio 2222' albümüyle en iyi 100 İtalyan rock albümü arasında yer almıştır. Müzikal anlayışlarında kesin bir dönüşüm olmuştur bir yıl içinde, Gianni Leone sayesindedir, ve italyan progresif rock albümlerinin arasında en doyumsuz olanlarından 'YS' ortaya çıkmıştır.

Albümdeki mellotron kullanımı öyle kaotik ve melankoliktir ki ilk başlarda, kısmen bir yıl önce çıkan bir başka italyan grup, Museo Rosenbach'ı anımsatır. Hatta 3'lü kadın vokallerin tiyatrol sesleri de Il Rovescio Della Medaglia grubunu kısmen anımsatır. Ama albümün başından sonuna kadar klavyelerin başından kalkmayan ve vokaliyle Gianni Leone albümün en yaratıcı noktasıdır.

Açılış parçası 'Introduzione' kaotik, karmaşık yapısı ve Gianni Leone'nin Keith Emersonvari barok stili klavye kullanımıyla albümde en dikkat çekici parçadır. Özellikle 5. dakikadan sonra çalmaya başlayan ikili klavye (iki tuşlu enstrümanı da Gianni Leone aynı anda çalar) o kadar mükemmeldir ki; davul ve gitarlarla birlikte progresif rock'ın doruğuna ulaşır. 11. dakikadan sonra aynı kaotik yapı devam eder, Museo Rosenbach'ın 'Zarathustra' albümüne en çok burada benzemektedir. Parça başladığı gibi tiyatrol vokallerin yardımıyla yine aynı kaotik biçimde biter.

Ardından gelen 3 parçada kısadır ama ilk parçadaki kadar kaotik bir atmosfere sahiptir. Özellikle rüzgar sesi veren klavye ve aralara eklenen folkik ve klasik müzik sesleri ile açılış parçasındaki avantgard hava devam eder.


Bir nevi kapanış parçası olan 'Epilogo' ise diğer parçalardan biraz daha farklıdır. Klasik müziğe benzer bir altyapıya sahip parça devam etmeye başladıkça saykodelik bir hal almaya başlar. Sonlarında ise krautrock tarzı elektronik seslere bırakır. Ve yine özellikle Gianni Leone'nin klavye kullanımı yine ortaya çıkar. Minimalist dokunmalarla albümü dramatik bir sona ulaştırır. Albümün sonu başladığı gibi tiyatral vokallerle son bulur.

1990'lı yıllarda albümün tekrar basımında albüme iki parça daha eklenir. Bu yazıyı yazarken bir tanesini dinlediğim için onu'da ekledim. Değinmeden geçemem. 'La Tua Casa Comoda' albüme sonradan eklenen parçalardan biri. Kendi düşüncem bu şekilde kısa parçalarla devam etseydi grup, italyanın değil, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi gruplarından biri haline gelirdi.

Parçadaki bütün enstrümanlar mükemmel bir şekilde kullanılıyor. Gianni Leone'yi klavye kullanımından dolayı hayranım ama bu parçadaki bas gitarın durumu parçayı bambaşka yerlere götürüyor.

Bu parçayı YES grubu yapmış olsaydı, sanırım YES'in en bilinen parçalarından biri olurdu.

Il Balletto di Bronzo; grup olarak varlığıyla ve yaptıkları başyapıtlık bu albümüyle progresif rock'ın
bilinmesi gereken en önemli gruplarından biridir.


1. Introduzione (15.11)
2. Primo Incontro (3.27)
3. Secondo Incontro (3.06)
4. Terzo Incontro (4.33)
5. Epilogo (11.30)

6. La Tua Casa Comoda (3.45)

Süre : 37.47

Lino Ajello/ Elektrik Gitar
Gianni Leone / Vokal, Piyano, Hammond Org, Moog, Mellotron, Spinet Piyano, Celesta Piyano
Vito Manzari / Bas Gitar
Giancarlo Stringa / Davul

Konuklar

Giusy Romeo / Geri Vokal (1)
Rosanna Baldassari / Geri Vokal (1)
Flavia Baldassari / Geri Vokal (1)

11 Kasım 2018 Pazar

Perigeo - Azimut 1972




Perigeo, klasik italyan progresif rock gruplarından bir hayli bir müzikal atmosferi olan bir grup. İlk dinlediğimde, ve dinlediğinizde, italyan gruplarından ziyade 60'ların caz gruplarına benzediğini göreceksiniz. Return to Forever, Weather Report gibi grupların ilk albümlerine olan benzerliği şaşırtmasın çünkü her iki grup gibi Perigeo'da 60'ların özellikle Miles Davis müziğinden esinlenerek albümler yaptılar.

1971 yılında biraraya gelen grup henüz ortada italyan progresif rock denen bir atmosfer olmadığı için dinledikleri ve takip ettikleri caz müziğine yoğunlaşırlar. Yaptıkları müziğe olumlu tepkilere alınca aynı yıl albümleri olmadan Avrupa'nın bir çok ülkesinde konserlere davet edilirler. 1972 yılında da bu ilk albümleri 'Azimut' u çıkartırlar.

1971'deki verdikleri konserler ve 1972'deki çıkardıkları ilk albüm, aynı dönemin Weather Report grubunun müziğiyle neredeyse tamamen aynıdır. Her ikisi de 60'lardan kalma caz anlayışıyla ilk müziklerini ve albümlerini yaparlar. Bir kaç yıl sonra da Perigeo, İngiltere'nin en önemli caz gruplarından Soft Machine ile ortak konserlere çıkarlar.

'Azimut', klasik caz-füzyon albümlerinden doğal olarak farklı. Temel aldıkları müzik ve gruplar yukarıda da dediğim gibi 60'ların sonu rock, avantgard müzikler değil; 1960'ların klasik caz'ıdır. Bunda tabi sadece dinledikleri yada takip ettikleri müzik ve grupların etkisinin dışında grubu kuran ve liderliğini yağa bas gitarist, Giovanni Tommaso'dur. Kendisi grubun kuruluşu öncesinde ABD'de bulunmuş ve bu süre içinde dönemin bir çok caz grubu ve müzisyenleriyle ilişkiye girmiştir. İtalya'ya döndüğünde de çok geçmeden grubu biraraya getirmiştir.

'Azimut' albüm olarak 70'ler başı caz-rock ve caz-füzyon'unu sevenler için kesinlikle dinlenilmesi ve unutulmaması gereken bir albüm. Aynı şekilde Perigeo'nun sonraki albümleri de dinlenilmesi ve bilinmesi gereken albümlerden.

Perigeo, bu albümden bir kaç yıl sonra İtalya'da ki caz-rock gruplarına istemeden de olsa benzemeye başlayacak. Daha enerjik, avantgard ve tempolu müzikler yapacaklar. Bu ilk albüm klasik italyan atmosferine benzemese de hem albümdeki parçaların kalitesi hem de müzisyenlerin üst düzey virtüözlüğü italyan diye bilinmese de caz-füzyon diye bilinecek.

İtalya'dan çıkma ama italyan progresif ve caz-rock'ına bir hayli uzak Perigeo'nun ilk albümü, ilk dinlediğimden beri, yaklaşık 3 ay önce, en az Weather Report yada Return To Forever kadar anımsayacağım.

1. Posto Di Non So Dove (6.18)
2. Grandangolo (8.25)
3. Aspettando Il Nuovo giorno (11.27)
4. Azimut (7.20)
5. Un Respiro (1.40)
6. 36° Parallelo (9.50)

Bruno Biriaco / Davul, Perküsyon
Franco D'Andrea / Akustik & Elektrik Piyano
Claudio Fasoli / Alto & Soprano Saksafon
Tony Sidney / Elektrik Gitar
Giovanni Tommaso / Vokal, Bas Gitar

8 Eylül 2018 Cumartesi

Gianni D'Errico - Antico Teatro Da Camera 1976



Gianni D'Errico, İtalyanların ve italyan progresif rock'ının pek bilinmeyenlerinden biridir. Bilinmemesinin en önemli nedeni de ürettiği müziklerin azlığı ve 26 yaşında çok gençken ölmesidir.

1948 yılında doğan Gianni, müziğe 15-16 yaşlarındai 1960'ların ortalarında başlar. 1969 yılında katıldığı bir müzik festivalinde parçası finale kalır ve bir plak şirketiyle bir anlaşma imzalar. Ancak tek başına olması sebebiyle müzikten para kazanmasının zor olduğunu görünce 1970 yılında çevirmenlik ve yazarlık yapmaya başlar.

2 yıl sonra, 1972'de daha sonradan italyan müziğinin önemli seslerinden biri olacak Maurizio Vandelli ve onun söz yazarı Angelo de Luca ile tanışır ve birlikte plaklar yapmaya devam eder. 1975 yılında bestelediği parçaları bir albüm olarak hazırlamar ancak aynı yıl bir trafik kazasında ölür. Hazırladığı albüm 1 yıl sonra, 1976 yılında satışa çıkar.

Albümde yani plakta enstrümanları çalanlar hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. O yüzden albüm hakkında bildiklerimiz parçaların yazımları Gianni D'Errico ile Maurizio Vandelli'nin ortaklaşa yapıldığıdır.

'Antico Teatro Da Camera', Gianni'nin ilk ve son albümüdür. Albüm kısa parçalardan oluşmuş, 70'ler İtalya'sının karekteristik müzikal anlayışını yansıtır. Bazı parçalarda Le Orme'den Aldo Tagliapietra'yı anımsatırken, 2 bölümlük 'L'Etrusca' parçalarında Alan Sorrenti'yi akla getirir.

Albümdeki 3 parça, Gianna'yı unutturmayacak türden parçalar. İlki hem söyleyiş hem müzikal atmosfer hem de ilerici yanıyla albüme adını veren 'Antico Teatro Da Camera'. İkincisi Fabrizio De Andre'yi aratmayan halk müziğinin selfonik halde seslendirilişi ve Gianni'nin mükemmel vokaliyle 'Delvish' parçası. Özellikle 'Delvish' parçasının ortalarında başlayan deneysel senfonik müzik italyan progresif rock'ının yaratıcılığını anlatmaya çok güzel bir örnek.

Son parçası, Liverpol taraftarları tarafından 'You'll Never Walk Alone' olarak marş yapılan Pink Floyd'un Meddle albümündeki parçalardan biri olan 'Fearless' tadında, damağında bir parça. Sadece stadlarda futbol taraftarlarını değil, konsere doluşmuş binlerce kişiyi bir ağızdan söylettirecek türden, duygu yüklü bir parça.

Gianni D'Errico belki 26 yaşında ölümünden sonra popüler dünyada unutuldu ama yarattığı şarkılar ve tek albümüyle progresif rock dinleyenler tarafından biliniyor ve anımsanıyor.


1. L'Etrusca (1a parte) (2:22)
2. Antico Teatro Da Camera (4:18)
3. Reincarnazione (3:57)
4. Io, L'Ultimo (3:22)
5. Clausura (4:07)
6. Toccami (3:48)
7. Delvish (5:54)
8. Sognando Rosanna (5:04)
9. Un Pittore (3:48)
10. L'Etrusca (2a parte) (2:22) 

28 Mart 2018 Çarşamba

Campo di Marte - Campo di Marte 1973


                              

Campo di Marte, italyan progresif rock'ının en çok ürünlere verdiği bir dönemde ortaya çıkan bir grup. Maalesef ki dönemin bir çok grubu gibi ticari kaygılar sebebiyle ömürleri yalnız bir albüm yapmaya yetmiştir. Aslında albüm sonrası ikinci albümü de hazırlamışlardır ama o ticari kaygı, yani satamama sorunu nedeniyle kaydı bile yapılmamıştır.

Konsept(albüm bir hikaye anlatıyor) niteliğindeki albüm 20 yaşındaki gitarist Enrico Rosa tarafından yazılıyor. Albüm konusu ise mutlu mesut, huzurlu yaşayan bir toplumun savaşın yıkıcı sıcaklığıyla tanışmasını ve içine düştüğü travmayı anlatıyor. Bir nevi savaş karşıtlığını ortaya çıkıyor.

Savaş karşıtlığı nedeniyle albüm adı gibi grubun adı da 'Savaş Alanı' yada 'Savaş Arenası' anlamında Campo Di Marte koyuluyor. Aslında burada savaşın türkçe anlamı olan Guerra değil de, latin mitolojisindeki savaş tanrısı Mars (Marte) kullanılıyor. Parçalar ise birinci, ikinci zaman diye 7 bölümden oluşuyor.

Parçalar, kimi zaman dönemin sert rock'ına benzerlik gösteriyor olsa da, genel olarak 70'lerin klasikleşmiş bir çok italyan gruplarının kullandığı folkik, cazımsı, akustik ve klasik müzik seslerini içinde barındırıyor. Albümü dinlerken Museo Rosenbach, PFM, Maxophone, Il Rovescio Della Medaglia gibi italyan progresif rock'ının öne çıkmış gruplarının hatta efsane gruplardan Moody Blues'un bile bazı seslerini duyabilirsiniz.

Kısacası klasik progresif rock da (özellikle italyan prgoresif rock) ne aramak isterseniz, hepsi var.

Grup, bu ilk albümden bir süre sonra dağılıyor, grup üyeleri ise başka gruplarda müzik yapmaya devam ediyorlar. 2003 yılında ise 1972'deki konser kayıtlarıyla birlikte bir albüm daha çıkartıyorlar. Ancak bu yeni albüm sonrasının da devamı gelmiyor.

Campo di Marte, progresif rock dünyasında bir çok grup gibi, tek albümüyle rock müzik de nasıl yaratıcı olunabileceğini güzel bir şekilde ortaya koyuyor.

Günümüz progresif rock yaptığını söyleyen gruplara ilham olması dileği ile.

1. Primo Tempo (8:10)
2. Secundo Tempo (3:20)
3. Terzo Tempo (6:20)
4. Quarto Tempo (3:15)
5. Quinto Tempo (5:58)
6. Sesto Tempo (5:12)
7. Settimo Tempo (8:28)

Total Time: 40:43

- Enrico Rosa / Elektrik & Akustik Gitar, Mellotron, Vokal
- Alfredo Barducci / Fransız Boynuz, Flüt, Piyano, Org, Clavioline(Bir Çeşit Klavye), Vokal
- Paul Richard (aka Richard Ursillo) / Bas Gitar, Vokal
- Carlo Felice Marcovecchio / Davul, Bongo, Vokal
- Mauro Sarti / Davul, Bongo, Flüt, Vokal

13 Şubat 2018 Salı

Il Volo - Essere O Non Essere 1975



Essere O Non Essere; Olmak yada Olmamak.

1974 yılında Şekspir'in ünlü şiiri bir italyan grubu, Il Volo (uçuş) tarafından albüm ismi olarak kullanmış. Ve Il Volo Olmak yada Olmamak ikileminde olmay'ı seçmişler. İki albümlük müzik hayatıyla her dinlediğimde yine başka bir italyan grubu olan Quella Vecchia Locanda'yı anımsatan grup; progresif rock yapmak için ortaya çıkmışlar, ve yapmışlar da ancak devamı gelmemiş.

Quella Vecchia Locanda gibi yıllar sonra kendi albümlerini dinlemek istediklerinde ise para vermek zorunda kalmışlar mı, bilmiyorum ama bu durumda olmaları kötü bir durum.

Il Volo grubunu toplamda 3 albümü var, ancak 3. albüm ilk iki albümlerinin toplamasından oluşuyor.

Grup elemanlarının ilk deneyimleri Il Volo değil. Grup üyeleri daha önce dönemin italyasında rock müziğe şekil vermiş gruplarda müzik yapan insanlar. Il Volo ise bu haliyle bir süper grup projesi görünümünde olan bir grup.

Bir önceki, yani grubun ilk albümü melodik ağırlıklıydı; bu, ikinci albüm ise caz, elektronik, funk, folk(akdeniz, arap, ortadoğu), uzay-kozmos sesleri, senfonik bir altyapının üzerinde kendilerini belli ediyor.

Daha önceki bazı albümleri yazarken de belirttim, progresif rock'ın tanımını yapmak bir hayli zor. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, ortaya çıkan tanım bir şekilde eksik kalıyor. O yüzden grup yada müzisyen müziklerine bakarak bu progresif rock'tır yada değildir sözü söyleniyor.

Bunda benimde fazladan söyleyebileceğim pek bir şey yok.

Birkaç gün önce facebook'da takip ettiğim progresif rock sayfalarından biri bir karikatürümsü bir resim paylaştı. Birkaç saat sonrada sildi. Bu karikatürümsü resimde;

progrock,
jazz-fusion
krautrock
electronic

What is the now?

diye yazıyordu.

Haklılarmıydı, evet haklılardı. Progresif'i kısmen tanımlayan bu türlere daha fazla da eklenerek soru sorulabilinirdi belki ama sonuç olarak karikatürümsü resim'de anlatılan doğruydu.

O resmi kopyalayamadım ama Il Volo'nun ikinci albümünü burada yazmaya çalışırken söylenmek istenen bana yol gösterdi.

progresif rock,
caz-füzyon
elektronik
senfonik
funk
folk

70'ler progresif rock elementlerindendir.

Il Volo ise bütün bu türleri harmanlayarak o kadar güzel bir albüm çıkarmışlar ki, en iyi italyan progresif rock albümleri ve gruplarının arasına rahatlıkla girdi.

Albümde biraz aceleye getirilmiş gibi, 30 dakika gibi çok kısa bir sürede bitiyor. Ancak toplamda olan 6 parçanın her birinden rock müziğin zevkini fazlasıyla alıyorsunuz.

Progresif rock'ın tanımını yapar nitelikte bir albüm; Essere O Non Essere.

1. Gente In Amore (5.03)
2. Media Oriente 249000 Tutto Compreso (5.46)
3. Essere (4.02)
4. Alcune Scene (6.16)
5. Svegliandomi Con Te Alle Sei Del Mattino (5.17)
6. Canti E Suoni (4.23)

Süre : 30:47

Alberto Radius / Elektrik Gitar, Vokal
Vince Tempera / Klavyeler
Gabriele Lorenzi / Klavyeler, Vokal
Bob Callero / Bas Gitar
Gianni Dall'Aglio / Davul, Vokal
Mario Lavezzi / Elektrik Gitar, Vokal



21 Ocak 2018 Pazar

Corte Dei Miracoli - Corte Dei Miracoli 1976



Progresif rock dinlemeye başladığımdan beri, 10 yıldan fazla oldu, şaşırmadığım tek şey şaşırmamdır. Bu yüzden dolayıdır ki, progresif rock'dan ayrılamıyorum. Bazen sıkılıp bir süre dinlemesem de sonra yine dönüp progresif rock albümleri dinlemeye başlıyorum. Özellikle 1970'lerin müziklerinin yerini hiç bir şey tutmuyor.

15 Ocak 2018 Pazartesi

Goblin - Roller 1976



İtalyan progresif rock deyince hep sonradan aklıma gelen bir grup, Goblin. Bunda belki de kısa parçalar yapmasının etkisi var. Banco yada Pfm gibi epik uzun ve akılda kalıcılığı uzun süren parça yapımından uzak durması bir etki sayılabilinir. Her ne kadar müzik olarak geri planda duruyor olsa da, adı aklıma gelip dinlemeye başlayınca şunu diyorum, 'tamam biraz gerçek nostalji yapayım'.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Premiata Forneria Marconi - Chocolate Kings 1975




Son 3 aydır düzenli bir işim olduğu için, aslında düzensiz çünkü ev ile iş arası mesafe 2 saatten fazla sürüyor, kendime boş zaman ayırıp albümleri dinleyemiyorum eskisi gibi. Son 2 aydır'da aylık ortalama yazıların altına düştü. Yakında yeni bir eve taşınıyorum, iş'e de yakın, sanırım eski düzeni oturtur, yine aylık 10-12 albüm hakkında yazı çıkartabilirim.

İş nedeniyle biraz düzenim bozuldu, o yüzden bu yazıyı kolay (benim için) albümlerden seçeyim dedim. Ne zamandır da italyan progresif rock albümlerini dinleyip, yazmıyordum, bu albüm evi değiştirmeye çalışırken iki gündür dinleye dinleye iyi de geldi.

Premiata Forneria Marconi, italyan progresif rock'ın dev gruplarından birisi. Sadece popülarite açısından değil, ortaya koydukları albümler bakımından, dev gruplarından. 1973'de başladıkları İngilizce sözlü albümlere 3. albüm olarak 'Chocolate Kings' albümlerini ekledir. İlk 2 İngilizce sözlü albüm, söz bakımından biraz amatörce kaçmıştı, bu albümde bu sorunu tamamen çözmüşler. Bunda en önemli etken, Bernardo Lanzetti'nin sadece vokal olarak katılması sanırım.

Bernardo Lanzetti, bu albümde sesini Genesis'den Peter Gabriel ile Phil Collins'in sesleri arasına bir yere oturmuş.

PFM 'Chocolate Kings' albümünü 1975 yılında İngilizce sözlü olarak piyasaya sürdü. Önceki İngilizce sözlü albümlerinde olduğu gibi bu albümün italyanca sözlü versiyonu yok. O yüzden İngilizce sözlü italyan progresif rock'ın tadını farklı bir şekilde çıkarmak gerekiyor.

'Chocolate Kings', 2. dünya savaşında italya'ya gelip, italyanları nazilerden kurtarmaya çalışan amerikan askerlerinin çocuklara verdiği çikolatalara dayanan bir albüm. Aksi bir şekilde albümü anti-amerikancılık yada amerikan emperyalizmi eleştirisi sanmayın.

Albümün açılış parçası 'From Under'. 'L'isola di Niente' albümündeki atmosfere benzer bir şekilde senfonik ve avantgard olarak başlıyor ve tabii ki italyan folk ezgileri ve klasik senfonik sesler parçanın ilerleyen bölümlerinde kendisini hissettiriyor. Özellikle Mauro Pagani'nin keman'ının diğer parçalarda olduğu gibi, çok büyük etkisi var, italyan müziğinin seslerini duymak için.

'Harlequin', sadece bu albümün ve PFM'nin değil, italya'dan ve italyan progresif rock'ının en özgün parçalarından birisi. Söylemezsem olmaz; 2010 yılında askerliğimi yaparken yanıma aldığım mp3 çalarda bulunan albümlerden biriydi, 'Chocolate Kings' ise en çok üstüste dinlediğim parçaydı.
Mauro Pagani'nin burada kullandığı keman, bir çok rock gitaristinin kullandığı blues-saykodelik soloların halinin klasik müzik versiyonu gibi.

'Harlequin', onca yıl geçmesine rağmen, hala favori PFM parçalarının başında geliyor.

'Chocolate Kings', ilk albümlerindeki 'E Festa' parçası gibi marş özelliği taşıyan bir parça. Dönemin rock müzik anlayışına göre mükemmele yakın ancak 'E Festa' ile karşılaştırılınca biraz daha geri planda kalıyor. Sanırım bunda 'E Festa' parçasındaki yoğun folklorik öğelerin etkisi var. Bu parçada ise daha çok gitar ve piyano'nun doğaçlamaları var.

'Out On The Roundabout', Genesis'in 1975'de tamamen değilse bile, kısmen bittiği bir dönemde PFM tarafından yapılan parça. Mussida'nın gitarı ve Premoli'nin piyano'su parça başlarken dinlenmesi Genesis'i anımsatıyor. PFM'nin Genesis'den artı tarafı, italyan klasik müziğini iyi bilmeleri sanırım. 'Harlequin' ve 'Chocolate Kings' parçalarındaki tempolu parçalardan sonra böyle senfonik özellikleri ağır basan parça ile dinleyenin ayakları yerden kesilebilir.

'Out On The Roundabout', albümün ve 1975'in en güzel parçalarından. Grubun tüm üyeleri tamamen kendi hünerlerini gösteriyor. Mussida'nın gitarı, Premoli'nin piyano'su, Pagani'nin kemanı,  Djivas'ın bas'ı ve Cioccio'nun davulu; tek söz ile mükemmel.



Albümün bütününde olan senfonik ve caz atmosferi son parça olan 'Paper Charms'e folklorik öğelerin fazlaca konulmasıyla, gerçek anlamda italyan progresif rock tanımını hakediyor. Klasik müzik, halk müzikleri, caz ve dönemin rock müziği; hepsi birarada bu parçada.
PFM'nin 70'lerde yaptığı herhangi bir albüme progresif rock için dinlenilmesi gereken albümler için kolaylıkla imzamı atarım, 'Chocolate Kings' albümü de PFM'nin bu albümlerinden biri.

İngiliz tarzı klasik müzik etkilerinin ve italyan tarzı klasik ve folkik ezgilerin nasıl kusursuz ve mükemmel biraraya getireleceğinin tek ve belkide tekrarlanması mümkün olmayan bir albümü.

'Chocolate Kings', sözleri, konusu ve müziğiyle 70'lerin başyapıt albümlerinden.

1. From Under (7.25)
2. Harlequin (7.40)
3. Chocolate Kings (4.45)
4. Out On The Roundabout (7.53)
5. Paper Charms (8.29)

Süre : 36.12

Bernardo Lanzetti / Vokal
Franco Mussida / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
Flavio Premoli / Klavyeler, Org, Vokal
Mauro Pagani / Flüt, Keman
Jan Patrick Djivas / Bas Gitar
Franz Di Cioccio / Davul, Perküsyon, Vokal 

18 Temmuz 2017 Salı

Banco Del Mutuo Soccorso - Come in Un'ultima Cena 1976




İtalyan devi Banco'nun yine bir başka dev albümü. 70'li yıllarda çıkardıkları albümlerin arasında en az dinlediğim albüm olmuştu bir kaç hafta öncesine kadar. Şimdi yazarken düşününce, bunda diğer albümlerinde olan avantgard yapılı senfonik atmosferi olmaması yatıyor sanırım.

29 Haziran 2017 Perşembe

Area - Caution Radiation Area 1974




'Caution Radiation Area', 1974 çıkışlı Area'nın ikinci albümü. İlk albümlerindeki nazi karşıtı sloganvari albümleriyle radikal sol'a olan yakınlığını bu albümde de devam ettiriyorlar.

15 Haziran 2017 Perşembe

New Trolls - Concert Grosso N.1 1971




Yıl 1971; İngiltere'de başlayan (Moody Blues, Nice, Deep Purple) klasik müzik orkestrası ile rock gruplarının albüm yapmasına ilk destek İtalya'dan geldi. New Trolls'un bu ikinci albümü, 'Concert Grosso N.1', klasik müzik ile rock müziğin kaynaşmasına en güzel örneklerden biri oldu. Daha sonra gelenek haline gelip, bir çok rock ve metal grupları tarafından klasik müzik orkestralarıyla albümler ve konserler yapılmasına rağmen, 60'lı ve 70'li yıllarda ki kaliteye ulaşabilmiş değil.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Metamorfosi - Paradiso 2004



1973'de çıkardıkları 'Inferno'' (cehennem) albümünde konu olarak, italyan edebiyatının klasiklerinden Dante'nin 'İlahi Komedya' kitabı işlediler. Yıllar sonra grubu devam ettiren, Jimmy Spitaleri ve Enrico Olivieri, 'Inferno albümüne karşılık olarak 'Paradiso'yu çıkartır.

18 Mayıs 2017 Perşembe

Delirium - Dolce Aqua 1971



İtalyan progresif rock'ının altın yılından bir yıl öncesi, Delirium adlı bir grup ilk albümünü yayımlar. 1971 yılının sonlarında yayımladıkları albümle, ülke çapındaki konserlere katılırlar. 1972 yılına geçildiğinde ise 'Jesahel' parçasıyla bütün ülkede bilinir hale gelirler.

14 Nisan 2017 Cuma

Maxophone - La Fabbrica Delle Nuvole 2017




Progresif rock'da, özellikle 1970'lerde çıkan albümlerde, tek yada iki albümü olan bir çok grup var. Bu gruplar genelde ya dinleyicisi az olduğu için yada müzisyenlerin özel sorunları olduğu için devam edememişlerdir. Maxophone grubu da bu gruplara örnektir.

10 Nisan 2017 Pazartesi

Premiata Forneria Marconi - L'Isola di Niente 1974



1973 yılında Le Orme 'Felona e Sorona' adlı ikiz kardeş gezegenlerin arasında ki ilişkiyi konu alan bilimkurguluk bir albüm çıkarmışşlardı. Hemen ertesi yıl da PFM'de 'L'Isola di Niente' (Hiçliğin Adası) adlı fantastik hikayesi olan bir albüm çıkardılar. Progresif rock'ın en güzel albümlerinin çıktığı yıllardan İtalya'dan iki muhteşem albüm.