Bu Blogda Ara

1979 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1979 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Alameda - Alameda 1979


                               

İki akşam önce Merkabah grubunun albümünü yazarken albümü 2-3 kez üst üste dinleyerek yazmıştım. Hatta yazıya başlamadan önce 1 saatlik albümü bir kez dinleyip yazmaya başlamıştım. Yazı bitince her zaman yaptığım gibi başka bir albüm bulup dinlemeye başladım. Şöyle aynı müzikal kaliteden daha önce bloğa'da yazdığım albümleri tekrar dinledim. Gözüme Triana ve Cai gruplarının albümleri çarpınca, telefonun google'ndan Andalus rock'ı aratıp, dinlemediğim grupları buldum. İlk gözüme çarpan ve hemen indirip dinlemeye başladığım Alameda grubu tam da istediğim albüm çıkarmıştı. Ve o geceyi müzik zevkinin dibini görerek 6. biradan sonra sızdım. 

Andalus rock'ı özellikle ispanyol rock severler tarafından çokça sahip çıkılıyor. Bizim ülkemizde ki anadolu rock'a sahip çıkıldığı kadar ispanyollarda sahip çıkıyorlar. Her iki türde diğer ülkeler tarafından pek bilinmiyor olmasına rağmen, merak edip öğrenmeye çalışıp hayranlar da oluyor. Örneğin 70'ler anadolu rock'ın bazı örnekler günümüzde tekrar basılıp çoğaltılıyor hatta başka popüler gruplar tarafından çalınıyor.

İsrail'li bir metal grubunun Erkin Koray'ın bir parçasını albümlerine koyması buna örnek olur.

Andalus rock (al andalus rock) her ne kadar 70'ler öncesine gidiyor olsa da, gerçek kimliğini 1975 sonrası çıkan gruplarla bulur. Bunda Triana grubunun 80 öncesi yaptığı 3 muhteşem albüm kanıtı niteliğindedir.

1975 öncesi İspanya'da rock yapan gruplar daha çok saykodelik rock temelli albümler çıkartıyorlar. İspanyol ezgileri gözüküyor olsa da, Triana'nın öncülük ettiği müzikal anlayışa benzer bir yapıları yok. Triana, Cai, Mezquita (şuana kadar dinleyip hayran kaldığım ama muhtemelen daha çok grupla tanışacağım benim için yeni gruplar olacak, Alameda gibi) gibi gruplar Andalus rock'ın günümüzde de hala varlığının devam etmesinin nedenidir.

Günümüzde de Andalus Rock'ı örnek alıp albüm çıkaran gruplar var. Ancak 1970'ler ve 1980'ler gibi değil. Yeni dönem hard rock yada metal müziğin içinde Andalus rock'ı devam ettirmeye çalışıyorlar. İspanyol, arap, akdeniz ezgileri gibi halk müzikleri olsa da yeni albümler de caz'ın, senfonik atmosferin yeri albümlerde tam olarak oturtulamıyor. O yüzden Andalus rock deyince özellikle progresif rock açısından 70'ler yaratıcılığı daha ağır basıyor.

Yine bir benzetme yapacağım Anadolu rock ile; Anadolu rock'da 70'ler de en iyisi yapıldı, günümüzde yapılanlar ise sadece taklit etmekten ibaret iken, ispanyolların durumu da bu açıdan çok farklı değil.

Alameda, 1977 yılında bir araya geldikten 2 yıl sonra ilk albümlerini çıkarırlar. Bu ilk albümlerinin çıkmasında yukarıda da bahsettiğim Triana grubunun üyelerinden, Maximo Morena'nın yardımı çok olur. Albümün çıktığı yıl Alameda grubu Maximo Moreanı'nın sayesinde aynı stüdyo'yı Triana grubuyla paylaşır.

Grubun Triana'nın izinden gitmeleri belki de birbirlerini bulmalarına yol açarak bir süre sonra aynı yeri, mekanı ve zamanı paylaşmayı da beraberinde getirdi.

Alameda, adını İspanya'da bir yerleşim yerinden alır. Yaptıkları ve dinlediğiniz (yada dinleyeceğiniz) müzik Triana'nın yapmaya çalıştığı ulusal halk müziğini ve geçmiş yılların İspanya'sına (kendi ulusal kültürlerine etki eden farklı kültürleri) etki eden kültürlerin müziğini dönemin ilerici rock anlayışıyla harmanlamasıdır.

Triana bunu radikal, devrimci, isyankar (ne derseniz deyin) bir şekilde Franco diktatörlüğü  döneminde yaptı. Takip edicisi olarak Alameda bu Andalus rock'ın temellerinden birini oluşturdu.

Andalus rock ve ispaynyol rock hakkında belki gereksiz konuştum ama bir şekilde bunları bilmem gerekiyordu.

Öğrendiklerimi, hafızama aldıklarımı bir şekilde yazıya geçirttim.

Eğer albüme gelirsek, Triana kadar müziği yönlendirici yanları belki yok çünkü yaptıkları müzik bir nevi Triana müziğinin devamı gibi duruyor. Ancak Triana'dan farklı olarak Alameda grubu caz'ı, özellikle latin caz'ı bütün parçalarının altına yerleştiriyorlar. Triana bunu flamenko ve arap, akdeniz halk ezgileriyle birlikte yapıyordu, Alameda parçaları caz'ın üzerine oturtmuş vaziyette bulunuyor. Üzerini ise melodik ve senfonik olarak kaplayarak, dinlerken asla sıkılmayacağınız yada kapatmaya yeltenmeyeceğiniz bir albüm çıkartıyorlar.

Alameda; Mezquita, Triana ve Cai'den sonra zevkten dört köşe olarak dinlediğim Andalus rock temsilcilerinden birisi çoktan oldu.

1. Aires De Alameda (4.20)
2. La Pila Del Patio (2.33)
3. Ojos de Triste Lianto (4.11)
4. Hacina El Alba (5.40)
5. Amanecer En El Puerto (6.36)
6. A la vera 'Jueves' (4.10)
7. Matices (6.19)

Süre : 33.49

Jose Roca / Gitar, Vokal
Manuel Rosa / Bas Gitar
Manuel Marinelli / Klavyeler
Rafael Marinelli / Klavyeler
Luis Moreno / Davul

Konuklar
Luis Cobo / Gitar (6)
Enrique Melchor / Gitar (2 & 3)

23 Aralık 2018 Pazar

Sky - Sky 1979




Curved Air, progresif rock'ın temel gruplarından olması gereken bir grup. Albümleriyle değil belki ama grubun içinden çıkardığı müzisyenlerle unutulmaması ve temel alınması gerek.

Bir kaç örnek.

Curved Air'e katılıp müzik yapan ve sonra kendi kariyerlerinde efsaneleşen Eddie Jobson. 17-18 yaşında iken gruba dahil olan ve grubun efsane parçalarından olan 'Metamorphosis'in müziğini yapan Eddie Jabson daha sonra King Crimson, süper grup UK, Frank Zappa, Jethro Tull ve Yes gibi gruplarla çalıştı. Grubun bir diğer unutulmaması gereken ismi Darryl Way ise 1973'de kendi grubunu kurdu ve progresif rock adı altında 3 caz rock albümü çıkardı, sonra yine gruba geri döndü. Kısa bir dönem grupta yer alan Stewart Copeland ise daha sonra İngilizlerin efsaneleşen rock gruplarından Sting sayesinde ülkemizde bilinen The Police grubuna dahil oldu. Yine kısa bir dönem grupta olan Mike Wedgwood ise Canterbury ekolünün belki de en iyi temsilcisi Caravan'da müzik yaptı.

Gruptan benim favori müzisyenim ise Francis Monkman; Curved Air haricinde Brain Eno ve Phil Manzanera'lı 801 grubunda bulundu. Ayrıca Al Stewart'ın bir albümünde çalarken, Renaissance ve Alan Parson's Project gruplarının albümlerinde yer aldı. Müzisyenliğinin haricinde bir de film yapımcılığı var.

Curved Air'den sonra süre olarak en uzun çalıştığı grup ise (ikinci grubu da diyebilirsiniz) SKY. Curved Air grubunun müzisyenlerinden bahsettik, SKY grubuundan bahsetmez isek olmaz sanırım. Francis Monkman ve Avustralya'lı klasik müzik bestecisi ve gitar virtiözü John Willliams'ın öncülüğünü yaptığı grupta çalan diğer müzisyenlerin müzikal kariyeri ise şöyle. Kevin Peek; Manfred Mann, Jeff Wayne, Alan Parson's Project, David Bowie. Tristan Fry; Beatles, Nick Drake. Herbie Flowers ise Beatles üyelerinin solo albümlerinde yeraldı ve Jeff Wayne'nin 'War of The World' (hatırlanması için 32. gün programının jenerik müziği) albümünde o'da Kevin Peek ile birlikte yer aldı.

Albüme gelirsek, daha sonra yapacakları albümler gibi modern klasik müzik ile rock müziğin nasıl ustaca buluşturulduğunu gösterir. Ki zaten grubun biraraya gelmesinin asıl nedeni de budur.

Albüm, Monkman'ın 'Westway' parçasıyla başlar. Klasik müzik etkisi görünse de rock'a daha yakın. Devam parçası 'Carrillion' ise Beatles'ın son dönemlerinde akustik atmosfere döndüğünde ortaya çıkan müziklere benzer. 'Danza' bir latin klasik bestecisinin grup tarafından yorumlanışı. 'Gymnopedie No. 1' parçası ise geçen yüzyılın klasik müziğine yön vermiş isimlerden biri olan Eric Satie'ye ait, John Williams'ın akustik gitarı, parçanın melankolisinden ve hüznünden bir şey kaybettirmiyor hatta parçayı daha hüzünlü hale getiriyor.

Son iki parçanın her ikisi de Francis Monkman'a ait. 'Cannonball' kısa olsa da, her dinlendiğinde senfonik yapısı kulağa daha da hoş gelmeye başlıyor. Ve finalde de SKY grubunun bütün albümleri arasında en sevdiğim parçası olan 'Where Opposites Meet'. 5 bölümden oluşan 20 dakikalık parça, hem klasik müziğin hem de rock müziği aynı anda dinlenemenin zevkini tattırıyor.

Albümün atmosferi olsun müzisyenlerin virtiözlükleri olsun, klasik 70'lerin progresif rock'ını çağrıştırmasa da yeni bir dönem müziğini gösterir gibi duruyor. Sanki hiç var olmamış bir dönem.

SKY grubunu geçen yıl Francis Monkman'a odaklandığımda öğrenmiştim. Francis Monkman'ı daha fazla tanımak içinde albümlerinin hepsini indirmiştim.

Bir yıldan beri de bilgisayarımda duruyor, ne zaman sakin müzik dinleyesim gelse ilk baktığım yerde oluyorlar.

Progresif rock'ı bir de böyle sakin bir şekilde dinleyin.


1. Westway (3.37)
2. Carrillion (3.27)                                                           
3. Danza (2.57)
4. Gymnopedie No. 1 (3.40)
5. Cannonball (3.39)
6. Where Opposites Meet Pt. 1 to P. 5 (19.30)

Süre : 36.50

John Willliams / Akustik Gitar
Francis Monkman / Piyano, Synth(ses düzenleyici), Harpsichord
Kevin Peek / Elektrik & Akustik Gitar
Herbie Flowers / Bas Gitar
Tristan Fry / Davul, Perküsyon

31 Ekim 2018 Çarşamba

Pierre Moerlen's Gong - Downwind 1979




Didier Malharbe'yi blog üzerinde sohbet ederken ilk bir arkadaşın önermesiyle 10 önce tanımıştım. Sohbetin konusu da 70'ler caz-rock'ın günümüzdeki varlığı idi.  Yeni dönemden bir çok grup ve müzisyen konuşulup dinlenilirken Didier Malharbe'nin 2000'lerin başında Hadouk Trio ile birlikte yaptığı albüm önerilmişti. World jazz olarak tanımlanan Hadouk Trio'nun müzikleri o dönem çok hoşuma gitmişti, hala da hoşuma gidiyor ve dinliyorum, o yüzden Didier Malharbe'nin diğer albümlerini de merak edip aramıştım. Karşıma da zaten bildiğim ama absürt atmosferinden dolayı pek ısınamadığım Gong grubu çıkmıştı.

Sonrasında ise Gong'u Didier Malharbe'ye odaklanarak dinlemeye başladım. Çok geçmeden önüme Pierre Moerlen's Gong diye geçen 'Downwind' albümü geldi. Devamında yine Pierre Moerlen's Gong albümlerine odaklanmaya başladım. Sonuç ise Gong grubuna bakış açım değişti.

Artık Gong dendiği zaman aklıma iki isim geliyor. Didier Malharbe ve Pierre Moerlen.

Gong grubunu Daevid Allen ile bilenler Pierre Moerlen'li dönemine şaşırabilirler. Çünkü o efsaneleşen grubun müziğinden çok farklı bir müzik ortaya çıkmıştır. 1975'de gruptan ayrılan Allen sonrası müzik caz müziğe doğru kaymaya başlamıştır. 1979 yılında ise grup tamamen Pierre Moerlen'in kontrolüne geçmiştir. O'da ilk olarak daha önce grupta birlikte çalışan Didier Malharbe'yi geri çağırmış, yine 1975 yılında konserine katıldığı Mike Oldfield'ı ve Canterbury'nin efsaneleşen isimlerinden Steve Winwood albüm kayıtlarına katmıştır.

Pierre Moerlen albümü hazırlarken çok geniş bir kadro tutmuş sanki kendi solo albümünü yapar gibi. Bu da bana 1975 yılında YES grubunun davulcusu Alan White'ın ilk solo albüm çalışmasına benzetmeme yol açmıştır. Alan White müzik kariyeri boyunca sadece iki albüm çıkarmış, genel olarak YES grubunun Chris Square'dan sonra değişmez ikinci ismi olmuştur. Alan White ilk albümünü hazırlarken müziği bir şablona oturtmaya çalışmamış, dönemin rock müziğinde önem arz eden caz, folk, pop, senfonik gibi müzikal öğeleri albüme koymaya çalışmıştır. Bir nevi progresif rock müziğinin ne kadar geniş olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Pierre Moerlen'in gerçek anlamda ilk önderliğinde olan bu albümü yıllar sonra tekrar dinlediğimde de Alan White'ın yapmaya çalıştığının bir benzerini yapmaya çalıştığını gördüm. 'Downwind' albümünü belli bir müzik üzerine oturtmayıp, albümü oluşturan parçalardaki müziği geniş tutmaya çalışmış. Bazı parçalarda 70'lerin power pop denilen müziğim atmosferi olduğu kadar, Jean Luc Ponty'nin o naif caz esintilerini anımsatan bir parça da var. Bir parçasında blues sizi alıp götürürken, bir parçasında Santana'nın latin rock'ına takılır kalırsınız.

Eğer yukarıda bahsettiğim şekilde dinlerseniz ve Pierre Moerlen'in davullarına odaklanırsanız albümün aslında ne kadar da yaratıcı fikirlerle ortaya çıktığını anlar ve zevkini fazlasıyla çıkartırsınız. Burası kesin.

Ancak söylemeden yada yazmadan es geçilemeyecek olan, albüme adını veren parça; 'Downwind'. Parça daha başlar başlamaz, Mike Oldfield'in elinin değdiğini hemen anlıyorsunuz. Albümdeki en uzun parça olması sebebiyle dinlemeye başladığınızda en çok keyif alacağınız ilk parça. Timpani'nin olması ve Mike Oldfield'in duygusal gitar solosunun bulunması sebebiyle, dinlerken Tubular Bells aklınıza gelebilir. Ancak parça devam ettikçe Pierre Moerlen'in davullarının müziği nasıl kontrol ve yön verdiğini anlarsınız.

Hele ki parçanın sonunda bana Gong'u sevdiren adamın, Didier Malharbe'nin saksafon solusu, parçayı daha da bir başyapıtlık progresif rock'a örnek gösteriyor.

İşimden dolayı bir hayli boşladığım müzik yazılarıma, geçenlerde facebook ve Twitter'da yazdığım Pierre Moerlen niye en iyi davulcular arasında gösterilmiyor sorduktan sonra sanırım bu yazı cevap niteliğinde olmuştur.


1. Aeroplane (2.39)
2. Crosscurrents (6.11)
3. Downwind (12.30)
4. Jin-Go-Lo-Ba (3.24)
5. What You Know (3.40)
6. Emotions (4.44)
7. Xtasea (6.39)

Süre : 40.11

Pierre Moerlen / Davul, Timpani(3,7), Vibrafon, Glockenspiel (3), Hammond Org (1,7), Marimba (3), Oberheim (2,5-7), Piyano (1,2), Synths (ses düzenleyicisi)
Ross Record / Elektrik Gitar (5), Geri Vokal (1,4)
Hansford Rowe / Bas Gitar, Wal Bas (2,3), Vokal (4)
Benoit Moerlen / Vibrafon (1,2,4,5,7), Kahkahalar
Francois Causse / Konga(2,4,5), Marimba (2,4)

Konuklar
Mike Oldfield / Elektrik Gitar & Bas Gitar & Irlanda Davulu(3)
Mick Taylor / Elektrik Gitar (5)
Steve Winwood / Minimoog & Korg Synth (3)
Dider Lockwood / Keman (2,6,7)
Didier Marherbe / Saksafon (3)
Terry Oldfield / Flüt (3)

3 Ağustos 2018 Cuma

Cai - Mas Alla de Nuestras Mentes Diminutas 1979




Daha önceleri de ispanyol progresif rock grupları dinlemiştim ama beni en çok etkileyen iki yıl önce tanıştığım Triana grubu olmuştu. Triana ile tanıştıktan sonra ispanyolların bu rock müziğine bir de ad bulduklarını öğrenmiştim.

Andalus Rock. Andalus(endülüs) rock ise bizim Türkiye'de 70'li yıllardan bildiğimiz Anadolu rock'a benzer bir anlayışla yapılan bir rock türü. 


70'lerde Türkler nasıl rock müziğe halk ezgilerini koyarak parçalar ortaya çıkardılarsa, İspanyollarda benzer şekilde kendi kültürlerinde olan flamenko, kuzey afrika halk ezgileri gibi folklorik sesleri ve melodileri kendi müziklerine entegre ediyorlardı. 

Cai grubu da bu ilk albümlerinde kullandıkları flamenko ezgileri ile Andalus rock türüne bir örnek oluşturuyor. Ancak andalus rock denince anımsanması gereken ilk grup, Triana gibi ağırlıklı olarak halk müziği etrafında dolaşmayıp, caz-rock üzerine yoğunlaşıyorlar. Albüm senfonik bir yapıda olsa da, caz-rock etkisini başlangıcından albümün bitimine kadar hissettiriyor. 

İlk parçada synth kullanımı ile space rock temeline oturtuluyor. Sonrasında ise vokal kullanımı ve flamenko melodileriyle ayet kısmını tamamlamışlar. Son 3 dakikasını ise Canterbury tarzı caz melodileri ve enstrüman doğaçlamalarıyla bitiriyorlar. 

İkinci parça 'Alameda' ise 70'lerin başlarını anımsatan klasik rock balat parçalarından bir örnek. Çok sakin giden parça; ki albümün en sakin, durağan yeri; sonlarda güzel bir caz gitar solosuyla son buluyor. 

'Solución A Un Viejo Problema', ise, caz rock enerjisiyle başlıyor. Parça o kadar eklektik bir yapıda ki sanki uzun bir komposizyonun bir bölümünü dinliyor gibi hissediyorsunuz. Caz'ı bu kadar rahat bir şekilde kullanan grup sayısı bir hayli azdır. Caz-rock'ın etkisi azalmaya başlayınca karşınıza flamenko ezgileri ve acımsı tonlarıyla vokal karşınıza çıkıyor. Son bölüm ise İtalyan caz rock devi Area'yı anımsatan melodiler ile devam ederken, parçanın finalini yine acımtırak vokaliyle bitiriyorlar.

'Pasa Un Dia' ilk bölümü ile grup, hırçın vokalleri ve space rockvari synth kullanımıyla Eloy'un caz haline gelmiş hali gibi duruyor. Devamında gelen organ solosu ise Jon Lord'un sololarını anımsatmıyor değil. Son olarak da yine flamenko ezgilerini de işin içine adapte ediyorlar. Parçanın, dolayısıyla albümün sonuna bir davul soloyu da ekliyorlar. 

Akdeniz insanın sıcakkanlılığı, Cai grubunun müziklerine enerjik olarak yansıyor. 

Eklektik yapıdan, caz-rock'dan ve enerjik seslerden hoşlanıyorsanız, Cai grubunun bu ilk albümüyle müzik zevkinin derinlerine inebilirsiniz.

1. Mas Alla De Nuestras Mentes Diminutas (9:20)
2. Alameda (6:05)
3. Solución A Un Viejo Problema (7:16)
4. Pasa Un Dia (10:53)
5
Süre : 33.48

- Diego Fopiani / Davul, Perküsyon, Vokal
- Francisco Delgado Gonzalez / Elektrik Gitar
- Sebastian Dominguez Lozano / Klavyeler, Synt (ses düzenleyicisi)
- Jose Velez Gomez / Bas Gitar, Vokal

20 Temmuz 2017 Perşembe

Anyone's Daughter - Adonis 1979



Progresif rock dinlemeye başladığımdan beri karşıma o kadar çok farklı müzik yapan grup çıktı ki, her yeni grubu öğrendiğimde daha fazla bağlandım progresif rock'a. Anyone's Daughter'ı da ilk dinlediğimde de aynı duygular oluştu.

5 Nisan 2017 Çarşamba

Tangerine Dream - Force Majeure 1979



Her ay için bloğ'umda bir tane Tangerine Dream albümüm var. Bu ay için albümüm 'Forje Majeure'. 'Cyclone' albümünün hemen ertesi yılında, 1979'da çıkan albümü. 'Cyclone' albümünde ki elektronik müzikten daha da uzaklaştıkları 'Forje Majeure'.

23 Şubat 2017 Perşembe

Triana - Sombra y Luz 1979



Flamenko rock diye bir rock türü söylenecek olursa, Triana'nın yaptığı müzik bu kategorilendirmeye ilk aday olurdu. Özellikle 70'li yıllarda çıkardıkları 3 albümle bu tanımlamayı fazlasıyla hakediyorlar. Kendim çok geç tanıdım bu grubu, kendime kızmıyorum da bu konuda çünkü benim için her zaman yeni müzikler dinlemek, büyük bir heyecan olmuştur.

19 Şubat 2017 Pazar

Robert Fripp - Exposure 1979



King Crimson, progresif rock'ın babasıdır. Progresif, yani ilerici rock tanımı ilk King Crimson grubu için kullanıldı. Bu yüzden progresif rock hayranları ve dinleyicileri tarafından King Crimson progresif rock'ın babası olarak bilinir.

Peki! King Crimson bir progresif rock grubumudur. Genelde öyle tarif edilir. Ben ise buna tamamen katılamam. Benim için King Crimson, bir rock projesidir. Müzikte progresif, ilerici olan ve deneyselliğe en açık müzikal oluşum. Bunda Robert Fripp'in yadsınamaz katksını gözardı edemeyiz. Robert Fripp, King Crimson progresif rock projesini günümüze kadar taşıyan tek kişi.

King Crimson için bir rock grubu değildir, dedim. Dayanağım, 70'li yıllarda ki grup elemanlarının ve müziğinin sürekli değişim geçirmesi. 80'lerde 90'larda King Crimson müziği değişim geçirse de  grup üyeleri sabittir. 70'lerde ki hava yoktur. 70'ler King Crimson'ı her zaman dinlenmesi ve progresif rock'da temel alınması gereken başı çeken bir kaç gruptan birisidir. Hatta ilk'idir.

King Crimson'ın 70'ler müziği 1975'de ki 'Red' albümüyle sona ermiştir. 1981 yılında yeni üyelerle çok farklı bir müzikal anlayışla tekrar ortaya çıkmıştır. Ancak bu 6 yıllık arada grubun devam ettiricisi Robert Fripp, boş durmamış, uzmanı olduğu gitar üzerinde yeni sesler aramış ve icar etmiştir. 1979 yılına kadar İngiliz elektronik müziğin en yaratıcılarından Brain Eno ile albümler yaparken bu gelişimi rahatlıkla görebilirsiniz. Aynı dönemde rock müzik tarihinde önemli yere sahip David Bowie ve Peter Gabriel'in albümlerinde emeği vardır.

1979 yılında çıkardığı ve tamamen kendisine özgü olan 'Exposure' albümü, bu dönemi; 1975 ile 1981 yılları arasında King Crimson müziğinin nasıl, nereden nereye evrildiğini en açık bir biçimde gösteriyor.

Robert Fripp, benim için çok önemli bir isim ve müzisyen. Rock tarihi içinde diyemiyorum çünkü benim için rock ile progresif rock çok farklı iki müzik anlayışı. Robert Fripp, progresif rock'ın dahilerinden. Aynı zamanda favori olan ilk üç gitaristimden biri. Daha önceki bazı yazılarımda da yazmıştım. Diğer ikisi ise YES grubundan Steve Howe ve Genesis'den (benim için Genesis'in kendisi) Steve Hackett. Sevdiğim gitaristler bunlardan ibaret değil elbette ama sorsalar en sevdiğin gitaristleri diye, söyleyeceğim ilk üç gitarist bunlar olurdu.

'Exposure' albümü Robert Fripp'in, dolayısıyla King Crimson'ın nasıl geliştiğini, evrimleştiğini gösteren, çok ilginç bir albüm. Albüm içinde döneminin ve rock müzik tarihinin ezbere bildiği bir kaç isim var.

Peter Gabriel, Peter Hammill, Phil Collins, Brain Eno, Daryl Hall, bunlardan bazıları. Hepsini ayrı ayrı severim ama Peter Hammill'in yeri bende çok ayrı. 70'lerin başlarında ki VDGG (Peter Hammill) albümlerine konuk müzisyen olarak katılan Robert Fripp'i bu albümde yalnız bırakmayan bir Peter Hammill, vokaliyle albüme en çok renk katan kişi.

Albümü nasıl dinlersiniz. Biraz zor. Çünkü dinlerken progresif rock hakkında bir fikir dahi edinemezsiniz. 'Exposure' albümü başyapıtlık bir albüm değildir ama King Crimson tarihi için önemlidir.

Progresif rock'ın babası olan grubun en önemli isminin albümü görmezden gelinemez.

Albüm toplama şarkılarla oluşturulmuş gibi duruyor. Sadece Robert Fripp'in kendi besteledikleri değil, yeniden çaldığı Peter Gabriel ve Daryl Hall'ın parçaları var. King Crimson'ın son albümü 'Red''den esinlenmeler de var, 80'lerde ki yeni King Crimson müziğinin belirtileri de var. Tabii bu arada Robert Fripp'in elektronik sesleri de.

Bir progresif rock hayranıysanız, bu albüme pek yakın durmayın. Albümden istediğinizi alamazsınız. Eğer King Crimson'ın müziğini öğrenmek, geçirdiği evrimi anlamak istiyorsanız, 75 öncesi King Crimson albümleri sonrası dinlemeniz gereken ilk albüm, 'Exposure'dur.

Robert Fripp, progresif, avant-garde müziğin en önemli uygulayıcılarından ve yaratıcılarından. Bu ilk albümde de yer verdiği bir çok rock türü de buna küçük bir örnektir. Hala favori gitaristlerimden olan Robert Fripp'in bu albümü ve parçaları, kendimi sıkılmış hissettiğim anlarda sığındığım bir liman gibi.

King Crimson'ın yaratıcısı ve günümüze taşıyıcısı, Robert Fripp'den mükemmel bir müzik şöleni, 'Exposure' albümü.

1. Preface (1.15)
2. You Burn Me Up I'm a Cigarette (2.23)
3. Breathless (4.39)
4. Disangage (2.52)
5. North Star (3.12)
6. Chicago (2.11)
7. NY3 (2.17)
8. Mary (2.10)
9. Exposure (4.26)
10. Haadan Two (1.56)
11. Urban Landscape (2.35)
12. I May Not Have Had Enough of Me But I've Had Enough of You (3.38)
13. First Inaugural Address to I.A.C.E. Sherborne House (0.04)
14. Water Music I (1.19)
15. Here Comes the Flood (3.52)
16. Water Music II (3.52)
17. Postscript (0.38)

Süre : 49.43

Robert Fripp / Elektrik Gitar

Konuklar
Barry Andrews / Klavye
Phil Collins / Davul
Brain Eno / Synth (ses düzenleyici), Sesler
Daryl Hall / Vokal
Peter Hammill / Vokal
Tony Levin / Bas Gitar
Jerry Marotta / Davul
Sid McGuinniss / Gitar
Terre Roche / Vokal
Narada Michael Walden / Davul
Joanna Wetton / Sözler
J.G. Bennett / Sesler

5 Aralık 2016 Pazartesi

Mezquita - Recuerdos De Mi Terrat 1979



Şimdiye kadar hep kıta Avrupası progresif rock gruplarının albümlerini yazıyordum. Değiştirmek gibi bir fikrim de yoktu. Bu akşam için yazmayı yada müzik dinlemeyi bile düşünmüyordum derken nerden aklıma geldiyse ispanyol grup Mezquita'yı hatırladım. Sürekli kıta avrupası progresif rock gruplarından biraz dışarı çıkmanın zamanı geldi diye düşünerek ilk albüm olarak Mezquita'nın ilk albümünü dinleyip, yazayım dedim.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Barış Manço & Kurtalan Ekspres - Yeni Bir Gün 1979

Türk Progresif Rock

90’lar da çocukluğumu geçirirken hafızama kazınan bazı şeyler vardı. Hala da var, yer edinmişler, silemem onları.

Hulusi Kentmen, Nubar Terziyan gibi isimlerin ölümü üzerine bütün mahallenin nasıl üzüldüğünü hatırlıyorum. Henüz çocuk olduğum için bu isimlerin bize ne anlattığına dair hiç bir bilgim yoktu. Lise yeni bitmişken Barış Manço ve Kemal Sunal’ın ölümleri üzerine, daha önce üzülen insanların duygularını anlamıştım. Barış Manço’da  diğer bir çok isim gibi Türk halkının hafızasına ve kalbine yazılmış önemli sanatçılardan.


90’ların başında TV karşısına geçip, nasıl 7’den 77’ye programını izlediğimizi de unutmadık. 99 yılında ölümü, sanki tanıdık birini kaybetmesi gibi bir duygu oluşturdu, bende. Kemal Sunal’ın ölümü de en az Barış Manço’nun ölümü gibi sarsıcıydı benim için.

Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış ve Osmanlı İmparatorluğu devam etmiş olsaydı, Barış Manço kesinlikle Paşa ünvanını alırdı.



Barış Paşa…

Işıklar içinde yatsınlar hepsi…

‘Yeni Bir Gün’ albümü Barış Manço ve Kurtalan Ekspres grubunun bütün olarak hazırladıkları progresif rock’a Türkiye’den en iyi örnek. Cem Karaca & Edirdahan’ın Safinaz albümü ile birlikte Türkiye’de yapılmış iki progresif rock klasikleridir.

Barış Manço, hayatı boyunca avrupa ve dünya müziğini yakından takip eden isimlerden birisiydi. ‘Yeni Bir Gün’ albümünü örnek veriyoruz ancak öncesinde yaptığı bir çok parça progresif rock’a Türkiye’den örnek parçalardır. Barış Manço'nun bir diğer başyapıtı 975 yılında ki 2023 adlı albümüdür. Aslında daha 1969 yılında ki Esin Afşar’ın da okuduğu ‘Sandığımı da Açamadım’, o dönemin rock ve progresif müzikal anlayışına uygun parçalardan.

‘Yeni Bir Gün’; ingilizce sözüyle consept bir albüm, bütüncül (bütünsel demeyin, döverim) diye çevirebiliriz belki. Yani albümde ki bütün parçalar bir konu etrafında toplanmış, bir şeyi anlatıyor.

Barış Manço’nun müzik kariyeri boyunca amacı Türk (ve halk) müziğini batı yada çağdaş müzik ile kaynaştırarak modern hale getirmekti. Ve bunu fazlasıyla yerine getirdi. Türkiye’de sayılı müzisyenlerinden birisi haline geldi. ‘Yeni Bir Gün’ albümüyle zirveye yerleşmiştir.  O yüzden  albümü parça parça değil, bütün olarak dinleyin.

Albümde geleneksel Türk müziğinin nasıl modern hale getirilebileceğini ‘Sarı Çizmeli Mehmed Ağa’, ‘Gesi Bağları’, ‘Ham Meyvayı Kopardılar Dalından’ gibi halk Türkülerinden görebiliyoruz.

‘Çoban Yıldızı’ parçasında gitardaMFÖ’den tanıdığımız Fuat Güner vardır.  Devamında ki parça ‘Bir Selam Sana Gönül Dağlarından’ ile ikiye ayrılmış bir parça gibi durur. Size tavsiyem iki parçayı da birlikte dinleyin.

‘Yeni Bir Gün’ albümünde öne çıkan sadece Barış Manço değil, piyano ve org’un Türkiye’deki tanrılarından biri Kılıç Danışman’dır. Albümün bütününe hakim olan Org ve piyano’nun sahibidir, kendisi.

1975 yılında ki 2023 albümünden ‘‘Yeni Bir Gün’ albümünü alınan ‘2024 ve İkinci Yolculuk’ parçaları hala başyapıttır.

6-7 yıl önce bir italyan eski facebook hesabım varken bana mesaj atıp, ben de Barış Manço’nun plaklarının olup olmadığını sormuştu. Ben de yok dedim. Barış Manço’nun plaklarının biriktiriyormuş meğerse.

Türkiye’den çıkmış öyle müzisyenler vardır ki, Türkiye’de kıymeti bilinmez. Avrupa’da, Amerika’da bu isimlerin hayranları Türkiye’dekilerden fazladır. Barış Manço’da bunlardan birisi midir. Değildir. Bazen insanın iyisini bilip anlayabiliyoruz.
Barış Manço’yu biz bağrımıza bastık.

‘Yeni Bir Gün’ stüdyo kaydı olarak ta, hala Türkiye’de yapılmış en iyi albümlerden birisidir. Albümün müzikal kaydının temizliğini, pürüzsüzlüğünü dinledikçe anlayacaksınız.

01 Sarı Çizmeli Mehmed Ağa (4.22)
02 Gesi Bağları (Anonim) (4.31)
03 Çoban Yıldızı  (4.20)
04 Bir Selam Sana Gönül Dağlarından (4.01)
05 Ne Ola Yar Ola (5.28)
06 Aynalı Kemer İnce Bele (3.07)
07 2024 ve İkinci Yolculuk  (3.16) (3.05)
- Uzay Üssünde Bir Sabah (Piyano Uvertürü: Kılıç Danışman)
- 3. Boyuttan Hareket (Bahadır Akkuzu, Celal Güven)
- Zaman Duvarına Doğru (Barış Manço, Caner Bora)
- Dördüncü Boyuta Geçiş (Ahmet Güvenç)
08 Ham Meyvayı Kopardılar Dalından (Anonim) (4.08)
09 Yeni Bir Gün Doğdu Merhaba (2.05)
10 Anlıyorsun Değil mi (2.10)
11 Ne Köy Olur Benden Ne de Kasaba (1.37)
12 Elveda - Ölüm (Müzik: Ahmet Güvenç) (3.02)
13 Bir Kelebeğin Yaşam Öyküsü (0.27)

Albümde ki parçaların büyük bir kısmı Barış Manço'ya aittir. Katkıda bulunanlar aşağıda belirtilmiştir.

Kurtalan Ekspres:
Barış Manço: Vokal, Klasik Gitar, 12 Telli Gitar, Sitar, glockenspiel, Synth (Ses düzenleyicisi)
Ahmet Güvenç: Bas Gitar
Kılıç Danışman: Akustik piyano, Fender Rhodes Elektro Piyano, ARP Solina String Ensemble Synthesizer, Korg 700s Synthesizer, Roland SH-3A Synthesizer, Hammond org, Synth (Ses düzenleyicisi)
Caner Bora: Davul
Bahadır Akkuzu: Elektro Gitar, Akustik Gitar
Celal Güven: Perküsyon

Konuk müzisyenler:
Fuat Güner: Leslie Gitar ("Çoban Yıldızı" parçasında.)
Oktay Aldoğan: Flüt, Tenor Saksafon ("Bir Selam Sana", "Ne Ola Yar Ola", "Yeni Bir Gün Doğdu
Merhaba, "Anlıyorsun Değil mi ?", "Bir Kelebeğin Yaşam Öyküsü" parçalarında.)
Mehmet ve İskender: Kemanlar ("Bir Selam Sana" ve "Elveda Ölüm" parçalarında.)
Ömür Gidel: Fender Rhodes Elektro Piyano ("Aynalı Kemer" parçasında.)



12 Nisan 2016 Salı

Banco del Mutuo Soccorso - Canto di Primavera

Banco grubunu dinlemeye bu albümden başlayın. Çünkü yumaşacık müziğiyle sizi sıkmaz. Klasik İngiliz progresif rock gruplarıyla pek fazla bir ilişkileri yoktur.

Aslında Türk dinleyicisi olarak Banco grubunu gayet iyi tanıyoruz. Grubunun herhangi bir şarkısını dinlememiş olsanız da, grup üyelerinden Gitarist Roberto Maltese (Maltalı) Homo Sapiens grubundan gelme bir müzisyen. Homo Sapiens grubunu isim olarak bilmiyor olsakta, 1972  yılında yaptıkları bir parça unutulacak gibi değildir.

Un'estate fa.

Şarkıyı bir çok kişi hatırlayacaktır. En azından 70’lerin Türk filmlerini izleyenler kesinlikle hatırlayacaktır.

Aynı yıl, 1972 yılında Roberto Maltese Homo Sapiens grubunu bırakır ve Banco Del Mutuo Succorso grubuna katılır. Bir kaç yıl öncesi ölümünün öncesine kadar grup ile bağını koparmaz.

Grubun solisti Francesco Di Giacomo; Pavarotti gibidir. Çok güçlü bir sesi vardır bir progresif rock grubu için. Ama cüssesi daha çok andırır Pavarotti’ye. Francesco da bir kaç yıl önce ayrıldı aramızdan.
Canto di Primavera; albümü kimilerince çok övülür, Kimilerince de çok abartıldığı söylenir. …Di Terra albümünden başlayan müzikal çöküşün son albümü olduğunu da belirtirler. Bence hiç o tür yorumlarla vakit kaybetmeyin. Böyle grupların progresif yapacağız, jazz yapacağız gibi bir düşünceleri olmadı.

Canto di Primavera, Baharın Şarkısı.

Albüm kapağında bir pencere var. Pencere aralanmıştır ve baharın ışığını görürsünüz. İçeriye kadar girmiştir.

Albüm Ciclo (çevrim) adlı jazz temelli bir giriş parçasıyla başlar. Enstrümantel olan parça klavye ve bass gitar ile devam ederken saksafon girer. Ve üçlü ses devam ederken, klasik italyan ezgisini duyarsınız. Benim için bu albüm RPI (Rock Progressive İtaliano), italyan progresif rock için en iyi örnektir. Albüm,akdeniz müziği ezgilerinin italyan türüdür.

Canto di primavera ile devam edersiniz. Eğlencelidir. İtalyan müziğini hissedersiniz.

Her dinleyişimde bana mutluluk veriyor bu parça.

(bahar) çingenenin aşkı (zevki) deniz gibi

Denizden geliyor ve sen bilmiyorsun nereden geliyor.

Diye başlıyor, tekrar tekrar devam ediyor.

Sono la Bestia; ben canavarım


Sono la Bestia, Canto di Primavera parçası gibidir. İtalyana özgü müziği hissedersiniz. Saksafon, gitar ve davul uyumunda hiç bir pürüz bulunmaz. Tertemiz bir akdeniz şarkısı gibidir.
İlk 3 parça bitimi sonrası Niente gibi hafif ve yavaş bir parça karşılar sizi.

Niente, hiç  (hiçbirşey).
Eski Banco albümlerinin soundundan gelmedir. Piyano ve sonra gelen gitar ile Francesco birşeyler anlatır. Sonra ki parça önemlidir, sanki ön hazırlık gibidir. O yüzden öğrenmek isterseniz, ne anlatmaya çalıştığını lütfen gidin sözlerini öğrenin.

E mi viene da pensare, düşünceler geliyor (aklıma).
Demetrio Stratos ölümü üzerine bir konserinde şöyle bir şey demesi,
“…La primavera è quella che abbiamo nella nostra testa, non è solo una stagione…” parçanın onun için yapılmış olabileceğini aklıma getirmiyor değil.
'Bahar başımıza gelen birşeydir, sadece bir dönem değil.'

Düşüncem parçanın Demetrio Stratos’a adanmış olabileceği.

Demetrio bir yunan asıllı fotomodel, manken ve şarkıcı. Efsanevi italyan Jazz rock grubu Area’nın solistidir. 1979 yılında Amerika’ya gittiği zaman hayatını kaybetmiştir.

Interno città;  Şehrin içi.

Parça 1970’lerin bir çok jazz rock grubunun parçası gibidir. Ama en ayırtedici özelliği Francesco gibi bir vokale sahip olmaları. Doğaçlama yapmadan, klavye, saksafon ve davulla usulca giderken bir anda hissedersiniz ki, notalar patlama noktasına gelmiş, ama duraksayıp geri başa dönüyorlar. Saksafon albüme bütün melodiyi veriyor. Parçanın ikinci bölümü de ilk bölümü gibi tam patlamaya doğru giderken, saksafon bütünüyle başa geçip, tek başına üstleniyor bu görevi. Sonrasında klavye destek veriyor gözükse de Luigi Cinque parçanın gerçek sesini veriyor.

Albümün en zor dinlenebilecek parçasıdır belkide.
Lungo il margine, kenarı boyunca.

Depresif bir hale gelebilirsiniz dinlerken. Piyano kişiyi bunalıma sokup delirtecek düzeyde.

Son parça Circobanda.

İlk parça gibi bu parça da enstrümental. Ritim açısından Ciclo’ya benzer gözükse de Canto di Primavera’nın sonu gibidir. Eğlenceli başlanan albümü sıcacık bir bahar müziği ile bitirirsiniz. Parçanın sonu orkestra gibidir. Bütün sesleri yalın olarak duyarsınız. Sesler arasında ki ahenk kendilerini bozuntuya vermeden tekrarlayarak devam ederler.

Ve klavye son notalarına ses verip albümü bitirir.