20 Temmuz 2017 Perşembe

Anyone's Daughter - Adonis 1979



Progresif rock dinlemeye başladığımdan beri karşıma o kadar çok farklı müzik yapan grup çıktı ki, her yeni grubu öğrendiğimde daha fazla bağlandım progresif rock'a. Anyone's Daughter'ı da ilk dinlediğimde de aynı duygular oluştu.

İlk dinlediğim anı çok iyi hatırlıyorum. Youtube'de rastgele progresif rock parçalarını değiştirip değiştirip dinlerken karşıma 'Anyone's Daughter' parçasının konser kaydı çıkmıştı. O kadar hoşuma gitmişti ki, facebook'ta (eski hesabım) hemen paylaşmıştım. Yine benim gibi progresif rock dinleyen bir arkadaşın yorumu şöyle olmuştu.

'Bu Almanlar insan falan değil, kesin uzaylı'.

1970'lerin başlarında bir kaç genç (evet bir hayli genç 13-14 yaşlarında) tarafından kurulan Anyone's Daughter, 1979'da ki ilk albümünden bir kaç yıl önce konserlerde kendi parçalarını çalıyorlardı. 1979'da ki bu albümü ile progresif rock'ın tarihinde yer edindiler.

Bu ilk albümleri 'Adonis' adlı bir süit ile başlıyor. 24 küsür dakikalık 'Adonis' parçası Akad mitolojisine Sümerlerden geçen Tammuz'dan hikayesinden esinlenilmiş duruyor. Parça her bölümün yapısı birbirinden farklı 4 bölümden oluşuyor. İlk dinlediğimde de şimdi tekrar dinlediğimde de bana Rush'ın 2112 parçasını hatırlatıyor.

Ancak gitarların ön planda olmadığı daha çok klavyelerin hakimiyetinde olan bir parça.

İlk bölüm 'Come Away', 75 öncesi Genesis atmosferi var. Uwe Karpa'nın gitar çalışı Steve Hackett tarzını anımsatıyor. Synth ve org'un birlikte kullanılıyor oluşu da esinlendikleri Eloy'u anımsatıyor. Yalnız bu anımsatma, bu grupların müziklerinin kopyası olarak değil de daha çok yaratıcılıkla ilgili.

İkinci bölüm 'The Disguise', ilk bölüme göre daha çok uzay rock olarak beliriyor. Eloy'un 'Dawn' 'Ocean' albümlerinde olduğu gibi uzay rock (space rock) ile senfonik yapının birlikteliği söz konusu. Uwe Karpa'nın gitarı ve vokalin ses tonu öyle uyumlu ki, kişi dinlerken kendinden geçebiliyor.

Üçüncü bölüm albüme ismini veren 'Adonis'. Bana daha çok 70'lerin senfonik italyan progresif rock'ını hatırlatıyor. Klasik müzikten etkilenmesi ve melodik yapısı bunda etken tabi ama ilerleyen bölümde Uwe Karpa'nın gitarı müziğin yapısını tamamen değiştiriyor. 'Anyone's Daughter' parçasından sonra beni albümde en çok etkileyen yer bu parçada. Saykodelik etki yaratan uzay rock'ın mükemmel senfonik halini görebilirsiniz.

Son bölüm, 'The Epitaph. King Crimson'ın 'Epitaph' parçası kadar içe işleyişi olmasa da yine de duygusal ve dramatik. Özellikle Uwe Karpa'nın gitarı yer yer Steve Hackett'ı anımsatırken yer yer de Andy Latimer'in gitarını anımsatıyor. 24 küsür dakikalık güzel bir prog süetine güzel bir son yakışırdı, Anyone's Daughter grubu da bunu başarmış gözüküyor.

'Blue House', bolca klavye sesleriyle başlıyor ve melankolik ritmik bas gitar ile devam ediyor. 80'lerde patlayan neoprog fraksiyonuna ilham olacak türden bir parça. Sanırım albümdeki en iğreti duran parça benim için. Albümü 6-7 yıl sonra tekrar dinlememe rağmen bu parçaya yine de alışamadım.

'Sally', hafif funk etkisi ile güzel bir solo gitar işbirliğinde cazımsı etkilere sahip eğlenceli parça. Saksafonunda (yada klavyelerden çıkıyor bu ses, bilemedim) etkisi ile Bruce Springsteen'in 70'ler müziği ile italyan progresif rock'ının etkileri bariz bir şekilde içiçe geçiyor.

'Sally' parçası gerçekten dinlerken beni eğlendirebilen parçalardan. Size de önerebilirim, alın caz listenize.

Son parça, gruba ismini veren 'Anyone's Daughter'. Genel olarak şablon haline getirilmiş parçaları sevmem, bundan önce yazdığım bir çok albüm incelemesinde yada tanıtımında kullandım, ancak bu parçayı her dinlediğimde hormonlarım en üst seviyeye ulaşıyor.

Bu şablon müziğe açıklama getirmem gerek. Şablon müzik benim için, rock ve caz müziğin temeli olan ve bir çok folk müzikte kullanılan bir yapı. Şöyle oluyor bu şablon parçalar; giriş kısmı – ayet – kısa solo – ikinci yada tekrar ayet – ve son olarak uzun solo. Bu bir çok müzik yapmaya çalışan kişinin kullandığı parça yapısıdır. Burada ayet dememde ki amaç, blues müziğin kendisidir. Şöyle ki; Blues, hristiyanlaşmış afrikalıların cenazelerinde, müzik aletleriyle ölen kişinin arkasından söyledikleri ağıttır. Blues, ağıt demektir.

Gruba ismini veren 'Anyone's Daughter' parçası da şablon bir parçadır. Ancak benim gözümde mükemmel yapan detay, klavye kullanımı ile Uwe Karpa'nın mükemmel ötesi gitar sololarıdır. Tabi bas gitar çalan ve aynı zamanda vokalliği üstlenen Harald Bareth'in naif ses tonunu da unutmamak gerek.

'Anyone's Daughter' parçası daha önce 70'lerin yada genel olarak progresif rock'a uzak olan kişiye dinletebileceğiniz ilk ve temel parçalardan birisidir. İlk kez dinleyen kişi kesinlikle çoşacaktır.

Yazının son kısmına geldiğimde, albümün tekrar basımında hiçbir albümünde olmayan bazı canlı kayıtlar var. Bu parçalar, 1977 yılında grubun henüz bir albümü bile olmayan dönemde, çaldıkları ve kendilerine ait olan parçalar.

Remaster (tekrar basım) kayıtlarını ayrı olarak dinlemenizi tavsiye ederim.

Anyone's Daughter, efsaneleşmiş progresif rock gruplarının içerisinde yer almasa bile müzik dinlemekten sıkıldığınız her an yardımınıza koşacak ve size güzel bir 45 dakika geçirtecek bir albüm yapmış.

Benim için ise 6-7 yıl önceki arkadaşın dediği gibi bir uzaylı grup olarak aklımda kalacak.

1. Adonis (24.09)
Part 1: Come Away
Part 2: The Disguise
Part 3: Adonis
Part 4: The Epitaph
2. Blues House (7.20)
3. Sally (4.20)
4. Anyone's Daughter (9.10)

Süre: 45:19

Harald Bareth / Vokal, Bas Gitar
Uwe Karpa / 6 & 12 Telli Elektrik Gitar
Matthias Ulmer / Grand Piyano, Elektrik Piyano, Hammond Org, Minimoog Synth (ses düzenleyicisi), Vokal
Kono Konopik / Davul

18 Temmuz 2017 Salı

Banco Del Mutuo Soccorso - Come in Un'ultima Cena 1976



İtalyan devi Banco'nun yine bir başka dev albümü. 70'li yıllarda çıkardıkları albümlerin arasında en az dinlediğim albüm olmuştu bir kaç hafta öncesine kadar. Şimdi yazarken düşününce, bunda diğer albümlerinde olan avantgard yapılı senfonik atmosferi olmaması yatıyor sanırım.

'Come in un'ultima cena' diğer Banco albümleri gibi konsept bir yapıya sahip. Albümün konusu Leonarda Da Vinci ile ölümsüzlüğe ulaşmış son akşam yemeği (Ultima Cena) konusu. Albümün ismi de Da Vinci'nin o ünlü tablosundan esinlenilerek verilmiş. Ancak sanıldığının aksine albüm isa ve havarilerini konu almıyor. Da Vinci tablosundan esinlenilerek insanın (yada insanlığın) son akşam yemeği üzerine oturtulmuş, daha çok gelecekle ilgili öngörülere dayanıyor. İnsanın içinde bulunduğu ruhsal durumdan, toplumda ki yerine kadar insanın (!) durumu şiirsel bir şekilde anlatılıyor.

Albüm '...A Cena, Per Esempio' ile başlıyor. Son akşam yemeği için bir örnek. Akustik gitar ile folkik ve melodik giderken, saykodelik bir havaya bürünüyor. Sonrasında folk yapıyla saykodelik yapı içiçe geçerek Di Giancomo'nun operavari vokalleriyle devam ederek bitiyor.

'Il Ragno', gerçek anlamıyla bir Gentle Giant ekolünden eklektik yapıda olan parça. Üst üste binen melodiler ve kısa ama öz klavye soloları ile dinleyenin dikkatini hep parça üzerinde tutuyor. Nocenzi kardeşlerin karşılıklı klavye kullanımları ve Maltese'nin melodik gitarın güzelliği vokal ve vokallerin iğretiliğini kolaylıkla kapatıyor.

'Il Ragno' parçası daha sonraları Banco konserlerinin vazgeçilmezlerinden biri olacaktır.

'E Cosi Buono Giovanni, Ma...' piyano ve akustik havasıyla dramatik bir parça aynı sözleriyle doğru orantılı olarak. Giovanni (yuhanna, isa'yı gammazlayan kişi) iyidir, ama!. Belki de Giovanni bu sefer de bizi insanlığa geri döndürmek için uğraşıyordur. Albümde en güzel atmosfere sahip parçalardan biri, tabii ki kullanılan boynuz ile.

'Slogan', en sert ve politik yanı en ağır parçalardan. Aynı zamanda da şablon haline getirilmiş bir parça. 'Slogan' kalabalıkların güdülmesi ile ilgili.

'Si Dice Che I Delfini Parlino', bir önceki parçaya göre daha üzerinde çalışılmış şablon parça. Yunusların konuşabileceğini söylüyorlar; Mükemmel bir avantgard giriş ve saykodelik havada devamı gelen parça. 70'lerin saykodelik uzay rock'ına güzel ve değişik örnek oluşturuyor.

'Voila Mida (Il Guaritore)', minimalist bir piyano ile başlıyor ve devamında klasikleşmiş (benim için tabii) Banco müzikal yapısı ile Gentle Giant ekolü içiçe geçiyor. 'Voila Mida' karmaşık yapısıyla gerçekten albümün en yaratıcı parçası. Avantgard piyano ve gitarlar ile caz unsurların biraradalığı parçanın sözleriyle de uyumlu. Para ile herşeyi iyileştirebileceğini söyleyen bir adam hakkında; bir kapitalizm eleştirisi.

'Quando La Buona Gente Dice' gibi bir çok parçalar progresif rock grubunda bulunan türden. Kısa, akustik ve az biraz da gaz alıcı parçalardan. Akustik gitar ve vokaller ile başlıyor. Karşılıklı melodik piyanolarla devam ediyorlar ve parça bitiyor. Bir önceki albümlerinden bir parçadan çekip çıkartılmış gibi duruyor. 'Quando La Buona Gente Dice' kısa ama güzel bir parça.

'La Notte E Piena', albümün ve Banco'nun en dramatik akustik parçalarından ilki bu sanırım. Maltese'nin mükemmel ötesi gitar konçertovari çalışması parçanın öne çıkmasında en önemli kısmı.  Ve tabii ki konuk müzisyenin keman solosu da ayrı bir tat veriyor parçaya. Mükemmel bir şekilde başlayıp öyle devam eden 'La Notte E Piena' yine mükemmel bir piyano ile bitiyor.

'Fino Alla Mia Porta', 'Il Ragno' ile Gentle Giant ekoline en yakın parça. Yine Nocenzi kardeşlerin karşılıklı klavye uzmanlıklarını yarıştırdığı başka bir parça. Diğer albümlerinde olduğu gibi üst düzey kalitedeki albüme yakışır mükemmellikte bir son. Klavyelerin, gitarların, davulun ve en önemlisi vokalin bu kadar uyumlu olduğu başka bir parça hatırlamıyorum.

'Come in un'ultima cena' albümü de progresif rock için kolaylıkla önerebileceğim başyapıtlık albümlerden birisi. Sadece italyan progresif rock'ı için değil, şimdiye kadar progresif rock tarihinin köşe başlarını öğrenmek için ideal albümlerden birisi.

Bu albümü de yazarak, rahatladıktan sonra bir süre bu albümü dinlemem. Ama alkolü fazla kaçırınca başvuracağım albümler arasında yerini çokdan almış durumda.

Son olarak bu albümün bir de ingilizce versiyonu var. İtalyanların progresif rock'da ki olağanüstü başarılarından sonra Banco'da bir albümünü ingilizce olarak hazırlayıp, piyasaya sürer. O albüm hakkında muhtemelen yazmayacağım. İngilizce kullanmayan bir çok farklı ülkelerden progresif rock albümlerini yazarken de belirttiğim, orijinal dilleri tercih ederim. Farklı bir dilde söylemek bana her zaman iğreti gelmiştir.

1. ...A Cena, Per Esempio (6.20)
2. Il Ragno (4.55)
3. E Cosi Buono Giovanni, Ma... (3.32)
4. Slogan (7.23)
5. Si Dice Che I Delfini Parlino (5.50)
6. Voila Mida (Il Guaritore) (6.14)
7. Quando La Buona Gente Dice (1.57)
8. La Notte E Piena (4.14)
9. Fino Alla Mia Porta (4.30)

Süre : 44.45

Francesco Di Giancomo / Vokal
Rodolfo Maltese / Elektrik & Akustik Gitarlar, Trompet, Boynuz, Vokal
Vittorio Nocenzi / Hammond Org, Synth (ses düzenleyicisi), Klarinet, Kayıtedici
Gianni Nocenzi / Elektrik & Akustik Piyano, Synth, Klarinet, Kayıtedici
Renato D'Angelo / Bas Gitar, Akustik Gitar
Pierluigi Calderoni / Davul, Perküsyon

Konuk
Angelo Branduardi / Keman


15 Temmuz 2017 Cumartesi

Vangelis - Earth 1973



Sadece rock müziğin değil, son 50 yılın popüler müziğin en yaratıcı isimlerinden birisi Vangelis. İsmi yabancı gelebilir belki ama mutlaka bir parçasını dinlemişsinizdir. Hiç değilse 70'lerin Türk sinemasından hatırlarsınız. Bir çok Türk drama filminde Vangelis parçaları kullanılmıştır.

Vangelis müzik hayatına Yunanistan'ın efsane grubu Aphrodite's Childs'da piyano çalarak başladı. Aynı grubun vokalisti Demis Roussos'un sesini sanırım Türkiye'de bilmeyen yoktur. İşte aynı grubun klavyecisi Vangelis grup müziğini sonlandırınca kendi müziğine odaklanıp yıllar sonra bir çok film ve belgeselin müziğine imza atıyor. Sanırım ismi bilinmeyip müziği en çok bilinen isimlerin başında geliyor.

'Earth' isimli çalışması Vangelis'in 3. albümüdür. Daha henüz new wave müziğinin oluşmadığı dönemlerde yaptığı bu albüm dönemin rock müziğinin ve progresif yapısının özelliğini taşıyor. Albümde sadece rock müzik ve progresif yapı yok, ortadoğu ve hint halk ezgileri de var.

'Come On' açılış parçası. 2 dakikalık krautrock tarzı saykodelik ve blues etkili punk parçası. Kısa olduğu için çok da can sıkıntısı vermiyor.

'We Were All Uprooted', uzay gemisinden düşüp 200 yıl önceki ortadoğu-akdeniz bölgesine düştüğünüz zaman etrafınızı saracak müzikal atmosferi yansıtıyor. Sanki 2300 yıl öncesinin Helen uygarlığının müziği gibi. Yunan, ortadoğu ve doğu müziğinin birleşimi.

'Sunny Earth', bir önceki parçadan daha da eskiye götürüyor. Babil dönemi afrikalıların (arapların ataları) müziklerine benziyor. Güneş (şems, şam) tapınağında tanrıların fahişeliğini yapan kadınların yaptığı dansları anımsatıyor.

'He-o' ile yine ortadoğu'nun eski tarihlerinde gezinmeye devam ediyoruz. Vokal hariç parça bana Popol Vuh müziğini anımsatıyor. Albümde ki Vangelis'in müzisyenliğinin en güzel kısmını bu parça da duyuyorsunuz. Parçaya mükemmel bir altyapı hazırlıyor.

'Ritual'parçası da bir önceki parçaların devamı şeklinde. Ritimlerden çok vokaller ve Vangelis'in piyanosu ile devam ediyor albüm.

'Let It Happen' albümün en sevdiğim parçası. Minimalist klavye çalışması, saykodelik ritimler ve beat döneminden gelen vokaller. Tam da 70'li yılların rock müziği ile yarışır bir atmosferde saykodelik atmosferde parça.

'The City' ile albümün son bölümünde ki new wave bölümüne geçiyoruz. Belki de artık geçmişte gezinmeyi bırakıp geleceğe bakma zamanıdır diye düşünüp, Vangelis böyle bir yön değiştirdi.

'My Face In The Rain', 'Watch Out' ve 'A Song' günümüzde bilinen new wave müziğinin öncesi, altyapısı. Halk müzikleriyle, elektronik müziğin karışımı. 1973 yılından new age müziğine selamlar!

Vangelis müziğinin ilk örneklerini bulabileceğiniz bu albümde daha çok Vangelis'in nelerden, hangi müziklerden hoşlandığını ve etkilendiğini öğrenebileceğiniz güzel bir albüm. Vangelis müziğini bilenler için farklı bir albüm ama Vangelis ve new wave müziğini anlamak için ideal bir albüm.

1. Come On (2.09)
2. We Were All Uprooted (6.48)
3. Sunny Earth (6.38)
4. He-o (4.09)
5. Ritual (2.45)
6. Let It Happen (4.20)
7. The City (1.17)
8. My Face In The Rain (4.19)
9. Watch Out (2.50)
10. A Song (3.32)

Süre : 38.54

Vangelis (Evangelos Papathanassiou) / Klavyeler, Flüt, Perküsyon, Tabla, Geri Vokal, Aranjör, Prodüktör

Konuklar

Robert Fitoussi / Vokal, Geri Vokal, Bas Gitar
Anargyros Koulouris (Argiris) / Gitar, Geri Vokal
Warren Shapovitch / Anlatıcı (2,10)



13 Temmuz 2017 Perşembe

Michael Rother - Sterntaler 1978



Elektronik müzik, teknoloji ilerlemeye başladığından beri, yüzyıldan fazla bir süredir insanlar tarafından yapılmaya, ilerletilmeye çalışılıyor.

Kuşkusuz elektronik müziğin gelişimde Almanya'da çıkan kraut rock akımının müzikal anlayışlarının etkisi çok fazla. Günümüzde elektronik müziğin etkilediği bir çok rock ve diğer müzik türlerinde Almanların 70'lerde yaptıkları müziğin temel alınışını yadsıyamayız. New wave gibi 80'lerin en popüler müzik türünün köklerinin 70'ler Almanya'sından çıkmış olduğu buna güzel bir örnektir.

Almanların elektronik müzikteki öncüleri, 24 saat boyunca sıkılmadan dinleyebileceğim, Tangerine Dream, Klaus Schulze, Kraftwerk gibi gruplar ve müzisyenler. Bunlar en çok bilinenleri, bilinmeyenler ise Harmonia, Cluster, Neu!, La Düsseldorf gibi ciddi kaliteli müzik yapan gruplar.

Michael Rother ise Neu! grubunun iki kurucusundan birisidir. Kısa dönemli, iki kişilik bu gruptan sonra Kraftwerk ve Harmonia'da da müzik yapmaya devam etmiştir. 1977 yılında ise kendi albümlerini ortaya çıkarmıştır.

'Sterntaler', Michael Rother'in ikinci albümü. İlk 3 albümünü şiddetle tavsiye ederim. Üç albümde birbirinden güzeldir. Michael Rother için bu albümü seçmemde ki tek sebep, Neu! müziğinden sonra ilk dinlediğim albüm. Benim için Neu! müziğinden çok daha ilericidir(progresif).

Albüm, tamamen Michael Rother'in hakimiyetinde. Albümde kullanılan gitarlar, piyano ve sytnth'ler (ses düzenleyicisi) Michael Rother'in kendisi tarafından çalınıyor. Sadece davullar için kendisine yardımcı almış. Can (Communism, Anarchism, Nihilism) grubunun efsanevi davulcusu Jaki Liebezeit albümde Michael Rother'e destek veren kişi.

1978'de çıkan bu albümde 6 parça var. Diğer 3 parça ise 1993 yılında ki tekrar basımda eklenir. Sonradan eklenen parçalarla orijinal albümde olan parçalar arasında çok da farklılık yok. 1978 basımındaki parçalar dönemin krautrock'ını ve elektronik müziğini yansıtırken, az çok new wave esintileri taşıyor. İlk parça 'Sonnenrad', Jaki'nin davullarından dolayı olacak, Can ve Neu! Karışımı gibi duruyor. Sözün tam anlamıyla mükemmel bir krautrock, elektronik müzik parçası.

Devam parçası, 'Blauer Regen' Michael Rother'in gitar ve piyano çalışması. Dramatik, duygusal birazda rock'n roll'u unutmama havasında. 3. parça da ilk parça gibi, sanki Can ile Neu! grubunun ortak çalışması gibi duruyor. Avantgard, elektronik müziğin mükemmel uyumu.

Albüme ismini veren 'Sterntaler' parçası ise daha minimalist ve yavaş hareket eden parça.

'Fontana Di Luna' albümdeki favori parçam. Minimalist bir piyano, duygusal yoğunluğa dem vuran  gitar ve Jaki'nin saykodelik etki yaratan ritmik davulları. Krautrock'a örnek ver deseler, ilk göstereceğim parçalardan birisi bu olurdu sanırım.

'Orchestrion', 1978 yılında ki albümün bitiş parçası. 'Blauer Regen' parçasındaki dramatik havanın Jaki Liebezeit'in davulları ve Michael'in rock'n roll tarzı gitar çalışıyla çoşmuş hali. 1978 yılı için güzel bir son.

1993 yılında eklenen parçalarda da 70'lerin havası az çok seziliyor ama 80'lerde ki new wave etkisi daha ağır basıyor. 80'lerde ortalığı kavuran, Vangelis, Kitaro gibi müzisyenleri hatırlıyorsanız, bu son 3 parçayı da seveceğinizden eminim.

Michael Rother, krautrock ve elektronik müziğin emektarlarından birisi. Pek popüler olmasa bile, krautrock ve elektronik müzikseverler tarafından bilinen bir isim.

'Sterntaler' albümü Michael Rother'in 70'lerin sonlarında yaptığı mükemmel 3 albümden birisi. Dinleyin ve dinletiniz, eğer elektronik müziğe ilginiz varsa!.

1. Sonnenrad (06.04)
2. Blauer Regen (03.11)
3. Stromlinien (08.12)
4. Sterntaler (06.47)
5. Fontana Di Luna (06.39)
6. Orchestrion (03.41)

Bonus Parçalar
7. Lichter Von Kairo (06.44) 1993
8. Patagonia Horizont (06.08) 1993
9. Suedseewellen – Extended Dance Remix (05.08) 1993

Süre : 52.52

Michael Rohter / Elektrik Gitar, Piyano, Bas Gitar, Vibrafon, Havai Gitarı, Synth (ses düzenleyicisi)
Jaki Liebezeit / Davullar,

Rolf T. Schulte / Programcı (9. parça)

11 Temmuz 2017 Salı

Klaus Schulze - Irrlicht 1972



Klaus Schulze, bir çok krautrock müzisyenleri gibi Almanların son dönem çıkardığı en önemli müzisyenlerinden olan Karlheinz Stockhousen öğrencilerinden birisiydi. Tangerine Dream'in ilk albümünde davulcu olarak bulunuyordu ancak ilk albüm sonrası kendi müziğini yapmaya karar vererek elektronik müziğin öncü (avantgard) isimlerinden oldu. Aynı dönemde yine bir başka krautrock grubu Ashra Tempel'ın kuruculuğunu da yaptı.

Klaus Schulze, krautrock'ın önemli isimleriyle yaptığı çalışmalarla tanındığı kadar, elektronik müzik ile ilgilenenler tarafından da bilinen bir isim. Hatta hemen hemen dünya üzerindeki bütün insanların müziklerini bildiği Kitaro'ya elektronik müziğe doğru yol gösteren kişi. Far East Family Band'ın bir Almanya konserinde Klaus Schulze ile tanışması ve Klaus Schulze'den etkilenmesi sonucu bugün biz Kitaro ismine sahibiz. 

'Irrlicht' albümü Klaus Schulze'nin ilk çalışması ve albüm tamamen avantgard bir atmosferde. Bolca deneyselliğin bulunduğu bu ilk albümde Klaus Schulze elektronik müziğin avantgard dönemini yansıtıyor. Sonra hazırlayacağı ve kendisini efsane haline getirecek albümlerden bir hayli farklı bir albüm. 

'Irrlicht', daha çok Tangerine Dream'in 'Zeit' ve 'Atem' albümlerine benziyor. Bu benzeyiş ise albümün tamamen avantgard bir atmosfere sahip olmasından kaynaklı sanırım. Belki Klaus Schulze yanına bir kaç müzisyen almış olsaydı, müziğin kalitesi bakımından o dönemin Tangerine Dream müziğiyle yarışabilirdi. Bu ilk albümünde Tangerine Dream'e göre biraz daha geri planda kalmış gibi gözüküyor. 

1972 çıkışlı 'Irrlicht' albümünde 3 parça var. 'Satz' adlı bu üç parça da avantgard-elektronik atmosferiyle dinleyeni hipnotize edebilir. Müzik o kadar yoğun ve depresif ki, dinleyen kendisini bir ormanda cadılarla başbaşa bulabilir. Ama ben elektronik (kozmik de diyebilirim) müziği dinlerken evreni düşünmeyi tercih ederim. 

İlk parça, 'Ebene (1. Movement Plain)'. Albümde ayaklarımı yerden kesen tek parça. Avantgard, kaotik atmosferi ile elektronik müziğin erken döneminin tadını çıkartıyorum her dinlediğimde. 

Devam parçası kısacık olan 'Ebene (2.  Movement Thunderstrom)'. Atmosferik, elektronik karmaşık sesler ile başlıyor ve mimimalist bir şekilde devam ederek bitiyor. 

'Satz'ın son bölümü, 'Exil Sils Maria (3. Movement – Sils Maria Exile)'. Minimalist bir atmosferde başlıyor. Ara sıra dalgalanmalar olsa da parçayı yine aynı minimalist bir atmosferle, sakin bir şekilde bitiyor. 

Son parça 'Dungeon' ise 2006 tekrar basımında bonus olarak konulmuş. İlk üç parçadan bir hayli farklı. Klasik diyebileceğim Klaus Schulze müziğine benziyor. Dinlerken müzik sanki okyanus ortasında dalga seslerine benziyor. Okyanus'un ortasında bir bot ile hareket ettiğinizi düşünün. O sessizliğin içinde okyanus'un sesini duyarsınız ya sizi deli edecek şekilde; 'Dungeon', (zindan) da sizi aynı şekilde deli eder. 

Klaus Schulze'nin bu başlangıç albümü elektronik progresif rock için zorunlu değil. Klaus Schulze'nin müziğinin nereden esinlendiğini anlamak için ise en ideal albüm. 

Klaus Schulze efsanesi başlıyor. 

Dungeon (zindan)
1. Satz 1 – Ebene (1. Movement Plain) (23.23)
2. Satz 2 – Ebene (2.  Movement Thunderstrom) (5.40)
3. Satz 3 – Exil Sils Maria (3. Movement – Sils Maria Exile) (21.26)

4. Dungeon (24.00) (2006)
Süre : 74.31 

Klaus Schulze / Org, Gitar, Perküsyoni Sesler, Synth (ses düzenleyicisi
Colloquim Orkestrası / Keman, Çello, Korna, Flüt, Aboe, Çift Bas


7 Temmuz 2017 Cuma

Tangerine Dream - Live At Reims Cathedral 1974



Tangerine Dream grubu yakın zamanda bir belgesele konu oldular.

'Revolution of Sound' adlı belgeseli henüz izlemedim ama nelerden bahsedecekleri hakkında az çok bir fikrim var. Çünkü belgeselin tanıtım afişinde Tangerine Dream'in efsane yıllarında ki kadronun resmi var. Edgar Froese, Chris Franke ve Peter Baumann.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

The Moody Blues - Days Of The Passed 1967



Genel yaygın kanı yada bilgi, progresif rock'ın King Crimson'ın 'In The Court Of The Crimson King' albümü olduğu yönündedir ve bu görüşe ben de katılıyorum. Ancak King Crimson'ın öncesinde progresif rock'a uyan albümler yada grup müzikleri yok mudur, elbette ki vardır. Progresif rock'ın süper gruplarından adlandırılan ELP'nin klavyecisi Keith Emerson'ın Nice grubu ile yaptığı albümler senfonik yapılı albümler buna örnektir. Aynı zamanda Beatles'ın beat müziği dışına çıktığı 'Sgt. Pepper's Lonenly Heart Club Band' albümü de 1969 öncesine bir başka ciddi örnektir.

2 Temmuz 2017 Pazar

Eduard Artemiev - Warmth Of Earth 1985



Eduard Artemiv, ünlü ve efsane olmuş rus yönetmenlerinden Tarkovski'nin müziklerini yapmış bir müzisyen, kompositör. Artemiev 1960'larda, üniversitede iken başladığı müzik hayatına hala devam etmektedir. 1966 yılında kurduğu kendi stüdyosuyla bağımsız bir müzisyen tanımlamasını da haketmiştir benim için.