4 Mayıs 2017 Perşembe

Bruce Springsteen - The Wild, the Innocent & the E Street Shuffle 1973



Progresif rock'ın bir çok türü bulunuyor. Bunlar genel olarak müziğin kompozisyon yapısına bakılarak kategorilendiriliyor. Ancak bazı gruplar bu tanımlara uymasa da istisna durumlar sebebiyle progresif rock olarak değerlendiriliyor. Örnek olarak verebilceğim Wishbone Ash, Deep Purple gibi grublardır. Black Sabbath grubu da 70'lerin başlarında yaptıkları müzik progresif rock olarak değerlendiriliyor. Bir başka ilginçlikte Judas Priest'in ilk albümünün progresif rock olarak tarif edilmesi. Bu konuda haksız değiller.


Açıkçası kategorilendirmeye karşı değilim ama günümüzde bu kategorilendirmenin önüne geçilemiyor. Progresif metal'in de ortaya çıkması ile durum bir hayli karışmaya başlıyor. Progresif metal'i kendi içinde tutarlı bir müzik olarak görürken, progresif rock olarak adlandıramıyorum. Bu yüzden 70'lerin progresif'inden bihaber olanlarla çok fazla tartışıyorum.

Progresif metal kendi içinde daha güzel. Progresif rock'ın bir dalıymış gibi gösterilmesi anlamsız.

70'lerde ki progresif rock'ın doğumu, yükselmesi döneminde sadece prog grupları eşsiz albümler yada müzikler yapmadılar. 70'lerde progresif olmayan bir çok rock grubu hala günümüzde dinlenen klasik parçalar ortaya çıkardılar.

Bunlardan ilk aklıma gelen, Bruce Springsteen albümleri. 1970'lerde grubuyla yaptığı albümler daha sonraki yapacağı albümlerden müzikal anlamda çok daha kaliteli. Ve kaliteli olmakla kalmıyorlar, döneminin progresif rock yapısını da andırıyorlar.

İlk albümü 1973 yılında çıkartırken kadrosu da bir solo müzisyeni için bir hayli geniş. Klasik bir rock grubu için oldukça lüks. Caz enstrümanlarıyla dolu bir albüm. Bruce 70'lerdeki ablümleri için fazla özen göstermiş biri. Ancak 80'lerden sonra bu durum çok değişiyor. Bir çok Bruce hayranı içinde en güzel dönem 70'ler.

Bu ilk albümü içinde caz, r&b, amerikan folk müzikleri, blues, son parçada ki klasik müzik etkileri hariç, bir çok yerel denebilecek dönemin popüler müzik türlerini bulundurup, bunları harmanlayarak oluşturulmuş. Dönemin amerikan rock müziğini düşünürsek fazlasıyla ilerici (progresif) bir albüm. Belirtmem gerekir ki, progresif rock'ı bir şablon müziği olarak düşünmem. Bruce'un 70'lerde ki albümleri benim için ne kadar ilerici (progresif) ise, Mazhar Fuat ikilisinin 'Türküz Türkü Çağırırız' albümü de o kadar ilerici (Progresif) albüm.

Albüm caz'ın yoğun olarak hissedildiği 'The E Street Shuffle' parçası ile başlıyor. Caz'ın bağımsızlıkçı ve mükemmelliyetçiliği hemen göze çarpıyor.

Devamı, kısa adıyla 'Sandy' adlı bir aşk-balat parçası. Bruce bundan sonraki bir çok albümünde buna benzer aşk-balat parçaları yapacaktır. Maalesef Türkiye'de Bruce daha çok aşk parçalarıyla biliniyor.

'Kitty's Back', tam bir amerikan halk müziği karışımı (boogie-woogie) ve üzerine caz esintileri olan parça. Herhangi bir amerikalının böyle bir parçayı duyduğunda oynamaya başlayacağı kesin. Benim ise gördüğüm kısa gitar solosu ve progresif rock'ın ingiliz stilini aratmayan org solosunun mükemmeliği. 'Kitty's Back' parçası gibi albümün diğer bütün parçalarını albümden değil, youtube'de varolan canlı kayıtlardan dinlemenizi tavsiye ederim. Canlı kayıtları muhteşemler.

'Wild Billy's Circus Story' parçası da yine amerikan folk müzikleriyle harmanlanmış parça. Ancak parça biraz daha yavaş akıyor. Mandolin'in sesi sizi amerikanın çöllerine götürüyor hissini yaşatıyor.

'Incident On 57th Street' tam bir yol müziği. Amerikalıların yollarda dinlediği kadar benim de rahatlıkla yolda giderken dinleyeceğim türden bir parça. Baştan sonra akıp giden piyano, org üzerinde anlatılan güzel bir hikaye.

'Rosalita (Come Ot Tonight)', 'Kitty's Back' parçası gibi amerikan folk müziğiyle baştan başa donatılmış. Mükemmel ötesi saksafonlar ve piyano ile klasik progresif rock'a en yakın duran iki parçadan biri benim için.

'New York City Serenade', 10 dakikalık bir serenat. Başlar başlamaz, klasik müzik (çaykovski) ve caz'ın etkileşimini duymaya başlıyorsunuz. Halk müziği tınıları, klasik caz müzik karışımı orkestral olarak o kadar güzel çalıyor ki, eğer şuanda benim yaptığım gibi içiyorsanız kulağa mükemmel tınılar olarak geliyor. 'New York City Serenade' senfonik yapısıyla 'Rosalita' ile birlikte albümdeki favori parçalarımdan.

Bruce Springsteen, 1960'ların Bob Dylan, Tom Waits'in 70'lerde ki devamıdır. Bruce 70'lerde rock'n roll'un ruhunu tekrar canlandıran kişidir aynı zamanda. Amerikalılar tarafından çok sevildiği kadar Avrupa'da da bir çok hayranı vardır. En az Bob Dylan hayranları kadar. Burada tanıştığım bazı italyanlar Bruce'u Bob Dylan'a tercih ediyorlar. Aynı benim gibi.

Bruce Springsteen 70'lerde çıkardığı albümlerle benim nazarımda progresif rock gruplarından çok farklı bir müzik ortaya koymuyor. Bir çok kişi tarafından progresif olarak gözükmüyor olsa da, bana benzer bazıları progresif rock yakıştırması yapıyor bu albümlere.

Her ne olursa olsun, ister Bruce'un 70'ler albümleri progresif olsun, ister olmasın; bu albümlerin teker teker defalarca dinlenmesi gerekiyor. Ezberlemek için değil tabii ki, rock müziğin tadına varmak için.

1. The E Street Shuffle (4.26)
2. 4th Of July, AsburY Park (Sandy) (5.35)
3. Kitty's Back (7.07)
4. Wild Billy's Circus Story (4.43)
5. Incident On 57th Street (7.45)
6. Rosalita (Come Ot Tonight) (7.02)
7. New York City Serenade (9.56)

Süre : 46.50

Bruce Springsteen / Gitar, Mandolin, Kayıtedici, Vokal
Clarence Clemons / Saksafonlar, Geri Vokal
David Sancious / Piyano, Org (Kitty's Back), Elektrik Piyano, Klavnet, Soprano Saksafon (The E Street Shuffle), Geri Vokal (New York City Serenade)
Danny Federici / Akordiyon, Geri Vokal, 2. Piyano (Incident On 57th Street), Org (Kitty's Back)
Garry Tallent / Bas Gitar, Tuba, Geri Vokal
Vini (Mad Dog) Lopez / Davul, Geri Vokal, Kornet (The E Street Shuffle)
Richard Blackwell / Konga, Perküsyon
Albany (Al) Tellone / Bariton Saksafon (The E Street Shuffle)
Suki Lahav / Koro Vokal (4th Of July, Asburt Park (Sandy), Incident On 57th Street )


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder