Bu Blogda Ara

12 Mayıs 2016 Perşembe

Wobbler - Afterglow 2009


2007 ile 2009 yılları arasında bloglarda dolaşmayı severdim. Onlardan özenerek progresif rock albümleri paylaştığım bir blog’ta yapmıştım. Şu an o blogu kullanmıyorum. Her ne ise. 2009 yılında önemli (benim için) albümler paylaşan bazı blogları takip ediyordum. Albümü de o zamanlar o takip ettiğim bloglardan birisinde görüp, indirdim. Hatta başka bir blog’tan tanışıklığım olan Avustralya’lı bir arkadaş’a bu albümü söylediğimde hemen albümü bulup indirmiş, ertesi günde albüm hakkında ki yazısını blog’una koymuştu. O yazı hala o blog’ta vardır.
Lars Fredrik Frøislie
Albümün başarısı, daha doğrusu Wobbler grubunun başarısı, lideri konumunda ki Klavyeci Lars Fredrik Frøislie’nin başarısıdır. Albümün yapımcısı da Lars Fredrik Frøislie’in kendisidir. Albümün bütün başarısını Lars Fredrik Frøislie’ye yüklesek yerinde olur.


2005 yılında çıkardıkları ilk albüm ile 70’lere yolculuk yaparsınız, bu albümde olduğu gibi. Bu albüm ilk albüme gore kısa olmasına rağmen, bu albümü tercih ediyorum. (Hinterland, sadece albüme ismini veren parça, 28 küsür dakikalık bir destan) Tercih sebebim, grubun kendi müziğini bulması. Gerçekten öyle mi. Bu albümden sonra çıkardıkları albümün müzikalitesi bambaşka. Afterglow albümü müziğiyle devam etmiş olsalardı keşke.

Afterglow albümünün 5 parçası var. Birinci, üçüncü ve beşinci parçalar progresif rock için çok kısa. Çok kısa olmalarına rağmen albümün müziğinin dayandığı Avrupa ortaçağı ve rönesans dönemi folk müziğini hatırlatıyor. 3 kısa parça da iki dev parçanın aralarına sıkıştırılmış, Dinleyen kişiyi ortaçağ’a götürebiliyor.

Ortaçağ kuzey avrupa ve viking müziğini anımsayabilirsiniz.



Progresif rock ölmedi yada bitmedi lafının karşılığı, albümün ikinci parçası ‘Imperial Winter White’ adlı parçadır. Tabii ki benim için. 70’lerin ve günümüzün efsane grupları Genesis, Yes, King Crimson, PFM, Gentle Giant gibi grupların müzikal yapısını hem bu parça da, hem de diğer uzun parçada rahatlıkla görebilirsiniz. ‘Imperial Winter White’ ağır senfonik bir yapıyla başlar. Açılış, giriş kısmı da diyebiliriz. Ve bu kısım (giriş kısmı) tam 7 dakika sürüyor. Sonrasında 75 öncesi Genesis’inden akustik ve melodik bir kısım var. Sanki Peter Gabriel’li Genesis dönemi müziği. Çoşturucu klavye,davul ve bas gitar işbirliği bir süre sonra parçaya eşlik etmenize sebep oluyor. Adım adım ilerleyen müzik marş haline gelebiliyor, ki senfonik progresif rock ürünlerinde marş haline gelebilmiş pek örnek yoktur.

Albümün ikinci dev parçası ‘In Taberna’. Yes’in Drama albümünden ‘Machine Messiah’ parçası gibi ağır senfonik öğelerle başlıyor. Tabi sadece Yes’e benzetmek te olmaz. 70’li yılların bir çok senfonik progresif rock grublarının kullandığı ağır senfonik yapılarına da benzetilebilir. Duygu yoğunluğu ve melodisi az olmasından dolayı parçayı dinlerken, dinleyeni zorlayabilir. Buna rağmen sabreden kişi parçanın özüne de görebilir.

Ne Muhteşem bir yapıttır, ‘In Taberna’. Kişi; 13 dakikalık parçanın hiç bitmesini istemiyor. Eğer sabreder de dinlerseniz, ‘In Taberna’’nın çello’inin parçaya nasıl bir karakter kattığını görebilirsiniz. Rick Wakeman’ın klavyesini dahi görebilirsiniz.

‘In Taberna’ bittikten sonra albümün son kısa parçası ortaçağ Kuzey Avrupalı’larını hatırlatır. Geçmişten günümüze gelmiş ortaçağ kuzeyli sakinlerinin sivri şapkalarıyla stüdyodan çıktığını hayal edersiniz.

1. The Haywain (0:55)
2. Imperial Winter White (15:02)
3. Interlude (2:32)
4. In Taberna (13:10)
5. Armoury (3:00)

Yapımcı; Lars Fredrik Frøislie

- Tony Johannessen - Vokal
- Morten Andreas Eriksen - Elektrik ve Akustik Gitarlar
- Lars Fredrik Frøislie - Piyano, Mellotron, Hammond C3, Synth (minimoog, ARP ProSoloist & Axxe, Solina Yaylı Topluluğu, Stylophone), Hohner Clavinet (Org), Elektrikli piyanolar (Rodos MkII, Elakapiano 88, Roland EP10), Vokal,
- Kristian Karl Hultgren - Akustik ve Eektrik Bas Gitar
- Martin Nordrum Kneppen - Davul, Perküsyon, Crumhorn (Bir çeşit flüt), Flütler
****
- Sigrun Müh / Çello
- Aage Moltke Schou / Perküsyon, Glockenspiel (Çanlar), Vibrafon


11 Mayıs 2016 Çarşamba

King Crimson - Islands - 1972



King Crimson için ‘Father of Progressive Rock’ denir. Haketmişlerdir de. King Crimson kadar hemen hemen bütün progresif rock türlerine örnek albüm yapan başka bir grup yoktur. Ağır (Heavy) Prog, Senfonik prog,Cazz, Avantgarde, Klasik, Saykodelik. Modern müziklerin hepsini albümlerinde denemişlerdir. Progresif Rock’ın Babası adını sonuna kadar hakederler.

1972 yılında çıkardıkları ‘Islands’ albümü de King Crimson müzisyenlerini tanımamız için tanımlanamaz bir albüm. ‘Islands’ albümü genelde gözardı edilir yada unutulur. King  Crimson severler için diğer albümler daha çok ön plandadır. ‘Islands’ albümü King Crimson müziğine başlamak için iyi bir fikir değil. Daha once hiç dinlememiş olanlara tavsiye edilebilecek bir albüm değil, Ama gerçek anlamda King Crimson dinlemek istiyorum, müzik istiyorum ben diyenlere altın değerinde bir albüm. Aynı zamanda benim en sevdiğim albümüdür.

King Crimson hakkında konuşacaksak eğer, ortada King Crimson diye bir grup yok aslında. Gitarist Robert Fripp’in etrafına topladığı progresif rock için birbirinden önemli müzisyenler var. Bu albümde de öne çıkan müzisyen Saksafoncu Mel Collins. Mel Collins King Crimson sonrası Camel, Caravan gibi progresif rock dünyasının önemli gruplarıyla da çalışmıştır. Albümde bir diğer önemli müzisyen de Bas gitar çalan Boz Burrell. King Crimson’dan ayrıldıktan sonra hatırlanmayan ama döneminin önemli progresif rock gruplarından Bad Company grubunun üyesidir. Geçen yılın en kaliteli albümlerinden birisi olan Komara grubunun müzisyenlerinden birisi de 90’lı yılların King Crimson üyesi olan Pat Masteletto.

Albüm kapağında bir Nebula (bulutsu) fotoğrafı var.Albümü dinlerken uzayda seyahat mi ediyoruz, bunu albümü dinlerken siz kendiniz karar verin.


‘Formentera Lady’ adındaki albümün ilk parçası, King Crimson albümleri hakkında yazma tercihimin birinci sebebidir. Misafir müzisyen durumunda ki Harry Miller’ın Kontrbas’ıyla başlayan parça, Mel Collins Flüt’ü ve Keith Tippet’ın piyanosuyla tam da modern klasik müzik tarzında bir parça haline dönüşür. Biz öyle sanıyorken Boz Burrell’in sesi duyulur. King Crimson tarihinde en çok beğendiğim vocal Boz Burrell şarkının içine dinleyeni deyim yerindeyse hapseder. Boz Burrell Bas gitarıyla ‘Formentera Lady’ parçasını caz’a dönüştürür. Çok beklemezsiniz Robert Fripp gitarıyla eski çağ, masallar dünyasına götürür. 5 dakikalık giriş bölümünden sonra grubun tüm üyeleri gerçek olarak bir progresif rock resitali sunarlar. Müzik nasıl yapılıra en iyi örnek, ‘Formentera Lady’ parçasıdır.

‘Sailor's Tale’ ve ‘The Letters’ 1975 öncesi efsane King Crimson’ın elinden çıkan bütün parçalar gibi yerlerini o efsane parçalar arasına almıştır. ‘The Letters’ 2 yıl önceki, 1969 yılı, King Crimson’ından çok ta farklı olmadığını gösteriyor.

‘Ladies Of The Road’ albümün en melodic parçası. İlk kez dinleyecekler için kolay bir parça. Ve Kİng Crimson 1975 öncesi müziğini anlamak için ideal bir parça. Biraz Beatlesvari bir parça. Güzeldir.

‘Prelude: Song Of The Gulls’ kısa bir parça gibi gözüküyor olmasına rağmen, müzikal işçiliği son derece yüksek. Avantgarde mantığıyla klasik müzik böyle oluyor. Misafir müzisyenlerin katkıları bu parçada daha yoğun bir şekilde görülüyor.

‘Islands’, albüme ismini veren parça. Boz Burrell’in melankolik vokali ve Keith Tippet’ın piyanosu, bizi albüm kapağında ki Nebula’nın içinde kaybolduğumuzu mu anlatıyor, bilmiyorum. Ancak ‘Islands’ parçası progresif rock ürünleri arasında en melankolik olanı. 12 dakika, belki size uzun gelebilir, bana ise çok kısa geliyor. ‘Islands’ gibi bir parça 12 dakika ile son bulmamalı. Ve Mel Collins Saksonu’nu evrenin sonuna kadar çalabilmeli. Ben, usanmam dinlerim.

Ve albüm biter…

Birayı bitirip şaraba başladığım andan itibaren albüm bitti. Ne yapalım, tekrara tekrar dinleyelim mi?. Sizi bilmem ama ben tekrardan 3. kez dinleyeceğim, bu akşam.

King Crimson – Islands 1971

1. Formentera Lady (10:14)
2. Sailor's Tale (7:21)
3. The Letters (4:26)
4. Ladies Of The Road (5:28)
5. Prelude: Song Of The Gulls (4:14)
6. Islands (11:51)
7. Untitled (hidden track, begins one minute after Islands ends) 1:36

- Robert Fripp / Gitar, Mellotron, Pedal Harmonyum (6)
- Mel Collins /Flüt, Bas Flüt (6), Saksafonlar, Geri Vokal
- Raymond "Boz" Burrell / Bas Gitar, Vokal
- Ian Wallace / Davul, Perküsyon, Geri Vokal
- Peter Sinfield / şarkı sözleri

********
- Paulina Lucas / Soprano vokal (1)
- Keith Tippet / Piyano
- Robin Miller / Obua
- Mark Charig / Kornet
- Harry Miller / Kontrbas (1,6)


10 Mayıs 2016 Salı

Osanna - L'uomo - 1971


Bizim romantik rock’çılarımız genelde şöyle söyler; ‘Keşke 70’ler de yaşasaydık’.  Ara sıra bana da öyle olmuyor değil. Osanna’nın ilk albümü olan ‘L’uomo’ (İnsan) albümünü dinlerken oluyor, mesela. Şöyle diyorum kendi kendime, ’Keşke 70’lerin İtalya’sında yaşasaydım’. Evet, kesinlikle Osanna konserlerinin müdavimlerinden biri olurdum.

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Premiata Forneria Marconi - Per Un Amico 1972


1972 yılı İtalya’sında 2 grup öne çıkar. Banco del Mutuo Soccorso(BDMS) ve Premiata Forneria Marconi (PFM) grupları. Le orme her iki gruba göre biraz geri plandadır. Bunun sebebi, BDMS ve PFM’nin 1972 yılında 2‘şer albüm çıkarmış olmasıdır.

İlk olarak en sevdiğim albümü yazmıştım. ‘Storia di un minuto’ adlı albüm hala en sevdiğim italyan progresif rock albümüdür. Ancak PFM’nin ‘Storia di un minuto’ ile aynı yıl içinde, 1972 yılında, çıkan başka bir albümü daha var. ‘Per Un Amico’ .

Per Un Amico. Bir Arkadaş İçin.

‘Per Un Amico’ albümü de ‘Storia di un minuto’ albümü gibi kısa bir albüm. 34 dakika. İnsan böyle bir müziğin hiç bitmemesini istiyor. Artık elimizde olanlarla yetinmesini öğreneceğiz.

Dinlerken şunda hemfikir olmamız gerekiyor. PFM’nin 1972 yılında ki iki albümü de italyan progresif rock türünün değil, tüm zamanların en iyi progresif rock albümlerinden sadece iki tanesidir. Sadece İngiliz yada Alman ekolü temel alarak progresif rock müziği hakkında konuşamayız.

İlk parça, Appena un Po’(Sadece biraz); Parçanın bütününde İngiliz progresif rock devleri King Crimson ve Gentle Giant esintisi var, üzerine Akdeniz ve İtalyan ezgileri eklenmiş. Parçanın girişindeki (1. Dakika sonrası) klasik gitarı Greg Lake (ELP) çalıyor deseler, inanacak çok kişi görürsünüz. Gitarist Franco Mussida gerçekten övgüyü, dinlenmeyi ve örnek alınmayı hakediyor.

Generale (General), albümün 2. Parçası. ELP’nin 1970-1973 arası müziklerine benzer bir giriş ile başlıyor. Artısı ise Mauro Pagani’nin Kemanı. Caz-fusion temelli harmanlanmış çok güzel bir parça. Mauro Pagani kemanı bırakıp, flüt’e geçince daha da güzel bir parça oluyor. Jet-Lag albümü öncesi denemelik bir caz-fusion parçası.

3. parça, albüme adını veren ‘Per Un Amico’ Mauro Pagani’nin Flüt’ü ve Flavio Premoli’nin  klavyesi ile başlıyor. Franco Mussida’nın sesi kadife bir elbise’ye dokunur gibi yumuşacık. ‘Per Un Amico’ Gentle Giant müziğinin İtalyanca versiyonları gibi. Sonuç, Mauro Pagani’nin muhteşen keman solosu.

4. parça. Il Banchetto (Ziyafet); PFM’nin tüm zamanlarının gerçek müzikal atmosferici oluşturacak bir parça. Sonraları verdikleri hemen hemen bütün konserlerinin müzikal atmosferinin temelini bu parçada görebilirsiniz. Parçanın ortasında yeralan Arp sesi dinleyeni başka zamanlara götürüyor. Flavio Premoli parçanın son kısmında piyanosuyla, sanki Keith Emerson’a selam gönderiyor.

Son parça; Geranio (İtalyanca bir çiçek ismi); Yumuşacık bir müzikle başlıyor, 3 dakika kadar bu yumuşak havayı taşıdıktan sonra, Beat benzeri müzikal yapıyla koro başlıyor.  Senfonik yapı eklektik bir şekilde bir arada tutulunca, gitarında, flütünde, kemanında dinlenmesi bambaşka bir hal alıyor. Bitişi albümde ikinci kez Keith Emerson’a selam gönderişi gibi.

Ve bitti. Biliyorum, her dinlediğimde daha da fazlasını istiyorum, ve her dinleyenin de istedeğini biliyorum,   fakat bitti.  Progresif rock albümlerinin en önemlilerinden birisi olan, ‘Per Un Amico’ 34 dakika içinde sona erdi. Ne demiştik, elimizde olanlarla yetinmesini öğrenip, bileceğiz. Ne yapmalıyız, diğer albümlerini dinlemeye de geçmeliyiz.

Son olara, PFM’nin stüdyo kayıtları ise, bir çok efsane olmuş progresif rock gruplarından çok daha kaliteli bir müzikal atmosfere, kayıta sahiptir. Albümdeki bütün enstrümanların sade seslerini duyabilirsiniz.

1. Appena un Po' (7:43)
2. Generale (4:18)
3. Per un Amico (5:23)
4. Il Banchetto (8:39)
5. Geranio (8:03)

- Franco Mussida / Vokal, 12 Telli Gitar, Chitarrone Ve Mandocello (İtalyan telli çalgılar), Gitar
- Franz Di Cioccio / Davul, Perküsyon, Vokal
- Mauro Pagani / Flüt (alto), Vocals, Flüt, Keman
- Giorgio Piazza / Bas Gitar, Vokal
- Flavio Premoli / Klavye, Org (Hammond), Vokal, Moog Synt, Mellotron, Tubular bells (Çanları), Klavsen, Piyano



6 Mayıs 2016 Cuma

Cem Karaca & Edirdahan - Safinaz - 1978

'Aynı inançtaki 40 bin kelleyi uçuran ve bu yüzden dağların arasına sıkışmalarına sebep olan koca Yavuz Selim" (Keza, 21 ) in heyülâsını görür gibi oluyor. O öz Türk oğlu Türk Karaözlülere, uğrunda 40 bin kelle verdikleri halde dönmeyip dağlarda direnme gücü sunan inanç nereden gelmiştir? İIkokuldan mı? O zaman öyle bir şey yoktu. İslâm Tarikatı sayılan Aleviliğe saptıklarından mı? Alevilik Mekke ülkücüsü Arap Ali adına bağlanmış da olsa, alevilik islâmlıktan gelmemiş, Horasanlı Ebamüslim adlı Ortaasyalının temsil ettiği kılıçlarla dışarıdan sokulmuştur. O akımı asıl yaratanlar ve islâmlığa sokanlar, Ortaasya göçebelerinin sağlam insanları ile çökkün islâm medeniyetini aşılayıp dirilten Türk-Moğol erleridir. Beyinsizce yazılmış ters medeniyet tarihine kanıp neticeyi sebep yerine koymıyalım.'

Bunları ben yazmış olsaydım, muhtemelen faşist damgasını yerdim.

Yazı Hikmet Kıvılcımlı’ya ait.

12 Eylül 1980 askeri hareket sadece bir darbe değil, aynı zamanda sol ve sağ düşünce de bilinç değişiminin yaşandığı dönemdir. Biz şuan da 80 öncesi solcularına eski tüfek diyoruz. 2016 yılında hatırlanmaz olsalar da öyleler.


Eski tüfeklerin dönemi, 80 öncesi Türk rock müziği de altın çağını yaşamıştır. Malesef günümüz rock grupları henüz 70’ler düzeyine ulaşabilmiş değiller.  ‘Biz arabeskle büyüdük, o yüzden arabesk müziği rock’a uyarlayabiliriz’ diyen bir nesil var. Esin Engin’in hatırlanmadığı ama Müslüm Gürses gibi bir pavyon (kadınların satıldığı mekan) şarkıcısının 3 senedir hatırlanması, buna bir örnektir.

80 öncesi rock gruplarının en önemlisi, en önemlilerinden bazıları  desek daha yerinde olur; Cem Karaca önderliğinde kurulan rock gruplarıdır. Apaşlar, Dervişan ve son olarak Edirdahan.

1972 yılında Moğollar grubundan atılan Murat Ses, kendi grubunu kurmuş olsa da, devam ettiremeyip, Barış Manço grubu Kurtulan Ekspres’in kadrosuna katılır. Çok sürmez Kurtulan Ekspres ile çalışması, oradan Cem Karaca’nın isteği üzerine Dervişan grubuna katılır. Murat Ses, Dervişan kadrosuyla 1976 yılında bir de plak çıkartır. Ancak Cem Karaca ve grubu Dervişan’ın konser alanındayken sol yumrukların havaya kalkması, yani  Dervişan’ın politize oluşu Murat Ses’in gruptan ayrılmasına sebep olur.

Bunu şu yüzden yazdım; eğer Murat Ses gruptan ayrılmasaydı, 1978 yılı çıkışlı Edirdahan albümü ‘Safinaz’ın müziği nasıl olurdu. ...?

Edirdahan öncesi Dervişan ile Cem Karaca; günümüzde hatırladığımız politik şarkılarıyla Cem Karaca dönemidir. Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Seli, Kavga, Palto, 1 Mayıs İşçi Marşı (Sarper Özhan 1972, sözler Bertold Brecht) gibi dillerden düşmeyen politik rock şarkıları Cem Karaca & Dervişan dönemi ürünüdür.

Edirdahan son celsedir.

Cem Karaca, Dervişan grubu sonrası yeni grubu, Edirdahan ile 1978’de Türkiye’de çıkmış en iyi senfonik progresif rock albümüne imza attı. Edirdahan; Edirne’den Ardağan’a...



Safinaz; albüme de ismini veren 18 küsür dakikalık bir parça. Cem Karaca; ilk olarak , ilk ilkokula giden Safinaz’ın hikayesini anlatır. Safinaz büyür, ve ailesinin ekonomik durumu yüzünden bir fabrikada çalışmaya başlar. İkinci bölüm Safinaz’ın çalıştığı fabrikanın muhasebecisi olan Niyazi’nin hikayesi. Tanıdıklarının torpilleriyle fabrikanın muhasebesinde iş bulmuş olan Niyazi. Safinaz’ın son kısmı; klasik arabesk filmleri senaryolarından farklı bitiyor. Safinaz albümünü de özel hale getiren Cem Karaca’nın soruları.

Cem Karaca soruyor.

- Kaçıp gitmek, kurtuluş mu, nereye Safinaz ?
- Kurtuluş nerede, nerede Safinaz ?
- Onbinlerce Safinaz, kurtuluş nerede?

Albümün 2. Parçası ‘Şeyh Bedrettin Destanı’ Osmanlı dönemi Beyazıt’a isyan eden Şeyh Bedrettin’in hikayesini anlatıyor. Benim için nakarat kısmı, Türk rock tarihinin en iyi, en güzel, en gaza getirici nakarat kısmı olmasıdır.

Hep bir ağızdan türkü söyleriz....
............
Yar’ın yanağından gayrı,
Her şey de, her yer de,
Hep beraber, hep beraber,
Diyebilmek için.

3. parça ‘Karam’. Diğer iki parçanın gölgesinde kalmış olsa da, oturup üst üste 10 – 15 kez dinleyin. Saksafon, Flüt ve Trompet’in nasıl Türk progresif rock müziğine giriş yaptığını göreceksiniz. Senfonik yapının üzerine caz’ı üfürmeleri Türkiye’de nasıl progresif rock yapılırın örneğidir.

Cem Karaca - Vokal
Fehiman Uğurdemir - Gitar
Hami Barutçu - Bas Gitar
Bülent Urkan – Flüt, Saksafon
Salih Çele - Trompet
Tufan Altan - Davul



Diagonal - Diagonal 2008

2009 yılı. Diagonal’ın ilk albümü takip ettiğim bloglardan birisine yüklenmişti. Yeni yüklenen bütün progresif rock albümlerini görünce hemen indiriyordum. Diagonal’ı da 2009 yılında görüp hemen indirdim. Sonrasında Diagonal albümünü Beyoğlu’ndan eve yürürken kaç kez dinlediğimi hatırlamıyorum.

Diagonal müziği için günümüz Türkiye’sinin politik ağzıyla konuşayım. Diagonal gerici bir grup. İlerici ve gerici düşünceler var ya, işte Dioganal gerici düşüncede yer alan bir grup. Git, 40 yıl öncesinin müziklerini günümüze taşı.

Diagonal yaptığı müzikle aslında ne kadar ilerici (progres)  bir grup olduğunu daha ilk albümüyle kanıtlıyor. Hem de müziklerinde karamsar, kaotik ve saykodelik üzerine yeni bir atmosfer yaratarak.

Albümün açılış parçası ‘Semi Permeable Men-Brain’. Albümün bütününe yansıyan karamsar, kaotik, saykodelik atmosfer kendisini hemen belli eder. Alex Crispin 70’lerin Hammond’unu en az 70’li yılların müzisyenleri kadar iyi kullanıyor. ‘Semi Permeable Men-Brain’ albümde dinlenmesi en zor parçalardan birisi. Beggar’s Opera, Zappa gibi dönemin önemli grupları kadar kaliteli bir parça. Davulcu Luke Foster bana VDGG davulcusu "Guy Evans‘ı hatırlattı, hala da her dinleyişimde hatırlatıyor. Kasvetli bir atmosfer, parçanın 5. dakikasından sonra solo doğaçlamalara geçiyor. 5. dakikada ki ağır gitar ve ağır davul sonrası, Alex Crispin Hammond’u tekrar konuşturmaya başlıyor. Hemen ardından Davin Jackson’ın gençliğinden yaratıcı ve alıp bir yerlere götüren saksafon solosu. Saksafon Nicholas Whittaker.

2. parça; ‘Child Of The Thunder Cloud’. Çok yavaş giren bir piyano ve eşlik eden saksafon. Parçanın piayno ve saksafon ile olan giriş kısmı 2 dakikadan uzun sürüyor. Luke Foster davulla eşlik etmeye başlıyor sonrasında. Albümün en melodik parçası bu parça. 4. dakikadan sonra solo kısmına geçişte, gitarı sanki Robert Fripp çalıyor. Davulcu Luke Foster ve piyano’da Alex Crispin gerçek anlamda Diagonal müziğini yaratmışlar. Parçanın bitimi VDGG finalleri gibi.

3. parça; ‘Deathwatch’. Bütün parçalarda ki o kasvetli, kaotik atmosfer bu parçada da kendini gösteriyor. Albümde ki en kolay dinlenen parçası, ‘Deathwatch’ parçası. Eklektik progresif’e değilde, Canterbury ekolüne benziyor. (Ki hiç sevememişimdir bu türü)

Sürekli kendini tekrarlayan saykodelik ritimler progresif rock türünden ziyade post rock’a daha çok benziyor. Not olarak belirteyim, post sözü sonrası anlamında kullanılıyor, İngilizce’de. Post Rock; rock sonrası anlamında çevirebiliriz. Ama progresif rock müziğin sonrası olmaz. Malesef post progresif rock diye bir tür üretemiyoruz. Progresif rock’ın sonrası olmaz. Sonrası anlamına benzer şekilde 80’ler de neoprogressive rock diye bir tür üretildi. Ancak liderlik yapabilecek bir tür olamadı.



4. parça, ‘Cannon Misfire’. Albümde ki en kısa parça belki ama sonraki albüm için örnek oluşturacak olan parça  ‘Cannon Misfire’ parçası. Teknik düzeyi caz temeli üzerine oturunca ve grup elemanlarının yaratıcılıkları üst düzey olunca, 2000’li yılların en iyi progresif rock parçalarından biri ortaya çıkmış. 2013’te ki albüme ilham kaynağı olan parçadır. Parçanın yapısı King Crimson’un 90’lı yıllarda ki müzikal atmosferine benziyor.  Hatta aynısı ve daha fazlası.

5. ve son parça ‘Pact’ albümün en uzun parçası. Giriş kısmı ‘Semi Permeable Men-Brain’ parçasının girişine benziyor. En azından aynı yapı üzerine kurgulandığı kesin. ‘Pact’’ın ‘Semi Permeable Men-Brain’ parçasından farkı Synthzhesir’ın daha uzun bir şekilde kullanılması. Yer yer King Crimson’un ‘Lizard’ parçasını hatırlatırken, bazen de VDGG müziğini hatırlatıyor. En çok ise Tangerine Dream’in 70’lerin başında ki müzği ve YES’in ‘Tales from Topographic Oceans’ atmosferini hatırlatıyor. Parçanın Caz Fusion yapısı Synthzhesir’ın üzerinde tek kelime ile harika duruyor.

Sonuç olarak albüm, Wobbler’in ‘Hinterland’ parçasından sonra 70’lere yolculuk yapan en iyi albümlerden birisi. Senfonik yapı, Caz-Fusion, Teknik gitarlar, Folklorik saykodelik yapısıyla 2000’li yılların en kaliteli albümlerinden birisi. Ki zaten 2000 sonrası bu tarz kalitede albümlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Albümü dinlemeye başlamadan önce bir kaç bira alın, sonra dinlemeye başladıktan sonra içeceksiniz. Bir bira da yetmez bu albüm için. Siz en iyisi en az 2 bira alın. Muhtemelen 40 küsür dakikalık albümü dinlerken 2 birayı da bitirirsiniz.

Müzisyenler;

- David Wileman / Gitar, Perküsyon, Synth(Ses Düzenleyicisi), Vokal
- Nicholas Whittaker / Alto saksafon, Klarnet, Flüt, Kaydedici, Synth, Perküsyon, Vokal
- Alex Crispin / Bütün Piyanolar, Org, Kurşun Vokal, Synth, Perküsyon
- Daniel Pomlett / Elektrik Bas Gitar, Gitar, Perküsyon, Vokal
- Nicholas Richards / Gitar, Synth, Perküsyon, Vokal
- Ross Hossack / Synth, Bantlar, Filtreler, Perküsyon, Vokal
- Luke Foster / Davul, Synth, dize düzenlemeleri, Vokal

1. Semi Permeable Men-Brain (10:54)
2. Child Of The Thunder-Cloud (8:49)
3. Deathwatch (7:18)
4. Cannon Misfire (5:32)
5. Pact (14:00)

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Odyssee - White Swan 1978


Progresif rock tarihi nice büyük gruplarla doludur. ELP, Pink Floyd, Yes, King Crimson, VDGG, Gentle Giant, Eloy, Grobschnitt, Amon Düül ii, PFM, BDMS, Le orme, Area, Camel gibi devleşmiş grupları dinlememiş olmak büyük bir kayıp, progresif rock dinleyicileri için.

Ancak bu büyük grupların yanında ismi duyulmamış, hatırlanmayan bazı gruplarda vardır. Genellikle tek albümlük kayıtlarıyla hatırlanabiliyorlar. Günümüzde progresif rock (LP) arşivcileri tarafından net’e sürüldükleri andan itibaren bu gruplar hakkında fikir sahibi olabiliyoruz.






İşte bunlardan birisi ODYSSEE grubu. Almanya çıkışlı bir progresif rock grup olmasına rağmen, ne Alman krautrock ekolünden ne de Alman senfonik progresif rock ekolünden esinlenmiş bir grup. Kendisine özgü bir grup.
ODYSSEE için şöyle söyleyebilirim. Bir tecavüzcüler grubu.  İngiliz grupları Gentle Giant, Genesis ve King Crimson müziğine tecavüze yeltenmişler. Resmen bir eklektik-senfonik progresif rock tecavüzü var.

- Bölgeme tecavüz ettin, Seyfi, bir daha yapma, affetmem.

Durumluk var ortada.

Hani deniyor ya (argo olarak), koymuş çocuğu gitmiş diye. ODYSSEE grubu da öyle. Koymuşlar albümü gitmişler.

Vokal bana ‘Anyone’s Daughter’ grubu vokalini hatırlatıyor. ‘Anyone’s Daughter’ grubu ile aynı dönem ortaya çıkmaları ve aynı nesilden olmaları, o dönemin vokal seçimi hakkında yorum yapmamıza olanak sağlıyor.

Albüm tamamen bir jazz fusion, senfonik progresif rock karışımı. Albümü dinlerken bir anda karşınıza jazz fusion parçası çıkarken 2-3 dakika sonra senfonik progresif türünü görebiliyorsunuz.
Gentle Giant, King Crimson hayranlarının rahatlıkla dinleyebileceği, ve zevk alabileceği numunelik eklektik progresif rock albümlerinden birisi.

‘Impression of November’ parçası Kaipa parçalarını hatırlatmadı desem, ayıp etmiş olurum. Bu bir yalan olur. Ve size tavsiyem yalan söyleyenleri hayatınızdan çıkarın.

Başka bir albümleri olmadığı, ve grup üyelerinin yaptıkları diğer müziklerle ilgili bilgimiz olmadığı için müzisyen eleştirilerini ancak  diğer gruplarla karşılaştırarak yapabiliyoruz. KC, GG, Genesis gibi.

‘Konstantinopel’ parçası da 2. Parçaya (‘Impression of November’) benziyor, yapı olarak. Kaipa’nın ‘….. İstanbul’ parçasını  dinleyin, hatırlayacaksınız, yada benzeteceksiniz. Gerçi Kaipa’nın albümü de ODYSEE albümünün çıktığı yıllarda yayınlanmış, bir albüm. İnsan şöyle demekten kendisini alamıyor. Keşke başka albümde yapmış olsalardı.



4. parça jazz piyanosuyla giriyor. ‘Break the Ties’. 3 bölümden oluşuyor. Devamı Genesis ‘Trispass’ı, evet aynen öyle. Dinlemeye devam edin, Gentle Giant’i de göreceksiniz. Tabi Genesis ve Gentle Giant’ten kastımız, yaptıkları ve onlara ait müzikler.

‘Good Day, Good Morning’. Tek söz. Jazz Fusion parçası.
‘Intrada’ giriş parçası. Albüme ismini veren ‘White Swan’ öncesi giriş. ‘White Swan’ için bir ön hazırlık. 3. dakikalık parçanın jazz piyanosu Return to Forever girişlerini hatırlatıyor. Bir jazz fusion başyapıtı için hazırlanmış giriş.

Ve…

‘White Swan’

Genesis’e benziyor değil mi, devamında Gentle Giant ve King Crimson’ı da hatırlatıyor. Sürekli benzetmelere başvurmama aldırmayın. ODYSEE ‘White Swan’ albümü kendine özgü bir albüm. Jazz fusion ve senfonik progresif rock’ın harmanlanması sonucu; böyle bir albümlük çıkmış. Eklektik progresif rock’ı sevenler, dinleyenler için; harika bir albüm.

Eklektik Progresif Rock’ın içinden ne çıkacağı belli olmaz. Sürpriz yumurta gibidir, bu tarz. Kalitelisini buldunuz mu, o yumurtayı yiyin.

01. Hot Wheels (2:41)
02. Impression of November (5:35)
03. Konstantinopel (4:20)
04. Break the Ties (6:21)
a. Hommage
à Debussy
b. Variations
c. Break the Ties
05. Good Day, Good Morning (4:45)
06. Intrada (3:00)
07. White Swan (9:03)

Volker Franke - Ludwig and Tama Davulları, Latin Perküsyon, Glockenspiel (piyano)
Silvio Dalla-Torre - Stuart Spector Bass, Ibanez Perdesiz Bas gitar, Moog Taurus Bas Synthesizer
Friedhelm Wolff-  Hammond M3 Organ, Mini Moog Synthesizer, Yamaha CS 60 Polyphonic Synthesizer, Solina String Ensemble
Werner Kiente - Wurlitzer Piano, Hohner Clavinet D6, Seiler Grand Piano, Fender Stratocaster,
Rainer Schön - Fender Stratocaster, Ibanez 12 Telli Gitar,