Bu Blogda Ara

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Mozaik - Plastik Aşk 1990




Senfonik Progresif Rock
1980 yılı sonrasında progresif rock dünyasında yeni bir akım türedi. Bu akımın ortaya çıkmasında en önemli etken Genesis gibi bir grubunun yaptığı senfonik yapılı progresif rock’tır. 1980 sonrasında İngiliz Marillion ve Fransız Twelth Night grupları öncülüğünde bir akım ortaya çıktı.

Neoprog. Yeni progresif rock diye de söyleyebileceğim neoprog bir progresif rock türü diye söyleniyor olsa da, aslında 1980’li yıllarda ortaya çıkmış bir akım. Neoprog, Space Rock yada Canterbury gibi bir dönemin müzikal yapısını yansıtan bir akım. Malesef bir progresif rock türü olarak göremiyorum. Bir akım olarak döneminde yapılmıştır ve bitmiştir.

1980’li yıllarda çıkan neoprog akımı hem kendi ülkelerinde hem de diğer bir çok ülke de karşılığını bulmuştur. 80’lerin ortasından başlayarak 90’ların ortasına kadar Org (hammond) kullanımı yerine piyano yahut dijital piyanolar tercih edilmiştir. Dolayısıyla o dönemin progresif rock müziğine etkisi fazlasıyla vardır.

Mozaik grubu da neoprog akımının yoğun olduğu zamanda çıkardıkları albümler ile Türkiye’den neoprog akımına örnek albümler vermiştir. Mozaik grubunu kategorize etmeye kalkarsak neoprog dönemi senfonik progresif rock’tır.  Ayşe Tütüncü’nün piyano’su ve Synth(Ses düzenleyici) ‘nin etkisi grubunun müzikal yapısını ve tarzını belirlemede çok büyüktür.

Mozaik grubu Türkiye’de bilindik bir grup mu değil mi, Mozaik grubuyla çalışan bazı insanları hatırlayınca siz kendiniz karar vereceksiniz. Nejat Yavaşoğulları (Vokal); Bulutsuzluk Özlemi?. Erkan Oğur (Gitar); Anlatmaya gerek yok sanırım. Ezel Akay (Vokal); 2000’li yıllar sonrası Türkiye’nin en önemli yönetmenlerinden birisi. Cem Aksel (Davul); Tanımayanı döverim. Tayfun Duygulu (Saksafon, Klarnet); Hadi yine iyisin?!.


Mozaik grubunu yazmaya karar vermeden önce de defalarca dinlemiştim. Ne de olsa bizim müziğimizdir diyerek dinledim defalarca, kaç kez dinlediğimi dahi hatırlamıyorum şuan. Plastik Aşk albümü hakkında yazmaya karar verince albümün tamamını bilgisayarıma koyup, dinlemeye başladım. Neye benziyordu müzikleri. Anlamam gerekiyor diye düşünürken, dinledikçe fikirler oluşmaya başladı. Ancak daha önce dinlememe rağmen ‘Plastik Aşk’ albümünde  dikkat etmediğim bir parça varmış. ‘Metruk’. Mehmet Taygun’un bestesiymiş.

Bir kaç gün önce tekrar dinlemeye kalktım. ‘Metruk’ parçası çalmaya başlayınca şaşırdım. Acaba YES’in albümünü mü açmıştım. Yoksa bilgisayarda mı bir bozukluk var diye, çalan parçaya bakınca gördüm ki çalan parça ‘Metruk’. ‘Metruk’  YES’in ‘Close to Edge’ albümünün en sevilen parçalarından ‘And You And I’ parçasının klasik gitarlı girişiyle başlıyor. (‘Close to Edge’ (YES) tüm zamanların en iyi progresif rock albümüdür.) Elbette işi gücü bırakıp başladım dinlemeye. Caz davul ritmi üzerine piyano, sadece albümün en değerli parçalarından birisi haline değil, Mozaik grubunun bütün döneminin en önemli parçalarından birisi haline getirilmiş.

Albümde en önemli parça tabii ki  Mehmet Taygun’un bestesi olan ‘Metruk’ parçasıdır.

Albümün diğer parçalarına gelirsek,

‘Bindokuzyüzseksenbir (1981)’, ‘Bildiklerimiz’ ve ‘Emekli Albay Hilmi Ertunç’ parçaları neoprog akımının ürünlerine en iyi örneklerdir.

Albüme ismini veren ‘Plastik Aşk’ dönemin plastik sevgisini anlatıyor. Mu acaba. 80’li yıllarda plastik kullanımına bir gönderme aslında. Biz plastiğe halk dilinde naylon diyoruz.  Naylon yada Plastik doğa’da yokolan en zor maddelerden birisi. Mozaik ‘Plastik Aşk’ parçası ile bunu anlatmıyor. Belki... ‘Plastik Aşk’ parçasını kendiniz dinleyip, siz karar verin.

‘Plastik Aşk’ parçasının elektro gitarına dikkat edin. Pink Floyd’un David Gilmour gitarına benziyor mu, benzemiyor mu, anlayacaksınız. Evet, benziyor. Bülent Somay gitarıyla gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış.

‘Müsadenizle’ yine 80’ler dönemi neoprog parçalarına benzeyen bir müzikal yapıyla başlıyor. Saruhan Erim’in bas gitarı ve Ayşe Tütüncü’nün piyanosu parçaya karakter kazandırıyor, belli. Caz temelli ‘Müsadenizle’ parçası Türkiye’de dinleyebileceğiniz en kaliteli müziklerden birisi.

‘Bir Adam Öldü’ sol tarafın önemsediği Güney Amerikalı folk müzisyenlerinden Viktor Jara için yapılmış bir parça. Ben marksist değilim, sağ denilen avrupa faşist görüşünden hiç değilim. Mozaik’in bahsettiği gibi bir dönemin  Karl Popper’cısıyım(bilim felsefecisi), ben de.  ‘Bir Adam Öldü’ sol görüşe uygun çok güzel bir parçadır. ‘Bir Adam Öldü’ parçası bir blues’mudur, evet, bir ağıttır. (Blues - Ağıt)

Kapanış parçası, ‘Sürgün’. Aynı zaman da grubun bitiş parçasıdır. Türkiye’de nasıl kaliteli müzik yapılırın en güzel cevabını veren Mozaik grubunun son albümünün son parçasıdır. Hatırlanacak mıdır sorusuna, hiç unutulmayacaktır ki, cevabını verelim. Mozaik grubunu dinlemekle kalmayıp, arşivinize alın.

1.  Bindokuzyüzseksenbir (1981) (5:27)
2.  Bildiklerimiz (6:15)
3.  Metruk (9:43)
4.  Emekli Albay Hilmi Ertunç (5:54)
5.  Plastik Aşk (7:29)
6.  Müsadenizle (7:29)
7.  Bir Adam Öldü (4:42)
8.  Sürgün (6:35)

Müzisyenler,

Ayşe Tütüncü - Piyano, Synth (Ses Düzenleyicisi), Vokal
Mehmet "Kuzu" Taygun - Klasik Gitar, Vokal
Bülent Somay - Elektro Gitar, Akustik Gitar, vokal
Saruhan Erim - Bas Gitar, Vurmalılar, Vokal
Timuçin Gürer - Vurmalılar, Vokal
Ümit Kıvanç - Davul

Katkıda bulunanlar....

Tayfun Duygulu - Alto Saksafon, Klarnet (Emekli Albay Hilmi Ertunç)
Ercan Irmak: Ney (surgun)
Serdar Ateser, Sumru Balıkçıoğlu, Mehmet Güreli, Emin İgus, Nejat Yavaşoğulları - Vokaller (Bir Adam Öldü)


20 Mayıs 2016 Cuma

Yes - Talk 1994


Senfonik Progresif Rock

2-3 yıl öncesinde ki Facebook hesabımda dünya’nın hemen hemen heryerinden insanlar vardı. Arkadaş listem özellikle progresif rock müzisyenleri ve hayranlarıyla doluydu. Geçen yıl sildim hesabımı.

Eski hesabım döneminde facebook üzerinden tanımış olduğum 40 yaş üzeri bir çok arkadaş vardı. Genellikle bu arkadaşların bir çoğu bir yada birkaç grubun (progresif) müziğinde takılıp kalmış kişilerdi. Arjantin’li bir arkadaş sadece YES grubunun Trevor Rabin dönemi müziğini dinlerdi. Yes videoları yükler, beni de etiketlerdi. 

Trevor Rabin 80 dönemi progresif rock hayranlarının önemli simgelerinden birisidir. 80’lerin gençliğinin hala önemli simgelerinden birisi. 


Trevor Rabin YES grubunun tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hem YES döneminde hem sonrasında önemli albümler yapmıştır. James Cameron‘un 2009 yılı yapımı Avatar filminde kullandığı YES parçası Trevor Rabin’e aittir. Ki James Cameron’da sıkı bir YES hayranıdır. James Cameron Avatar filminde de YES’in albüm kapaklarını yapan Roger Dean’in uçan kayalarını YES’ten esinlenerek filmine almıştır.

Trevor Rabin’in YES ile son çalışması 1994 çıkışlı ‘Talk’ albümüdür. Albümün yapımcılığını da Trevor Rabin kendisi yapmıştır. 1995 sonrasından günümüze kadar film müzikleri ile uğraşmaktadır. Favori parçam Armegeddon filminin müzikleri. 
…….

Facebook’ta bazı sayfaları takip ederken, 2011 yılında çıkan YES albümü ‘Fly From Here’ beğenmeyen kişiler görmüştüm. Beğenmemelerinin sebebi vokalde Jon Anderson’un olmayışıydı. Aynı kişiler ‘Talk’ albümünü seviyordu, sebebi vokal de ‘Jon Anderson’un olması. 

Albüm 1994 yılında Trevor Rabin tarafından yapıldı. Albümde ki bütün parçalar Trevor Rabin, Jon Anderson işbirliği ile ortaya çıkarılmış parçalardır. ‘Talk’ albümünün öncülü diyeceğimiz 1992 çıkışlı Jon Anderson ‘City of Angels’ albümüdür. Önceki YES albümlerine benzetmek isterdim ancak pek benzediklerini söyleyemem. ‘Talk’ albümü de tek albümlük YES dönemlerinden birisi. Parça yazımında yardımcı olarak; ‘Walls’ parçasında Supertramp’tan Roger Hodgson var. Bir kaç parçada da Chris Squire’in imzası bulunuyor.

Açılış parçası ‘The Calling’ ‘City of Angels’ müzikal yapısına benzer bir parça. En dikkatimi çeken Rick Wakeman öncesi (1971) grubun Orgçusu Tony Kaye’in o eski dönemi hiç aratmıyor olması. Bütün parçalar da olduğu gibi Trevor Rabin’in gitar doğaçlamalarını bu parçada da bulabilirsiniz. 

‘I Am Waiting’. Bana bu albümü tanıtan parça. Aradan neredeyse 10 yıl geçmiş. ‘I Am Waiting’ melodik müzikal yapısı ve hisli gitar solosu ile albümü cezbeden parçalardan birisi. Progresif rock ürünü olarak görmeden de bu parçayı dinleyip zevk alabilirsiniz. Özellikle koro kısmından. 

‘Real Love’. Heavy Metal türüne örnek bir parça. Chris Squire Bas gitar ile bütün parçaya hakim.Albüme yakışmayan bence tek parça. 

‘State Of Play’. ‘City of Angels’ albüm müzikal yapısına benzer başka bir parça. 90 dönemi klasik YES parçalarından birisi. ‘Ladder’ albümüne göz kırpmışlar. 

‘Walls’. 70’lerin önemli senfonik progresif rock gruplarından Supertramp’ın gitaristi ve vokali Roger Hodgson’un emeği olan parça. Hem YES hem de Supertramp müzikal yapısı mevcut. Nakarat kısmı, ‘I am Waiting’ parçasında ki gibi koro halinde söyleniyor. Tabii Trevor Rabin’in melodik gitar solosu. 

‘Where Will You Be’ Jon Anderson’un solo albümlerinde kullandığı müzikal yapı mevcut. Genel olarak Jon Anderson solo albümlerini folk müziklerini modern müzik aletleriyle çalmasıyla oluşturmuştur. ‘Where Will You Be’ parçasında ise fazla olarak Trevor Rabin gitarı var. Albümde Trevor Rabin’in gitarda en yaratıcı olduğu parçadır. ‘City of Angels’ albümünden bir  başka parçanın devamı. 

‘Endless Dream’. Albümün en bilindik YES parçalarının yapısına uygun progresif rock ürünüdür.80’ler de ve 90’lar da uzun parçalar yazmayan YES’in 1994 yılında Trevor Rabin ve Jon Anderson imzalı ‘Endless Dream’ ile bu döneme son mu vermiştir. ‘Talk’ albümü sonrasında ki albümlerde bunun cevabı verilmiştir. 70’lerin Awaken müzikal yapısına benzer klavyesi. Tony Kaye gerçekten çok güzel bir iş çıkarmış albümde.70’ler YES müziğini aratmayan bir parça. Sadece albümde değil, bütün YES dönemi boyunca en beğendiğim YES parçalarından birisi, ‘Endless Dream’. ‘Endless Dream’ klasik YES parçalarından birisidir. Trevor Rabin, gruptan ayrılmadan önce en güzel çalışmasını bırakmış. 


1. The Calling (Rabin - Anderson - Squire) (6:56) 
2. I Am Waiting (Rabin - Anderson) (7:25) 
3. Real Love (Squire - Rabin - Anderson) (8:49) 
4. State Of Play (Rabin - Anderson) (5:00) 
5. Walls (Rabin - Hodgson - Anderson) (4:57) 
6. Where Will You Be (Rabin - Anderson) (6:09) 
7. Endless Dream (Rabin - Anderson) (15:44): 
a) Silent Spring (Instrumental) (1:56) 
b) Talk (11:56) 
c) Endless Dream (1:58) 

Yapımcı - Trevor Rabin
- Jon Anderson / Vokal
- Trevor Rabin / Elektrik & Akustik Gitar, Klavye, Vokal, 
- Tony Kaye / Hammond Org
- Chris Squire / Bas Gitar, Geri Vokal
- Alan White / Davul

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Beggar"s Opera - Act One


Senfonik Progresif Rock
Progresif rock’ın ortaya çıkması ve gelişmesinde en önemli enstrümanlardan ilki, Hammond ve Melletron Org’larıdır. Kilise orgu tonuna benzer bir ton çıkartan dönemin hemen hemen bütün progresif rock gruplarınca kullanılmış olan bir enstrüman.

Tabii verilecek en iyi örneklerden birisi Beggar’s Opera grubunun müzikal yapısını oluşturan Alan Park Org’u. 1970 yılında ilk albümlerini çıkartan Beggar’s Opera, dönemin efsane olmuş ELP, Genesis gibi grupların müziğine yakın bir müzikal yapı oluşturmuşlardır.  Org’un yanında davul, gitar gibi enstrüman çalan  müzizyenler daha çok dönemin Deep Purple’ını hatırlatıyor. Dolayısıyla Beggar’s Opera dönemin unutulmuş ancak progresif rock için önemli gruplarından bir tanesidir. En önemlisi Org’un o dönem içinde nasıl çalınabildiğidir.

1970 yılında ki ‘Act One’  İskoç grubun ilk albümüdür.  Grubu ve albümü kategorilendirmede sorun yaşıyor olsakta, dönemin senfonik progresif rock ve ağır progresif rock gruplarına ilham olan müzikal bir yapısı var. Albüm içinde pasaj pasaj  hard rock, saykodelik öğeler gözükebilir, ancak kimseyi aldatmasın.  1970 yılında ki çıkardıkları ilk albüm ‘Act One’, daha progresif rock ve alt türlerinin tanımlanmadığı bir dönem de çıkan bir albüm. 1970 ve 1974 arası müzik yapan bir çok rock  grubu tanımlara yada kategorileri umursamadan  müziklerini, albümlerini yaptılar. Pink Floyd davulcusu Nick Mason’un o dönem için söylediği söz (Bizim tek amacımız pop müziğin nasıl geliştirileceğiydi) hatırlanması gereken bir sözdür.  Klasik müziği, rock müziğe uyarlanması (ciddi anlamda) Keith Emerson’nın (ELP) grubu Nice (1967) ile başlar. Beggar’s Opera’da aslında o dönem müziğini yansıtır. Öyleki Genesis, Yes gibi senfonik progresif rock’ın efsane grupları 1970 yılında daha henüz müzikal bir kişilik bile kazanmamışlardır. Beggar’s Opera (bence) devasa iki albümle başlar. 1970 ve 1971 (Time Machine başyapıttır) yıllarında çıkardıkları albümlerle.

Albüme hakim olan Alan Park Org’u ve seri hızlı ritmik davul’un sahibi Raymonde Wilson grubun müzikal yapısını oluşturmuşlardır, daha ilk albümden.  ‘Act One’ Mozart (Türk Marşı), Bach, Caykovski gibi hepimizin bildiği klasik müzik isimlerinden pasajlar bulundurur. Dinlerken ‘Ha, ben bunu biliyorum’ dersiniz.

Klasik müziği, Rock müziğe uyarlayan dönemin Ekseption, Pell Mell (hatta Le orme) gibi gruplarından farklıdır.

‘Act One’ albümü kesinlikle atlanmadan, tamamen dinlenmesi gereken bir albüm.

‘Raymond's road’ Mozart’ın Türk Marşıyla başlar. Albümde benim favori parçamdır. Org’u ile harikalar yaratan  Alan Park nasıl bir kenarda köşede kalmıştır, progresif rock dünyasında anlayabilmiş değilim.  Davul’un sahibi ‘Raymonde Wilson’ doğaçlamaları ile bana Alman gruplarından ‘Birt Control’u hatırlatıyor.

‘Light Cavalry’ albümde ki ikinci dev parça. Senfonik bir parçanın nasıl hızlı çalınacağının örneğini gösterir. Hızlandığı yeri Deep Purple parçalarına benzetebilirsiniz, bu normaldir. Ancak parçayı çalan İskoç grup ‘Beggar’s Opera’.


Beggar’s Opera tanımlanmış senfonik progresif rock’a birebir örnek gösterilemeyebilinir, ancak kesinlikle ‘ben progresif rock dinliyorum, 70’lerin klasik progresif rock müziklerini dinliyorum’ diyen kişilerin bilmesi gereken bir grup. Hem de en önemli gruplarından.

Org nasıl çalınır?
Beggar’s Opera’dan Alan Park’ı takip edin.

1. Poet and Pesant (7:10)
2. Passacaglia (7:04)
3. Memory (3:57)
4. Raymond's road *(11:49)
5. Light Cavalry *(11:57)

Grup Üyeleri
- Martin Griffiths / Vokal
- Alan Park / Org
- Raymond Wilson / Davul
- Ricky Gardiner / Gitar
- Marshal Erksine / Bas Gitar


17 Mayıs 2016 Salı

Labirent - Çağın Harikası (Dayan Soğuğa) 1997

Türk Progresif Rock

Çağımız ideolojiler çağıdır. 18. Yüzyılın sonlarında çıkan, 19. Yüzyılda birer disiplin haline gelen ideolojilere 20. ve 21. Yüzyılda da yenileri eklenmiştir.  Öncesi dinlerden türeyen mezhep temelli dini ideolojiler iken günümüz ise tamamen siyasal ideolojilerdir. Dinler de zaten siyasi ideolojiler değil mi, derseniz. Cevabı tabii ki evettir. Bu konuda Hatemi’nin sözünü hatırlamakta fayda var. ‘İslam siyaset değilse, hiçbir şey değildir.’

Türkiye’mizde de yeterinden fazla ideolojiler mevcut. Özellikle sol ideolojilerin amip gibi çoğalmakta üzerlerine yok.  Dünya üzerinde  bu kadar çoğalan başka bir sol düşünce bilmiyorum. Bir kitap yazanın etrafında toplananlar bile ideoloji sahibi olabiliyor. Sağ için söylemeye gerek yok. Ülke de ne kadar çok tarikatlar var diye.

Labirent grubu da bir ideoloji etrafında toplanan kişilerden oluşan bir rock grubu. Tek albümleri olduğuna aldanmayın. Ülkemizde çıkmış en güzel albümlerden birisine sahip.

Labirent gibi bir çok müzik oluşumlarının etrafında toplandığı ideolojiler mevcut, hem sol’da, hem sağ’da. Ancak görebildiğim kadarıyla Mustafa Kemal’in yaptıkları üzerine oluşan Kemalizm ideolojisi etrafında toplanan tek grup. Malesef tek albümleri var. Yetinmek durumundayız.

‘Karşındakiyle akılcı bir şekilde gözleme ve mantığa dayanarak tartışmayacağım bir şeyi eğitime sokmam. Aksi takdirde bu dayatma olur’ sözünün sahibi Mustafa Kemal’in takipçisi olmak, diğer ideolojilerden ne kadar bilime yatkın bir ideoloji olduğunu da gösteriyor.  Alıntıyı Celal Şengör’ün ‘Dahi Diktatör’ kitabından aldım.

Labirent’de özgürlük, cumhuriyet, yaşam ve insan hakları hakkında  albüm yapmışlar zamanında.
Daha önce de Mustafa Kemal üzerine, kurtuluş savaşı üzerine bir çok parça ve albüm yapılmıştır. Aşık Mahsuni Şerif, Fikret Kızılok, Ruhi su gibi bir çok Türk müzik insanı Mustafa Kemal için albüm yapmıştır. Hafızamızdadır.  Ancak Rock müzik olarak Labirent’in albümü özel bir yere sahip. Hele ki bunu progresif rock’a uydururak yapınca çok daha güzel, numunelik bir albüm çıkmış ortaya.

‘Gölge’ parçası yaşam üzerine yazılmış bir parça. Döneminin müzikal atmosferini yansıtıyor. Özellikle 80 sonları progresif rock müzikal atmosferine birebir uymuş. Neoprog hareketi müziğini yansıtmışlar.

‘Hey Dostum’ ortadoğu ezgileri temel alınarak yapılan bir parça. Bir başka yaşam üzerine yazılmış parça. Yaşamı sorgulayan ve gitar solosuyla parçanın karakteri yaratılmış. Yunus Emre’den sözler alınmış parçaya.

‘Orada Bekle (Bilinmeyen bir yıldızdan)’ parçanın girişi 80’lerin Genesis temelli Marillion müziği olmuş. Özellikle giriş kısmında ki klavye gerçekten çok iyi. Devamı Deep Purple ritimleri gibi hızlı, ve şarkıya eşlik ettiriyor. Gitar solosu Türkiye’de yapılan rock müziğe ders niteliğinde.

‘Samsun’a Yolculuk’ ve ‘Savaşıp Ölmek’ birbirlerini tamamlayan iki parça. Parçanın yapısı Pink Floyd, Eloy gibi saykodelik, uzay rock müzikal atmosferini yansıtmış. Sözleri şiirsel.

Bu gemide umut var

Bu gemide özgürlük

Bu gemide yürek var

Bu gemide bir asi

‘Sendin Ey Aşk’. Pink Floyd’un ‘Animals’ albümünde ki girişler gibi olmuş. Fazlasyla başarılı bir parça. Yaşam üzerine başka bir parça.

‘Yaşamak’ bir başka yaşam üzerine bir parça. Parça tam da 80’ler döneminin neoprog müziğine ülkemizden bir katkı olmuş. Albümde üzerine çalışılmış bence en iyi parça.

‘Çanakkale İçinde Vurdular Beni’ 70’lerin saykodelik, uzay rock müzikal atmosferini yansıtmış. Herkes tarafından hafızalara kazınmış  100 yıllık bir türkü ancak bu kadar güzel bir şekilde yorumlanabilirdi. Vokal Serhat  Koçak çok güçlü bir sese sahip. Parçayı dinlerken bunu hissedebiliyoruz. Kendisi son yıllarda progresif elektronik müzik üzerine ürünler vermektedir.

‘Çağın Harikası (Avrupa)’. Albümün politik yüzü. Ve tabii ki Kemalizm’inin politik yüzü.

Acıyorum sana

Suskunluğuna

Acıyorum sana

Duyarsızlığına

Çağın Harikası

Avrupa

Pink Floyd’vari gitarı grubun mentalitesinde ki müzikal yapıyı gösteriyor.

‘Ölüm Korkusu’. Ricthi Blackmore ritmik gitarına benzer bir girişle başlıyor. Yaşam üzerine yazılmış son parça.

Albümde ki 10 parça bu şekilde kısa bir süre de bitiyor. Bitiyor bitmesine ama Türkiye’de nasıl rock müzik yapılır sorusuna da en iyi örnek teşkil ediyor.

Labirent diye bir progresif rock grubu vardır, bu ülkede. Hatırlanmıyor olsa bile, unutulmaması gerekiyor.

Vokal: Serhat Koçak
Klavye: Yavuz Selim
Gitar: Volkan Ünlüer
Bas: Tolga Tecer
Davul: Levent Ünal


16 Mayıs 2016 Pazartesi

Roger Waters - Amused to Death - 1992

Televizyon, insanlığın ahlâkî yönden çürüme sürecini hızlandırıyor.

Televizyon İnsanlığı Yozlaştırıyor.- “Bu Adeta Bir Savaş” ‘

Televizyonun yenilemeyecek bir formülü var: “Aksiyon, daha fazla aksiyon!” TV yapımcılarının ana felsefesi bu işte.

- Karl Popper, 25 Ocak 1994 -


Son yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan Karl Popper’ın 1994 yılında bir İtalyan gazeteci ile olan röportajında Televizyon hakkında söylediği sözlerden bazıları.

1994 yılında söylemesi ilginç. Roger Waters’ın ‘Amused to Death’ albümünden yaklaşık 2 yıl sonra. Benzer düşüncelere sahip olmaları muhtemeldir. Biri çağın en önemli filozoflarından biriyken, diğeri müziğin en önemli isimlerinden birisi.

Amused to Death – Ölüm Eğlencesi

Albümün isminden de anlaşılacağı üzere içinde yaşadığımız Televizyon temelli modern çağımızın dramatik bir eleştirisi.

Roger Waters albümü 5 yıl üzerinde çalışarak oluşturdu. Ve hem kendi tarihinin ve hem de Pink Floyd tarihinin en ciddi albümlerinden birisine imza attı.

Albüm din karşıtı, amerikan popülerizm karşıtı, savaş karşıtlı ve para karşıtı bir albüm. Ve tabi ki Karl Popper’ın söylediği gibi ‘insanlığı ahlaki yönden yozlaştıran’ Televizyon karşıtı.

- Bu Adeta Bir Savaş - 
Albüm kapağı, televizyon izleyen bir maymun.


Günümüzde değişen birşey var mı?, ben göremiyorum. Televizyon izlemiyor olsam dahi, en azından internet üzerinden ne gibi programlar yayınlanıyor, anlayabiliyorum. Türkiye için, ana haber bültenlerinde Ankara’da ki patlama haberi sonrasında, bilmem kim dizi oyuncusunun aşk hayatı. Suriye’li mülteciler deniz de boğulurken, üzülüyoruz, çok geçmeden magazin programların da dizi oyuncularının aşklarını da izliyoruz. Yetmiyor, hayaller bile kuruyoruz. Cem Karaca’nın Safinaz hikayesini hatırlayın. Hayaller kuran safinaz.

Roger Waters bir müzik dehasıdır. Pink Floyd dönemi ve solo kariyer döneminde bunu fazlasıyla gösteriyor.

Amused to Death albümü de Roger Waters dehasının tavan yaptığı bir albüm.

Albümde bulunan ve çalmış bütün müzisyenler son derece başarılı. Özellikle Jeff Beck, David Gilmour’u arattırmıyor. Hatta daha fazlası; çok farklı bir şekilde kendisini ‘Ben, çalıyorum bu albümde’ dedirtiyor.

2002 yılında Bakırköy’de bir müzik marketten almıştım, albümü. O zamanlar CD’ler tam yaygınlaşmamış. Kaseti aldık tabii. Hiç unutmam o kaseti. Hala da saklıdır. O kaseti kaç kez dinlediğimi de hatırlamıyorum.

‘The Ballad of Bill Hubbard’ 1917’de ölen bir ingiliz askeri için yazılmış. Albümün adandığı kişi olarak ‘Bill Hubbard’ söyleniyor. Arka planda Tv ve köpek sesleri, Jeff Beck’in iç gıdıklayıcı gitar solosu. Tv’de Bill Hubbard asker arkadaşı anılarını anlatıyor.

Sonra kanal değişiyor.


(küçük bir kız) “Savaş umrumda değil. Bu yalnızca seyretmeyi sevdiğim şeylerden birisi. Bir savaş olunca bizimkiler yeniyor mu, yeniliyor mu diye bir bakarım”

Albümde ‘What God Wants’ adlı parça 3 bölüm halinde var.

Tanrı ne ister.

Tanrı ne ister. Tanrı savaş ister. Tanrı özgürlük ister,Tanrı iyilik ister. Tanrı kötülük ister.

Aslında Tanrı çevremizde gördüğümüz herşeyi ister. Herşey Tanrı’nın isteğile olur.

Jeff Beck’in gitar solosu yaratıcılığında ötesinde. Dinleyebileceğiniz en güdüleyici gitar sololarından birisi.

‘Perfect Sence’ 2 bölümden oluşuyor. Birbirinin devamı şeklinde. Kapak fotoğrafında ki maymun Tv’yi açar.

Haberler vardır televizyonda.

Ve Almanlar Yahudileri öldürdü
Ve Yahudiler Arapları öldürdü
Ve Araplar rehineleri öldürdü

Maymun’un kafası karışır.

Sen akıllı bir çocuksun
Zaman doğrusaldır
Hafıza bir yabancı
Tarih aptallar içindir
İnsan, her şeye kadir Tanrı’nın elinde bir oyuncaktır.
...........

‘The Bravery of Being Out of Range’ savaşın yaşandığı anı anlatır. Kişiler konuşur kendi aralarında.

En güzel ... füzesi. Hedefe kilitlenip fırlatıyorsun. Hooop, sorunlar çözülmüş oluyor.

Albümde en sevdiğim parçalardan birisi. Late Home Tonight. İki bölümlük bu parça da. Parçanın senfonik yapı beni kendine çekmiştir her zaman. Savaşan tarafların durumunu anlatır. Bir tarafta zafer kazanan (İngiliz) bir milletin askeri, diğer tarafta yaralı bir düşman askerinin karısı. Kazanan tarafın askeri geri döner bir kahraman (!) olarak.

Askerin karısı;

Otur hayatım dedi
Her şey yolunda mıydı bugün
Amerikalı dostlarımız bu gece eve geç dönecekler

‘Too Much Rope’ at nalları sesleriyle başlar. Albümün en iyi din karşıtı parçasıdır.

Yahudi olmak zorunda değilsin
Cinayeti reddetmek için
Gözyaşları gözlerimizi acıtıyor
Müslüman ya da Hristiyan Molla ya da Papa
Hatip ya da şair, kim yazmışsa
Bir türe fazlasını ver
O da her şeyi siksin.

‘What God Wants’ (II. bölüm)

Güzel günlerin geleceğine inanıyor musunuz?
Motoru maviliklere mi süreceksiniz ?
Cennet’e mi gideceksiniz yoksa ?

Tanrı ne ister?

Tanrı altın ister.
Tanrı euro ister.
Tanrı dolar ister.
Tanrı lira ister.
Tanrı götündeki donu bile ister.

Yok mu?

Nah gidersin.

‘What God Wants’ (III. bölüm)

Ama korkma bu sadece bir iş meselesi.

‘Watching TV’.

Hadi gelin hep beraber televizyon izleyelim.  (Kapak resmindeki maymun’u hatırlayın.)

Dünya’nın bir yerinde birisi birşeyler yaparlar. İyi birşeyler, Güzel, anlamlı birşeyler.
Biz ne yaparız. Tabii ki televizyonu açar, izleriz.

‘Watching TV’de bunu anlatıyor. Biz de onun için şiirler, şarkılar yaparız. Sonra da  televizyon da izleriz.

Televizyon izliyoruz,

Televizyon izliyoruz,

Televizyon izliyoruz,

Gece gündüz..

Aslında albümde ki en güzel sözlere sahip olan parça.

‘Three Wishes’

Artık işimiz Alaattin’in Lambasının Cin’ine kaldı.

Lamba’dan çıkan Cin’den Roger Waters’ın istediği dilekler. Savaşların bitmesi ve ölen babasının geri gelmesi. Pink Floyd’un The Wall, The Final Cut albümlerine ilham kaynağı olan ölen babasını aramasını görüyoruz. Roger Waters’ın savaşa ne kadar da nefret duyduğunu anlatan bir parça.

It’s a Miracle; en dramatik parça, ve mükemmel bir Jeff Beck gitar solosu. Ve beni albüme bağlayan parçalardan birisi.

Mucize mi görmek istiyorsun ?

Marketten aldığın Pepsi’ye bak.

İşte bu bir mucize. It’s a Miracle

Everest tepesinde bile var, o pepsi.

..........

Kudretli tanrının inayetiyle

Ve piyasa ekonomisinin baskısıyla

İnsan ırkı uygarlaştırdı kendini

..........

‘Amused to Death’. Albüme ismini veren parça.

Kapak resminde ki maymun’u hatırlayın. ‘Amused to Death’ insanlığımızın dramını anlatır.

Ve televizyonun kanal değişir.

1917’de ölen Bill Hubbard’ın mezarını gören askerlik arkadaşı ve bir kadın bir Tv yayında konuşurlar.

..........

(Kadın) “Onun adını anıtta ne zaman görmüştünüz?”

(Askerlik arkadaşı) “Hımm… seksen yedi yaşındaydım, hangi yıldı?

Bindokuzyüz… seksen dört… bindokuzyüz seksen dört’tü”

Ve kanal değişir.

1. The Ballad of Bill Hubbard (4:19)
2. What God Wants, Pt. 1 (6:00)
3. Perfect Sense, Pt. 1 (4:16)
4. Perfect Sense, Pt. 2 (2:50)
5. The Bravery of Being Out of Range (4:50)
6. Late Home Tonight, Pt. 1 (4:01)
7. Late Home Tonight, Pt. 2 (2:13)
8. Too Much Rope (5:47)
9. What God Wants, Pt. 2 (3:41)
10. What God Wants, Pt. 3 (4:08)
11. Watching TV (6:07)
12. Three Wishes (6:50)
13. It's a Miracle (8:30)
14. Amused to Death (9:07)

- Roger Waters / Vokal, Bas Gitar, Synth (Ses düzenleyici), 12 Telli Gitar, Akustik Gitar
- Jeff Beck / Gitar
- Luis Conte / Perküsyon
- Geoff Whitehorn / Fitar
- Andy Fairweather Düşük / akustik, elektrik ve 12 telli gitar, vokal
- Tim Pierce, Gitar / John Pierce, Bas Gitar
- Randy Jackson / Bas Gitar
- Graham Geniş / Davul
- Patrick Leonard / Hammond Org, Synth, Klavye
- B.J. Cole / Çelik Pedal
- Steve Lukather / Gitar
- Rick DiFonso / Gitar
- Bruce Gaitson / Gitar
- James Johnson / Bas Gitar
- Brian Macleod / Perküsyon
- Denny Fongheiser / Davul
- Steve Sidwell / Kornet
- Randy Jackson / Bas Gitar
- John Patitucci / Dik ve Elektrik Bas Gitar
- Guo Yi ve Pekin Brothers / Santur, Ud, Zen, Obua, Bas Gitar
- John Brundrick / Hammond Org
- Jeff Porcaro / Davul
- The National Philharmonic Orchestra Limited & The London Welsh Chorale
- Alf Razzell Katie Kissoon, Doreen Chanter, N'Dea Davenport, Natalie Jacson, Lynn Fiddmont-Linsey, Jessica Leonard, Ürdün Leonard, Jon Joyce, Stan Laurel, Jim Haas / Çeşitli arka vokal


15 Mayıs 2016 Pazar

21. Peron - Tapon (2014)


Türkiye’de ki dinlenilen müziği anlamak için sosyal medya denilen internet üzerinde ki sosyal ağlara bakmak yeterlidir. Serdar Ortaç’ın çıkaracağı albümün pazarlaması şimdiden başladı. Yaz şarkısı geliyormuş(!?). Daha kötüsü de var. Sosyal medya da bir pavyon şarkıcısı olan Müslüm Gürses ölümünden beri sürekli anılıyor.  Şarkılarından bölümler falan paylaşılıyor. Bunlara Esin Engin desen yüzüne 300 yıl bakacak insane topluluğu bulursunuz karşınızda.  Hal böyle olunca böyle bir halka şuan ki iktidar haktır. Fazlasını beklememek gerek.

Neyse ki, ülkemizde güzel insanlar da var. Müziği bilen ve hakkıyla yapan. Bunlardan birisi İzmir’li 21. Peron.

1978 yılında ki ilk parçalarının toplandığı albümde bestelemiş oldukları bir Orhan Veli Kanık şiiri vardı. 2014 yılında çıkardıkları albümde de yine bir Orhan Veli Kanık şiiri var.

21. Peron gibi gruplar Türkiye’de pek bilinmez. Ancak bu dinlenmeyecek anlamına da gelmiyor. 21. Peron İzmir Bornova’da lise’de kurulan bir grup. Dönem progresif rock dönemi. 21. Peron üyeleri de progresif rock dinleyor haliyle.  Progresif rock’ın Türkiye’de ki karşılığı olan Anadolu rock üzerine yoğunlaşıp, Türk folk müziğini yaptıkları müziğe yansıtıyorlar. Aynı zaman da döneminde 20. Yüzyılın en önemli klasik müzik insanlarından biri olan (benimde favorilerimdendir Dvorak ile beraber) Igor Stravinsky’den uyarladıkları bir parçaları da var.

Albüme gelirsek, 21. Peron elinden geldiklerinin değil, ayaklarından geldiklerinin de en iyisini yapmışlar. ‘Tapon’ albümü günümüzün ciddi kaliteli senfonik progresif rock gruplarından Ange ve Kaipa’nın müzikleri kadar iyiler. Albüm ve grup övgüyü fazlasıyla hakediyor.  Albümde özellikle keman’a bayıldım.

Albümde ki parçaların kısa olduklarına aldırmayın. Hepsinin üzerinde çalışılmış. Bir oyayı işle gibi işlemişler. Favori parçam ‘Zaman’ (I-II).

İçinde bulunduğumuz görgüsüzlüğün ve cehaletin varlığı göze alınınca 21. Peron Tapon gibi bir albüm ismiyle çıkmayı tercih etmişler. Pavyon müziğinin gerçek müzik, Türk müziği diye yutturulduğu sosyal medya’da, gazeteler de, TV’ler de ‘Tapon’ ismi tam yerinde olmuş.

Albümde ki 8 parça var. İlk altısı Türk folk müziği  temel alınarak parçalar yazılmış. Daha çok Ege bölgesi ve Türkiye’nin batısında ki folk müzik.  İlk parça ‘Sensiz’, küçükken kızların oynarken söyledikleri Türkülere benziyor. Biz de durup kızlara bakardık.  Albümde ki melodileri pek yabancılık çekeceğinizi sanmam.

19. Yüzyıl Osmanlı Klasik müziğini niye günümüz rock grupları akıl edipte, müziklerine uygulamazlar aklım almıyor. Sürekli Avrupa’yı takip ettiğimizden dolayı kendimizden bihaber olmamız mıdır? acaba, bilemedim. Avrupa’yı da ne kadar takip ediyoruz, orası da meçhul. Sultan Abdulaziz’in eserleri Rock müziğe adapte edilse, ne olur. Şöyle olur; bu Osmanlı müziği değildir. Bunu diyecek % 50’lik bir kesim var. Bu oranın üzerine de çıkarız.

‘Zaman’ parçasını dinlerken, daha önce dinlediğim 19. Yüzyıl Osmanlı müziklerini hatırlattı. Adalardan ve balkanlardan gelen insanların müziği. Grup üyeleri de İzmir’in levantenlerinden.


‘Zaman’ adlı parçanın ilk bölümü daha önce değindiğim Ange, Kaipa tarzından bir parça. Egenin folk müziği, hakkıyla verilmiş. Ege müziği darken batı Türk müziği. Türk müziği ağır aksak ilerleyen bir müziktir. Ortaasya Türk müzikleri de ağır aksak ilerler. ‘Zaman’ parçasının ilk bölümü de ağır aksak ilerler. Dvorak melodileriyle karışır gibi olur. Yine ağır aksak ilerleyerek parça biter.

‘Zaman’ ikinci bölümü tik-tak sesleriyle başlar. Pink Floyd’un ‘Time’ parçasının girişinden esinlenilmiş. İYi ki esinlenilmiş. Sonra bir anda keman girer. İlk dinlediğimde Mauro Pagani'mi geldi gruba dedim, bir an. Değilmiş. Alp Gültekin. Devlet Senfoni Orkestrasının müzisyenlerinden. Dinlerken Efe oyunu oynayası geliyor, insanın. Bence albümde en çok ön plana çıkan enstrümanın sahibi Ali Gültekin.
Son yılların Türkiye’sinde en kaliteli albümlerinden birisi çıkmış ortaya.

Popüler değiller. Zaten biz de popular müzik dinleyen insanlar değiliz. O halde, tam orta yerinde buluştuk.

Not olarak, ellerinde yazılmış 25 parça varmış. Eee, albümde 8 parça var. Nerede geri kalan 17 parça?. Umarım kalan parçaları da stüdyo’ya girip, albüm yaparlar.

1.Sensiz  (3:13)
Söz : Ayşe Wilderman  Müzik: Andreas Wilderman
2.Derdim Başka (3:46)
Söz : Orhan Veli Kanık  Müzik: Andreas Wilderman
3.Tapon (3:12)
Söz : Ayşe Wilderman / Anonim  Müzik: Andreas Wilderman
4.Roller At Hırsızı (5:46)
Müzik : Gökhan Akçay  Remix :Bora Yücel
5.Laka Deresi (2:26)
Müzik: Andreas Wilderman
6.Roller (5:01)
Söz : Andreas  Wilderman Ayşe Dilek Wilderman Müzik: Gökhan Akçay
7.Zaman 1 (7:06)
Müzik: Alp Gültekin
8.Zaman 2 (3:14)
Müzik: Alp Gültekin

Süre : 33:44
- Andreas Wildermann / Org
- Haluk Öztekin / Gitar
- Alp Gültekin / Keman
- Gökhan Akçay / Bas Gitar
- Deniz Yıldırım / Vokal


13 Mayıs 2016 Cuma

Pink Floyd - The Final Cut 1983


Roger Waters, bir müzik dehasıdır. Pink Floyd’un liderliğine ve albümlerinin yapımcılığına büründüğü andan itibaren Pink Floyd, daha çok progresif rock ürünleri vermeye başlamıştır.  Pink Floyd müziğini saykodelik-uzay (space rock) türünden çıkarıp senfonik ve eklektik  yapıya dönüştüren Roger Waters’tır. 1983 yılında ki Roger Waters’lı son Pink Floyd albümü ‘The Final Cut’ sonrası da Roger Waters albümleri 1. sınıf progresif rock albümleridir.

Bu albümler sırasıyla şöyledir.
The pros and cons of hitch-hiking
When the wind blows
Radio K.A.O.S.
Amused to death

Her bir albüm övgüyü ve dinlenmeyi hakediyor. Roger Waters’ın dehası aslında 70’lerin başında ortaya çıkmaya başlar. Ve ‘The Final Cut’ albümüyle Pink Floyd grubu için sona erer.

(Kendi görüşüm bütün Pink Floyd tarihi Roger Waters’ın gelişimi üzerine kurulmuştur. Son 50 yılın en önemli müzik insanlarından birisidir, Roger Waters)

The Final Cut (A Reguıem for the post war dream) ....

Roger Waters’lı Pink Floyd’un son albümü. 1983 yılının mart ayında piyasaya çıkar. Ve 1 numaraya yerleşir. Pink Floyd’un en dramatik albümü olarak ‘Wish you were here’ albümü biliniyor olsa da, aslında en dramatik albümü ‘The Final Cut’ albümüdür.  ‘Wish you were here’ albümü eski üye Syd Barrett’in durumu üzerine yazılmış, söylenmiştir.  ‘The Final Cut’ albümü ise günümüz tarihininin insanlığı için yazılmıştır. Dünyanın yaşadığı bütün savaşların özünü, trajedisini yansıtır.  Hem de edebi bir dille, şiirsel olarak.  Albümün bütün parçalarında şiirsel yapının sahibi Roger Waters dehası vardır.

‘The Final Cut’ albümündeki parçalar bir önceki albüm ‘The Wall’ için yazılmış parçalardır. Ancak yer yetmediği için Pink Floyd üyelerinin ortaklaşa kararı tarafından elenip, ‘The Wall’ albümüne alınmamıştır. Rick Wright’ın gruptan Roger Waters tarafından atılmasının altında bu durumun olduğu ile ilgili bir söylenti de vardır. 1985 yılında Roger Waters’ın gruptan ayrılması sonucu Rick Wright geri gelmiştir.

Albüm savaş sonrası evlerine dönen zafer sahibi askerlerin durumunu anlatır. Bir o kadar da kaybeden tarafın durumu sorgulanarak anlatılır.

Kim kazanmıştır, kim kaybetmiştir.

Savaşların mazereti olarak ortaya konan dini inançlar ve millet anlayışı eleştirilir, bütün albüm boyunca.  Bunu en iyi anlatan ise albümün ikinci parçası; ‘Your Possible Pasts’.

Senin olası geçmişlerinin şimdikinden farkı ne?.

Albümde ki bütün parçaları tek tek anlatmaya kalksam, sanırım bir kitap yazmam gerekecek. Siz en iyisi albümü tamamen, üst üste 8-10 kez dinleyin.

Son 3 parça albümün özetidir.  Son 3 parça hakkında birşeyler yazılabilinir. Albüme ismini veren ‘The Final Cut’, kim kazanır kim kaybederin parçası ‘Not Now John’ ve hem Pink Floyd hem de Roger Waters müziğinin en dramatic parçası ‘Two Suns In The Sunset’

‘The Final Cut’ (Son darbe) parçası savaş sonrası kazanan taraftan bir kişinin psikolojik yapısını anlatır. Bir önceki parça da (Southampton Dock) ülkesine geri dönmüştür. Onları bekleyen aileleri ve sevgilileri vardır. Savaş öncesi ve sonrası farklıdır, muzaffer ordu mensubu kişi etrafına bakar. Sokaktan savaşın zaferini kutlamaya gelenler arasından bir kadın için hayaller kurar. Tam işi pişirmek üzeredir ki, telefon çalar...

‘Not Now John’ küfürlerle başlar.  Bütün parça boyunca da küfürler hava da uçuşur.

Nasıl da yendik ama pis düşmanları!

Muzaffer ordu mensuplarının ülkelerine döndüklerinde yaptıklarını anlatır. Şİmdi olmaz John, gösteriyi devam ettirmeliyiz. İnsanlığın geleceği kimin umrunda ki? Kim şeyine takar.

…………….

‘Two Suns In The Sunset’. Güt batımında iki güneş. Japonya’ya atılan atom bombasını temel alan Pink Floyd’un en dramatic parçası. Özellikle benim için. Atom bombası yahut hidrojen bombasının kullanılmasının bir soykırım olduğunu anlatan ve harika bir saksafon solosuyla biten ‘The Final Cut’ albüm.
Parçanın içinde ki şu söz bile içinde bulunduğumuz durum için yeterli midir, bilemedim.

Hmmmmmmm.
Yoksa insan ırkının sonu mu bu.
……….
Ve ön cam erirken
Gözyaşlarım buharlaşıyor
Ayrılıyorum  arkamda kömür bırakarak savunmak için
Sonunda anlıyorum
Seçkinlerin duygularını
Küller ve Elmaslar (Kaybedenler ve kazananlar)
Düşman ve Dost
Hepimiz eşittik en sonunda.

1. The Post War Dream (3:00)
2. Your Possible Pasts (4:21)
3. One Of The Few (1:26)
4. The Hero's Return (2:58)
5. The Gunners Dream (5:04)
6. Paranoid Eyes (3:49)
7. Get Your Filthy Hands Off My Desert (1:19)
8. The Fletcher Memorial Home (4:10)
9. Southampton Dock (2:05)
10. The Final Cut (4:53)
11. Not Now John (5:03)
12. Two Suns In The Sunset (5:17)

- David Gilmour / Gtar, Vokal (11)
- Roger Waters / Bas Gitar, Akustik Gitar, Vokal, Yapımcı
- Nick Mason / Davul, Fx (Holophonics, track 7)

With:
- Michael Kamen / Piyano, Org Harmonium, Orkestrasyon, Yapımcı
- Andy Bown / Hammond Org
- Raphael Ravenscroft / Tenor Saksafon
- Andy Newmark / Davul (12)
- Ray Cooper / Perküsyon
- National Philharmonic Orchestra