Bu Blogda Ara

8 Haziran 2016 Çarşamba

İhtiyaç Molası - Kapılar 2015


Türk Progresif Rock

Çanakkale’li grup İhtiyaç Molası uzun bir süre (10 yıl) sonra çıkardığı ‘Kapılar’ ile günümüzde Türk müziğiyle nasıl progresif rock yapılırın adını koymuşlar. Kendilerininde dediği gibi artık olgunluk dönemindeler. Geçen yıl çıkarmış oldukları ‘Kapılar’ albümleri de ne kadar olgunlaştıklarını gösteriyor.

Daha önceki albümlerini de severek dinlemiştim. Ara sıra yine açar dinlerim. ‘Kapılar’ albümünü ise bulduğumdan beri dinliyorum. Özellikle enstrümental parçaları.

Kompliman parçası minimalist piyanosu ve yer yer efe müziğini andıran aksak ritimleriyle Eflatun ile favori iki parçamdan biri. Eflatun, girişindeki korosu ile hardrockvari gibi gözükse de devamında ki piyano 80’li yılların Esin Engin, Fahir Atakoğlu gibi isimlerin müzikal yapısını andırıyor.  Son kısmında ise gitar ve keman, efe müziğinin yerellikten çıkarıp rock haline sokmuş.

Albümde ki ‘Çengi’ parçası hariç hepsi yeni parçalar. Ancak stüdyo kayıtları öncesi grubun verdiği konserlerinde çalınan parçalar. Konserlerini takip edenlerin hepsini bildiği parçalar.

‘Of’ parçası grup üyelerinden Tolga Çebi tarafından Kemal Tahir’in Tersine Dünya tiyatro oyunu için bestelenmiş. Hani erkeklerin kadın, kadınların erkek durumunda olduğu oyun. 90’lar da filmi yapılmıştı. Hem MFÖ müziği havası hem de sözleri ile kendine eşlik ettirdiği gibi, eğlendiriyor da
.
‘Kapasite’ günümüz Türkiye’sinin durumunu çok güzel anlatıyor. Hani o yeni Türkiye!...
Yeni Türkiye’nin kapasitesi..

Devlet, rüşvet
kapasite işte bu...
Basın, alet
kapasite işte bu...

‘Topla Kendini’ parçasının sadece girişi bile yeter sevmek için bu parçayı.  Trevor Rabin’li YES döneminden bir parça gibi geliyor bana her dinlediğimde. Gitar solosu Trevor Rabin soloları gibi gaz verici. ‘Topla Kendini’ albümde ki ‘Gafil’, ‘Ölmüş’ ve ‘Bir Gül Yeter’ parçalar gibi rakıyla eşlik edilecek türden. Tabii ben birayı tercih ederim. İnsanların tercihlerine karışamam.

Biranızı, rakınızı İhtiyaç Molası’nın ‘Kapılar’ albümüyle tüketin.

‘Kapılar’ albüme ismini veren parça. Parçanın sonunda ki keman solosu ile bunu hakediyor. Albümde ki en iyi solo.

Cenneti gördüğünü sandığın anda,
Kapılar kapandı bir andaaaa.

‘Bloody’, ingilizce parça gitarist Taner Sarf’a ait. ‘Bloody’ içinde bulundurduğu biraz vahşi batı müziği, biraz 60’ların beat müziği ile bence albüme renk katmış.

‘Çengi’, sadece İhtiyaç Molası’nın değil, Türk rock müziğinin en orijinal parçalarından. Grup üyeleri  de 2015 sonrası gençliği için eski ve önemli bir parça olan ‘Çengi’’yi tekrar yorumlayıp  albümlerine almışlar. Darbuka’yı da eksik etmemişler. Parça da Tolga Çebi kemanıyla 72'nin Curved Air’inin kemancısı Eddie Jobson performansını hatırlatır. Harika bir keman solo.

Albüm grup tarafından aslında daha önce çıkartılması planlanıyormuş. Ülkede ki telaşın, kargaşanın bitmesini beklerken daha fazla dayanamayıp 2015 yılında çıkarabilmişler.

Ülkede ki duruma göre hareket edersek daha çok eksik kalırız böyle güzel müziklerden. Sonra ki albümlerini de umarım ülkenin durumuna göre beklemeye kalkmazlar. Elimizde zaten 3-5 grubumuz var.

1. Kapılar (4.10)
2. Eflatun (4.21)
3. Topla Kendini (3.10)
4. Of (4.20)
5. Gafil (2.58)
6. Kompliman (3.58)
7. Kapasite (5.03)
8. Bloody (3.24)
9. Bir Gül Yeter (5.34)
10. Ölmüş (4.17)
11. Çengi (4.32)

Taner Sarf - Gitar, Vokal
Tolga Çebi - Keman, Keyboard, Vokal
Sinan Gürsoy – Bas Gitar, Vokal
Murat Güllü - Davul, Vokal

Konuk Müzisyen.
Meriç Demirkol - Saksafon

Cem Ömeroğlu (Nekropsi) - Kayıt ve Miksler



6 Haziran 2016 Pazartesi

Gentle Giant - The Missing Piece 1977

Eklektik Progresif Rock

Steven Spielberg’in Jurassic Park serisinin ikinci filminin ismi. Kayıp Dünya. İlk filme göre çok daha fazla dinozor gösterilmişti.  Bilim insanları sayesinde ‘Kayıp Dünya’ filmlerinde farklı farklı dinozorları görürüz. Steven Spielberg, bilimi takip eden ve keşfedilen bir çok şeyi filmlerinde bolca bunları kullanan sinemanın en önemli isimlerinden. Bilim Kurgu  sineması Steven Spielberg anılmadan konuşulmaz.

Progresif rock içinde durum böyle. Progresif rock grupları içinde öyle gruplar vardır ki, onları dinlemeden progresif rock hakkında konuşmak biraz hava da asılı kalmak gibi oluyor.

Gentle Giant grubu bunun en büyük örneklerinden.  Jurassic Park’ın ikinci serisi olan ‘Kayıp Dünya’ filminde bilinmeyen en büyük dinozor spinosauros gösterilir. Bilim insanları Steven Spielberg’ten Spinosauros’u  koymasını isterler. ‘Kayıp Dünya’ filminin de ana konusu Spinosauros olur. Progresif rock’ın o kayıp dünyasının da en önemlisi Gentle Giant grubudur.

Gentle Giant grubunun yaptığı eklektik progresif türü, progresif rock dinleyenler için zorlayıcıdır. Zor bir gruptur. Dinlemesi zor olduğu kadar, anlaması da zordur. Eklektik yapıyı anlamak için insanın kendi hayatına bakmasında fayda var. Biz hala bin beş yüzyıl, iki bin, üç bin yıl öncesinde oluşan ahlaki yargılarını günümüz hukuk kurallarını içiçe geçirerek yaşarız. Yetmez, komşu ülkenin yada düşman ülkenin ahlaki, geleneksel davranışlarını, kendi kültürümüz ile birleştiririz. İsteyerek değildir bu, doğaldır. Eklektik yaşam biçimleri diye ortalıkta dolaşan insanlara aldanmayın. Biz, insanoğlu olarak zaten eklektik bir yaşam biçimi sürdürüyoruz.

Eklektik progresif rock’ın üreticileri, özellikle 70’li yıllarda çok daha fazladır. Günümüzde de bu türün uygulayıcıları olsa da, hep geri planda kaldıklarından, pek yaptıkları tanınmaz, gözününde bile değildir. Eklektik progresif’in üretici grupları vardır, doğru. Bir de eklektik progresif rock’ın grubu vardır.
Gentle Giant.

Hard rock, asid rock, caz, caz-fusion, senfonik, avant-garde, saykodelik, canterbury (ingiliz’e özel), ağır prog, blues, rock’n roll, beat, pop ayrıca folk müzik, klasik müzik gibi bir çok müzik türünü parçalarının en uygunsuz yerlerinde rahatça görebileceğiniz bir grup, Gentle Giant. O yüzden Gentle Giant grubunda ahenk diye bir şey yoktur.

Gentle Giant grubunu herhangi bir grupla karşılaştırma yapamazsınız. Gentle Giant’in karşılaştırması sadece kendisiyledir. Gentle Giant grubunu sadece kendi albümleri arasında kıyaslama yaparsınız. Gentle Giant o kadar kendisine özgü bir gruptur.


‘The Missing Piece’ albümü de 1977’de artık progresif rock’ın o altın çağının söndüğü dönemde ortaya çıkan bir albüm. Albümü bütün Gentle Giant albümlerinde olduğu gibi birbiriyle karşılaştırarak zayıf bir albüm olarak görebilirsiniz. Ancak diğer eklektik ve senfonik gruplarla karşılaştırma yaptığınız zaman 1977 yılının en iyi albümlerinden birisini görürsünüz. YES grubu tarihinin en kötü albümünü yapmıştır, Tormato. King Crimson grubu dağılmıştır. Van Der Graaf Generator bir yıl önce çıkardığı albümünün devamı için bir kaç yıl bekleyecektir. Supertramp (bu grubu oldumolası sevemedim) pop-senfonik dönemine geçmiştir. Ve 1977 yılında Gentle Giant progresif rock için çok güzel bir albüm yaparken, kendi tarihinin ve kariyerinin aşağıya  yuvarlanan bir albümünü ortaya çıkarmıştır. Bu albüm onları kötü bir grup yapmaz belki ama progresif rock’ın altın çağının da bittiğini göstermiştir. Bütün bunlara rağmen ‘The Missing Piece’ albümü benim en sevdiğim Gentle Giant albümüdür.

‘Two Weeks In Spain’, ‘Betcha Thought We Couldn't Do It’ eğlencelik, klasik Gentle Giant eğlencesinde parçalar. ‘I'm Turning Around’ bluesvari parçalardan birisi ve güzel bir parça. Bir diğeri ‘Who Do You Think You Are?’ parçası. Pek ısınamamışımdır bu parçaya ama albümü ayrı sevdiğim için, 2 dakikalık parçaya alıştım.

‘Mountain Time’ parçasını sokak yürürken dahi söyleyebileceğim parçalardan birisi. Popvari mi, popvari. Ben ezberler, söylerim.

‘As Old As You're Young’  folklorik müzikle bezenmiş bambaşka bir Gentle Giant harikası. Gentle Giant dinlerken pek karamsar olmazsınız yada melankolik olmazsınız.

‘Memories Of Old Days’ parkta oynayan çocukluğunuzu hatırlayın. O döneminizden başlar. Benim en sevdiğim albümünün en sevdiğim parçasıdır. ‘Memories Of Old Days’ parçası 1977 yılına göre fazla gelmiş bir senfonik bir progresif rock parçasıdır. Ray Shulman’ın akustik gitarı (12 telli gitarı), Kerry Minnear’ın piyano’su beni hep geçmişe özlem duymamı sağlamıştır. Hangi birimiz çocukluğumuzu özlemiyor? . Derek Shulman operavari  vokali  benim için Freddy Mercury vokalinden çok daha özel. Gentle Giant’in eğlendirmeyen ender parçalarından birisi. Benim için tek parçası. ‘Memories Of Old Days’ progresif rock’ın 1977 yılının başyapıtı.

‘Winning’ vokal odaklı bir parça. Vokal odaklı hiç bir parçayı sevmemem rağmen, Derek vokaliyle bütün parçayı arkasından sürüklüyor. Başka bir ezberlenip söylenecek Gentle Giant parçalardan birisi.
Progresif rock’ın altın çağının sonu ve Gentle Giant grubunun bu dönem için en güzel parçası,  ‘For Nobody’.

Dinozorlar çağının en görkemli canlısı Spinosauros’un progresif rock’ta ki karşılığı Gentle Giant’in son kurbanlarısınız.


1. Two Weeks In Spain (3:00)2. I'm Turning Around (3:54)
3. Betcha Thought We Couldn't Do It (2:20)
4. Who Do You Think You Are? (3:33)
5. Mountain Time (3:19)
6. As Old As You're Young (4:19)
7. Memories Of Old Days (7:15)
8. Winning (4:12)
9. For Nobody (4:00)



Bütün parçaların sözleri ve düzenlemesi Kerry Minnear, Derek Shulman, ve Ray Shulman tarafından yapılmış.

- Derek Shulman / Vokal
- Gary Green / Elektrik & Akustik (7) Gitar
- Kerry Minnear / Hammond Org, Piyano & Elektrik Piyano, Synth (1,4,7) (düzenleyici), MiniMoog (3,6,8), Perküsyon (8), Klavnet & Geri Vokal (6)
- Ray Shulman / Bas Gitar, 12 Telli Gitar (7), Perküsyon (8)
- John Weathers / Davul, Tamborin, Perküsyon, Ritim Makinası (8)

Birds And Buildings - Multipurpose Trap 2013

Eklektik Progresif Rock

Genel olarak progresif rock’ta Amerikalıları pek sevmem. Sevmem derken dinlemiyorum yada nefret ediyorum  anlamında değil. Sevdiğim ve dinlediğim bir çok amerikalı progresif rock grubu vardır. Ancak ülkeler tercihinde başlarda değiller malesef. Sevdiğim, dinlemesinden zevk aldığım IZZ, Phideaux gibi gruplar var günümüzde Amerika’dan ama en önemlisi Dan Britton’un grupları Deluge Grander ve Birds and Buildings var.

Dan Britton tam bir progresif rock aşığı ve öğrencisi. İki grubuyla da yaptığı albümlerle öğrencilikten öğretmenliği çoktan geçmiş gözüküyor. Günümüzün progresif rock yaptıklarını sanan bir çok gruba temel olacak müzikler ortaya çıkarmışlar. Son dönemin gördüğüm en yetenekli iki isminden biri bana göre. Diğeri İtalyan bas gitarist Fabio Zuffanti. Her ikisi de progresif rock’a harika müzikler üretiyorlar.

Benim tanışmam da 2008 yılında oldu ilk kez. Yine bloglar arasında dolaşırken bulmuştum albümlerini. Bir kaç kez üstüste dinledikten sonra günümüzün favori gruplarımdan biri haline geldi. Pek popüler olmadıkları içinde takip etmem 3-4 ay da  bir myspace hesabını kontrol etmem ile oluyordu. Sonra askerlik araya girdi, gittik, hallettik, geri geldik. Çok geçmeden Birds And Buildings grubunu hatırladım. Hemen  kontrol ettim. Kendilerine site yapmışlardı. Ve sitelerinde yeni bir albümden bahsediyorlardı. ‘Multipurpose Trap’.

‘Multipurpose Trap’ 2010 yılında çıkması gerekirken, hatta en kötü ihtimalle 2011 yılında çıkması beklenirken, Dan Britton’un parçaların düzenlenmesinde sürekli çalışıyor olması sebebiyle 2013’te yayınlanabildi ancak. Kusursuz olması gerekliliği üzerinde çalışması sonucu, gerçekten kusursuz bir albüm ortaya çıkmış. Dan Britton ve arkadaşlarının yetenekleri  ve titizlikleri şuan albüme 100 üzerinden 101 verdiriyor. Albüm çıksın diye çok beklediğimi hatırlıyorum, değdi. Şimdi bir sonraki albümlerini bekliyorum.

‘Multipurpose Trap’ albümünde progresif rock’ın en ciddi türleri ve en ciddi gruplarının etkilerini duyabilirsiniz. King Crimson, Genesis, Magma, YES, Gentle Giant, Van der Graaf Generator hatta Pink Floyd gibi progresif rock’ın devlerinin müzikleri. Senfonik progresif, caz-fusion, avant-garde, zeuhl gibi progresif rock’ın anlaşılması ve dinlenmesi zor türlerininin harmanlaması ile son yılların en iyi eklektik progresif rock albümlerinden birisi.

Progresif rock türünde bir çok grup ilk yaptıkları albümün kalitesini geçemez. Öyle bir hevesle yaparlar ilk albümleri sonrasında devamını bir türlü getiremezler. Birds And Buildings grubunun ‘Multipurpose Trap’ albümün dinlerken hiç öyle bir yargıya varmadım. İlk albümüyle kıyaslama yapsam, hangisi daha güzeldir diye, bana her iki albümde başyapıtlık albümler olarak geliyor.

Bir parça öne çıkabilecek şekilde albüm hazırlanmamış. Albümde ki bütün parçalar öne çıkabilecek düzeyde. Albümü yada grubu diğer herhangi bir progresif rock grubuyla karşılaştırma yapamıyorum. Çünkü yaptıkları müzik kendilerine özgü bir müzik.

Dan Britton klavyeleriyle albümün bütün müzikal yapısına hakim. Brian Falkowski üflemeli çalgılarıyla tam anlamıyla serbest caz (Free jazz) takılıyor. Davul’da Malcolm McDuffie yer yer Bill Bruford tarzı caz davul ritimlerini kullanıyor. Keman; Chris Fyhr minimalist takılmış bütün parçalarda. Gentle Giant grubunu hatırlatıyor. Brett d'Anon bas gitarı ve gitar soloları ile geri de kalıyor gibi gözüküyor gözüme. Ancak ‘Aviator Prosco’ parçasında ki kısa gitar solosu Genesis’ten Steve Hackkett soloları kalitesinde.

Dört kişilik vokal grubu ise Magma’nın vokal grubunu hatırlattı.  Facebook’tan da takip ettiğim Megan Wheatley’in sesini hemen ayırtedebiliyorum aralarından.

Dinlemekten ayrı zevk aldığım yada favori parçalarım dediğim iki parça. ‘Aviator Prosco’ ve ‘Abominable Pelican’ parçaları. ‘Aviator Prosco’ senfonik yapısıyla, ‘Abominable Pelican’ ise ortasında ki Dan Britton’un oryantal tarzı klavye etkisi, beni bu parçaları tekrar tekrar dinlemeye sevketti.

Van Der Graaf Generator, King Crimson ve özellikle Magma grubunu seviyorsanız, Birds And Buildings tam size göre.

Son olarak, Dan Britton kendi müzikleri için bir plak şirketi de kurdu. Emkog. Emi gibi tamamen sermaye odaklı şirketleri kullanmıyor yaptığı müzikler için. Hem müzisyen olarak hem de Emkog’da daha fazla başarı elde etmesi tek temennim.


1. The Dumb Fish (3:18)
2. Horse-Shaped Cloud (4:33)
3. Miracle Pigeon (2:27)
4. East is Fort Orthodox (5:53)
5. Secret Crevice (5:50)
6. Tragic Penguin (7:08)
7. Catapult (10:09)
8. Aviator Prosco (10:14)
9. Abominable Pelican (14:00)
Süre :  63:32

- Dan Britton / Klavyeler, Gitar, Vokal
- Brian Falkowski / Saksafon, Flüt, Klarnet
- Chris Fyhr / Keman
- Brett d'Anon / Bas Gitar, Gitar, Vokal
- Malcolm McDuffie / Davul, Perküsyon

Vokaller;  Cliff Phelps, Chris West, Megan Wheatley, Miyuki Furukawa



5 Haziran 2016 Pazar

Pink Floyd - Animals 1977


“The Final Cut” ile birlikte Pink Floyd’un en sevdiğim  albüm, ‘Animals’ albümüdür.  Her iki albümde bana progresif rock’a daha yakınlaştığını gösterir. Pink Floyd’un klasikleşmiş olan müzikal yapısından uzaktırlar.

‘Animals’ albümü 1977’de piyasaya çıkar. Ancak içinde ki parçaların hepsi bir yıl öncesinde ‘Wish you were here’ konserlerinde çalınıp söylenmiştir.  Pink Floyd’un hemen hemen bütün parçaları ilk önce konserler de çalınıp, sonradan albüm haline getirilmiştir. ‘Animals’ albümü de aynı Pink Floyd geleneğidir.

Albüm Pink Floyd’un politik anlamda en keskin albümüdür. Diğer albümler de olduğu gibi soyutlamalardan giderek albüm yapmamışlardır. Bu albümde öyle bir gereksinmeye gerek duymamışlar, sokakta söylenen şeyleri, birebir yazmışlardır.

Roger Waters dünya üzerindeki insanları üç’e ayırır. Domuzlar, köpekler ve koyunlar.  Domuzlar; insanları maddi manevi herşeyiyle sömüren üst sınıf (dinler, krallar, yöneticiler), köpekler domuzların koruyucuları (ordular, polis) iken, geriye kalan büyük bir kısım ise koyun (Halk). Roger Waters dünya üzerindekiler için anlatıyor, bu bütün ülkeler için geçerli. Hatta günümüz için değil, dinlerin ortaya çıkışından beri bu böyle. Şimdinin Türkiye’sinin koyunları gibi. Ne demek istediğim açık.

‘Animals’ albümü belki de Pink Floyd’un kollektif müziğinin son albümüdür. Sonrasında Roger Waters ipleri tamamen eline alır. ‘The Wall’ ve ‘The Final Cut’ albümleri neredeyse tamamen Roger Waters eseridir. Son kollektif albüm olmasımıdır, bilemem ancak yukarıda da söylediğim gibi en iyi albümlerinden biridir benim için. Bir önceki ‘Wish you were here’ albümünün müzikal yapısını görebilirsiniz. Özellikle Roger Waters’ın bas gitarı ve David Gilmour’un kesik kesik gitar sololarını. Rick Wright’ın da Pink Floyd için son iyi çalışmasıdır. Roger Waters ayrıldktan sona geri dönüp, Pink Floyd grubunu devam ettirmiş olsa da, 70’lerde ki performansından uzaktır. ‘Sheep’ parçasında ki klavye ve Synth kullanımı başyapıtlıktır. Hatta bir önceki albümde ki ‘Shine On You Crazy Diamond II’ parçasında ki performansından daha iyidir.

Syd Barrett bir rock yıldızı değildir. Hiç bir zaman da olmadı. Progresif rock dünyasında da pek dikkate alınmaz. Syd Barrett, Pink Floyd grubunun yıldızıdır. Grup için kutup yıldızı gibidir. Pink Floyd’a yol gösterir.
‘Wish you were here’ albümü onun için yazılıp, albüm yapılmıştır. Hiç söylenmemiş olsa da. Roger Waters ve arkadaşları eski arkadaşını öyle bir halde görmüştür ki, ilk önce ‘Wish you were here’ albümünü dramatik bir şekilde hazırlamışlardır. Ama Roger Waters ilk önce ağlayıp, sonra da bu ağlamalarını nefrete dönüştürmüştür.

Roger Waters, Syd Barrett’ı belki de şöyle hatırlıyordu. Elinde gitarıyla bütün duvarların rengarenk boyalı olduğu bir oda’da şarkı bestelerken. ‘Wish you were here’ öncesi stüdyo kayıtlarında Syd Barrett’ı saçları dökülmüş, göbeği çıkmış bir 50 yaşlarında dam olarak görünce vicdanı nefretle dolmaya başladı.

Roger Waters, 1976 yılında da parça yazarken aklında olan Syd’in durumuydu. ‘Animals’ albümü Syd’i bu hale getiren sistem’e duyduğu nefretin tarifidir. Öyledir ki, ‘Dogs’ parçasında köpek havlamalarına kendisi de eşlik eder. Islık çalıp, köpekleri çağırır.

‘Sheep’ parçası en sevdiğim parçadır, albümde. Ritmik bas gitarı ve her birimizi anlatan sözleriyle ve de vokaliyle Roger Waters;  tam anlamıyla bir başyapıt ortaya çıkarmış.

Dünya’yı 3’ ayırmak ile kastettiği günümüz dünyası değildir. Din temelli toplumların başından beri böyle olduğunu, halk denen insan yığınlarının da nasıl koyun gibi tanrı’ya kurban edilmeyi beklediğini çok güzel anlatır. İncil’den bölümler alarak.

Tanrı (domuzlar) benim çobanımdır, çayır çayır gezdirir, besler beni.  Parlak bıçaklarla kurban olur halk (Koyunlar).

‘Pigs’ parçasının sonunda ki David Gilmour solosunu dinleyin. Bir önceki albümde ki gitar sololarını andırır. Ama bu kez dramatik değil, nefretle doludur.

‘Pigs’ parçasının solosu öncesi son mısraları günümüz Türkiye’sini hatırlatıyor mu, hatırlatıyor. AKP’nin Amerikan hayranlığı sonucu oluşan beyaz saray’a ak saray tavrına karşı verilecek en güzel cevaplar, bu dizelerde.

Hey you, white house (hey sen ak saray)

Ha ha charade you are (ne oyuncusun sen)

You houseproud town mouse (seni gidi evcimen şehir faresi)

Ha ha charade you are (ne oyuncusun sen)

You’re trying to keep our feelings off the street (Engellemeye çalışıyorsun tepkimizi sokağa dökmemiz için)

You’re nearly a real treat (Neredeye tam bir keyifsin sen )

All tight lips, and cold feet (Hep sıkı ağızlı ve korkak)

And do you feel abused ? (Kendini boka batmış mı hissediyorsun) (bu benim yorumum)
........
Mary, you are nearly a treat (Mary, neredeyse tam bir keyifsin sen)

‘Animals’ albümünü anlatan bir film var. Bir çiftlikte geçer. Domuzların, köpeklerin ve koyunlarınn olduğu bir çiftlik. Albümü bir de o filmi izlerken dinleyin.

- David Gilmour / Gitar, Ritim & Akustik (2), Bas gitar (3,4), Talkbox (3), Vokal(2)
- Richard Wright / Hammond Org, Piyano & Elektrik Piyano, Kavyinet, MiniMoog, Org (ARP string synth), Armonik Vokal (2)
- Roger Waters / Bas Gitar (2), Akustik (1) & Ritim (3,4) Gitar, Teyp Efektleri, vocoder, Armonik vokal, Vokal
- Nick Mason / Davul, Perküsyon, Teyp Efektleri

Konuk Müzisyen:
- Snowy White / Gitar solo (1)



3 Haziran 2016 Cuma

YES - Time And A Word 1970

Senfonik Progresif Rock

YES efsanesi 70’li yıllarda başladı, bunda hemfikiriz. Ancak YES grubu 70’li yılların öncesinde de vardı. YES 66 yılında, geçen yıl ölen bas gitarist Chris Squire ve 2014 yılında ölen gitarist Peter Banks tarafından kurulan bir beat müzik yapan grubunun devamıdır. Gruba ismini veren de ilk gitarist Peter Banks’tir. Tony Banks ile çok karıştırılır. Tony Banks piyano ve klavye çalar. Peter Banks ise gitaristtir. Gruptan ayrılana kadar, Steve Howe akustik ve klasik gitar doğaçlamalarını Peter Banks yapar.

‘Time And A Word’ albümünde gitar çalan Peter Banks’tir. Bir kaç yıl öncesinde tekrar yayınlana albüm kapağında Peter Banks yerine Steve Howe fotoğrafı vardır. Emi gibi bir oluşuma tekrar sinir olmak için başka bir sebep.
Sakalli olan Peter Banks
Ben karıştırmıştım yıllar önce. Tony Banks öldü diye haber yapmışlardı. Ben de yöneticisi olduğum fb sayfasında paylaşayım dedim. Meğerse ölen YES’in kurucularından Peter Banks’miş. Hemen gönderiyi kaldırdım. Peter Banks üzerine başka bir gönderi hazırlayıp, onu paylaştım. Hani benim gibi biri hatırlayamaz, unutabilir de, ama koca şirket gidipte yeniden basılan albüm kapağına Peter Banks yerine Steve Howe resmi koyarsa, ne denir. Cehalet mi, terbiyesizlik mi. Tercih sizin.


YES’i dinlemeye alışmam zor oldu. Ancak hatırladığım 2003 yılında bir kitap-müzik marketinde 1 liradan satılan cd’lere bakarken iki tane YES cd’sine denk gelmiştim. İsmini sadece duymuştum. Rock grubudur, dinlenir bu diyerek iki albüm cd’sini de aldım. Yanlarına da bir Miles Davis, bir Chopen, bir de çaykovski cd’si aldım. Eve dönüp dinlemeye başlayınca hepsini bir kenara bıraktım. Çaykovski’yi sadece rahatla dinleyebildim.

Şimdi Çaykovski dinlemiyorum. Sevmediğimden değil, O’na sıra gelmiyor. YES yada Miles Davis daha ön planda.

‘Time And A Word’ albümü ilk albümü gibi 60’ların beat-rock tarzı müziğinin üzerine yazılmış parçalar gibi duruyor. Ancak Chris Squire ve Bill Bruford bu tarzı çalmamakta ısrarlı. Bill Bruford’un caz ritimlerini kullanması, Chris Squire’ın parçanın herhangi bir yerinde zıplayarak bas çalması daha sonradan oluşacak YES’in müzikal yapısına yaklaştıran hareketler. Tony Kaye’in Org’unu da unutmamak gerek. Kendi döneminin akranlarından çok daha fazla enerjik ve saykodelik müziğin dışına çıkan temaları var. Yani, sonuç olarak albüm yine sıradışı parçaların olduğu  bir YES albümü.

Ara yapıp değinmek gerek. Orkestra düzenlemesi sanki daha sonradan eklenmiş gibi iğreti duruyor. Az biraz sırıtıyor. Ama bunu da YES’in müziğinin olgunlaşmaya başladığı dönemde bir deneysel proje olarak algılamak gerek.

Albüm içinde öne çıkan parçalar var. Dinledikten sonra tekrar rahatlıkla hatırlanabilinecek parçalar. İlki ‘Everydays’ parçası. Yaylılarla başlıyor parça. Bill Bruford ne kadar yetenekli bir davulcu olduğunu belli ediyor. Caz davul ritmi üzerinde Peter Banks’in bluesvari bir gitar solosu. Tabii ki Jon Anderson’un mükemmel vokalini unutmamak gerek.

‘The Prophet’ girişinde Tony Kaye org ile ve orkestra yardımıyla antik çağın ilahilerini yorumluyor sanki. Jon Anderson vokali her zaman olduğu gibi bu tarz parçalarda eksik yönleri kapatıyor. Jon Anderson vokali hatırına dinlenir.

‘Astral Traveller’ senfonik progresif rock örneğinin hakkını veriyor. Tony Kaye org’u ve Peter Banks’in ona melodik olarak eşlik etmesi, akılda kalmasına sebep oluyor. Sonra ki yıllarda da ‘Astral Traveller’ parçası YES’in klasik parçalarını çaldıkları konserlerde yer ediyor.  Tabii bu konserlerde Peter Banks yerine Steve Howe var.

Son olarak; albüme ismini veren ‘Time and a Word’ parçası. Jon Anderson bence albümü ve grubu tek başına götürüyor. Vokalde ki müziğin bütününe olan hakimiyeti YES hayranlarınca niçin çok önemsendiğini de bu parçada da görebilirsiniz. ‘Time and a Word’ parçası bana her zaman ‘Relayer’ ve ‘Going For The One’ albümlerini hatırlatıyor.

‘Time and a Word’ albümü bir başyapıt değildir. YES’in temel olarak kullandığı müzik türlerinin harmanlandığı güzel bir albümdür. Aynı zaman da Bill Bruford’un erken dönem davulculuğunu görmek isteyenler içinde güzel bir çalışma. Bill Bruford profesyonel olarak ilk YES grubunda çalmıştır. YES grubunda çalıpta boşta kalan müzisyen görmedim. Peter Banks YES’ten ayrılınca İngiliz progresif rock gruplarından Flesh grubunda çalmaya başlar.

1. No Opportunity Necessary, No Experience Needed (4:47)
2. Then (5:42)
3. Everydays (6:05)
4. Sweet Dreams (3:48)
5. The Prophet (6:32)
6. Clear Days (2:04)
7. Astral Traveller (5:50)
8. Time and a Word (4:31)
- John Anderson / Vokal, Perküsyon
- Peter Banks / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
- Tony Kaye / Piyano, Hammond Organ
- Chris Squire / Bas Vokal, Vokal
- Bill Bruford / Davul, Perküsyon

Konuk Müzisyenler:
- David Foster / Akustik Gitar (8), Vokal (4,11)
- Tony Cox / Orkestra Düzenlemeleri



2 Haziran 2016 Perşembe

Emerson, Lake & Palmer - Trilogy 1972

Senfonik Progresif Rock

Emerson, Lake & Palmer üçlüsü (ELP) YES ile birlikte klasik müziği progresif rock’a aktaran öne çıkmış iki gruptan birisi.

ELP, hem rönesans dönemi klasik müziklerinden, hem de modern zaman klasik müziklerinden bir çok eseri yorumlamıştır. Tabii bunda Keith Emerson’ın emeği en çok olandır. Keith Emerson, Rick Wakeman (YES) ile birlikte en iyi klavye ustalarından birisi.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Van der Graaf Generator - H to He, Who Am the Only One 1970

Eklektik Progresif Rock

Van Der Graaf Generator, YES, King Crimson, Gentle Giant gibi klasik progresif diye adlandırılan dönemin en önemli gruplarının başında gelir. Progresif, Türkçe karşılığı olarak ilerici rock’ın tanımının oluşmasında en çok katkıda bulunanlardan birisidir, Van Der Graaf Generator grubu. O yüzden Van Der Graaf Generator gibi bir grubu dinlemeden, anlamadan progresif rock hakkında konuşmak, her zaman bana  abest ve komik gelmiştir.