Bu Blogda Ara

30 Nisan 2019 Salı

Carmen - Fandangos in Space 1973


                       
David Allen ve kızkardeşinin öncülüğünde kurulan Carmen grubunun flamenko müziğini kullanmaları Allen ve kardeşinin ailesinin ispanyol resturantı işletmesinden kaynaklı. Babası ispanyol gitarı çalarken annesi ispanyol dansları yapan bir dansçıdır.

David Allen, kızkardeşiyle birlikte 1970 yılında grubu kurarlar. 1973 yılında İngiltere'ye gelirler. Daha sonraları Jethro Tull'da bas gitar çalacak olan John Glascock katılır. İlk albümleri aynı yıl çıkar. (David Allen, herkesin bildiği Avustralya'lı ve Gong efsanesinin gitaristi ile aynı kişi değildir. Aynı isim olması nedeniyle belirtmekte fayda var.)

'Fandangos in Space', ispanyol flamenko müziği ve ispanyol halk müziklerini temel alarak ortaya çıkmış bir albüm. Daha önceleri dinlememe rağmen aklımda kalmayan ama Triana ve Cai ile tanımaya başladığım Andulus rock (endülüs) ile pek bir benzerliği yok.

Triana, Cai gibi gruplar ispanyol halk müziğini kullanırken arap ve akdeniz ezgilerini de katmışlardı. Özellikle cazı kullanmaları Andalus rock'ın tanımı için benim temel aldığım bir kıstas haline geldi. O yüzden Carmen grubunun yaptığı müziği Andalus rock içinde değerlendiremem.

Carmen grubu ispanyol halk müzikleri haricinde ingiliz tarzı halk ezgilerini de kullanıyor. Jethro Tull vokalleri özellikle dikkati çekerken Lindisfarne ezgilerinin de etkileri abartı olmasa da kendisini hissettiriyor. Albüm ve grup için ingiliz stiliyle ispanyol müziği denebilir.

Albüme gelirsek, 40 dakikalık sürede eğer halk müziğinden hoşlanıyorsanız zevk alacağınız kesin. Halk müziklerinden hoşlanmıyorsanız yine zevk alacağınız kesin çünkü yukarıda Jethro Tull benzerliği var derken aynı zamanda mellotron kullanımı ve David Allen'in kızkardeşi Angela'nın vokali olduğu bölümlerde Curved Air etkisi var.

Curved Air grubu da albümlerinde halk ezgilerini kullanırken benzer atmosferler ortaya çıkıyordu. Carmen grubunda da ingiliz etkisi yeterince mevcut.

Albümdeki parçalar ingilizce ve ispanyolca olarak yazılmış, o yüzden parçalar arasında hem sözler hem de yapı olarak bir benzerlik söz konusu değil. Bu aynı zamanda parçaların bir şablona oturtulmadığı anlamına da gelir. Dolayısıyla grup kendisini tekrar etmiyor.

Carmen bilindik gruplar arasında olmaması ve yaptıkları müziğin devamını getirici yani örnek alınması gereken gruplardan olmaması nedeniyle kıyıda köşede kalmış bir grup. Yine de 70'lerin yaratıcılığını görmek isteyenlerin kesinlikle dinlemesi gereken albümlere sahip. 'Fandangos in Space' albümü de grubun güzel bir çalışması.

1. Bulerias (4.18)
. Cante
. Baille
. Reprise
2. Bullfight (3.39)
3. Stepping Stone (2.45)
4. Sailor Song (4.54)
5. Lonely House (2.58)
6. Por Tarantos (1.44)
7. Looking Outside (My window) (5.10)
. Theme
. Zorongo
. Finale
8. Tales Of Spain (3.32)
9. Retirando (2.13)
10. Fandangos (4.33)
11. Reprise (2.05)

Süre : 40.53

David Allen / Vokal, Elektrik Gitar, Flamenko Gitar
Roberto Amaral / Vokal, Vibrafon,
Angela Allen / Vokal, Mellotron, Synth (ses düzenleyicisi)
John Glascock / Vokal, Bas Gitar, Bas Pedal
Paul Fenton / Davul, Perküsyon

28 Nisan 2019 Pazar

Faust - Fresh Air 2017




2017'nin sonlarında yılın en iyi albümleri diye liste yapmaya kalkıştığımda yeni çıkan bir çok albüm dinlemiştim. Bazılarını ilk dinlediğim andan itibaren beğenip listeme koymuştum. Bazılarını da dinledikten sonra silip yok etmiştim. Bazılarını da daha sonra dinlerim diye bilgisayarın içinde bir yerlere atmıştım. Sonraları tekrar ortaya çıkardığımda o albümleri teker teker baştan sona zevk alarak dinlemeye başladım.

Bir önceki yazımda Michael Rother'in albümünü yazarken son bir aydır doğru dürüst müzik dinlemediğimi yazmıştım. 4-5 albüm haricinde gerçekten müzik dinlemedim. Bir kaç akşam önce ise bilgisayardaki albümleri karıştırırken Faust'un bu albümü karşıma çıktı. O bir kaç gün içinde de albümü baştan sona en 10 kez dinledim. 

Faust, krautrock'ı az çok bilenler için tanıdık bir grup. En azından merak edenlerin krautrock diye aradığı zaman tür olarak değil, bir şarkı olarak karşına çıkar ve diğer albümleri bilinmese bile akılda bu parçayla kalıcı olur.

Sanırım ben de ilk dinlediğimde 'krautrock' parçasıyla yetinmişim ki diğer albümlerini anımsamıyorum. Son bir kaç gündür sürekli aynı albümü dinliyor olmamdan dolayı da pişman değilim. O dönem diğer krautrock gruplarına öncelik verdiğim için Faust grubunu unutmadım ama albümlerini dinlemeyi de ertelemiş gibi oldum. Şuan ise yepyeni bir müzik keşfetmişçesine zevk ile dinliyorum.


Faust, 1970'li yıllarda Almanya'dan çıkan bir grup olmasına ve pek popülerliği olmamasına rağmen şuanki grup üyelerinin çoğu farklı ülkelerden müzisyenler. Farklı ülkelerden olmaları müziğin niteliğini değiştirmiyor olsa da ortaya konan müziğin evrenselliğini gösterir niteliktedir. Faust yada grubu şuan için ayakta tutan davulcu Werner Diermeier ve bas gitarist Jean-Herve Peron ile birlikte müziğin evrenselliğini ve yaratıcılığını ön plana alarak grubu ayakta tutuyorlar.

'Fresh Air' albümü krautrock olarak adlandırılsa da ortaya konan müzik daha çok avant-gard atmosfere sahip. Bu atmosferin altında serbest caz, saykodelik, klasik müzik, funk, halk müziği (balkanlar ortadoğu) gibi birbirlerinden farklı türler ve armonik yapılar var. Bunların biraradalığı daha doğrusu hepsini bir araya getirip bambaşka bir müzik ortaya çıkarmak ise iki müzisyenin müziğe bakışı sayesindedir. 

Krautrock'da yenilik arıyorsanız, fransız tarzı avantgard'ı seviyorsanız, günümüzün anlamsız saçma sapan ve sürekli kendini tekrarlayan şablon müziklerden hoşlanmıyorsanız, Faust'un 'Fresh Air' albümü size ilaç gibi gelecektir. Yetmeyecek diğer albümlerini merak edip onları dinleyeceksiniz. O da yetmeyecek Faust benzeri grupları bulmaya çalışacaksınız. Ama aramayın, bulamazsınız.

Ben size iki grup vereyim; Flowers Must Die, Heliocentrics.

'Fresh Air' albümünde müzikal kalite yüksek olduğu kadar 'Fresh Air' adlı parçanın teması da sıradanlıktan öte. Her yerimizi saran fabrikalaşma, makineleşme sayesinde sağlıklı düşünebilecek yerlerimiz, yaşam alanlarımız tamamen yok oluyor. Şehirler insan yaratıcılığın sonuçlarından biri olması gerekirken; makineleşen, köleleşen insan yığınlarının yaşayıp öldükleri (yendikleri) örümcek ağlarına dönüşüyor. Faust grubu da haklı olarak hem insan yaratıcılığının önünün kesilmesine hem de makineleşen şehirlere isyan bayrağını müziğiyle acıyor.

2017'nin sonlarında en iyi albümler diye bir liste hazırlamıştım. Son bir kaç gündür bu albümü dinlemekten dolayı sanırım iyi ki yayınlamamışım diyorum. Yoksa böyle mükemmel ötesi bir albümü yok saydığım için üzülürdüm.

1. Fresh Air (live) (17.31)
2. Birds Texas (2.31)
3. Partitur (0.22)
4. La Poulie (6.38)
5. Chrorophyl (8.04)
6. Lights Flicker (5.40)
7. Fish (live) (11.25)

Süre : 52.11

Jean-Herve Peron / Besteci, Bas Gitar, Elektrik Gitar, Vokal
Werner Diermeier / Besteci, Perküsyon

Albüm katılanların nasıl katkıda bulunduklarını bilmiyorum. Sanırım Barbara Manning vokallerde yer alıyor. Diğerleri hangi enstrümanı çalıyor, internet üzerinden bilgi edinemedim. Ama Barbara Manning'in vokali bir çok rock vokalistinden çok daha iyi.

Maxime Manac'h
Barbara Manning
Braden Diotte
Juergen Engler
Michael Day
Robert Pepper
Ulrich Krieger
Ulrike Stöve
Ysanne Spevack 

23 Nisan 2019 Salı

Michael Rother - Flammende Herzen 1977



Yazı yazmayalı bir aydan fazla bir süre oldu. En son yazdığım yazıdan sonra yazmayı istediğim Michael Rother'in ilk albümüydü. Yazamadım, yazma isteği gelmedi. Üzerine bir çok albüm dinledim yazarım diye ama hepsini severek ve zevk alarak dinlediysem de hiç birine odaklanamadım. Bir ay öncesine bu gece geri döndüm. Kaldığım yerden, Michael Rother'in ilk albümünden devam ederim dedim.

Michael Rother, aynı Neu! grubundan arkadaşı Klaus Dinger gibi sürekli müziğin içinde olmuş bir isim ve hala daha müziğin içinde olmaya devam ediyor. Albümler yapmıyor olsa da, konserlerde yer alıyor.

Klaus Dinger'in Neu! grubu dağıldıktan sonra kurduğu La Düsseldorf'un ilk albümünü yazarken değindiğim krautrock'a tekrar değinsem Michael Rother'in müziği daha çok anlaşılır. Krautrock genel tanım içinde ağırlıklı olarak deneysel müzik olarak geçse de müziğin içi biraz farklıdır. Bu farkı ben ikiye ayırarak açıklamaya çalışıyorum. İlki saykodelik rock'a yakın türde olanlar; ikincisi, elektronik (avantgard) seslerin yoğun olduğu atmosfere sahip olanlar. İlkine örnek olarak Amon Düül II, Nektar, Guru Guru gibi gruplardır. Maalesef günümüzde devam edicileri çok azdır yada krautrock dendiğinde anımsanmaz. İkincisi ise sayılamayacak kadar örnekleri vardır ve müzik üretilmeye devam edilmektedir. Tangerine Dream, Can, Popol Vuh, Faust, Cluster ilk aklıma gelenlerden.

Klaus Dinger'in çalıştığı ve yarattığı gruplar gibi, Michael Rother'in çalıştığı gruplar ve solo albümleri de yukarıda örneğini vermeye çalıştığım krautrock'ın yaşayan tarafını oluşturuyor. 'Flammende Herzen' albümü de krautrock'ı anlamak için kolay yöntemlerden birisidir.
                                                   

Michael Rother, krautrock'ın efsaneleşen gruplarından Neu! kurulmadan önce Klaus Dinger gibi elektronik müzik denince akla gelen gruplardan Kraftwerk grubunda kısa bir dönem bulundu. Hemen ardından Neu! kurulduktan sonra albümlere yoğunlaşmaktan ziyade konserlere yoğunlaştılar. Çok konser vermelerinden dolayı albüm sayıları az olsa da, Michael Rother bir kaç yıl sonra Harmonia grubuna da dahil oldu. 1975 yılında Neu! dağıldıktan sonra ilk albümü, 'Flammende Herzen'i 1977 yılında çıkardı.

'Flammende Herzen' albümünü sanırım ilk kez geçen ay dinledim. 10 küsür yıl önce krautrock gruplarının çoğunu dinlerken Neu! grubunun albümlerini ve Michael Rother'in 'Sterntaler' albümünü de dinlemiştim. Hatta o dönem krautrock denince aklıma gelen ilk bir kaç isimden biriydi. Ancak daha farklı müzikler dinlemeye yönelince bu ilk albümünü dinlemeyi kaçırmışım.

'Flammende Herzen', Michael Rother'in ilk albümü ve ilk albümünde yardımcı olarak Can grubundan Jaki Liebezeit katılmış. Albüm yine Neu! Atmosferinde ama gitar çalışmaları daha çok duyuluyor. Bir sonraki albümü 'Sterntaler' da olduğu gibi Rother'in gitarı müziğe dramatik bir hava katıyor. Albüm baştan sona mekanik bir ritim üzerinde gidiyor olsa da biraz kendinizi verdiğininiz zaman Michael Rother'in ne yapmak istediğini anlayabilirsiniz.

Krautrock, günümüzde popülerliğini yitirmiş, 70'lerdeki gibi bilinen bir tür olmasa da dinleyene özellikle anlayana müzik hakkında çok şey katacak bir müzikal anlayış. Ki bu anlayış günümüz popülerleşmiş bir çok müzik türünün de temeli. Michael Rother ise Krautrock'ın oluşumunda çok değerli bir isim.

1. Flammende Herzen (07.03)
2. Zyklodrom (09.36)
3. Karussell (05.22)
4. Feuerland (07.06)
5. Zeni (05.09)

Süre: 34.11

Michael Rother / Gitar, Piyano, Bas Gitar, Synth
Jaki Liebezeit / Perküsyon

18 Mart 2019 Pazartesi

U. K. - U.K. 1978


Süper-grup olarak 1977 yılında kurulan U.K. grubu 70'li yılların son önemli projesiydi. 1980 yılına kadar iki stüdyo albümü ve bir konser albümü yayımlayan U.K., sonraki yıllarda da tekrar biraraya gelerek müzik yapmaya devam ettiler ancak stüdyo albüm çıkarmadılar.

Grubun ana kadrosu korunsa da, 90'lı ve 2000'li yıllarda genç müzisyenler de katıldı. 1977 yılında kurulan ve ilk albümü 1978'de çıkan U.K. grubunun kadrosu; Yes, King Crimson ve Genesis gruplarında davulda olan Bill Bruford; King Crimson ve Uriah Heep'de bas gitar çalan John Wetton;  ve yine King Crimson'ın Red albümünün konserlerinde gruba katılan, daha önceleri Curved Air grubunun üyesi ve Metamorphosis adlı parçayı 16 yaşında iken besteleyen Eddie Jobson. Son olarak gitarda ise Frank Zappa grubundan gelen ve Soft Machine grubunda da çalan Allan Holdsworth.


Grup son olarak 2013 yılında bir araya gelerek konserler verdi. 4 yıl sonra grubun kurucu üyelerinden John Wetton ve Allan Holdsworth aramızdan ayrıldı.

'U.K.' albümünde parçalarının hepsinde Eddie Jobson'ın imzası var. 'Alaska' (kendi bestesi) parçası haricindeki bütün parçalarda Eddie Jobson diğer grup üyeleriyle ortak çalışarak parçaları yazıyor.

Albüm 70'lerin son süper-grubunun ürünü olsa da, günümüzde U.K. parçalarını örnek alan bir çok modern progresif rock ve metal grubu (Dream Theater, Transatlantic) var. Bunda Eddie Jobson'ın elektrik piyanosunun ve John Wetton'un bas gitarının katkıları yadsınamaz.

8 parçadan oluşan albümde her bir parça virtüözlük gerektiren türden parçalar. Her parçanın eklektik bir yapısı olması nedeniyle de coverlanması yada bir benzerinin yapılması bir hayli zor. 

'In The Dead of The Night', bir sonraki yıl çıkan YES'in Drama albümünden 'Machine Messiah' gibi tamamen virtüözlüğe ve tekniğe dayanan parça. Chris Square ile John Wetton'u karşılaştırmak yersiz ancak en iyi bas gitaristler diye liste yapılsa her ikisininde bu parçayla varolması işten değil.

'By The Light of Day', bir kaç yıl sonra kurulacak olan ve John Wetton'un da orada müziğe devam edeceği Asia grubunun müzikal atmosferinin ön habercisi niteliğinde parça. Parçanın soloları ise tamamen Eddie Jobson'ın elektrik keman ve elektrik piyanosuna dayanıyor.

'Presto Vivace And Reprise', albümün en kısası olmasına rağmen müzikal anlamda en doyurucu parça. Eddie Jobson'ın elektrik piyanosu ise yıllar sonrasının Jordan Rudess'i gibi. Wetton ve Bruford ise 1974-75 King Crimson dönemini tekrar yaşatıyor.

'Thirty Years', Allan Holdsworth'un gitarını ilk kez canlı canlı hissetmeye başlıyorsunuz. Allan Holdsworth burada grubu rock'tan alıp caz'ın dünyasına götürüyor. Tahminim albümdeki en iyi solo kısmı buradadır.


'Alaska', Jobson'ın kendi albümlerinde kullanacağı new-wave tarzına alıştırma yaptığı bir parça. Dört buçuk dakika süren parçanın yarısı tamamen Jobson'un elektronik seslerinin kontrolünde. Diğer kısmı ise King Crimson avantgardlığında. 'Alaska' albümdeki bütün parçalar gibi şaşırtıyor.

'Time To Kill', pop şablonuyla hareketli bir şekilde başlıyor. Iki dakika sonrasında ise Jobson'ın virtüözlüğü ortaya çıkıyor. 'Thirty Years' ile birlikte en doyurucu soloya sahip ikinci parça.

'Nevermore', Holdsworth ile Jobson'un virtüözlüğünü tekrar birlikte gördüğünüz ikinci parça. Albüm genel olarak caz-fusion ve eklektik atmosferinde olsa da bu parçada senfonik yapıyı görerek grubun yaratıcılıkta sınır tanımadığını görebilirsiniz.

Albümün kapanış parçası, 'Mental Medication'. Grup üyelerinin hangi müziklerden beslendiklerini, müzikte ne yapmaya çalıştıklarını bu parçayla daha net anlarsınız. 60'lar ve 70'lerin pop(folk), caz, funk, avantgard ve klasik müziğin hepsi bir arada.

U.K. grubu'nun bu ilk albümünden sonra Bill Bruford ayrılacak yerine Frank Zappa'nın grubundan Terry Bozzio geçecek. Ve grup yine aynı kaldığı yerden devam edecek.

Albüm, grup uzun yıllar bir arada olmadığı için unutulanlar arasında kaldı. Ancak yine de progresif rock hayranları tarafından ve 70'lerin müziğini günümüzde yaşatmaya çalışanlar gruplar tarafından sıkça başvurulanlar arasında yer almaya hala devam ediyor.

1. In The Dead of The Night (5.38)
2. By The Light of Day (4.32)
3. Presto Vivace And Reprise (2.58)
4. Thirty Years (8.05)
5. Alaska (4.45)
6. Time To Kill (4.55)
7. Nevermore (8.09)
8. Mental Medication (7.26)

John Wetton / Bas Gitar, Vokal
Allan Holdsworth / Akustik & Elektrik Gitar
Eddie Jobson / Elektrik Keman, Klavyeler
Bill Bruford / Davul, Perküsyon

6 Mart 2019 Çarşamba

Amon Düül II - Tanz Der Lemminge 1971




Amon Düül II, 1960'ların sonlarında komün olarak kurulduktan bir süre sonra müziğin niteliğinde anlaşamadıkları için ikiye bölünen gruplardan bir tanesi. Amon Düül adıyla devam eden grubun ömrü uzun sürmeyecek ve dağılacaktır. Amon Düül II ise günümüzde de hala albüm çıkarmaya devam edecektir.

Bütün krautrock grupları gibi Amon Düül grubu da deneysellik ve doğaçlama üzerine kuruludur. Dolayısıyladır ki, bütün krautrock gruplarında avantgard bir atmosfer hakimdir. Grup ikiye ayrıldıktan sonra da ortaya çıkan müziklerde yine avantgard atmosfer hakimdir. Amon Düül adıyla devam eden grup ilk dönem krautrock'ına daha sadık kalırken, Amon Düül II grubu biraz daha saykodeliğe kayacaktır. Nitekim Amon Düül grubunun son albümü Popol Vuh atmosferinde bir albümdür. Ancak Amon Düül II grubu daha ikinci albümden itibaren özellikle İngiltere'de popülerleşen saykodelik müzikten beslenmeye başlamıştır. 'Tanz Der Lemminge' albümünde bu saykodelik izler yoğunluktadır.

Krautrock'ın bir çok tanımı yapılır. Bir çok kişiye göre progresif rock değil, hatta bir alt türü bile değildir. Onlar krautrock'ı kendi iç dinamikleriyle tanımlamaya çalışırlar ki, en doğru yaklaşımda odur. Çünkü dönemin avrupa ülkelerine bakıldığında İngiltere'de yapılan müzik başı çekerken bir çok ülkeden onları takip eden gruplar çıkmıştır. Ancak bazı ülkelerin bazı grupları ise kendi kültürlerinden ve halk müziklerinden etkilenerek müzik yapmışlardır. PFM, Area, Banco, Le Orme gibi italyan grupları kendi halk ezgilerini kendi müziklerinde kullanmışlar ve böylelikle italyan progresif rock'ı diye bir tanım ortaya çıkmıştır. Aynısı Türkiye'de de olmuş, türk halk ezgileri ile saykodelik atmosfer birleştirilerek Anadolu rock oluşmuştur. İspanya'dan endülüs rock, Fransa'dan Zeuhl tarzı gibi İngiltere merkezli progresif rock'tan bambaşka müzikler oluşmuştur.

Krautrock, bir çok avrupa ülkesinden çıkan farklı türlerden çok daha farklı bir tür. Bu bir çok ülkeden grupların İngiltere merkezli rock'ı takip etmelerinden dolayı saykodelik atmosfer ve blues şablonu ağırlıktadır. Krautrock'da ise bunların izlerine yok denecek kadar az rastlanır. Amon Düül II dahi özellikle Pink Floyd'un saykodelik atmosferinden etkilenirken ortaya çıkardıkları müzik benzersizdir.

Krautrock'ı ben ikiye ayırıyorum.

İlki elektronik ağırlıklı krautrock, diğeri saykodelik ağırlıklı krautrock. Elektronik ağırlıklı krautrock gruplarının bir kısmı bir süre sonra elektronik müziğin öncüleri olmuşlardır. Diğer kısmı ise aynı atmosfer üzerinden üretmeye devam etmişlerdir.


Saykodelik ağırlıklı krautrock grupları ise 70'lerde varolduktan bir süre sonra müzikteki etkileri dönemin bir çok saykodelik rock gruplarında olduğu gibi yok oldu.

Ancak döneminde Almanya'dan çıkan her grup krautrock grubu değildir. Örneğin Eloy, Novalis, Grobschnitt, Triumvirat, Birth Control krautrock olmayan grupların başında geliyor.

Bir krautrock grubu olan Amon Düül II'de etkisi yok olan grupların başında geliyor. Tangerine Dream, Can, Kraftwerk gibi gruplar müzik üretmeye ve müziğe yön vermeye devam ederken, Amon Düül II, Faust gibi gruplar hala müzik üretmeye devam ediyorlar olsa da, yeni dönem müziğin üzerindeki etkileri yok denecek kadar az değil, yoktur.

'Tanz Der Lemminge', Amon Düül II grubunun en farklı, daha doğrusu en benzersiz albümü. Diğer albümlerinde ağırlıkta olan doğaçlamaya bu albümde çok fazla başvurulmuyor. Parçalar içinde deneysellik az iken albümün içine dağılan hemen hemen her parça da etkisi hissedilen farklı türlerden ezgiler ve ritimler biraraya getirilmiş gibi duruyor.

Amon Düül II'nin ilk albümlerini de dinlediyseniz, albüm size çok yabancı gelmez ancak çok farklı sesler duyacağınız için bir çok parça ilginç gelebilir. 17 parçadan oluşan albümün 10'dan fazla parçası çok kısa denecek türden ve her biri birbirinden bir hayli duygu yoğunluğuna sahip.


Albümde en çok dikkatinizi çekecek olan 'The Marylin Monroe-memorial-Church' parçası. Parça Pink Floyd'un Ummagumma albümünün içinden fırlayıp bu albüme düşmüş gibi duruyor. Tabi albümün içine düşerken minimalist bir atmosfere bürünüyor. Eğer parçayı severseniz, aynı avantgard atmosferi ve minimalist yaklaşımı Tangerine Dream'in 'Zeit' ve Popol Vuh'un 'Hosianna Mantra' albümlerinde de bulabilirsiniz. Her üç grupta Pink Floyd'dan etkilenirken aynı dönem, Pink Floyd'da onlardan etkilenmişlerdir.

'Tanz Der Lemminge' albümü Amon Düül II grubunun en az bilinen ve dinlenen albümlerinden biri olmasına rağmen müzikalite açısından bir daha tekrarlanamayacak düzeyde kaliteli bir albüm. Bazı albümleri ve bazı grupların yaptıkları müzikleri bir zamana sığdıramadığım için zamanın ötesinde diye tanımlamışımdır. 'Tanz Der Lemminge' albümü de benim için onlardan bir tanesidir.

1. In The Glassgarden (1:39)
2. Pull Down Your Mask (4:38)
3. Prayer To The Silence (1:04)
4. Telephonecomplex (8:23)
5. Landing In A Ditch (1:12)
6. Dehypnotized Toothpaste (0:52)
7. A Short Stop At The Transylvanian Brain-Surgery (5:00)
8. Little Tornadoes (2:08)
9. Overheated Tiara (1:46)
10. The Flyweighted Five (1:26)
11. Riding On A Cloud (2:33)
12. Paralyzed Paradise (3:07)
13. H.G. Wells' Take Off (1:22)
14. The Marylin Monroe-Memorial-Church (18:03)
15. Chewinggum Telegram (2:42)
16. Stumbling Over Melted Moonlight (4:34)
17. Toxicological Whispering (7:47)

Chris Karrer / Gitar, Keman, Vokal (2,4)
John Weinzierl / Gitar, Piyano, Vokal (12)
Falk Rogner / Org, Elektronikler
Kalle Hausmann / Elektronikler
Lothar Meid / Bas Gitar, İkili Bas, Vokal (7, 11)
Peter Leopold / Davul, Perküsyon, Piyano
Renate Knaup-Krötenschwanz / Vokal (11)

Konuklar
Jimmy Jackson / Org, Kilise Orgu, Piyano
Al Gromer / Sitar
Rolf Zacher /Vokal (13)

1 Mart 2019 Cuma

Tusmorke - Hinsides 2017




Geçen yıl çıkan albümlere çok odaklanamadım ancak yine de önüme çıkan bazı albümler gerçekten iyiydi. Dinlediklerimin arasından yılın albümü diyebileceğim iki albüm vardı. Birincisi 40 yıl sonra kalitesinden ödün vermeden mükemmel bir albüm çıkartan Bubu'nun 'El eco del sol' adlı albümü diğeri ise dinlemekten kendimi alıkoyamadığım Tusmorke'nin 'Fjernsyn i farver' idi. Tusmorke'nin albümünü Bubu'nun albümüne kıyasla daha fazla dinlediğim için sanırım yılın albümü Tusmorke grubuna ait olabilir.

2017 yılında da bloğa koyayım diye bir liste hazırlamaya çalıştığımda 50'nin üzerinde albüm dinlemiştim. Aralarından sadece 30'u dikkatimi çekmişti. Listeyi hazırladım ancak her albüme bir kaç cümle yazayım diye düşündüğümden ve yazıp bitiremediğimden listeyi yayımlamadım. O listede 2018'in en iyisi diye söylediğim Tusmorke'nin 'Hinsides' albümü de vardı. Aynı yıl çıkardıkları diğer albümü tamamıyla dinlemediğim için o albüm hakkında bir şey diyemem.

Tusmorke, 2009'da biraraya geldiklerinden 3 yıl sonra ilk albümlerini çıkardılar. İkinci albümlerini ilk albümden iki yıl sonra Wobbler'in kurucusu Lars Fredrik Froslie'nin katılımıyla 2014'de çıkardılar. Aynı gruptan davulcu da aynı ikinci albümde gruba dahil oldu. 2012'den 2017 yılına kadar toplamda 3 albüm çıkaran Tusmorke, 2017 ve 2018'de ikişer albüm çıkardılar. 2018'de çıkan albüm benim dinlediklerimin arasında en iyisi olurken, 2017'de çıkan 'Hinsides' albümü de en iyi albümlerden biri oldu.

Tusmorke'nin 2018'deki albümü diğer albümleri gibi saykodelik ve folk ağırlıktaydı ama fazlalık olarak senfonik atmosfer içindeydi. O yüzden yazın yazdığım yazıda söylediğim böyle hali daha iyi olmuş hatta Wobbler'in yanına yaklaşmıştı demiştim. 'Hinsides' albümünde de senfonik atmosfer yoğunlukta ama 'Fjernsyn i farver' albümü kadar değil.

'Hinsides' albümünde aynı yıl çıkan ve konsept bir albüm 'Byryda'da olduğu gibi bazı çocuksu yanlar var. Albümün açılış parçasının başlangıcında ve devamında olan çocuksuluk gibi.


Tusmorke, müzikal olarak 70'lerin Black Sabbath'ının karanlık tarafını alırken müziğin içine norveç  halk ezgilerini koyarak 7 albüm yaptı. Her albümde Black Sabbath karanlığı olduğu kadar halk ezgileri de yer tuttu. Senfonik bir atmosfere bürünmesi de Lars Fredrik Froslie'ye ait.

Grup üyeleri, Lars hariç, müziği eğlenerek yaptıkları için kendilerine birer takma ad bulmuşlar. İlk albümünü yazarken farketmiştim ad koyduklarını ve aklıma alman Grobschnitt grubu gelmişti. Grobschnitt grubu üyeleri de müziğe başladıkları andan itibaren kendilerine takda ad koymuşlar ve müziklerini de kasmadan yada birilerine sevdireceğiz diye yapmamışlardı. Her iki grubunda mentalitesi birbirine yakın. Grobscnitt kendi döneminde saykodelik ve senfonik yapılı müzikleri temel alıp albümlerini yaparken Tusmorke'nin müziği saykodelik, halk müziği ve senfonik yapılı.

'Hinsides' albümü 5 parçadan oluşurken ilk 4 parçada halk müziği ve saykodelik ağırlıkta. İlk 4 parçanın sonuncusunun sonunda (Lyssky Drom) senfonik yapıya dönüyor ve bir nevi ağıt olan son parça da ise tamamen senfonik bir hal alıyor.

'Lyssky Drom', bu parça hakkında bir şeyler yazmasam olmaz. 70'lerin progresif gruplarından ve geçen yıl yeni bir albüm çıkararak hala varolduğunu belirten Renaissance tarzında bir parça, 'Lyssky Drom'. Renaissance grubu müziğini klasik müzik üzerinden yaparken Tusmorke bunu halk müziği üzerine oturtarak yapıyor. Parça çok yavaş akmasına rağmen klasik müziğin etkisini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Albümün özeti, albüm kapağınında özeti biçimindeki 'Sankt Sebastians Alter' adlı parça ortaçağ Norveç'indeki ölüm, cenaze ritüelinin konusuna sahip. İlk dört parçadaki gibi saykodelik, folk ezgilerine sahip olsa da, aynı yıl çıkan Wobbler grbunun albümünden çok da farklı olmayan 23 küsür dakikalık şaheser. Parçanın senfoniğe kaymasında sanırım Wobbler grubununun kurucusu ve davulcusunun payları azımsanmayacak kadar çok.

2018'deki ilk albümleriyle yıl içinde en çok dinlediğim yeni albümlerden olan Tusmorke grubu bu albümüyle de benim için 2017'nin en iyi albümlerinden birisine sahip.

1. Hjemsøkte Hjem (5.20)
2. I Feel Like Midnight (I Dream I'am Awake) (5.15)
3. Rykende Ruin (7.07)
4. Lyssky Drøm (6.11)
5. Sankt Sebastians Alter (23.35)

Süre : 47.28

Benedikt Momrak 'Benediktator' / Perküsyon, Vokal, Glockenspiel, Bas Gitar
Lars Fredrik Froslie / Grand Piyano, Klavnet, Hammond, Minimoog, Mellotron
Kristopher Momrak 'Krizla' / Vokal, Flüt, Perküsyon
Martin Nordum Kneppen 'Hlewagastir' / Davul, Perküsyon

Konuklar

Dreymimaor / Flüt, Boynuz, Geri Vokal,
Ole Jorgen Benedictow / Konuşmalar (5)
Martin Oby / Konga (2)

25 Şubat 2019 Pazartesi

Deluge Grander - Ocenanarium 2017



2017'nin en güzel albümlerinden birisine Deluge Grander grubuna ait. 10 yıldan uzun süre önce 70'lerin mantığıyla müziğe başlayan Dan Britton öncülüğündeki grup, her albümüyle geçmişi unutmamayı, günümüzde ve gelecekte de bu müziğin devam edilebileceğini bir nevi ispat ediyor.

2001 yılında kurulan bir caz rock grubunda gitarist olarak başlayan Dan Britton, bu grupla ilk albümünü 2005 yılında çıkartır. Aynı gruptan davulcu ile birlikte Deluge Grander adlı grubu kurar ve bir yıl sonra kendi grubunun ilk albümünü çıkartır. 2 yıl sonra ise ikinci proje grubu Birds and Buildings adlı grup ile bir albüm daha çıkartır. İçinde bulunduğumuz yıla kadar da toplamda 6 albüme imza atar.

Deluge Grander, Dan Britton'un klavyler üzerindeki hakimiyeti üzerinde ortaya çıkan albümlere sahip(idi). Diğer grubunda(Birds and Buildings), enstrümanlar eşit bir şekilde paylaşılarak caz'dan folk'a, klasik müzikden avantgard'a kadar bir çok müziğin görüntüsü altında daha enerjik ve koatik müzik ortaya koyarlar.

Büyük sel anlamına gelen Deluge Grander, ilk albümüyle grup adının hakkını vermişti. Çok yoğun klavye çalışmalarına hakim olan, kullanılan klavyeler sel baskını efekti gibiydi, ilk albümdeki atmosfer 2. ve 3. albümlerinde de devam etti. Ancak benim için 2. ve 3. albümlerinde var olan yoğun klavye atmosferi ilk albümü kadar başarılı değildir. Bu albüm ise ilk 3 albümün hiçbirisine benzememektedir.

'Oceanarium' albümü, Deluge Grander projesinin devam albümü olsa da, ortaya çıkan atmosfer Birds and Buildings projesindeki atmosferle içiçe geçmiş gibidir. Albümde Birds and Buildings albümlerinde ortaya çıkardıkları atmosfer ve müziğin içine yerleştirdikleri avantgard hava, folklorik sesler ve serbest caz gibi bir şablona oturtulamayan yapılar fazlasıyla mevcuttur. O yüzden bu albüm için iki proje grubunun ortak çalışması diyebilirim.

'Oceanarium' Deluge Grander'in 2 ve 3. albümleri kadar kısa değil, tam tersine iki katı uzunluğunda. Ve albümde bulunan parçaların her biri birbirinden bağımsız ve herhangi bir şablon üzerine oturtulmamıştır. Deluge Grander projesinde kullandıkları senfonik yapı yoğun olarak varken ilaveten Birds and Buildings'de kullandıkları caz, avantgard ile müzik bambaşka yerlere gidebilmektedir.

Albüm içinde 70'lerin ağır etkisinin yanında King Crimson, Genesis, YES gibi dönemin bilinen ve müziğe yön vermiş gruplarını hissettiğiniz kadar, bilinmeyen ama yön veren grupları da görebilirsiniz. Birds and Buildings albümlerinde Magma, Soft Machine ve Univers Zero etkisi bu albümde de yer bulmuş.

'Oceanarium' klavyeler öncülüğünde senfonik bir atmoferin içine yerleştirilmiş caz, avantgard öğelerle orkestral bir atmosfere bürünüyor. 2017'nin en iyi albümü olmasa bile, Wobbler'in albümü gerçekten taklit edilemez bir düzeyde, en kaliteli albümlerinin başında geliyor.

Albümdeki favori parçalarımdan ilki; uzak doğu ezgileri, folklorik sesler, avantgard atmosferi ve Steve Howe benzeri elektrik gitarıyla 'Finding a Shipwreck in a Valley in an Ocean'. Bir diğeri; Tangerine Dream'in senfonik yapıyı kullandıkları albümlerindeki atmosfere, caz ve klasik müziğin koyulmuş haliyle 'Marooned and Torn Asunder'. Özellikle bu parçanın sonunda olan atmosfer ve  gitar solo 'Lilly on The Beach' albümünü anımsatıyor.

Ve 'The Blunt Sun and the Hardened Moon'. Zeuhl müziğin yaratıcısı Magma eğer senfonik bir albüm yapmaya çalışsaydı muhtemelen bu parçaya benzer bir albüm çıkartırlardı. Caz-füzyon, serbest caz, canterbury (caz olanı), folklorik sesler öyle güzel harmanlanmış ki müzikal zevkinizde bambaşka bir deneyim sahibi oluyorsunuz.

Popüler, bolca fanları olan gruplar kadar bilinmiyor, tanınmıyor hatta önemsenmiyor olsa da, hem 70'ler müziğini sevenler için hem de günümüz müziğinde izlerini görmek isteyenler için muhteşem bir albüm.

1. A Numbered Rat, a High Ledge, and a Maze of Horizons (11.31)
2. Drifting Inner Skyline Space (8.27)
3. The Blunt Sun and the Hardened Moon (15.25)
4. Finding a Valley in a Gray Area on a Map (3.24)
5. Finding a Shipwreck in a Valley in an Ocean (6.19)
6. Tropical Detective Squadron (14.09)
7. Marooned and Torn Asunder (8.05)
8. Water to Glass  The Ultimate Solution (12.28)

Dan Britton / Klavyeler, Akustik & Elektrik Gitar
Brett D'anon / Bas Gitar, Elektrik Gitar
Patrick Gaffney / Davul

Konuklar
Dave Berggren / Elektrik Gitar (6)
Corey Sansolo / Trambon (1)
Denis Malloy / Bas Klarnet (1-3,8)
Steve Churchill / Oboe (1,7)
Brain Falkowski / Saksafon (3), Flüt (4,5), Klarnet (8)
Neil Brown / Trampet / (2,4,5,8)
Zack Stachowski / Keman (4,5)