Bu Blogda Ara

17 Ağustos 2018 Cuma

Cai - Noche Abierta 1980



Cai'nin ilk albümünü dinlediğimde uğradığım şaşkınlık üzerine yazdığım yazıda, 70'lerde  İspanya'dan çıkan grupların kendilerine özgü müzik anlayışlarının Andalus rock olarak adlandırıldıklarını belirtmiştim. Aynı yazıda 2 yıl önce Triana'yı ilk dinlediğimde Andalus (endülüs) rock adıyla tanıştığımı da söyleyip, bundan sonra 70'ler İspanya'sının, aynı bizim ülkemizde olan Anadolu rock gibi bir rock müzik anlayışına sahip olduğunu bilinçaltıma yerleşmiştim.

70'lerin bu İspanyol gruplarını Andalus rock diye adlandırırken örnek verdiğim Anadolu rock ile karşılaştırma yapmak gerekiyor. Her iki ülkenin müzisyenleri ve grupları kendilerine özgü halk müziği enstrümanlarını kullanırlarken hem kendi yerel hem de ulusal halk ezgilerini kullanırken benzerlik gösteriyorlar. Ancak her iki tarafta halk ezgilerini kullanırken İspyanyollar bunu müziklerine senfonik bir yapıda sunarken, biz yani Türkler saykodelik rock'ı kullanarak yapıyoruz. Aralarında gördüğüm en büyük fark bu'dur.

Tabi 70'lerin başlarında müzik yapan İspanyol Smash grubunu saymazsak; keza Smash grubu da o dönem Türkler gibi saykodelik rock'a benzer bir müzik yapıyorlardı.

Ancak Smash grubu; Triana, Mezquita, Cai gibi Andalus rock deyince akla gelenler arasında değildir

Cai'nin ilk albümünü dinlediğimde başta da belirttiğim gibi, şaşırmıştım. İngilizlerin, Amerikalıların, hatta kuzeylilerin ve hatta Afrikalıların folk ezgilerine aşinaydım. Cai ile bu daha da  folk müziğe ve ezgilerine aşinalığım daha da arttı. Aslında 2 yıl önce Triana ile aşina olmuştum ama sanırım Cai son noktayı ilk albümüyle koydu. İkinci albümü olan 'Noche Abierta' ise bu durumun tavan yapmasına neden oldu.


Artık flamenko gibi çok orjinal bir halk ezgilerinin rock formatı müziklerde bulunmasını yadırgamıyorum. Daha da fazlası büyük bir zevk alıyorum. Hem İspanyol müziğinden hem de rock'ın progresif halinden.

'Noche Abiento', ilk albümdeki enerjik caz-rock hallerinin tersinde bir yol izlenerek hazırlanmış bir albüm. İlk albümdeki gibi parçalar uzun değil, kısadır. Halk müziklerindeki sınır tanımamazlık Cai tarafından hem ilk albümünde mükemmel kullanıldığı gibi ikinci albümününde de bundan vazgeçmiş gözükmüyorlar.

Albümünün tamamını dinlediğinizde sizi günümüz İspanyasına götürdüğü gibi ortaçağ İspanyasını da gidebilirsiniz. Özellikle ilk iki parçadaki folkik müzik formatı, İspanyol halkının Latin Amerika kültürünü 500 yıldır nasıl disipline ettiğinin kültürel göstergesidir. 

Tahminimce albümün en güzel parçası 'Alegrias de Cai'. Caz'ın, caz-rock'ın folk müzik ile buluşması ve synth'in mükemmel bir altyapı sunması; parçayı Camel, Caravan gibi Canterbury ekolünün en önemlileriyle rekabet haline sokuyor. Sadece bu parçasıyla değil, albümün genel havasıyla; caz, folk, senfonik sesler ile Cai, 1980 yılından anımsanabilecek bir başyapıt çıkartıyor.

İki yazı öncesi Cai grubunun ilk albümünü yazmıştım. Hemen ardından bu albümü de yazacaktım ancak bazı nedenlerden dolayı geçikti. İki gece önce de araya sıkışan bir grup oldu, On The Raw. On The Raw'da İspanyol bir gruptu ancak onlar günümüz modern ve 70'lerin genel anlamda caz-füzyon müziğinin devamcısı niteliğinde bir albüm yapmışlardı. On The Raw'ı bir önceki yazıda profesyonel müzisyenlerin müziği diye belirtmiştim.

Şimdi de aynısını Cai grubu için söylüyorum.

Gerçek anlamda profesyonel müzik insanlarının işlerinden birisini görmek istiyorsanız, 'Noche Abierta' albümü kusursuz bir örnek.

1. Sone Contigo (3:55)
2. Despertar (4:34)
3. Alegrias de Cai (5:08)
4. Noche Abierta (4:05)
5. Extrana Seduccion (6:34)
6. La Fabula (3:56)
7. La Roca del Diablo (8:05)

Süre : 36:21

Diego Fopiani / Davul, Perküsyon, Vokal 
Jose Fernandez Mariscal / Elektrik Gitar
Francisco Delgado Gonzalez / Gitar
Sebastian Dominguez Lozano / Klavyeler, Piyano, Synth (ses düzenleyicisi)
Jose Velez Gomez / Bas Gitar, Vokal


15 Ağustos 2018 Çarşamba

On The Raw - Big City Awakes 2017



Geçen yılın son iki ayında yeni yıl için liste hazırlamak için 100'lerce yeni çıkmış albüme baktım. Bir çok albümü fazlasıyla çok beğendim ve dinledim. Bazılarını da blogumda yazdım. Hatta 2017'nin en iyileri diye bir listede hazırladım (Hala bilgisayarımın içinde duruyor).

Ancak o dönem gözden kaçırdığım bazı albümler olmuş, On The Raw albümü de onlardan biri. İlk bir cumartesi evi temizlerken açtım dinlerim diye. Sonra da temizliği yarım bırakıp akşam için aldığım biraları müzik eşliğinde içmeye başladım. Gerçi sonra temizliği bitirdim ama albümün etkisiyle normalde içmem gereken bira limitinin üzerine çıktım.

On The Raw, İspanya'nın yeni dönem gruplarından. Bir önceki yazımda kullandığım ispanya'ya özgü Andalus rock tarzında bir müzik anlayışlarına sahip değiller. Grup daha çok caz-fusion, canterbury etkisinde bir grup.

İlk dinlediğimde, temizlik yaparken bırakıp akşam için aldığım biraları içerken, çok etkilediği için hemen albümün bilgilerine eriştim. Grup bilgilerine bakarken Jordi Amela adı dikkatimi çekti. Sonra anımsadım, Jordi Amela benim 2015 yılında kapattığım facebook hesabımda arkadaş olarak ekliydi. Adı aklımdaydı ama müzisyenliği hakkında bilgim yoktu. Ki eski hesabımda o kadar çok kişi vardı ki, 2500'ü geçtiğini anımsıyorum, kim müzisyen kim prog hayranı bir fikrim yoktu. Elbette bazı kişileri biliyordum ama çoğunluk hakkında bir şey diyemem. Örneğin Stefano Testa vardı, 2009 yada 2010, Arjantin'li bir prog hayranı 'bunu dinle' diye Stefano Testa'yı önermişti. Geçen yıl aklıma gelince ilk albümünü yazıp bloğuma koymuştum.

Geçen ay yazdığım yazı internette denk gelmiş, kendi facebook sayfasında paylaşmış. Böyle şeyler yazılınca mutlu oluyorum diye. 

Gruba dönelim. On The Raw, İspanya'nın yeni kaliteli gruplarından biri. Yukarıda belirttiğim gibi klasik İspanyol prog gruplarına benzemiyor. Gerçi 2000 sonrasının bir çok grubu 70'lerin havasından çok uzaklarda müzik yapıyorlar ama On The Raw onlardan bir hayli farklı. Caz tınılarını çok iyi kullanmaları günümüz müzik gruplarına değilde, 70'lerin müzikal atmosferine götürüyor. Özellikle Jordi Amela'nın klavye ve synth (ses düzenleyici) kullanımı bazı parçalarda bana Camel, Caravan gibi Canterbury ekolünü anımsatıyor.

Bir başka öne çıkan ise saksafon kullanımı. Daha önceleri çok severek dinlediğim smooth caz (artık pek dinlemiyorum) gruplarında kullanılan biçimde bu albümde kullanılmış. Doyurucu bir tonu var ama kulağa aşırı melodik geliyor. En azından şu yaşımda bu yıl içinde. Genel olarak ifade edersem, saksafon kullanımı profesyonelce.

Geri kalan bas, davul, gitar ise hem 70'lerin hem de günümüzde devam eden bir çok caz-rock grubu tarafından kullanılan biçiminin profesyonel şekliyle çalınıyor. On The Raw grubu gerek enstrüman hakimiyeti ve kullanılımı, gerek parçalarda ki kompoziyonları kusursuzdur, hatta mükemmele yakın duruyor.

Hem 70'leri anımsatması hem de günümüz modern prog denilen progresif rock müziğine alternatif bir atmosfere yaratması, grubu gözümde daha da değerli yapıyor. Özellikle içinde bulunduğumuz yaz aylarında bütün enstrümanlarının enerjik havasıyla müzik zevkinizi daha da arttırıyor.

On The Raw grubunu gözden kaçırdığım için geçen yılın aralık ayının son günlerinde hazırladığım listeye koymamıştım.

Ancak daha sonra başka nedenlerden ötürü bir türlü yayınlamadığım o listeye nisan ayında keşfedince tekrar ekledim. Şuan ise o liste 3-5 değişikle sadece yayınlanmayı bekliyor.

Elbetteki On The Raw'ın da içinde yer alıyor. Geçtiğimiz yılın en iyi albümlerinden biri olan On The Raw dinlenilmeyi hak ettiği kadar, modern prog denen acüzeliğe de çok güzel bir cevap oluyor.

1. Big City Awakes (9:58)
2. Roller Coaster (5:13)
3. Day 49 (7:46)
4. On The Raw (7:39)
5. Caravan (6:21)
6. Dreams In A Box (5:39)
7. Everything Will Come (7:35)
8. Two Steps From Glory (5:56)
9. Looking For Mr. Hyde (9:39)

Süre : 65:46

Jordi Amela / Klavyeler
Jordi Prats / Gitarlar
Pep Espasa / Saksafon, Flüt
Toni Sanchez / Bas Gitar
Alex Ojea / Davul

Misafir müzisyenler
- Elia Piera / Vokal
- Eulalia Rosa / Vokal
- Iris di Cassi / Vokal
- Paula Sánchez / Vokal
- Uri Mas / Vokal

3 Ağustos 2018 Cuma

Cai - Mas Alla de Nuestras Mentes Diminutas 1979




Daha önceleri de ispanyol progresif rock grupları dinlemiştim ama beni en çok etkileyen iki yıl önce tanıştığım Triana grubu olmuştu. Triana ile tanıştıktan sonra ispanyolların bu rock müziğine bir de ad bulduklarını öğrenmiştim.

Andalus Rock. Andalus(endülüs) rock ise bizim Türkiye'de 70'li yıllardan bildiğimiz Anadolu rock'a benzer bir anlayışla yapılan bir rock türü. 


70'lerde Türkler nasıl rock müziğe halk ezgilerini koyarak parçalar ortaya çıkardılarsa, İspanyollarda benzer şekilde kendi kültürlerinde olan flamenko, kuzey afrika halk ezgileri gibi folklorik sesleri ve melodileri kendi müziklerine entegre ediyorlardı. 

Cai grubu da bu ilk albümlerinde kullandıkları flamenko ezgileri ile Andalus rock türüne bir örnek oluşturuyor. Ancak andalus rock denince anımsanması gereken ilk grup, Triana gibi ağırlıklı olarak halk müziği etrafında dolaşmayıp, caz-rock üzerine yoğunlaşıyorlar. Albüm senfonik bir yapıda olsa da, caz-rock etkisini başlangıcından albümün bitimine kadar hissettiriyor. 

İlk parçada synth kullanımı ile space rock temeline oturtuluyor. Sonrasında ise vokal kullanımı ve flamenko melodileriyle ayet kısmını tamamlamışlar. Son 3 dakikasını ise Canterbury tarzı caz melodileri ve enstrüman doğaçlamalarıyla bitiriyorlar. 

İkinci parça 'Alameda' ise 70'lerin başlarını anımsatan klasik rock balat parçalarından bir örnek. Çok sakin giden parça; ki albümün en sakin, durağan yeri; sonlarda güzel bir caz gitar solosuyla son buluyor. 

'Solución A Un Viejo Problema', ise, caz rock enerjisiyle başlıyor. Parça o kadar eklektik bir yapıda ki sanki uzun bir komposizyonun bir bölümünü dinliyor gibi hissediyorsunuz. Caz'ı bu kadar rahat bir şekilde kullanan grup sayısı bir hayli azdır. Caz-rock'ın etkisi azalmaya başlayınca karşınıza flamenko ezgileri ve acımsı tonlarıyla vokal karşınıza çıkıyor. Son bölüm ise İtalyan caz rock devi Area'yı anımsatan melodiler ile devam ederken, parçanın finalini yine acımtırak vokaliyle bitiriyorlar.

'Pasa Un Dia' ilk bölümü ile grup, hırçın vokalleri ve space rockvari synth kullanımıyla Eloy'un caz haline gelmiş hali gibi duruyor. Devamında gelen organ solosu ise Jon Lord'un sololarını anımsatmıyor değil. Son olarak da yine flamenko ezgilerini de işin içine adapte ediyorlar. Parçanın, dolayısıyla albümün sonuna bir davul soloyu da ekliyorlar. 

Akdeniz insanın sıcakkanlılığı, Cai grubunun müziklerine enerjik olarak yansıyor. 

Eklektik yapıdan, caz-rock'dan ve enerjik seslerden hoşlanıyorsanız, Cai grubunun bu ilk albümüyle müzik zevkinin derinlerine inebilirsiniz.

1. Mas Alla De Nuestras Mentes Diminutas (9:20)
2. Alameda (6:05)
3. Solución A Un Viejo Problema (7:16)
4. Pasa Un Dia (10:53)
5
Süre : 33.48

- Diego Fopiani / Davul, Perküsyon, Vokal
- Francisco Delgado Gonzalez / Elektrik Gitar
- Sebastian Dominguez Lozano / Klavyeler, Synt (ses düzenleyicisi)
- Jose Velez Gomez / Bas Gitar, Vokal

27 Temmuz 2018 Cuma

Philip Catherine - Babel 1980



Tevrat'ın bir bölümünde 'Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı' diye başlayan ayet dizisi, tanrıya daha yakın olmak için Babil Kulesini kurmaya çalışan insanları, o yoldan geri çevirmek için Tanrının nasıl dillerini değiştirdiğini anlatır.

Philip Catherine de müziği; insanların en önemli, birincil iletişim aracı olan dile benzeterek Babel albümünü yapar. Tabi ortadoğu mitolojisinin anlattığından biraz daha farklı olarak olaya bakar.


Sanırım Philip Catherine Babil'de Tanrının bir çeşit lanetiyle dillerin ayrılarak bambaşka diller ortaya çıkmasını müzik açısından çok farklı değerlendiriyor. Tek dilin ayrılarak bir çok dillere bölünmesinin, bambaşka diller ve kültürler ortaya çıkmasını temel düşünceye alaraki yaptığı müzik işini de buna benzetiyor.

1960'larda başladığı müziğe, ilk albümünü 1970 yılında yapıyor. 1970'liş yıllarda bir çok ünlü isimle birlikte çalışmalar yapar. Buna 80'li, 90'lı, 2000'li ve günümüzde de devam eder. 10'larca hatta 100'lerce birlikte müzik yaptığı adlardan bazı önemlileri(en azından akılda kalıcı olması için); Larry Coryell, Chet Baker, Focus, Jean Luc Ponty. 1993'deki Erkan Oğur'un albümünde çalıştığını belirtirsem sanırım yazıyı okuyan bir Türk'ün aklından çıkacağını sanmam. Aynı albümde Bülent Ortaçgil ve Arto Tunçboyacıyan'da vardır. Philip Catherine'nin yanında bulunmuşlardır.


'Babel', Philip Catherine'nin 3. albümü. Yazmak için 3. albümü seçmemin sebebi ise, bas gitarda Jannick Top'un olması. Zeuhl gibi kendine özgü bir müzik türünü yaratan Magma grubun bas gitaristliğini yıllarca üstlenmiş ve üstlenmeye devam eden Jannick Top.

Jannick Top'un yaratıcılığını yada bas gitar'daki kabiliyetini gösteren en iyi parça da yine Magma grubunda iken bestelediği 'De Futura' parçası. Aynı müzikal atmosferle 2000'li yıllarda bir albüm yaptı. 'De Futura'yı merak edip dinlerseniz, 2000'li albümlerine de bakın.

Jannick Top dışında albüm için yardımlarını istediği ikinci kişi Jean Claude Petit. Petit, Fransız sinemasının önemli besteci ve aranjörlerinden. 2000 yılı çıkışlı 'Lumumba' filminin müzikleri de Petit'e ait. Davulda ise 1960'ların başından beri müziğin içinde olan; Sting,  Tina Turner, Jean Luc Ponty, Patricia Kaas gibi ilk söylendiğinde hemen akla gelen adlarla müzik yapmış ve günümüzde de müzik yapmaya devam eden Andre Ceccarelli.

Babel albümü de müzikal anlamda 70'li yılların klasik caz füzyon'unu yansıtıyor. Albüme adını veren parça bas gitarıyla (Jannick Top) dönemin önemli caz gruplarından Weather Report ve oryantal sesleriyle Al Di Meola'nın müziklerini anımsatıyor. 'Janet' parçası (sanırım janet Philip Catherine'nin kızı çünkü parçada geçen çocuk sesleri var ve seslendirenlerden biri janet) da caz orkestralarının çokça çaldığı türden bir parça. Senfonik, deneysel ve caz görünümlü 'Janet' albümü ayakta tutuyor.

'Riverbob' parçası ise caz füzyon değil de tam bir prog rock parçası örneği. Bas gitar olsun, klavyeler olsun, konuk olarak albüme katkıda bulunanlar olsun, en önemlisi de Philip Catherine'nin elektrik gitarı olsun; mükemmel bir uyum içinde.

'Spirale' de aynı diğer parçalar gibi 79'lerin klasik caz füzyonuna güzel bir örnek. Artı olarak parçanın sonunda ki atmosfer olağanüstü.

'Philip a Paris', bir blues balat esinlenmesiyle başlıyor, sonrasında senfonik bir atmosfere bürünüyor. Senfonik bir atmosfer ve blues baladı, ikisi bir arada.

'Magic Ring', klasik halk sesleri ve enstrümanların deneysel kullanımı bana Gentle Giant grubunu anımsattı. Gentle Giant seven bu parçayı da sevecektir.


Kapanış parçası 'Dinner Jacket', albümde favori parçam. Parçada ki her müzik aleti kusursuz bir şekilde çalınıyor ve gitara odaklanırken bir anda davul un kendini göstermesi, davula odaklanmanıza sebep oluyor. Davula odaklanırken bas gitarın ( Jannick Top) mükemmelliğine hayran olmamak mümkün değil.

Progresif rock dünyasında yada içinde adı pek bilinmese de, caz ve rock dünyasında bilinen ve önem arzedilen Philip Katherine progresif rock sevenlerce dinlenilmeyi fazlasıyla hakediyor.
 

1. Babel (6.13)
2. Janet (6.06)
3. Riverbob (4.46)
4. Spirale (4.56)
5. Philip a Paris (5.43)
6. Magic Ring (3.41)
7. Dinner Jacket (3.31)

Süre : 34.56.

Philip Catherine / Gitar, Synth (ses düzenleyicisi)
Jean Claude Petit / Klavyeler, Synth
Andre Ceccarelli / Davul, Perküsyon
Jannick Top / Elektrik Bas Gitar

Konuklar
Pierre-Yves Defayes / Keman
Roger Berthier / Keman
Pierre Llinares / Viyola
Herve Derrien / Çello

Isabelle ve Janet Catherine'in Sesleri

24 Temmuz 2018 Salı

Marco Antonio Araujo - Lucas 1984



Brazilya'nın progresif rock dünyasına kazandırdığı büyük bir yetenek olan Marco Antonio Araujo 1986 yılında 36 yaşında öldüğünde arkasında 5 albüm bırakmıştı...

1949'a doğan Marco ilk müzik deneyimini 19 yaşında Vox Populi adlı grupta yapar. Ancak ekonomik sorunlar nedeniyle ekonomi işine yönelir.

1970 yılında İngiltere'ye taşınır. Burada Pink Floyd, Deep Purple, Genesis, Led Zeppelin gibi dönemin ünlü gruplarının fanlığını yapar. Bir süre sonra grupların arkasından koşmaktan bıkar ve ülkesine, Brazilya'ya geri döner.

Burada konservatuar okuyan bir kaç kişiden çello ve klasik gitar eğitimi alır. Bu eğitim sırası ve sonrasında sinema, tiyatro ve bale müzikleri yapmaya başlar. Bir süre sonra birlikte çalıştığı bir dansçı ile evlenir.

1977'de ölene kadar içinde bulunacağı bir senfonik müzik orkestrasına katılır. 1978-79 yılları arasında hayallerini kurduğu müzik grubunu kurar.

Grup 1981 yılında ilk albümlerini çıkartırlar. İçinde bulunduğu senfonik orkestra ile konserler verir. Burada ki başarıları sayesinde albümler ardarda gelmeye başlar.

Lucas;

1984 yılında bir oğlu olur. Adını da Lucas koyar. Öyle sevinçlidir ki, oğlu için bir parça besteler. Daha sonra da diğer besteleriyle birlikte bir albüm çıkartır. Albümün adını da babalıktan esinlenerek Lucas koyar.

Ertesi yıl eski albümlerinden derleme bir albüm çıkartır.

1986 yılında beyin kanaması geçirir. Bir süre sonra hayata gözlerini yumar. Aynı yıl Vega dergisi tarafından ülkenin en iyi müzisyeni seçilir. Gruptan arkadaşları aynı yılın ağustosunda 37. yaş gününün kutlamasını yaparlar.

Marco Antonio Araujo, kendi ülkesinin efsaneleşmiş müzisyenlerinden birisidir. Eğer çok genç yaşta ölmeseydi belki de şuan dünyanın rock efsanelerinden biri olarak anılıyor olacaktı.

Lucas albümü;

Albüme adını veren yeni doğmuş oğluydu. Müzikler ise önceki albümlerinde olduğu gibi akustik gitar üzerine kurulu, bolca folk ezgilerin bulunduğu bir progresif rock başyapıtı.

1984 yılında ilk basılan albümde 4 parça var, 1996'da tekrar basımda 3 parça daha ekleniyor.

Marco Antonio Araujo'nun nasıl bir müzik dehasını olduğunu anlamak için 'Lembranças' parçasını sadece bir kez dinlemeniz bile yeterlidir.

1. Lembranças (18:00)
2. Caipira (7:34)
3. Lucas (5:10)
4. Para Jimmy Page (6:14)

Total Time: 36:58

5. Brincadeira
6. Cavaleiro
7. 3rd Gymnopedie


Line-up / Musicians
- Marco Antonio Araujo / Akustik Gitar
- Alexandre Araujo / Electric Gitar
- Eduardo Delgano / Flüt
- Jaques Morelembaum / Çello
- José Marcos Teixeira / Synth (ses düzenleyicisi)
- Max Magalhaes / Piyano
- Ivan Correa / Bas Gitar
- Lincoln Cheib / Davul
- Nando Carnerio / Düzenleme Synth (3)










21 Temmuz 2018 Cumartesi

Leo Nero - Vero 1977




Il Balletto di Bronzo, 1972'de çıkardıkları tek albümle uzun yıllar sonra italya progresif rock'ının en iyi gruplarından biridir.

1967 yılında müzik yapmaya başlayan Napoli'li grup, 1970'de 'Sirio 2222' (en iyi 100 italyan rock albümleri arasında yer edinmiştir) adında konsept bir albüm çıkarırlar. Bu albüm daha çok hard rock, saykodelik, beat müziği karışımı gibidir. Aynı yıllarda yine aynı kentin bir başka grubu olan Osanna'nın elemanlarından bir kaçı Citta Frontale adında bir grup kurarlar. Bu yeni grupta yer edinmeye çalışan Gianni Leone, istediğini elde edemeyince Il Balletto di Bronzo ile ilişkiye geçer. Çok geçmeden grup italyan progresif rock'ının efsane olan albümlerinden birisini ortaya çıkarır.
Ertesi yıl, 1973'de ise grup yeni albüm çalışması yerine konserlere devam ederler ancak grup içi ego çatışmalarından dolayı konserlerin bitmesiyle grup tekrar bir araya gelmez. Gruba girdikten sonra grubun müzik anlayışının değişmesinde birinci derecede etkili olan Gianni Leone ise 1973'den sonra kendi çalışmalarına devam eder. Bu çalışmalara devam ederken de ilk önce İngiltere'ye, sonra Los Angeles ve en sonunda da New York'a ulaşır. Çalışmaları da bu gurbet esnasında 1976 yılında tamamlanır. Albüm olarak piyasaya sürülmesi de 1977 yılında olur.

Gianni Leone anlayışını dönemin müzik akımlarına uydururak 1980 yılında synth-pop ağırlıklı bir albüm yapar. Ancak her iki albümde de satış anlamında yeterince başarı sağlayamadığı için son albümü sonrası ülkesi İtalya'ya geri döner.

1995 yılında Divae adında yeni bir grup kurulur. Tek albümlük bu gruba konuk müzisyen olarak Osanna grubundan Lino Vairetti ve Gianni Leone davet edilir. Gianni'nin uzun yıllar sonra tekrar müziğe dönmesi eski grubu Il Balletto Branzo'yu tekrar canlandırabileciğini düşündürür. Yeni oluşan gruptan iki kişiyle anlaşarak grubu tekrar aktif hale getirir. Grup, 1999 yılında bir live albüm yayınlar. 2000'li yıllarda grup aktifliğini ve konserlerini devam ettirse de, kayıtlar yapılmaz. Bir süre sonra da grup pasifleşir.

2013 yılında grubun 1970 yılındaki ilk albümünde gitar çalan üyelerinden Marco Cecioni tarafından tekrar aktif hale getirilir. Günümüzde grup halen müzikte varolmaya devam etmektedir.

Grubu kısa yada uzun olarak bir şekilde anlatmaya çalıştım. Özellikle grubu efsane albümlerden birinin sahibi yapmasında en büyük emeği geçen kişi, Gianni Leone'yi ön plana çıkartarak.

Gianni Leone, grup dağılınca kendi adını kullanarak kurduğu Leo Nero, 1977'de çıkan albümünün adı 'Vero'. Albüm yapı olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölümdeki yapı ağırlıklı vokal odaklı; Peter Hammill, Peter Gabriel tarzı piyano başında çalarken parçaları okuyor.
Ancak dinlerken karşınıza Pink Floyd, King Crimson'ı andıran bazı sesler çıkabilir.

İkinci bölümdeki yapı ise, ağır senfonik şeklinde. Il Balletto Di Bronzo'nun kısmen devamı niteliğine benzese de bazı yerlerde Rick Wakeman'ın klavye çalınışına benzer yerlerde karşınıza çıkabiliyor. 

Il Balletto Di Bronzo'nun 'YS' adlı o efsane albümü italyan progresif rock'ı için ne kadar önemli ise, Gianni Leone'nin bu solo çalışması da o kadar önemli. 'YS' albümüne alternatif müzik aramakta zorlananlar için altın değerinde bir albüm.


1. Scarpette Di Raso Blue (2:54)
2. Sono Stanco Anch'Io (3:54)
3. La Luce (3:36)
4. Tu Ti Ricorderai Di Me (4:21)
5. La Bambola Rotta (7:01)
6. Tastieri Isteriche (5:12)
7. Il Castello (5:16)
8. La Discesa Nel Cervello (4:07)
9. Rock'n'Roll Cat (0:53)
10. Una Gabbia Per Me (6:39)

Süre : 43:53
Leo Nero (Gianni Leone) / Bütün Enstrümanlar ve Vokal



Albümü indirmek isteyen buraya bakabilir.

contramaoprogrock

13 Mayıs 2018 Pazar

Pink Floyd - Obscured By Clouds 1972


1972, rock müzik  ve Pink Floyd için çok önemli bir yıl. Üzerinden 10 yıllar geçmesine rağmen en çok satanlar listelerinde yer almış ve klasik rock albümleri arasında da ilk akla gelenlerden olan 'Dark Side Of The Moon' parçalarının yazılmaya başlandığı yıl. Albümün parçaları Pink Floyd tarafından yazılırken konserlerinde de yer buluyordu. O yüzden 'Dark Side Of The Moon' albümü 1972 yılı albümlerinden biri sayalabilinir.

Bir yıl önceki 'Meddle' albümü ve sonrası Pink Floyd, parça yazımı konusunda saykodelik rock'dan bluesvari parçalara geçiş yapar. Bu durumda en büyük pay sahibi Roger Waters'tır. Ki o dönem (sonraki dönemlerde dahil) blues ve Bob Dylan hayranı olan Roger Waters, 'Wish You Were Here' parçasını da bu duygu ve istekle ortaya çıkartır. 'Dark Side Of The Moon' albümü kollektif bir çalışma olsa da, Roger Waters'ın Pink Floyd'un müziğini değiştirmeye başlaması sonucu ortaya çıkmıştır.


x

Pink Floyd müziğinde ki bu değişimin bir diğer önemli aktörü ise Rick Wright'tır. 'Dark Side Of The Moon' albümünün atmosferinin ortaya çıkartılması neredeyse kendisine aittir. Rick Wright yaratıcılığını devam ettirse de 1977-78 yıllarında Roger Waters ile ters düşer ve bir kaç yıl sonra da grupla çalışmayı bırakır.

İşte, 1972 yılında bu ikili Pink Floyd'un en az bilinen yada bilinmeyen bir albümüne öncülük eder. Bir kaç yıl öncesinde bir film için yaptıkları 'More' albümünün tutması sonucu aynı filmin yönetmeni tarafından tekrar bir başka film için anlaşma yapılır. Pink Floyd da çok kısa bir süre içinde parçaları yazıp hazırlar ve 6 günde stüdyo'da kaydederler. Acele bir albüm gibi gözüküyor olsa da Roger Waters ve Rick Wright'ın parça yazımlarındaki yaratıcılıkları bu durumun negatif kısmını tamamen yok eder.

Albümdeki belli başlı parçalara gelirsek...

'Burning Bridges' parçasındaki ritmik klavye tonları Pink Floyd'un unutulmaz parçalarından olan 'Us And Them' parçasının bir ön çalışması, gibi değil, ön çalışması.  

'Wot's... Uh The Deal', 'Stay' ve 'Mudmen' parçaları bir yıl önceki 'Meddle' albümünün A yüzüne benziyor. Folk ve blues yanına biraz da 60'ların saykodelik havası eklenmiş. Bir de aynı parçalara benzer 'Free Four' var. 'Free Four' biraz daha hareketli ama blues havasını üzerinde taşıyor.

Saykodelik havanın en çok hissedildiği parçalar; albüme adını veren 'Obscured By Clouds', 'When You're In' ve 'Gold It's In The...'. Her üç parçayı dinlerken de aklıma Amon Düül II'nin aynı dönemde yaptığı parçalar geliyor. Pink Floyd'un parçaları doğaçlaması daha az blues sesleri daha ön planda.

Kapanış parçası 'Absolutely Curtains'. 'Echoes' parçasının mükemmel atmosferinden yararlanılarak albümün ve filmin finali yapılmış parça. Parçanın sonlarında ki afrikalıların sesleri yerine David Gilmour'un kısa bir gitar solosu konsaymış daha iyi olurmuş gibime (!) geliyor.

Albümdeki favori parçam 'Childhood's End'.  Benim için gerçek bir Pink Floyd klasiği.

Bu albümü ilk 2003 yılında, 21 yaşında iken dinlemiştim. O zamanlar internet olsa da, albüm yada müzik bulmak internette neredeyse mucizeydi. Muhasebeci olarak çalıştığım işyerinde bütün gün rock müzik dinlediğim için, dolayısıyla Pink Floyd'da dinliyordum, bir gün komşu işyerinde çalışan bir Libya'lı elinde bir cd ile geldi. CD'nin içinde Pink Floyd ve grup üyelerinin solo albümlerinin hepsi vardı. Yaşça benden büyük olduğu için karşılıklı oturduğumuzda genellikle o anlattı ben dinledim. Daha sonra da bana hediye olarak kopyaladığı o cd ile yatar kalkar oldum. Sabah işe giderken cd-çalar'da o cd vardı, işyerinde bilgisayar'da yine o cd takılı durup bütün gün Pink Floyd çalıyordu. Akşam iş bitip eve dönerken yine o cd çalıyordu. 'Obscured By Clouds' albümünü de ilk o cd'nin içinde görüp dinlemiştim.

'Obscured By Clouds', Pink Floyd severlerin çoğunluğuna göre pek de muhteşem olmayan bir albüm. Bir kısım Pink Floyd severe göre ise grubun en profesyonel işlerinden birisi. Her ikisine de katılmıyorum.  'Obscured By Clouds' bir geçiş albümüdür, 71 öncesi ve sonrası arasında köprü niteliğinde bir albüm.

1. Obscured By Clouds (3.05)
2. When You're In (2.31)
3. Burning Bridges (3.30)
4. Gold It's In The... (3.08)
5. Wot's... Uh The Deal (5.09)
6. Mudmen (4.18)
7. Childhood's End (4.33)
8. Free Four (4.16)
9. Stay (4.07)
10. Absolutely Curtains (5.51)

Süre : 40.18

David Gilmour / Elektrik Gitar, VCS3 Synth(ses düzenleyicisi), Vokal (3,5,7)
Richard Wright / Piyano, Klavyeler, VCS3 Synth, Vokal (3,9)
Roger Waters / Bas Gitar, VCS3 Synth, Vokal (8)
Nick Mason / Davul, Perküsyon, Elektrik Davul (1)