Bu Blogda Ara

27 Temmuz 2018 Cuma

Philip Catherine - Babel 1980



Tevrat'ın bir bölümünde 'Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı' diye başlayan ayet dizisi, tanrıya daha yakın olmak için Babil Kulesini kurmaya çalışan insanları, o yoldan geri çevirmek için Tanrının nasıl dillerini değiştirdiğini anlatır.

Philip Catherine de müziği; insanların en önemli, birincil iletişim aracı olan dile benzeterek Babel albümünü yapar. Tabi ortadoğu mitolojisinin anlattığından biraz daha farklı olarak olaya bakar.


Sanırım Philip Catherine Babil'de Tanrının bir çeşit lanetiyle dillerin ayrılarak bambaşka diller ortaya çıkmasını müzik açısından çok farklı değerlendiriyor. Tek dilin ayrılarak bir çok dillere bölünmesinin, bambaşka diller ve kültürler ortaya çıkmasını temel düşünceye alaraki yaptığı müzik işini de buna benzetiyor.

1960'larda başladığı müziğe, ilk albümünü 1970 yılında yapıyor. 1970'liş yıllarda bir çok ünlü isimle birlikte çalışmalar yapar. Buna 80'li, 90'lı, 2000'li ve günümüzde de devam eder. 10'larca hatta 100'lerce birlikte müzik yaptığı adlardan bazı önemlileri(en azından akılda kalıcı olması için); Larry Coryell, Chet Baker, Focus, Jean Luc Ponty. 1993'deki Erkan Oğur'un albümünde çalıştığını belirtirsem sanırım yazıyı okuyan bir Türk'ün aklından çıkacağını sanmam. Aynı albümde Bülent Ortaçgil ve Arto Tunçboyacıyan'da vardır. Philip Catherine'nin yanında bulunmuşlardır.


'Babel', Philip Catherine'nin 3. albümü. Yazmak için 3. albümü seçmemin sebebi ise, bas gitarda Jannick Top'un olması. Zeuhl gibi kendine özgü bir müzik türünü yaratan Magma grubun bas gitaristliğini yıllarca üstlenmiş ve üstlenmeye devam eden Jannick Top.

Jannick Top'un yaratıcılığını yada bas gitar'daki kabiliyetini gösteren en iyi parça da yine Magma grubunda iken bestelediği 'De Futura' parçası. Aynı müzikal atmosferle 2000'li yıllarda bir albüm yaptı. 'De Futura'yı merak edip dinlerseniz, 2000'li albümlerine de bakın.

Jannick Top dışında albüm için yardımlarını istediği ikinci kişi Jean Claude Petit. Petit, Fransız sinemasının önemli besteci ve aranjörlerinden. 2000 yılı çıkışlı 'Lumumba' filminin müzikleri de Petit'e ait. Davulda ise 1960'ların başından beri müziğin içinde olan; Sting,  Tina Turner, Jean Luc Ponty, Patricia Kaas gibi ilk söylendiğinde hemen akla gelen adlarla müzik yapmış ve günümüzde de müzik yapmaya devam eden Andre Ceccarelli.

Babel albümü de müzikal anlamda 70'li yılların klasik caz füzyon'unu yansıtıyor. Albüme adını veren parça bas gitarıyla (Jannick Top) dönemin önemli caz gruplarından Weather Report ve oryantal sesleriyle Al Di Meola'nın müziklerini anımsatıyor. 'Janet' parçası (sanırım janet Philip Catherine'nin kızı çünkü parçada geçen çocuk sesleri var ve seslendirenlerden biri janet) da caz orkestralarının çokça çaldığı türden bir parça. Senfonik, deneysel ve caz görünümlü 'Janet' albümü ayakta tutuyor.

'Riverbob' parçası ise caz füzyon değil de tam bir prog rock parçası örneği. Bas gitar olsun, klavyeler olsun, konuk olarak albüme katkıda bulunanlar olsun, en önemlisi de Philip Catherine'nin elektrik gitarı olsun; mükemmel bir uyum içinde.

'Spirale' de aynı diğer parçalar gibi 79'lerin klasik caz füzyonuna güzel bir örnek. Artı olarak parçanın sonunda ki atmosfer olağanüstü.

'Philip a Paris', bir blues balat esinlenmesiyle başlıyor, sonrasında senfonik bir atmosfere bürünüyor. Senfonik bir atmosfer ve blues baladı, ikisi bir arada.

'Magic Ring', klasik halk sesleri ve enstrümanların deneysel kullanımı bana Gentle Giant grubunu anımsattı. Gentle Giant seven bu parçayı da sevecektir.


Kapanış parçası 'Dinner Jacket', albümde favori parçam. Parçada ki her müzik aleti kusursuz bir şekilde çalınıyor ve gitara odaklanırken bir anda davul un kendini göstermesi, davula odaklanmanıza sebep oluyor. Davula odaklanırken bas gitarın ( Jannick Top) mükemmelliğine hayran olmamak mümkün değil.

Progresif rock dünyasında yada içinde adı pek bilinmese de, caz ve rock dünyasında bilinen ve önem arzedilen Philip Katherine progresif rock sevenlerce dinlenilmeyi fazlasıyla hakediyor.
 

1. Babel (6.13)
2. Janet (6.06)
3. Riverbob (4.46)
4. Spirale (4.56)
5. Philip a Paris (5.43)
6. Magic Ring (3.41)
7. Dinner Jacket (3.31)

Süre : 34.56.

Philip Catherine / Gitar, Synth (ses düzenleyicisi)
Jean Claude Petit / Klavyeler, Synth
Andre Ceccarelli / Davul, Perküsyon
Jannick Top / Elektrik Bas Gitar

Konuklar
Pierre-Yves Defayes / Keman
Roger Berthier / Keman
Pierre Llinares / Viyola
Herve Derrien / Çello

Isabelle ve Janet Catherine'in Sesleri

24 Temmuz 2018 Salı

Marco Antonio Araujo - Lucas 1984



Brazilya'nın progresif rock dünyasına kazandırdığı büyük bir yetenek olan Marco Antonio Araujo 1986 yılında 36 yaşında öldüğünde arkasında 5 albüm bırakmıştı...

1949'a doğan Marco ilk müzik deneyimini 19 yaşında Vox Populi adlı grupta yapar. Ancak ekonomik sorunlar nedeniyle ekonomi işine yönelir.

1970 yılında İngiltere'ye taşınır. Burada Pink Floyd, Deep Purple, Genesis, Led Zeppelin gibi dönemin ünlü gruplarının fanlığını yapar. Bir süre sonra grupların arkasından koşmaktan bıkar ve ülkesine, Brazilya'ya geri döner.

Burada konservatuar okuyan bir kaç kişiden çello ve klasik gitar eğitimi alır. Bu eğitim sırası ve sonrasında sinema, tiyatro ve bale müzikleri yapmaya başlar. Bir süre sonra birlikte çalıştığı bir dansçı ile evlenir.

1977'de ölene kadar içinde bulunacağı bir senfonik müzik orkestrasına katılır. 1978-79 yılları arasında hayallerini kurduğu müzik grubunu kurar.

Grup 1981 yılında ilk albümlerini çıkartırlar. İçinde bulunduğu senfonik orkestra ile konserler verir. Burada ki başarıları sayesinde albümler ardarda gelmeye başlar.

Lucas;

1984 yılında bir oğlu olur. Adını da Lucas koyar. Öyle sevinçlidir ki, oğlu için bir parça besteler. Daha sonra da diğer besteleriyle birlikte bir albüm çıkartır. Albümün adını da babalıktan esinlenerek Lucas koyar.

Ertesi yıl eski albümlerinden derleme bir albüm çıkartır.

1986 yılında beyin kanaması geçirir. Bir süre sonra hayata gözlerini yumar. Aynı yıl Vega dergisi tarafından ülkenin en iyi müzisyeni seçilir. Gruptan arkadaşları aynı yılın ağustosunda 37. yaş gününün kutlamasını yaparlar.

Marco Antonio Araujo, kendi ülkesinin efsaneleşmiş müzisyenlerinden birisidir. Eğer çok genç yaşta ölmeseydi belki de şuan dünyanın rock efsanelerinden biri olarak anılıyor olacaktı.

Lucas albümü;

Albüme adını veren yeni doğmuş oğluydu. Müzikler ise önceki albümlerinde olduğu gibi akustik gitar üzerine kurulu, bolca folk ezgilerin bulunduğu bir progresif rock başyapıtı.

1984 yılında ilk basılan albümde 4 parça var, 1996'da tekrar basımda 3 parça daha ekleniyor.

Marco Antonio Araujo'nun nasıl bir müzik dehasını olduğunu anlamak için 'Lembranças' parçasını sadece bir kez dinlemeniz bile yeterlidir.

1. Lembranças (18:00)
2. Caipira (7:34)
3. Lucas (5:10)
4. Para Jimmy Page (6:14)

Total Time: 36:58

5. Brincadeira
6. Cavaleiro
7. 3rd Gymnopedie


Line-up / Musicians
- Marco Antonio Araujo / Akustik Gitar
- Alexandre Araujo / Electric Gitar
- Eduardo Delgano / Flüt
- Jaques Morelembaum / Çello
- José Marcos Teixeira / Synth (ses düzenleyicisi)
- Max Magalhaes / Piyano
- Ivan Correa / Bas Gitar
- Lincoln Cheib / Davul
- Nando Carnerio / Düzenleme Synth (3)










21 Temmuz 2018 Cumartesi

Leo Nero - Vero 1977




Il Balletto di Bronzo, 1972'de çıkardıkları tek albümle uzun yıllar sonra italya progresif rock'ının en iyi gruplarından biridir.

1967 yılında müzik yapmaya başlayan Napoli'li grup, 1970'de 'Sirio 2222' (en iyi 100 italyan rock albümleri arasında yer edinmiştir) adında konsept bir albüm çıkarırlar. Bu albüm daha çok hard rock, saykodelik, beat müziği karışımı gibidir. Aynı yıllarda yine aynı kentin bir başka grubu olan Osanna'nın elemanlarından bir kaçı Citta Frontale adında bir grup kurarlar. Bu yeni grupta yer edinmeye çalışan Gianni Leone, istediğini elde edemeyince Il Balletto di Bronzo ile ilişkiye geçer. Çok geçmeden grup italyan progresif rock'ının efsane olan albümlerinden birisini ortaya çıkarır.
Ertesi yıl, 1973'de ise grup yeni albüm çalışması yerine konserlere devam ederler ancak grup içi ego çatışmalarından dolayı konserlerin bitmesiyle grup tekrar bir araya gelmez. Gruba girdikten sonra grubun müzik anlayışının değişmesinde birinci derecede etkili olan Gianni Leone ise 1973'den sonra kendi çalışmalarına devam eder. Bu çalışmalara devam ederken de ilk önce İngiltere'ye, sonra Los Angeles ve en sonunda da New York'a ulaşır. Çalışmaları da bu gurbet esnasında 1976 yılında tamamlanır. Albüm olarak piyasaya sürülmesi de 1977 yılında olur.

Gianni Leone anlayışını dönemin müzik akımlarına uydururak 1980 yılında synth-pop ağırlıklı bir albüm yapar. Ancak her iki albümde de satış anlamında yeterince başarı sağlayamadığı için son albümü sonrası ülkesi İtalya'ya geri döner.

1995 yılında Divae adında yeni bir grup kurulur. Tek albümlük bu gruba konuk müzisyen olarak Osanna grubundan Lino Vairetti ve Gianni Leone davet edilir. Gianni'nin uzun yıllar sonra tekrar müziğe dönmesi eski grubu Il Balletto Branzo'yu tekrar canlandırabileciğini düşündürür. Yeni oluşan gruptan iki kişiyle anlaşarak grubu tekrar aktif hale getirir. Grup, 1999 yılında bir live albüm yayınlar. 2000'li yıllarda grup aktifliğini ve konserlerini devam ettirse de, kayıtlar yapılmaz. Bir süre sonra da grup pasifleşir.

2013 yılında grubun 1970 yılındaki ilk albümünde gitar çalan üyelerinden Marco Cecioni tarafından tekrar aktif hale getirilir. Günümüzde grup halen müzikte varolmaya devam etmektedir.

Grubu kısa yada uzun olarak bir şekilde anlatmaya çalıştım. Özellikle grubu efsane albümlerden birinin sahibi yapmasında en büyük emeği geçen kişi, Gianni Leone'yi ön plana çıkartarak.

Gianni Leone, grup dağılınca kendi adını kullanarak kurduğu Leo Nero, 1977'de çıkan albümünün adı 'Vero'. Albüm yapı olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölümdeki yapı ağırlıklı vokal odaklı; Peter Hammill, Peter Gabriel tarzı piyano başında çalarken parçaları okuyor.
Ancak dinlerken karşınıza Pink Floyd, King Crimson'ı andıran bazı sesler çıkabilir.

İkinci bölümdeki yapı ise, ağır senfonik şeklinde. Il Balletto Di Bronzo'nun kısmen devamı niteliğine benzese de bazı yerlerde Rick Wakeman'ın klavye çalınışına benzer yerlerde karşınıza çıkabiliyor. 

Il Balletto Di Bronzo'nun 'YS' adlı o efsane albümü italyan progresif rock'ı için ne kadar önemli ise, Gianni Leone'nin bu solo çalışması da o kadar önemli. 'YS' albümüne alternatif müzik aramakta zorlananlar için altın değerinde bir albüm.


1. Scarpette Di Raso Blue (2:54)
2. Sono Stanco Anch'Io (3:54)
3. La Luce (3:36)
4. Tu Ti Ricorderai Di Me (4:21)
5. La Bambola Rotta (7:01)
6. Tastieri Isteriche (5:12)
7. Il Castello (5:16)
8. La Discesa Nel Cervello (4:07)
9. Rock'n'Roll Cat (0:53)
10. Una Gabbia Per Me (6:39)

Süre : 43:53
Leo Nero (Gianni Leone) / Bütün Enstrümanlar ve Vokal



Albümü indirmek isteyen buraya bakabilir.

contramaoprogrock

13 Mayıs 2018 Pazar

Pink Floyd - Obscured By Clouds 1972


1972, rock müzik  ve Pink Floyd için çok önemli bir yıl. Üzerinden 10 yıllar geçmesine rağmen en çok satanlar listelerinde yer almış ve klasik rock albümleri arasında da ilk akla gelenlerden olan 'Dark Side Of The Moon' parçalarının yazılmaya başlandığı yıl. Albümün parçaları Pink Floyd tarafından yazılırken konserlerinde de yer buluyordu. O yüzden 'Dark Side Of The Moon' albümü 1972 yılı albümlerinden biri sayalabilinir.

Bir yıl önceki 'Meddle' albümü ve sonrası Pink Floyd, parça yazımı konusunda saykodelik rock'dan bluesvari parçalara geçiş yapar. Bu durumda en büyük pay sahibi Roger Waters'tır. Ki o dönem (sonraki dönemlerde dahil) blues ve Bob Dylan hayranı olan Roger Waters, 'Wish You Were Here' parçasını da bu duygu ve istekle ortaya çıkartır. 'Dark Side Of The Moon' albümü kollektif bir çalışma olsa da, Roger Waters'ın Pink Floyd'un müziğini değiştirmeye başlaması sonucu ortaya çıkmıştır.


x

Pink Floyd müziğinde ki bu değişimin bir diğer önemli aktörü ise Rick Wright'tır. 'Dark Side Of The Moon' albümünün atmosferinin ortaya çıkartılması neredeyse kendisine aittir. Rick Wright yaratıcılığını devam ettirse de 1977-78 yıllarında Roger Waters ile ters düşer ve bir kaç yıl sonra da grupla çalışmayı bırakır.

İşte, 1972 yılında bu ikili Pink Floyd'un en az bilinen yada bilinmeyen bir albümüne öncülük eder. Bir kaç yıl öncesinde bir film için yaptıkları 'More' albümünün tutması sonucu aynı filmin yönetmeni tarafından tekrar bir başka film için anlaşma yapılır. Pink Floyd da çok kısa bir süre içinde parçaları yazıp hazırlar ve 6 günde stüdyo'da kaydederler. Acele bir albüm gibi gözüküyor olsa da Roger Waters ve Rick Wright'ın parça yazımlarındaki yaratıcılıkları bu durumun negatif kısmını tamamen yok eder.

Albümdeki belli başlı parçalara gelirsek...

'Burning Bridges' parçasındaki ritmik klavye tonları Pink Floyd'un unutulmaz parçalarından olan 'Us And Them' parçasının bir ön çalışması, gibi değil, ön çalışması.  

'Wot's... Uh The Deal', 'Stay' ve 'Mudmen' parçaları bir yıl önceki 'Meddle' albümünün A yüzüne benziyor. Folk ve blues yanına biraz da 60'ların saykodelik havası eklenmiş. Bir de aynı parçalara benzer 'Free Four' var. 'Free Four' biraz daha hareketli ama blues havasını üzerinde taşıyor.

Saykodelik havanın en çok hissedildiği parçalar; albüme adını veren 'Obscured By Clouds', 'When You're In' ve 'Gold It's In The...'. Her üç parçayı dinlerken de aklıma Amon Düül II'nin aynı dönemde yaptığı parçalar geliyor. Pink Floyd'un parçaları doğaçlaması daha az blues sesleri daha ön planda.

Kapanış parçası 'Absolutely Curtains'. 'Echoes' parçasının mükemmel atmosferinden yararlanılarak albümün ve filmin finali yapılmış parça. Parçanın sonlarında ki afrikalıların sesleri yerine David Gilmour'un kısa bir gitar solosu konsaymış daha iyi olurmuş gibime (!) geliyor.

Albümdeki favori parçam 'Childhood's End'.  Benim için gerçek bir Pink Floyd klasiği.

Bu albümü ilk 2003 yılında, 21 yaşında iken dinlemiştim. O zamanlar internet olsa da, albüm yada müzik bulmak internette neredeyse mucizeydi. Muhasebeci olarak çalıştığım işyerinde bütün gün rock müzik dinlediğim için, dolayısıyla Pink Floyd'da dinliyordum, bir gün komşu işyerinde çalışan bir Libya'lı elinde bir cd ile geldi. CD'nin içinde Pink Floyd ve grup üyelerinin solo albümlerinin hepsi vardı. Yaşça benden büyük olduğu için karşılıklı oturduğumuzda genellikle o anlattı ben dinledim. Daha sonra da bana hediye olarak kopyaladığı o cd ile yatar kalkar oldum. Sabah işe giderken cd-çalar'da o cd vardı, işyerinde bilgisayar'da yine o cd takılı durup bütün gün Pink Floyd çalıyordu. Akşam iş bitip eve dönerken yine o cd çalıyordu. 'Obscured By Clouds' albümünü de ilk o cd'nin içinde görüp dinlemiştim.

'Obscured By Clouds', Pink Floyd severlerin çoğunluğuna göre pek de muhteşem olmayan bir albüm. Bir kısım Pink Floyd severe göre ise grubun en profesyonel işlerinden birisi. Her ikisine de katılmıyorum.  'Obscured By Clouds' bir geçiş albümüdür, 71 öncesi ve sonrası arasında köprü niteliğinde bir albüm.

1. Obscured By Clouds (3.05)
2. When You're In (2.31)
3. Burning Bridges (3.30)
4. Gold It's In The... (3.08)
5. Wot's... Uh The Deal (5.09)
6. Mudmen (4.18)
7. Childhood's End (4.33)
8. Free Four (4.16)
9. Stay (4.07)
10. Absolutely Curtains (5.51)

Süre : 40.18

David Gilmour / Elektrik Gitar, VCS3 Synth(ses düzenleyicisi), Vokal (3,5,7)
Richard Wright / Piyano, Klavyeler, VCS3 Synth, Vokal (3,9)
Roger Waters / Bas Gitar, VCS3 Synth, Vokal (8)
Nick Mason / Davul, Perküsyon, Elektrik Davul (1)

24 Nisan 2018 Salı

Tangerine Dream - Wavelenght 1983



Mike Gray, Amerikalı muhalif yazar, belgeselci, araştırmacı ve sinemacı. 2013 yılında ölen Mike Gray hakkında akıllarda kalan 1968 yılında Amerikan Devrimi 2 adlı belgesel filmdir.

Benim Mike Gray'i biliyor olmam entellektüelliğimden falan değil, Tangerine Dream grubundan  1983 yılında yaptığı 'Wavelenght' albümünden dolayıdır. Tangerine Dream hayranlığım nedeniyle grubun yaptığı bazı film müziklerinden dolayı, bazı filmlerini de merak edip izlemişliğim var.

'Wavelenght' de Tangerine Dream'in aynı adlı film için yaptığı bir albüm. Amerikalı bağımsız yönetmen Mike Gray'in yönetmenliğini yaptığı film bilim kurgu konusu olan bir film. Filmi izlemedim ama izlenecekler listesine aldım konusunu ve eleştirilerini okuyunca. Kabaca filmi tarif etmeye kalkışırsak film, Gizli Dosyalar E.T. arasında duran bir yapım. Okuduklarımdan bunu çıkarabildim. Gizli dosyalar 9 yıllık serisini 2 kez bitirdiğim için Waveleght filmi bir hayli ilgi çekici geldi. Şu oyundan başımı kaldırıp en yakın zamanda o filmi de izleyeceğim.  

Tangerine Dream'in kaçıncı albümüdür bu, bilmiyorum. Ama efsaneleşmiş kült korku filmlerinden olan 'The Exorcist' yönetmeni William Friedkin'in 1977 yılındaki Sorcerer filminin müziklerini yapmalarıyla sinemaya açıldıklarını biliyorum. Bu albüm ise 4. film müzikleri albümü, daha sonrasında aksiyon-suç, fantastik, korku-gerilim ve tabii bilim kurgu filmleriyle birlikte 40 civarında filmin müziklerini yaptıklarını da belirteyim.

'Wavelenght' albümüne gelirsek, öyle 70'lerin klasik Tangerine Dream müziğinin atmosferi yok. 'Force Majure' albümünde kendisini fazlasıyla belli eden senfonik yapı burada daha baskın çıkıyor. Parçalar kısa kısa olduğu için(albümde 16 parça var) özel olarak şu parçaları dinleyin diyemem.

Albümü bütün olarak dinlemenizi ve ilgi çekici filmi de izlemenizi tavsiye ederim. Hoş! Tangerine Dream dinleyip, bilim kurgu'dan uzakta duran birini de henüz görmedim.

1. Alien Voices (0.16)
2. Wavelength Main Title (1.54)
3. Desert Drive (Quichotte Part One excerpt) (2.00)
4. Mojave End Title (3.59)
5. Healing (2.23)
6. Breakout (1.09)
7. Alien Goodbyes (1.50)
8. Spaceship (2.18)
9. Church Theme (3.41)
10. Sunset Drive (3.23)
11. Airshaft (3.10)
12. Alley Walk (2.55)
13. Cyro Lab (2.13)
14. Running Through The Hills (1.30)
15. Campfire Theme (1.23)
16.  Mojave End Title Reprise (3.51)

Süre : 37.55

Christopher Franke / Klavyeler, Synthesizer (ses düzenleyicisi)
Edgar Froese / Klavyeler, Synth, Bas Gitar, Elektrik Gitar
Johannes Schmoelling / Klavyeler, Synth

15 Nisan 2018 Pazar

Eloy - Colours 1980


Eloy, kimi progresif rock sevene göre 70'lere özel uzay rock (space rock) yapan bir grup o yüzden progresif sayılmaz, kimine göre ise tam tersi.  Aslında bu durum sadece Eloy'a özgü bir durum değil, dönemin bir çok ünlü grubu içinde aynı düşünceler var. Örneğin, Pink Floyd'un yaptığı müziğin de  progresif değil, saykodelik uzay rock olarak tanımlanması gerekir diyenler az değil.
Bir ara benim de aklımı bir süre kurcalamıştı ama şimdi biraz daha net bakabiliyorum. Daha önceki yazılarımdan bazılarında belirtmiştim, prog denince aklıma ilk gelen türler senfonik, eklektik ve caz füzyon'dur; sonrasında ise eletronik, kraut veya folk  geliyor. Saykodelik ve uzay rock ise en son bile diyemeyeceğim, çok nadir olarak dinlediğim progresif rock türleri(neoprog yada metal türlerini ise yok sayıyorum). Ancak bazı gruplar bu kategorilendirmenin biraz dışında kalıyor.
Eloy; saykodelik uzay rock denince akla gelen ilk gruplardan. En iyi yorumlayan yada en kalitelilerinden diye değil, kendi müzik zevklerini ve yaratıcılıklarını sınırlamadan ortaya koyabildikleri için ilk akla gelen gruplardan.  Yoksa saykodelik yada uzay rock bir şablondur, Eloy da bu şablon üzerinden müzik yapıyor değildir.
Eloy, kendi müzik tarihlerinde çok fazla eleman değişimine gidilmiştir. Bu 3-4 yılda bir eleman değişikliği nedeniyle aklıma hep King Crimson geliyor. King Crimson da Eloy gibi sürekli eleman değişikleri yaparak günümüze kadar gelmiştir.  Her iki grubu da ayakta tutan tek kişidir. King Crimson için Robert Fripp, Eloy içinde Frank Bornemann. Hal böyle olunca her eleman değişikliği de her iki grubun müziğin de değişimlere neden olmuştur.
O yüzden her iki grubu da dinlerken albümlerin dönemlerine ve müzisyenlerine bakmakta yarar var.
Frank Bornemann, 1980 yılı öncesi grup üyeleri ile yaşadığı bazı ego temelli  anlaşmazlıklar dolayısıyla yanına yeni müzisyenler alarak 'Colours' albümünü çıkarmak zorunda kaldı. Müzisyenler değişince haliyle ortaya 70'lerin ortalarında ortaya koydukları senfonik yapılı parçalar yerine kısa, hazmetmesi kolay parçalar ortaya çıktı.
'Colours' albümü bu yüzden 'Ocean', 'Dawn' gibi şaheserlerin yanında biraz sönük kalıyor. Ama ilginçtir, 1977-79 yılları arasında çıkan Eloy albümleri kadar bu albümü de seviyorum. Evet, bir 'Ocean' yada 'Dawn' albümleri kadar müzikalitesi yüksek  değil ama albenisi yüksek olan bir albüm. Belki de albüm kapağının kişi de uyandırdığı merak da olabilir.
Albüm ise, 70'lerin başında bir çok rock grubu tarafından denenmiş ve kısmen de progresif rock'ı anlatırken yararlanılan folk, elektronik  müziği içinde barındırıyor. Burada folk derken 'Impressions' parçasından bahsediyorum. Grup üyelerinin hiç biri flüt çalmazken o flüt sesini nasıl çıkartmışlar, merak konusu. Elektronik ise (elektronik pop da diyebilirsiniz) açılış parçası 'Horizons' da var, ve fazlasıyla Alan Parson's Project'i anımsatıyor.  
Kapanış parçası 'Sunset' ise niyeyse bana Tangerine Dream'in bir albümünün finalini çağrıştırıyor. Böyle güzel bir finali aslında başa alıp, 70'lerin ortalarında çıkardıklar albümleri gibi bir albüm ortaya çıkarabilirlerdi.
Albümdeki favori parçam 'Child Migration'. İki elektrik gitar ile ağır progresif rock gruplarına çalım atan, karmaşık melodi ve ritimleriyle gerçek anlamda progresif, yani ilerici rock'ın örneklerinden olan bir parça.
'Denizden babam çıksa, yerim diyen' deniz sevdalısı nasıl denizsiz yaşayamıyorsa, bir Eloy hayranı olan ben de uzun süre Eloysuz  duramıyorum. Eloy'a dönüş yaptığım her zamanda mutlaka önüme çıkan albümlerden birisi de 'Colours'.
 
1. Horizons (3.20)
2. Illuminations (6.19)
3. Giant (6.05)
4. Impressions (3.06)
5. Child Migration (7.23)
6. Gallery (3.08)
7. Silhouette (6.57)
8. Sunset (3.15)

Süre : 39.33
Frank Bornemann / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal, Yapımcı
Hannes Arkona / Akustik & Elektrik Gitar
Hannes Folberth / Klavyeler
Klaus-Peter Matziol / Bas Gitar, Geri Vokal
Jim McGillavray / Davul, Perküsyon
Konuklar
Edna & Sabine / Vokal (1. parça)

4 Nisan 2018 Çarşamba

Grobschnitt - Jumbo 1975



Grobschnitt, müziğe başladıkları andan itibaren sürekli yenilik arayan, bulduklarında da parçalarına, albümlerine yansıtan ender yaratıcı gruplardan birisi.

Çıkardıkları ilk iki albümdeki farklı tarzda yaratıcılıkları 3. albümlerinde de devam ettirdiler. İlk albümlerindeki saykodelik-uzay-kozmos sesler, var iken, ikinci albümlerinde yerini  saykodelik sesler ile gitar doğaçlamalarına bıraktı.

Grobschnitt'ı anımsamanın en iyi yolu ise ikinci albümleri 'Ballermann' da bulunan iki bölümlük 'Solar Music'. 'Ballermann' albümünün başarıya ulaşmasında en çok etkisi olan 'Solar Music'. Çok geçmeden de Solar Music adı altında konserler ve bir de konser albümü yapıldı. İşte bu, 'Ballermann' ve 'Solar Music' etkisi devam ederken sessiz sedasız grubun yeni albümleri 'Jumbo' çıktı. İlk albüm önceki iki albüm gibi ingilizce idi. Aynı adı taşıyan bir de almancası da çok geçmeden grubun diskografisinde yerini aldı. Çok geçmeden, benim için, en iyi progresif rock albümleri arasına giren 1977 çıkışlı 'Rockpommel's Land' albümlerini çıkardılar.

'Ballermann' albümünden başlayıp 'Rockpommels Land' albümüne gelmenin sebebi 'Jumbo' albümlerinin iki albümünde tam arasında yer almasıdır. Bu albümdeki parçalardan kolaylıkla anlaşılabilir. Özellikle 'The Clown' parçasında ki ikili gitarın mükemmel uyumu ve davulcunun seri ritimler ortaya çıkarması Ballermann albümünün etkisini devam ettirdiğini gösteriyor. 'Sunny Sunday's Sunset' parçası ise senfonik uyumuyla 'Rockpommels Land' atmosferinin öncülüğüü yapıyor.

Albümde 6 parça olmasına rağmen albümde 4 parça vardır ve kısa bir albümdür. Kısa olmasına rağmen her bir parçanın fazlasıyla karışık ritimler, armoniler ve melodiler içermesi nedeniyle albüm kısa değil, uzun olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. İlk parça 'The Excursion Of Father Smith'. Parça, bir çok yerde Genesis'in ilk dönemini çağrıştırırken, özellikle klavye ve synth kullanımında, bir çok yerde de YES'in, evet burada da özellikle gitar kullanımı, 1972 sonrası atmosferini hissediyorsunuz.

'The Clown', albümdeki en yaratıcı parça ve albümdeki favori parçam. Bazı yerlerde YES ve Genesis atmosferini hissettirse de aslında 'Ballermann' albümünün, bu albüme uzanmış bir parçası gibi.

'Dream And Realty', Grobschnitt'in 'Anymay', 'Drummer's Dream' parçalarında ki gibi bir şablona oturtulmuş olan bir parça. Artı olarak ilk albümlerinde ki kozmik-uzay sesleri burada biraz daha fazla. Kötü mü, elbette değil. 70'lerin progresif rock gruplarının sıkça başvurduğu yollardan bir tanesi, parçaların bir şablona oturtulmasıdır. Grobschnitt de bunu gayet iyi ortaya koyuyor.

'Sunny Sunday's Sunset' albümün kapanış parçası, aynı zamanda 'Rockpommels Land' albümüne bir kapı aralayışı. Bu parçadan bir sonraki albümün müzikal atmosferini kolaylıkla yakalayabilirsiniz.

'Jumbo', Grobschnitt'in az bilinen yada gözardı edilen bir albümü. Bir progresif rock sever için ise 'Ballermann' ve 'Rockpommels Land' şaheserlerinin arasında bilinmesi gereken bir albüm.

1. Jupp (0.13)
2. The Excursion Of Father Smith (9.37)
3. The Clown (6.42)
4. Dream And Realty (5.25)
5. Sunny Sunday's Sunset (11.30)
6. Auf Wiedersehen (0.54)

Süre: 34.21

Stefan Denielak (Wildschwein) / Ritim ve Akustik Gitar, Vokal, Geri Vokal
Gerd-Otto Khün (Lupo) / Elektrik Gitar
Volker Kahrs (Mist) / Org, Piyano, Mellotron, Synth (ses düzenleyicisi)
Wolfgang Jager (Popo) / Bas Gitar
Joachim Ehrig (Eroc) / Davul, Perküsyon, Elektronik Efektler ve Sesler
x