Bu Blogda Ara

Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2019 Perşembe

S. Ramses - Secret 1978


                                    

Çalıştığım işyerinde müşteri olmadığı zaman çalışanlar müzik açıyorlar. Hep aynı müzikleri tekrar tekrar dinliyorlar. Neyse ki akşamları çalışmadığım için fazla maruz kalmıyorum.

Geçenlerde işe giderken gençlerden biri denk geldi arabada konuştuk biraz. Sordu müzik dinler misin diye, ben de sadece progresif rock dinliyorum dedim. O da dün akşam rap konserine gittiğini söyledi. Sonra da işyerinde çalan müziklere sinir oluyorum dedi. Hep o Alessio denen çalıyor onları falan dedi. İşyerinde konuşmaya o da dahil oldu. Çaldığı müzik elektronik müzikmiş. Sordum Klaus Schulze'i duydun mu diye. Bilmiyor. Dedim daha Klaus'u bilmiyorsun nasıl elektronik müziği seviyorsun dedim. Sonra konuşma bitti.

Yeni nesil mi diyeyim, yeni gençler mi diyeyim, bilemedim. Normal de böyle söyleyip küçümsemem de. Yine de böylelerini görünce bazen kendimi tutamıyorum.

Yine bir kaç gün önce facebook'ta Magma grubunun fan grubuna biri yorum atmıştı. Son çıkan albümü beğenemedim gibilerinden bir şey yazmıştı. Girip profiline baktım. Son çıkan albümü ELP'nin 'Love Beach' albümüne benzetmişti. Çok merak ediyordum ben de beğenmedim diyen kişiyi. O dediğim yeni nesil de gereksiz bir özgüven var. Belki de internetin yüzündendir, gereksiz bilgi yığınının içinde kendilerini buldukları içindir. Öğrendikleri bir kaç şeyle her sözü söyleyebileceklerini düşünüyorlar sanırım.

Verdiğim iki örnekte günümüz müziğinin sadece tüketim amaçlı olduğuna bir nevi cevaptır. Biri sadece müzik şirketlerinin pazarladıklarını dinliyor, diğeri de zeuhl gibi bir tür yaratmış grubun albümünü anlamaya çalışacağına 'beğenmedim' diyerek kendini kandırıyor.

Müzik hayatımın önemli bir kısmında hep varoldu. Uzun bir süre sıkıntılarımı atabilmek için kullandım ve iyi de geliyordu. Progresif rock'la tanışmamdan bir süre sonra her yeni grupla tanışmamla müziğe bakışım değişmeye başladı. Artık sıkıntılarımı azaltmak yada yok etmek için yada kendimi farklı göstermek için değil, yeni zevkler edinmek için dinlemeye yöneldim. Dinlediğim her grup her albüm yeni zevkler edindirdi ama bakışımı değiştirmedi. Çok az bir grup müziğe bakışımı değiştirdi.

Bunlardan iki tanesi Magma ve Tangerine Dream'dir. Birbirleriyle müzikal anlamda alakası olmayan iki grup. Öyle kendilerine özgün müzik üretmişler ki ardından onlarca müzisyen ve gruplar onları takip etmiş.

Serge Lafosse Tangerine Dream'in izinden giden bir müzisyen. İlk albümünü kendisi yapar. S. Ramses adıyla çıkartır. Devam albümü olmaz. Bir yıl sonra bir gruba dahil olur 80 yıllarda elektronik müzikte varolmaya devam eder. 90'lardan sonra müzikten çekilir.

Geçen yıl toplu olarak albüm indirirken bulmuşum. Bir yıldır bilgisayarımda duruyor. Sadece bu albüm değil. Bunun gibi onlarca albüm var dinlemediğim. Bir kaç gün önce bu denk geldiği için dinlemeye başladım ve bilgisayardan 3 gündür sadece bu albümü dinliyorum.

S. Ramses adını verdiği bu ilk ve son çalışması, Tangerine Dream'in 1975 sonrası senfonik yapıya geçtikten sonrasını takip eden bir albüm. 'Strotosfer' albümünün ilk parçadaki etkisi dinlerken hissedilir. Sonrasında gelen 4'er dakikalık iki parçada da bu etki aynı şekilde devam ediyor.

Son parça, albüme adını veren 'Secret' de ise Tangerine Dream etkisi olduğu kadar Vangelis etkisi de var. Senfonik yapıya biraz daha minimalist bir şekilde yaklaşılmış. Parça başından sonuna dramatik bir atmosfere sahip.

Yukarıda belirttiğim müziğe bakışımı değiştiren gruplardan biri olan Tangerine Dream'i elektronik müziğin her yerinde arıyorum. Bulduklarımı da zevklerimin arasına ekliyorum.

Serge Lafosse'nin bu ilk ve tek albümü de bilgisayarımda ki tangerine dream klasöründe yerini aldı.

1. When The Birds Die Away (9.27)
2. Deuce (4.00)
3. Aoss (4.00)
4. Secret (15.31)

Serge Lafosse / Klavyeler, Synth(ses düzenleyicisi)

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Jean Michel Jarre - Equinoxe 1978



Jean Michel Jarre adını lise yıllarından beri bilirim. Daha yeni yeni müzik dinlemeye başladığım zamanlarda elime geçen her kaseti dinliyordum. Jean Michel Jarre adını da dinlediğim karışık kasetlerden birinde görmüştüm. Yıllardır da adının nasıl yazıldığını dahi iyi anımsarım.

Pink Floyd sayesinde öğrendiğim progresif rock gruplarını ilk dinlemeye başladığımda doğal olarak Pink Floyd benzeri grupları (Camel, Eloy, Novalis, Amon Düül II gibi) daha çok dinliyordum. Çok sonraları diğer türleri de dinlemeye başladım. Bu tarz değişiklerinden bir süre sonra da müziğe bakışım değişmeye başladı.

YES, VDGG, Grobchnitt gibi gruplar progresif rock'a bakışımın değişmesinde ilk aklıma gelen gruplardı. Bir süre sonra da Tangerine Dream ile tanıştım, daha önce de dinlemiştim bir çok albümünü ancak gerçek anlamıyla TD müziğiyle tanışmam bir kaç tür ile yetinmemeye başladığım zamanda oldu. Tangerine Dream'in müziği de aynı YES, VDGG, Pink Floyd gibi müziğe bakışımda büyük değişiklere yol açtı.

Hatta bloğumda en çok yazdığım Tangerine Dream grubudur.

Jean Michel Jarre'yi de yine Tangerine Dream dinlediğim zamanlarda tekrar dinlemiştim(hala da dinliyorum). Elektronik müzik dendiğinde aklıma ilk Tangerine Dream gelse de hatta elektronik müzik dendiğinde alman ekolünü tek geçiyor olsam da diğer ülkelerden çıkmış müzisyen ve albümlerini de dinleyip takip ediyorum yada hakkında bilgi ediniyorum. Örneği Kitaro, Vangelis gibi bütün dünya tarafından bilinenleri de seviyor olmama rağmen Tangerine Dream ve alman ekolü ile kıyaslayamıyorum bile.

Onlar çok farklı, Alman ekolü çok çok farklı.

Yakın zamanda yazdığım Anna Själv Tredje grubunu yazarken de dinlediğim albümünün Alman ekolünden olduğunu yazıda belirtmiştim. Demek istediğim elektronik müzikde genellikle progresif elektronik türünde kıstasım her zaman Tangerine Dream olmuştur yada diğer Alman müzisyen ve gruplardır. Aynı avantgard dendiği zaman akıllara Fransızların gelmesi gibi.

Beni elektronik müzikte şaşırtan tek kişi Jean Michel Jarre'nin yaratıcılığıdır. Diğer elektronik müzisyenleriyle karşılaştırılamayacak kadar kendine özgün bir yaratıcılığı vardır. Bu yaratıcılığı da Mike Oldfield'e benzetirim. Her ikisi de yaptıkları bir kalıba sokmadan bir çok müzik türünü kendi müziklerinin içine yerleştirirler. Jean Michel Jarre'de bu albümünde klasik müzik, avantgard gibi kendi ülkesinde fazlaca yapılan müzik türünü albümüne yerleştirmiştir.

Bir önceki 'Oxygene' albümüne göre albüm daha senfonik, daha ritmik ve daha deneyseldir. Deneysellikten anlatmak istediğim experimentallik değil, kendi müziğini geliştirmek için senfonik ve folk ezgilerini albümüne yansıtıyor. Bu haliyle de Tangerine Dream'in 1975 sonrası müzikal değişiminden sonra çıkardıkları albümlere benziyor. Ancak Tangerine Dream üyeleri gibi sentezciyi kullanarak sesleri üstüste bindirerek müzik yapmak yerine hem ritimleri hem de melodileri farklı şekilde kullanarak farklı bir yaratıclık sergiliyor.

O yüzden Jean Michel Jarre, elektronik müzikte beni en çok şaşırtan müzisyendir. Albümde sesler, ritimler ve melodiler o kadar değişken ki ne klasikleşmiş Alman ekolüne benziyor ne de folk ve klasik müzik ezgilerini kullanarak Vangelis'in yaptığı müziklere benziyor. İçinde yaşadığı dönemin gelişen elektronik müzik akımından etkilenmiştir burası kesin ama taklidini yapmayıp kendi müziğini oluşturmuştur. Eğer benzetecek olursak 'Oxygene' albümünü Klaus Schulze müziğine 'Equinoxe' albümünü de Tangerine Dream'e benzetebilirim.


'Oxygene' albümünde sentezleyicileri sesleri üstüste binecek şekilde albümü yapmıştı. Bu albümde ise diğer müzik türlerini de müziğine ekleyerek çok farklı bir atmosfer ortaya çıkardı. 

Jean Michel Jarre'nin iki albümü de daha sonra 80'lerde özellikle pop müziğini etkileyecektir. Aynı Tangerine Dream ve diğer elektronik müzik müzisyenleri ve grupları gibi. Jean Michel Jarre ise bu albümlerle yetinmeyecek günümüze kadar elektronik müziğin öncülerinden biri olacaktır. Hala da elektronik müzik denince akla gelen ilk isimlerden birisidir.

80'leri 90'ların ilk yarısını anımsayanlar Jarre'nin müziklerini bileceklerdir. Çünkü Jarre'nin müzikleri dönemin bir çok TV belgeselinde ve programlarında kullanılmıştır. Bu kadar bilinmesini sağlayan dönemin belgesel hazırlayan, TV programı yapan aydın kitlenin Jean Michel Jarre müziğini modern müzik diye kabul etmesidir.

1. Equinoxe (2.23)
2. Equinoxe (5.01)
3. Equinoxe (5.11)
4. Equinoxe (6.54)
5. Equinoxe (3.47)
6. Equinoxe (3.23)
7. Equinoxe (7.24)
8. Equinoxe (5.04)

Süre : 39.07

Jean Michel Jarre / Synth(ses düzenleyicisi), Org, Mellotron

2 Ocak 2019 Çarşamba

Etran Fou Le Loublan - Batelages 1976




Etron Fou Le Loublan, 1971'de iki kişi olarak kurulmuş, ertesi yıl saksafoncunun katılımıyla 3 kişilik olan fransız grup. Albümlerden önce ilk konserlerde kendilerini denemişler, ilk konserleri de Zeuhl müziğinin yaratıcısı Magma vermişlerdir. 1971 yılında çok genç olmaları nedeniyle ilk albümlerini kuruluşundan 5 yıl sonra, 1976 yılında çıkartmışlar. Doğaldır ki bu sürenin içinde dönemin bazı kaliteli gruplarının konserlerinde bulunmuşlar.

Bu süre içinde özellikle dinledikleri Captain Beefhard, MC5, Soft Machine, Sun Ra, Gong, The Doors, Can, Amon Düül II, King Crimson gibi gruplardır. Ancak müziklerine en çok etki eden 1973 yılında açılış grubu olarak çıktıkları ve ilk deneyimlerini yaşadıkları Magma grubudur.

Bir konser öncesi Magma grubunun menejeri gelip sorar davulcuya; 'Yine davul solosu çalmayı düşünüyor musun?'(Yani Vander çok uzun davul solosu çalıyor senin kısa davul solonla kimse ilgilenmez, kendini güldürme gibilerinden). Davulcunun cevabı da basit; Evet, tekrar çalacağım.

Sonraları konserler de yer almadıkları zamanlar, grup üyelerinden bazıları sokak tiyatrolarında çalar. Gruba 3. kişi olarak katılan safsafonist aynı zamanda aktörlüğe devam eder. (Günümüzde de hala devam ediyor)

1976 yılında çıkardıkları ilk albüm 'Batelagas' ise 5 yılın bir nevi özetidir. Parçalarda herhangi bir şablona rastlanmaz. Çıkardıkları sesler birbirlerinden bir hayli farklıdır. Enstrümanlar arasında bir uyum yada düzen var gibi gözükse de aslında albümün bütününe baktığınızda grup bir hayli özgürdür. Ortaya bir şaheser çıkarmaya çalışmamışlar; öğrendikleri, deneyimledikleriyle yaratıcılıklarını zorlamışlardır. İlk stüdyo deneyimlerine göre de gayet başarılıdırlar.

Albümü dinlemeden önce daha önce dinledikleri ve takip ettikleri gruplara da bakmanızı öneririm, yukarıda belirttim, çünkü bu ilk albümlerinde o grupların etkileri fazlasıyla gözüküyor.

Kısa bir süre önce bazı sorunlar yüzünden kafam dağınık olduğu zaman açıp dinlemeye başladığım bir grup oldu. Özellikle ilk parçanın vokal kısımları Renate'nin (Amon Düül II) 1970'lerdeki parçaları yorumlayışına benzemiyor değil. Tabi bir de ilk parçadaki saksafon solonun hırçınlığı tadından yenmiyor.

Albüm boyunca eğer dikkat edebilirsiniz davulcunun Magma'nın lideri Vander'den çokça etkilendiğini görebilirsiniz.

Avantgard rock, RIO/Avant, Zeuhl gibi türler progresif rock dinleyenlere içinde genel olarak zor yer edinirler. Ancak bu tarzları sevmeye başlamalarıyla da progresif rock'a bakış açıları değişmeye başlar. Tangerine Dream, YES gibi gruplar benim müziğe bakışımı 10 yıl önce çok değiştirmişti. Hemen ardından gelen grup ise Magma oldu. Şuan bıkmadan dinleyebileceğim 4-5 grup yazsam, bunlar Tangerine Dream, YES, Banco del mutuo soccorso ve Magma olur.

Etron Fou Le Loublan grubu da bu albümüyle o 4-5 grubun arasında giremez belki ama Magma'yı dinlemeye başladıktan sonra hemen aklıma gelecek olan gruplardan.

Özellikle kafam dağınık olduğu zaman bana ilaç gibi geliyor. 

1. L'amulette et le petit Rabbin (18.07)
2. Sololo Brigida (3.18)
3. Yvett'Blouse (0.26)
4. Madame Richard – Larika (9.23)
5. Historie de Graine (11.20)

Süre : 42.34

Ferdinand Richard / Bas Gitar, Vokal
Chris Chanet (Alias Eulalie Ruynat) / Saksafon, Vokal
Guigou 'Samba Scout' Chenevier / Perküsyon, Koro

Albüm Kapağı / Jeff Thiebout

31 Ekim 2018 Çarşamba

Pierre Moerlen's Gong - Downwind 1979




Didier Malharbe'yi blog üzerinde sohbet ederken ilk bir arkadaşın önermesiyle 10 önce tanımıştım. Sohbetin konusu da 70'ler caz-rock'ın günümüzdeki varlığı idi.  Yeni dönemden bir çok grup ve müzisyen konuşulup dinlenilirken Didier Malharbe'nin 2000'lerin başında Hadouk Trio ile birlikte yaptığı albüm önerilmişti. World jazz olarak tanımlanan Hadouk Trio'nun müzikleri o dönem çok hoşuma gitmişti, hala da hoşuma gidiyor ve dinliyorum, o yüzden Didier Malharbe'nin diğer albümlerini de merak edip aramıştım. Karşıma da zaten bildiğim ama absürt atmosferinden dolayı pek ısınamadığım Gong grubu çıkmıştı.

Sonrasında ise Gong'u Didier Malharbe'ye odaklanarak dinlemeye başladım. Çok geçmeden önüme Pierre Moerlen's Gong diye geçen 'Downwind' albümü geldi. Devamında yine Pierre Moerlen's Gong albümlerine odaklanmaya başladım. Sonuç ise Gong grubuna bakış açım değişti.

Artık Gong dendiği zaman aklıma iki isim geliyor. Didier Malharbe ve Pierre Moerlen.

Gong grubunu Daevid Allen ile bilenler Pierre Moerlen'li dönemine şaşırabilirler. Çünkü o efsaneleşen grubun müziğinden çok farklı bir müzik ortaya çıkmıştır. 1975'de gruptan ayrılan Allen sonrası müzik caz müziğe doğru kaymaya başlamıştır. 1979 yılında ise grup tamamen Pierre Moerlen'in kontrolüne geçmiştir. O'da ilk olarak daha önce grupta birlikte çalışan Didier Malharbe'yi geri çağırmış, yine 1975 yılında konserine katıldığı Mike Oldfield'ı ve Canterbury'nin efsaneleşen isimlerinden Steve Winwood albüm kayıtlarına katmıştır.

Pierre Moerlen albümü hazırlarken çok geniş bir kadro tutmuş sanki kendi solo albümünü yapar gibi. Bu da bana 1975 yılında YES grubunun davulcusu Alan White'ın ilk solo albüm çalışmasına benzetmeme yol açmıştır. Alan White müzik kariyeri boyunca sadece iki albüm çıkarmış, genel olarak YES grubunun Chris Square'dan sonra değişmez ikinci ismi olmuştur. Alan White ilk albümünü hazırlarken müziği bir şablona oturtmaya çalışmamış, dönemin rock müziğinde önem arz eden caz, folk, pop, senfonik gibi müzikal öğeleri albüme koymaya çalışmıştır. Bir nevi progresif rock müziğinin ne kadar geniş olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Pierre Moerlen'in gerçek anlamda ilk önderliğinde olan bu albümü yıllar sonra tekrar dinlediğimde de Alan White'ın yapmaya çalıştığının bir benzerini yapmaya çalıştığını gördüm. 'Downwind' albümünü belli bir müzik üzerine oturtmayıp, albümü oluşturan parçalardaki müziği geniş tutmaya çalışmış. Bazı parçalarda 70'lerin power pop denilen müziğim atmosferi olduğu kadar, Jean Luc Ponty'nin o naif caz esintilerini anımsatan bir parça da var. Bir parçasında blues sizi alıp götürürken, bir parçasında Santana'nın latin rock'ına takılır kalırsınız.

Eğer yukarıda bahsettiğim şekilde dinlerseniz ve Pierre Moerlen'in davullarına odaklanırsanız albümün aslında ne kadar da yaratıcı fikirlerle ortaya çıktığını anlar ve zevkini fazlasıyla çıkartırsınız. Burası kesin.

Ancak söylemeden yada yazmadan es geçilemeyecek olan, albüme adını veren parça; 'Downwind'. Parça daha başlar başlamaz, Mike Oldfield'in elinin değdiğini hemen anlıyorsunuz. Albümdeki en uzun parça olması sebebiyle dinlemeye başladığınızda en çok keyif alacağınız ilk parça. Timpani'nin olması ve Mike Oldfield'in duygusal gitar solosunun bulunması sebebiyle, dinlerken Tubular Bells aklınıza gelebilir. Ancak parça devam ettikçe Pierre Moerlen'in davullarının müziği nasıl kontrol ve yön verdiğini anlarsınız.

Hele ki parçanın sonunda bana Gong'u sevdiren adamın, Didier Malharbe'nin saksafon solusu, parçayı daha da bir başyapıtlık progresif rock'a örnek gösteriyor.

İşimden dolayı bir hayli boşladığım müzik yazılarıma, geçenlerde facebook ve Twitter'da yazdığım Pierre Moerlen niye en iyi davulcular arasında gösterilmiyor sorduktan sonra sanırım bu yazı cevap niteliğinde olmuştur.


1. Aeroplane (2.39)
2. Crosscurrents (6.11)
3. Downwind (12.30)
4. Jin-Go-Lo-Ba (3.24)
5. What You Know (3.40)
6. Emotions (4.44)
7. Xtasea (6.39)

Süre : 40.11

Pierre Moerlen / Davul, Timpani(3,7), Vibrafon, Glockenspiel (3), Hammond Org (1,7), Marimba (3), Oberheim (2,5-7), Piyano (1,2), Synths (ses düzenleyicisi)
Ross Record / Elektrik Gitar (5), Geri Vokal (1,4)
Hansford Rowe / Bas Gitar, Wal Bas (2,3), Vokal (4)
Benoit Moerlen / Vibrafon (1,2,4,5,7), Kahkahalar
Francois Causse / Konga(2,4,5), Marimba (2,4)

Konuklar
Mike Oldfield / Elektrik Gitar & Bas Gitar & Irlanda Davulu(3)
Mick Taylor / Elektrik Gitar (5)
Steve Winwood / Minimoog & Korg Synth (3)
Dider Lockwood / Keman (2,6,7)
Didier Marherbe / Saksafon (3)
Terry Oldfield / Flüt (3)

5 Şubat 2018 Pazartesi

Teddy Lasry - E=MC2 1976




O kadar sıkıntı veriyor ki artık internet ve sosyal medya çoğu zaman kusacak gibi oluyorum. Her defasında da sığıntı bulduğum şey progresif rock grupları ve yaptıkları müzikler oluyor. Onda da görkemli müzikler (örneğin ELP) yada giriş-ayet-solo-ayet-solo biçimindekiler olmuyor, daha çok elektronik yada caz temelli müzikler oluyor. Onları dinlerken sokak ağzının tamamen bulaştığı sosyal medyayı unutabiliyorum.

Birkaç gün önce de böyle oldu. Midemi o kadar bulanık hissettim ki, kendimi youtube'de Klaus Kruger parçalarını dinlerken buldum. Birkaç gün öncesinde de zaten La Düsseldorf dinliyordum. Yarım saat, 45 dakika kadar dinledikten sonra yan tarafta öneriler gözüme çarptı. Bir albüm özellikle ilgimi çekti. E=MC2.

Almanların 70'lerde yaptığı elektronik müzikten şimdiye kadar hiç sıkılmadım (ve sıkılacağımı da sanmıyorum). Ama bu sefer de biraz dönemin fransızlarına bakasım geldi. Çünkü E=MC2 albümü fransız müzisyen Teddy Lasry'e aitti. 2 yıl önce Magma grubuyla ilgili yazılan birşeyler ararken önüme 1974 yada 75 yılına ait bir röportaj geçmişti. Ya danimarka yada isveç dilinde idi, çevirip okumuştum. Sorulardan bir tanesi şuydu.

Grup üyeleri sürekli değişim halinde, grup müziğini nasıl ayakta tutuyorsunuz?

Christian Vander'in cevabı ise, 'Evet, bir hayli zorlanıyoruz çünkü gruba katılan müzisyenlerin bir çoğu kendi albümleriyle yada diğer grup projeleriyle uğraşıyorlar. Buna rağmen yeni müzisyenleri aramıza katarak devam ediyoruz' olmuş.

Magma'nın bas gitaristliğini yapan müzisyenin 75 sonrası albümlerinden bir kaçını dinlemiştim. Minimalist, halk ezgilerinin bolca kullanıldığı, indo (yerli) prog tarzındaydı. Ama Teddy Lasry adını hiç duymamıştım.


Teddy Lasry ise; bu albümü dinlemeye başladıktan sonra öğrendim, Magma'nın ilk albümünde (1969) saksafon çalan bir müzisyen. İlk albüm sonrasında kendi albümlerine yoğunlaşmış. Kendi müziğini yaparken de dönemin elektronik ezgilerinden yararlanmış ama çok daha önemlisi yaptığı müzik minimalist bir müzik.

Öyle ki parçalarını ve bu albümü üstüste dinledikten sonra vardığım kanı; albümün prog, caz yada elektronik müzik örneği olmadığıdır. Teddy Lasry müziği, bana daha çok kendi müziğini kendi yapan bir müzisyen gibi geldi.

Hani, Frank Zappa'nın kendi müziğini yapması sonucu, zappa müzik; Pink Floyd'un saykodelik rock ile başlayıp sonrasında kendine özgü müzik yapması dolayısıyla ortaya çıkan Pink Floyd efsanesi gibi; Teddy Lasry'de kendi müziğini ortaya çıkarmış. Teddy Lasry kendi başına kendi müziğini yaparken yardımcı olarak Jean Luc Ponty ile çalışmış davulcu Andre Ceccarelli ve yine daha önce çalıştığı Magma grubunda bas gitarist Jannick Top yer almış.

E=MC2 albümünde; minimalist, zeuhl, folk ve elektronik müziğin mükemmel bir bileşimiyle karşılaşıyorsunuz. Kimi yerde Vangelis, kimi yerde Klaus Schulze, kimi yerde de Magma'nın seslerini duyar gibi oluyorsunuz, albümü dinlerken.

Teddy Lasry; Einstein'ın ünlü denklemi E=MC2'yi bu albümünde konsept olarak işledi. Enerji, kütle ve ışık hızı'nın bir araya geldiği denklem ancak uzay'la, evren'le ilgili olabilirdi. Teddy Lasry'de öyle yaptı; albümü tamamen insan zihinlerinde oluşabilecek şekilde müzikal olarak dile getirdi. Ortaya da kendi müziğiyle anılmasını sağlayacak bir albüm çıktı.

Teddy Lasry'nin E=MC2 albümüyle yeni bir müzikal anlayışla karşılaştınız.

1. Life (1.30)
2. Quasar (7.00)
3. Eart (4.00)
4. Nebular (6.00)
5. Birth Of Galaxy (6.30)
6. Birds Of Space (8.00)
7. Nonsense (3.15)
8. Life (1.30)

Süre : 36.07

Teddy Lasry / Piyano, Flüt, Saksafon, Elektronik (Synth (ses düzenleyicisi)) ve Efektler,

Konuklar
Andre Ceccarelli / Davul (2, 7)
Jannick Top / Bas Gitar (2, 6)


4 Kasım 2017 Cumartesi

Zanov - Green Ray 1976



Elektronik müzik deyince aklıma ilk gelen, 1970'lerin Alman müzisyenleri olmuştur. İngiliz, Yunan, Japon, Rus hatta Kuzeyli'ler varolsalar bile yine de aklıma her zaman Almanlar gelecektir. Nasıl ki bir çok rock dinleyicisine rock müzik diye bir soru yöneltilince ilk söylenen Pink Floyd, Led Zeppelin yada Deep Purple geliyorsa, elektronik müzik deyince de benim aklıma Almanlar geliyor.

Almanlar deyince de Kraftwerk, Tangerine Dream, Klaus Schulze gibi isimler anlaşılsın. Elektronik müziğin öncüleri ve günümüzde varolmaya devam eden müziğin temellerini atan isimler.

Ve hala daha bu isimler elektronik müzikte kıstas olarak kullanılır.

Birkaç gün önce Tangerine Dream dinlerken birden Zanov hatırladım. Yıllar önce ilk albümünü bir kaç kez dinleyip bırakmıştım. Hemen albümü bulup tekrar dinlemeye başladım tabii. Neredeyse 10 yıl önce dinlediğimde o kadar zevk almamıştım. Şimdi tekrar dinleyince boşuna gözardı ettiğimi anladım.

Zanov, Fransız müzisyen Pierre Salkazanov'un soyisminden oluşuyor. Pierre tek başına olduğu için grup demek yersiz olur. Klaus Schulze gibi tek başına albümü kaydediyor ve konserlerini de yine aynı şekilde tek başına veriyor. Ancak Klaus Schulze'den farkı yada artısı (benim için), statik müzikal anlayışla yada sadece snyth üzerinden müzik yapmaya kalkışmıyor. Özellikle klavye kullanımları bana dinlerken Tangerine Dream, Pink Floyd benzeri bir atmosferi çağrıştırıyor.

Albüm, albüme ismini veren 'Green Ray' ile başlıyor. Elektronik müzik ve saykodelik müziğin bir karışımı olarak Tangerine Dream, Pink Floyd benzeri bir atmosfere sahip. Özellikle rüzgar uğultusu ve saykodelik klavyeler 'Wish You Were Here' albümünü hatırlatıyor. Daha çok da 'Welcome To Machine' parçasını.

'Machine Desperation'; bir önceki parçada ki Pink Floyd'un 'Welcome To Machine' benzerliği, bu parçada isim olarak benzeşiyor. Parça ise, Tangerine Dream'in 'Zeit' ve 'Atem' albümlerinin atmosferinde avantgard bir havada. Korku filmi müziklerine benzer bir şekilde devam eden parça, 17 yıl önce ilk dinlediğimde içime ürperti salan 'Ummagumma' albümünü de hatırlatıyor. Parçanın ikinci yarısı ise synth ve klavyelerin üstüste binmesiyle tam anlamıyla bir elektronik müzik şöleni yaşatıyor. Benim için albümdeki en iyi parça.

'Running Beyond A Dream' ile birlikte, işte normal uzunlukta bir elektronik müzik parçası diyebiliyoruz. 'Machine Desperation' parçasında olduğu gibi yine Tangerine Dream'in 75 öncesi avantgard dönemini anımsatıyor.

Eğer Zanov'un yanında davul ve gitarlar da olsaydı, Tangerine Dream'im müziğinden ayırtedilemeyecek düzeyde olurdu ki, bu haliyle bile neredeyse aynı.

Zanov, 6 yıllık kısa bir müzik hayatından sonra müziği bıraktı. Ta ki 2010 yılına kadar. 2010 yılında müziğe tekrar geri döndü ve iki yeni albüm daha çıkardı.

En son albümünü geçtiğimiz yıl çıkaran Zanov, dinlenmeyi ve takip edilmeyi hakediyor.

1. Green Ray (9.48)
2. Machine Desperation (10.22)
3. Running Beyond A Dream (19.46)

Süre : 39.56

Zanov 'Pierre Salkazanov' / Klavyeler, ARP Synth (ses düzenleyicisi)

8 Haziran 2017 Perşembe

Christian Vander / Magma - Tristan et Yseult 1974



Rock müziğin bazı efsane isimleri vardır, pek bilinmeyen. Örneğin CAN grubu gibi. Popüler rock'da sesi yok denecek kadar azdır. Ancak CAN gibi grupların gerçek rock müziğin efsaneleri olmasının yanında bir de rock müziğe verdikleri yön vardır. CAN'ın günümüz post-math rock'ına hatta indie-rock'ına verdiği yön gibidir bu durum.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Jean Michel Jarre - Oxygene 1976




Oksijen günümüzde ki bütün canlılığın temel maddelerin başında geliyor. En azından canlıların büyük bir kısmı oksijene ihtiyaç duyuyor. Oksijensiz organizmalarda yok değil. Bu tür canlılar ağırlıklı olarak okyanus diblerinde yaşıyor.

2 Nisan 2017 Pazar

Tai Phong - Tai Phong 1975




Progresif rock albümleri paylaşan, Avustralya'lı biri vardı. Bloğunda eski ve yeni ilginç progresif rock albümleri paylaşıp yorumlar yazardı. 2007-8'de en çok takip ettiğim blog'lardan birisiydi. Hatta bir ara messenger adresini vermişti, sohbet ederiz diye. Eklemiştim, bir hayli de konuşmuştuk. Sonrasında blog'u kapatıp başka bir blog açtı. Bir süre sonra da albüm paylaşmayı da bıraktı.

16 Mart 2017 Perşembe

Magma - 1001 Centigrades 1971



İlk albüm 'Kobai' sonrasında Magma grubu müzikal anlayışlarını biraz daha geliştirerek çıkıyor karşımıza. Albümün konusu ise 'Kobai'nin devamı niteliğinde.

3 Kasım 2016 Perşembe

Magma Kobaia - 1970




Progresif rock dinleyiciyseniz eğer karşınıza çıkabilecek kendine özgü müzik yapan gruplarla tanışmaya hazırlıklı olmanız gerekiyor. Progresif rock'ın temel grupları denen King Crimson, Genesis, YES gibi grupları dinlemiş olmanız bu müzik türü hakkında bütün bilgiye sahip olacağınız anlamına gelmez. Özellikle 70'li yılların progresif rock'ından karşınıza bir çok grup çıkabilir ve  progresif rock anlayışınızı değiştirebilir. Bunlardan bir tanesi Fransız progresif rock gruplarından Magma.

11 Eylül 2016 Pazar

Asia Minor - Between Flesh and Divine 1980




Progresif Rock deyince aklıma 3 tür gelir. Senfonik progresif rock, caz füzyon ve eklektik progresif rock. Bu 3 türün yaratıcılığına en yakın olan sanırım, Ağır Progresif rock(heavy prog). Diğer bir çok tür bir şablon etrafında döndüğü için yaratıcılıkları maalesef köreltiyor. O yüzden bu 3 tür dışındakileri pek dinlemiyorum hatta umursamıyorum.

Progresif rock'ın altın çağı dediğimiz döneminde ortaya çıkan bu 3 tür de sonraki yıllarda yapılan bir çok rock müzik türüne temel olmuştur. 1975 yada 76 yıllarda iyice gerilemeye başlaması daha doğrusu popülerliğini yitirmesi sonucu, bir çok progresif rock grubu da yaptığı müziği değiştirmek zorunda kalmıştır. Bir çok dev denilen gruplar 80'li ve 90'lı yıllarda çok farklı müzikler yapmıştır. Örnek olarak King Crimson, Genesis ve YES'tir. Bu grupların 75 öncesi müzikleriyle, 75 sonrası müzikleri birbirlerinden çok çok farklıdır. Dediğim gibi bu değişime en çok etki eden şey dinleyicinin azalmasıdır.

80'li yıllarda İngiltere merkezli ortaya çıkan progresif rock'ı tekrar canlandırma işi, neoprog adı altında olmuştur. Marillion ve Twelth Night gibi 80'li yılların başında ortaya çıkan neoprog türü Genesis, Yes gibi grupların izleyicisi gibi gözükse de yaptıkları müzik çok farklı yerlere gitmiştir. Günümüzde yapılan bir çok senfonik progresif rock albümü neoprog etkisinde olan albümlerdir. Bir çoğu öyledir evet ancak 75-76 yılı öncesi senfonik progresif anlayışını devam ettirmek isteyen gruplar da yok değildir. O yüzden yeni dönemde senfonik progresif türünde çok seçiciyimdir.

Asia Minor grubu iki Fransız ve iki Türk tarafından kurulmuş senfonik progresif rock grubudur. 75-76 yılı öncesi senfonik progresif anlayışına uygun iki albüm yapmışlardır. İlki 1979 diğeri 1980 yılına aittir. 1980 yılında çıkardıkları 'Between Flesf and Divine' albümleri ilk albümlerine göre çok daha profesyoneldir.

'Between Flesh and Divine' albümünde 70'li yılların başında yapılan senfonik progresif rock 'albümleri gibi folk, caz gibi ana akım müzik türleri göze çarpar. Özellikle folk ezgileri Türk'e özgün folk ezgileri olduğu için Türk dinleyicisini (yani beni) fazlasıyla tatmin eder. 70'li yıllarda yapılan senfonik progresif albümlerinde kullanılan pagan ve ortaçağ dönemi folk ezgilerini değil, Türk folk ezgilerini kullanmıştır, Asia Minor grubu. Bunda da fazlasıyla başarılı, yaratıcı ve profesyoneldirler.

Grup üyelerinden Setrak Bakırel (Türk) Gitar ve vokalde çok profesyoneldir. Setrak Bakırel alman aksanı ile söylerken parçaları yine aynı dönemin Alman senfonik progresif rock gruplarından Anyone's Doughter vokalini hatırlatıyor. Lionel Betrami (Fransız) davul'da aksak ritimlerle gruba katkı da bulunması yine Camel'in 'Snow Gooese' albümünü hatırlatıyor. Robert Kempler (Fransız) bas gitarda ve org başında folk ve caz öğelerini kullanıyor olması az çok Camel ve Genesis'i hatırlatıyor. Son olarak Eril Tekeli (Türk) gitar ve flüt'te Türk ezgilerini kullanıyor olması albümümü bize daha çok yakınlaştırıyor.

'Nightwind' parçasını Camel yada Genesis yapmış olsaydı, kesinlikle sırıtmayacak hatta en bilindik parçalarından olacaktı. Parçanın girişinde kullanılan Anadolu'ya ve dolayısıyla Türk ezgilerine aksak ritimli folk ezgileri, Türk folk ezgilerinin de progresif rock'ta rahatlıkla kullanılacağını gösteriyor. Eril Tekeli'nin flüt'ü ise yine aynı döneminin Türkiye'sinde yapılan Batı eksenli müzikleri hatırlatıyor.

Hem albümde hem de Asia Minor'un parçaları arasında benim için Türk müziğine en yakını.

'Northen Lights' parçası ise dediğim 80'li yıllarda ortaya çıkan neoprog etkisi olan bir parça. Parça içinde bolca bulunan Türk ezgileri (oyun havası) olsa da, org kullanımı neoprog'ta kullanılan org'a çok yakın. Sevemedim şu neoprog denen şeyi. Fiv fiv öten org müzikten soğutuyor.

'Boundless', bir önceki parça gibi neoprog ile klasik senfonik progresif arasında kalmış, hatta canterbury etkileri olan bir parça. Kısa ve hoş bir parça.

'Dedicace', Genesis ve Camel müziği özelliği var yine bu parçada da. Neoprog etkisi yok denecek kadar az. İlk parça olan 'Nightwind' kadar 75-76 öncesi senfonik progresif rock müziği devamı niteliğinde. Albümde ki en yaratıcı parçalardan birisi.

'Lost In A Dream Yell', kayıtlar kötü olmasaydı, kesinlikle harika bir parça olacaktı. İnsan diyorki böyle bir parça tekrar kayıt edilsin, pürüzsüz bir şekilde dinleyelim. Yağmur sesi, org ve gitar'a maalesef çok baskın geliyor. Yağmur sesini mi yoksa gitar, org mu dinleyeceğiz, seçmekte zorlanıyor dinleyen kişi. Neyse ki sonradan yağmur sesleri azalınca, flüt, davul ikilisini dinlemek daha bir zevk veriyor.

'Dreadful Memories' canterbury etkisinde sonradan hızlanmaya başlayan bir parça. Kısa, 3 dakikalık bir parça. Albümün genel yapısına biraz iğreti durmuş. Keşke parçanın sonralarında gitar, flüt ve davul doğaçlamaları konsaydı. Kesinlike harika bir parça olurdu. Camel grubunun bir 'Never Let Go' havasında olurdu, sanırım. Evet kısa ve güzel bir parça.

Albümde Fransızlar olmuş olsa da, klasik senfonik progresif rock gruplarından esinleniliyor olsa da, ne Fransız senfonik ekolü ne de Ingiliz senfonik progresif rock ekolünün devamıdır. Kendilerine özgü yaptıkları bu albümle, klasik senfonik prog anlayışının devam edilebileceğini gösteriyor. Günümüzde de az da olsa, o 70'lerin ilk yarısının izinden gitmeye çalışan gruplar var. İyi dinleyip bulmak marifet gibi gözükse de, çok ta zor değildir.

Asia Minor grubunu hem Türk rock grubu hem de güçlü bir senfonik progresif rock grubu olarak dinleyebilirsiniz.


1. Nightwind (6.23)
2. Northen Lights (7.45)
3. Boundless (3.00)
4. Dedicace (6.11)
5. Lost In A Dream Yell (7.42)
6. Dreadful Memories (3.00)

Süre : 34.01

Setrak Bakırel / Vokal, Gitar, Bas Gitar
Lionel Beltrami / Davul, Perküsyon
Robert Kempler / Klavye, Bas Gitar
Eril Tekeli / Gitar, Flüt