Bu Blogda Ara

Birth Control etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Birth Control etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Birth Control - Backdoor Possibilities 1976


                                 

1960'ların sonunda çıkan progresif rock dönemin bir çok rock gruplarını etkiler. Black Sabbath, The Who, The Doors, Led Zeppelin gibi gruplar ilk aklıma gelenlerden. Daha sonraları bu tarz gruplar rock müziğin efsanelerinden olurlar. Bir çok progresif rock grubu unutulup, bilinmiyorken bu grupların yaptığı müzikler klasik olarak tanımlanır.

Progresif rock'a ilgi duyup dinlenmeye başladıktan bir süre sonra o klasik yada rock efsanelerinin yerlerini progresif rock grupları almaya başlar. Bir süre sonra da rock müziğin o kadar da şablon müziğe dayanmadığı görülmeye başlanır. Hemen hemen bütün progresif rock gruplarının belli dönemlerde değiştikleri görülür. Örneğin Deep Purple(bazıları prog demese de progtur), 70 öncesi yaptığı müzik ile 70 sonrası yaptığı müzik birbirlerinden çok farklıdır. Deep Purple dağılıp,  Rainbow grubunda grup üyelerinin bir kısmı müziğe devam ederken yine ortaya çıkan atmosfere farklıdır. Aynı şeyi Pink Floyd içinde söyleyebiliriz. Belli yıllar arasında müziklerinde ciddi değişiklikler yapmışlardır. Varolan ile yetinmemişler, hem kendilerini geliştirmişler hem de yaptıkları müziklerini.


1970 öncesi kurulan Birth Control grubu da klasikler yada efsaneler arasında gözükmüyor hatta adı bile bilinmiyor olsa da, merak edip dinleyenler için gerçek anlamda bir klasik rock grubudur. Birth Control grubu da bir çok progresif rock grubu gibi belli dönemlerde değişiklere gitmiş, diğer gruplar gibi müziklerini geliştirmişlerdir. Günümüzde rock gruplarının çoğu 70'lerin bir nevi ekmeğini yemekle meşguller.

Birth Control, ilk albümlerinde hard rock'a yakın dururlar. Mellotron kullanırken dahi müziğin atmosferi serttir. Aynı dönemde The Doors'un 'Light My Fire' parçasını da yine sert bir atmosferde yorumlarlar. Bir kaç albüm sonrasında grubun müziği değişmeye başlar. Albümlerin içinde artık caz ritimleri vardır. Gitar ve org soloları ilk dönemki gibi sert değil, caz ve blues ağırlık kazanır.

1976 yılındaki bu albümleri ile diğer albümlerinden farklı, bambaşka bir albümle ortaya çıkarlar. Albüm daha çok 1971-75 arası Yes-Genesis atmosferindedir. Cazı müziklerinde yine kullanmaya devam ederler ancak albümün atmosferi sert değildir, senfoniktir(seslerin birbiriyle uyumlu olması).

Rock döneminde, yani 60'larda ve 70'lerde bir isyanın tanımı (günümüzde heavy metal grupları bu işi üstlenmiştir) da olmuştur. Bütün rock tarihinin en politik grupları bu dönemde çıkmıştır. Pink Floyd'un yapmış olduğu sistem eleştirisinin bir benzeri günümüzde yoktur, yapılmamaktadır ama Pink Floyd taklidi yapan bir çok grup vardır. Birth Control grubu da, önceki albümlerini yazarken belirtmiştim, adını dönemin Papa'sının kürtaj hakkında ki açıklamalarına tepki olarak alırlar. İlk albümlerinden itibaren müziklerinde politik tavırlarını ortaya koyarlar ve sonraki albümlerinde de bu tavırlarını devam ettirirler. Pink Floyd'un 'Animals' albümü gibi sistem eleştirisi albümüne benzer 'Plastik People' albümleri hem sözler hem de müzikal atmosfer açısından mükemmel bir albümdür.

'Backdoor Possibilites' albümü de grubun yine politik tavrını devam ettirdiği bir albüm. Sistem ve toplum eleştirisini 'Plastic People' albümünde olduğu gibi devam ettirirler. Yukarıda belirttiğim üzere albümün müzikal atmosferi 70'lerin başı Yes-Genesis döneminin ve atmosferinin ortaya çıkartılması, grubun müziğinin bambaşka bir yere gittiğini gösterir.

Sert, ağır rock olarak adlandırılan Birth Control grubu bu albümüyle müzik yapmaya başlasalardı ve bu şekilde devam etselerdi, büyük ihtimal senfonik tür olarak adlandırılacaklardı.

Yes'in ve Genesis'in mükemmelliği ararken yakaladıkları mükemmel ötesi atmosferlere Birth Control grubu da bu albümüyle bir ekleme yapar. Ancak sadece tek bir albümle yetinirler. Sonraki albümlerde bu tarz atmosferde olan albümleri olmaz. Daha basit, daha anlaşılır, daha kolay dinlenilir albümlere yönelirler. Müziklerinde yine değişime açıktırlar ve kendilerini de değiştirirler ama dinleyici kitlesi de değişmiştir. Yine de popüler olacağız diye kendilerini satılığa çıkarmazlar.

75 sonrası bütünüyle art rock olarak adlandırılması gereken progresif rock yerine dinleyeciler bir süre sonra popüler kültüre yönelirler. Bir süre sonra da progresif rock ve grupları küçük topluluklara müzik yapmaya başlar. Birth Control de belki müziklerinin kitleye ulaşmasında sıkıntı yaşadıkları için bir çok grup gibi daha dinlenilir albümler yapmaya yönelirler. Bu durumu daha önce yaptıkları 'Buy' adlı parçada yaptıkları sistem eleştirisi varken yapmak zorunda kalırlar.

'Backdoor Posibilities' albümü benim için son Birth Control albümü. Bu albümden sonraki albümleri de severek dinlesem bile bu ve önceki albümlerinden aldığım zevki alamıyorum.

Son olarak ise Birth Control de bir çok progresif rock grubu gibi bilinmesi değil, klasik ve efsaneleşmiş rock gruplarından biri olması gerekiyor.

1. One First of April (7.41)
-  Prologue 2.32
-  Physical and mental short circuit 3.58
- Subterranean escape 1.11
2. Beedeepes (8.34)
- Film of Life 5.37
- Childhood Flash-back 0.52
- Legal Labyrinth 2.05
3. Futile Prayer (5.55)
4. La Cigüena de Zaragoza (8.17)
- The Farrockaway Ropedancer 4.28
- La moineau de Paris 2.24
- Cha cha d'amour 1.25
5. Behind Grey Walls (6.53)
6. No Time to Die (6.10)

Süre : 43.30

Bruno Frenzel / Elektrik & Akustik Gitar, Vokal
Zeus B. Held / Hammond Org, Elektrik Piyano, Moog, Arp Synth(ses düzenleyicisi), Grand Piyano, Alto Saksafon, Tubular Bells, Vokal
Peter Föller / Bas Gitar, Vokal
Bernd Noske / Davul, Perküsyon, Solo Vokal

Konuk
Michael / Perküsyon (4)

8 Şubat 2019 Cuma

Birth Control - Hoodoo Man 1972



60'ların sonunda dönemin Papasının kürtaj ile ilgili açıklamasından sonra tepki olarak grubun adını Birth Control koydular. Aslında Papa'nın açıklamasına bir parça yazarak karşılık verdiler ve grubun adı o parçadan geldi. İlk albümlerinden itibaren müziklerini politik ve protest söylemler üzerinden oluşturdular. Devamında yaptıkları albümlerinde bu çizgiyi değiştirmediler.

3. albümü olan 'Hoodoo Man' de 'Buy!' adlı parça ile başlarken tüketimciliği hedef alarak başlar. Sinema'da, TV'de, gazeteler'de, dolayısıyla önünüze modern diye sunulan her yerde gizli yada açık bir şekilde size bir şeyler satılmaya çalışılmaktadır; parçanın ana konusu bunun üzerinedir. Parçanın müziği ise dönemin heavy prog gruplarına göre bir hayli üst düzey kalitede. En azından Uraih Heep'in ağlaklığından ve neredeyse her parçada blues'a sığınmasından çok daha iyi olduğu kesin. (Aslında Birth Control'ün müziğinin kategorilendirmesi günümüzde yapılmaktadır. O zamanlar kendileri ne diyorlardı, bilmiyorum)

'Suicide' parçası da ilk parça gibi politik bir duruşa sahip. Bu kez modern dünyaya sırt çevirenlerin nelere başvuracaklarını kısa ve öz olarak anlatır. Çıkardığı sonuç ise gelecek için kişilerin feda edilmesi üzerine. Müzik ise ilk parçada ki gibi ağır orglar üzerine değil, daha çok caz'ı temel alır. Parçanın sonlarındaki gitar solosu da muhteşemdir. Gitarı çalan çok erken yaşta ölen Bruno Franzel'dir.

'Get Down To Your Fate', ilk iki parçadaki kaderci anlayışın bir çözümünü sunar. Kaderciliğini alaşağı et. Günümüzde 70'lerin müziklerini tekrar diriltmeye çalışan grupları Retro olarak tanımlarlar. Yaptıkları müzik tam olarak Birth Control'ün bu parçasıdır. Hafif 60'lar ve yoğun olarak 70'lerin saykodelik havası hakimdir.

İlk 3 parça Bruno Frenzel'in parçalarıdır. 'Gamma Ray' ise grubun ortak çalışmasıdır ve bir çok insan gibi ben de grupla bu parça sayesinde tanıştım. Parçayı dinledikten çok kısa bir süre sonra da albümlerinin tamamını bulup bütün albümlerini yıllar öncesinde dinledim. Eğer bu bloğu açmış olmasaydım belki de şuan dinlemiyor olurdum.

'Gamma Ray', bir çok rock grubun anımsanmasına neden olan marşlardan biridir. Pink Floyd'un 'Another Brick In The Wall', Queen'in 'We Will Rock You' gibi. Ancak Birth Control'ün bu marşı klasik olarak kısa ve akılda kalıcı değildir. Tamamen deneysellik (experimental) üzerine kurulu. Öyle ki, bu albümde 9 dakika iken, konserlerde daha kısa (4-5 dakika) yada uzun (20-25 dakika) olarak çalınabiliyor. Parçanın solo kısımları ise Bruno Frenzel'in gitar solosu ve Bernd Noske'nin davul sololarından oluşuyor.


'Gamma Ray' parçasında dünyada varolan sürekli savaşlar için 'Gama ışını olsaydım, bu savaşanlara sevgiyi aşkı aşılasaydım' der. 'Hoodoo Man' ise ilk 3 parçanın devamı niteliğindedir. Hiç bir şeyi umursamayan, kendi halinde hayattan zevk alarak yaşayan kişinin sonunda 15 çoçuklu bir aile insanına dönüşmesini anlatır. Hoodoo man ise suçu kaderine bağlar. Parçanın müziği ise albümdeki en senfonik parçadır. Kilise org ile çalınan son kısımları ise sanki hoodoo man'in cenaze marşı gibidir.

Albümün son parçası 'Klaustob' diğer parçalara göre kısadır. Ancak kısa bir parça olmasına rağmen grup 50 ve 60'ların rock'n roll'una ve folk müziğine selam göndermeyi her notada hakkıyla verir.

Birth Control pek bilinmese de (hem ülkede hem de prog severler arasında), yaptıkları müziklerle ve politik duruşlarıyla bilinmesi ve özellikle günümüzde dinlenilmesi önem arzeder.

1. Buy! (7.10)
2. Suicide (6.16)
3. Get Down To Your Fate (7.58)
4. Gamma Ray (9.44)
5. Hoodoo Man (8.25)
6. Klaustob (2.40)

Süre : 42.13

Bruno Franzel / Elektrik Gitar, Vokal
Wolfgang Neuser / Org, Klavyeler, Synth, Kilise Orgu, Vibrafon
Bernd Koschmidder / Bas Gitar
Bernd Noske / Davul, Perküsyon, Vokal

2 Aralık 2016 Cuma

Birth Control - Birth Control 1970



Progresif rock'ın tanımını yaparken genel olarak caz, avant-garde ve klasik müzik gibi içinde deneysellik ve özgünlük barındıran müzik türleri örnek gösterilir. Bu müzik türleri haricinde bir de 60'lı yıllarda yapılan beat, asit rock, hard rock gibi türler de vardır. Bu 60'ların müzikleri üzerinden progresif (yani ilerici) türünde örnekler veren gruplarda vardır. Örneğin YES grubu beat, asit rock müzikleriyle başlar, müzik hayatına. Sonralarında yeni sesler ve müzik türlerini de harmanlayarak kendine özgü tarz geliştirmişlerdir. YES gibi Birth Control'de 60'lı yılların müzikleri üzerinden gelerek kendi tarzını geliştirmiştir.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Birth Control - Plastic People 1975



Birth Control rock tarihinin bilinenin aksine en politik gruplarından birisidir. 70'lerde çıkardıkları albümlerin tamamı politik albümlerdir. Birth Control'ün bilinmemesinin tek sebebi popüler bir grup olamayışıdır. Gerçeği 70'lerde tanınan bir gruptur, ancak büyük plak şirketleriyle anlaşmalar yapmadıkları için günümüzde pek tanınırlılığı yoktur. Ancak progresif rock hayranları tarafından hatırlanır, sevilir ve dinlenir. Tabii bu durumda grubun kendi hayran kitlesini de belirtmezsek olmaz.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Birth Control - Operation 1971

Ağır Progresif Rock

Paralel evren konusu hala bilim kurgu roman ve filmlerinin vazgeçilmezlerinden birisidir. Paralel evren ile en çok yapılan esprilerden birisi de Hitler’in yada Elvis Presley’in paralel evren de yaşıyor olduğu. Peki gerçekten öyle midir.

Karl Popper, incelenen bir varsayım’ın bilimsel olarak kanıtlanabilmesi için yanlışlanabilir olmasını savunur. Yanlışlayabilmek için varsayımın eleştirilebilir olması gerekir. Yanlışlanamayan bütün varsayımlar, eleştirilemediği için (iddialar, öngörüler) dogmatik olur, yani bilim dışıdır. Paralel evren konusu da, sosyo-politik konumu olan marksizm gibi yanlışlanamadığı için bilim dışı kabul edilir. İslam’a, hrıstiyanlığa değinmiyorum bile.  Bu konuda ‘yanlışlanabilirlik’ kuramına bakın.

Paralel evren konusu da yanlışlanamadığı ve eleştirilemediği için, bilim dışıdır. Kitaplarda, filmlerde paralel evren konusunu her nekadar bolca görüyor olsakta, konunun bilimsel bir değeri yoktur.  Yıldızlarötesi filminde de 4. boyut tartışması vardı. 4. Boyut tartışması da yanlışlanamadığı için safsafatadan ibarettir. Bilim dışıdır.

Albüm kapağında dev bir örümceğin bebekleri yemeye çalışması, bana hemen paralel evren konusunu hatırlattı. Esprisinin yapıldığı gibi paralel evren de, ya Elvis Presley yoksa. Hatta dinozorları yokeden göktaşı dünya’ya çarpmadıysa. Paralel evren ile keşişmemiz dinozorlar ile olacaksa. Öncesine de gidebiliriz. 250 milyon yıl önce Sibirya’da ki patlamalar olmadıysa. Karşımıza dev örümcekler, dev sinekler, dev kırkayaklar çıkmazmıydı?.

Bu konuların albümle ne alakası var, hiç bir alakası yok. Albüm kapağını görünce aklımda oluşan yorum buydu. Yoksa Birth Control grubu ayakları yere basan, döneminin en orijinal gruplarından birisi.  Kapakta resmedilen ise Papa 4. Poul’ün durumu.

Grup ismini niye ‘Birth Control’ olarak almıştır, hatırlamakta fayda var.  Papa 4.  Poul’ün doğum kontrolü üzerine açıklamalarından sonra bir tepki olarak grup üyeleri birth control (doğum kontrolü) ismini uygun görmüşler. 2016 yılında Türkiye’de kürtaj yasaklanması tartışmaları ile  içinde bulunduğumuz durum aynı.

Papa 4. Poul’ün açıklamaları; Birth Control grubunu döneminin siyasal ve sosyal konuları üzerine müzik yapan gruplardan biri haline getirmiştir. 2 yıl önce youtube’de olmayan (90’lardan bir albüm) bir parçalarına hazırladığım klipte ABD’nin Irak savaşı görüntülerini kullanmıştım. Birth Control  grubu hala siyasal sosyal konular üzerine müzik yapan gruplardan birisidir.

1969-70 yıllarında hammond org’un rock müzikte etkin bir şekilde kullanılmaya başladığı dönemde albüm yapan, Birth Control grubu da hammond org’u kullanmaktan çekinmedi. Kendilerine göre hammond org’u layıkıyla kullandılar. En önemli ve benimde en sevdiğim albümlerinden biri olan ‘Operation’ albümleri öne çıkan ilk albümüdür.

Döneminin Deep Purple, Uriah Heep müzikal yapısına benzer müzikal yapıları olduğu için her zaman onlarla karşılaştırma yapılır. Bütün grup karşılaştırmalarında olduğu gibi buna da karşıyım. Her insanın duyguları ve yetenekleri farklıdır. Birth Control’de kendisine özgü rock yorumuyla müzikal geçmişimde önemli bir yer etmiştir.

Deep Purple’ın bütün klasik albümlerini dinlemişimdir. Isınamadığım klasik olmayan albümleri de vardır. Ancak Birth Control grubunu dinleyip de ısınamadığım hiç bir albümü yok.  Bu Birth Control grubunu önemli mi yapar. Benim için önemli bir grup.

‘Stop little lady’ parçası günümüz adlandırmasıyla orijinal bir hard rock müzikal yapısına sahip  bir parça. ‘Stop little lady’ org solosu ders olarak hard rock dinleyecilerine öğretilmeli.  Hard rock müzik dinleyenler için harika bir parça.

‘Just before the sun will rise’ org’u ve gitar solosuyla, kendi kulvarının rock gruplarıyla boy ölçüşecek bir durumda. Ki zaten 1971 yılı Almanya’sında Birth Control’ün bu albümü çıktığı anda liste başı olmuştur.

‘The work is done’ vietnam karşıtı bir şarkı. (Vietnam’da) İşi bitirdim. Bir kişiyi öldürdüm, Sam amca bana bir barınak ver.

Birth Control’ün en sevdiğim parçalarının başında geliyor.

‘Flesh and blood’ kısa bir parça belki ama albüm kapağında ki resmin açıklamasını en iyi bu parça anlatıyor. Taze ve kanlı et.  Ağır progresif rock’ın örneklerindendir.

‘Pandemonium’ geniş yelpazede savrulan bir davulla başlıyor, hemen ardından gitara solosu giriyor.  Hard rock’ta diyebileceğiniz bir ritim ile devam ediyor. Aslında başka bir hard rock ürünü. Kıyamet orada yada şurada değil, tam da burada. Yaşadığımız, içinde bulunduğumuz dünya’da.

Ve sonunda ulaştık. Birth Control’ün şaheserlerinden birisi olan ‘Let us do it now’ parçasına. Hard rock yada ağır progresif rock diye tarif edilemez. Erken dönem senfonik progresif rock parçalarından birisi. ‘Let us do it now’ parçasının içinde Beethoven, Mozart gibi klasik müzik üstatlarından bölümler var. Birth Control’ü The Doors grubundan daha sonra dinledim. Bu parçayı dinlerken de The Doors’u anma albümünde olan ‘American Prayer’ parçasının tınısını görünce, aklımda progresif rock müziğin ne kadar da geniş bir yelpaze’de müzik yaptığını anladım. Senfonik progresif rock hayranı olan Ben’i, bir yerden aldı, başka bir yerlere götürdü, bu parça.  Zamanında öyleydi, yani ilk dinlediğimde, ve hala da öyle.


Birth Control’ün diğer albümlerini dinlemeseniz dahi, bu albümü kesinlikle dinleyin.


Not olarak; David Gilmour’un dediği gibi, hem gitar çalıp, hem de vokal yapmak zor iştir. Birth Control grubunun vokali ve gitaristi Bruno Frenzel’i bu yazıda anmak benim vergi borcum gibi.  

Progresif rock’ın tarihinin en ekşimsi ve en kendine has ses tonuyla Bruno Frenzel.

1. Stop little lady (7:16)
2. Just before the sun will rise (7:35)
3. The work is done (5:56)
4. Flesh and blood (3:27)
5. Pandemonium (6:34)
6. Let us do it now (11:09)

Total Time: 41:57

- Bruno Frenzel / Gitar, Vokal
- Bernd Koschmidder / Bas Gitar
- Bernd Noske / Davul, Vokal
- Reinjhold Sobotta / Org (Hammond)