Bu Blogda Ara

Progresif Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Progresif Rock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2017 Perşembe

Bruce Springsteen - The Wild, the Innocent & the E Street Shuffle 1973



Progresif rock'ın bir çok türü bulunuyor. Bunlar genel olarak müziğin kompozisyon yapısına bakılarak kategorilendiriliyor. Ancak bazı gruplar bu tanımlara uymasa da istisna durumlar sebebiyle progresif rock olarak değerlendiriliyor. Örnek olarak verebilceğim Wishbone Ash, Deep Purple gibi grublardır. Black Sabbath grubu da 70'lerin başlarında yaptıkları müzik progresif rock olarak değerlendiriliyor. Bir başka ilginçlikte Judas Priest'in ilk albümünün progresif rock olarak tarif edilmesi. Bu konuda haksız değiller.

18 Aralık 2016 Pazar

The Who - Whos Next 1971



Rock müziğin efsane gruplarını sıralamaya başladığınız zaman The Who grubunu hatırlamazsanız yada es geçerseniz, rock kültürünüzü bir daha gözden geçirin derim. The Who, unutulmaması gereken gruplardan. Hani konserlerde gitarları parçalayanlar vardır ya, işte o geleneği başlatan The Who'dur.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Roger Waters - Amused to Death - 1992

Televizyon, insanlığın ahlâkî yönden çürüme sürecini hızlandırıyor.

Televizyon İnsanlığı Yozlaştırıyor.- “Bu Adeta Bir Savaş” ‘

Televizyonun yenilemeyecek bir formülü var: “Aksiyon, daha fazla aksiyon!” TV yapımcılarının ana felsefesi bu işte.

- Karl Popper, 25 Ocak 1994 -


Son yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan Karl Popper’ın 1994 yılında bir İtalyan gazeteci ile olan röportajında Televizyon hakkında söylediği sözlerden bazıları.

1994 yılında söylemesi ilginç. Roger Waters’ın ‘Amused to Death’ albümünden yaklaşık 2 yıl sonra. Benzer düşüncelere sahip olmaları muhtemeldir. Biri çağın en önemli filozoflarından biriyken, diğeri müziğin en önemli isimlerinden birisi.

Amused to Death – Ölüm Eğlencesi

Albümün isminden de anlaşılacağı üzere içinde yaşadığımız Televizyon temelli modern çağımızın dramatik bir eleştirisi.

Roger Waters albümü 5 yıl üzerinde çalışarak oluşturdu. Ve hem kendi tarihinin ve hem de Pink Floyd tarihinin en ciddi albümlerinden birisine imza attı.

Albüm din karşıtı, amerikan popülerizm karşıtı, savaş karşıtlı ve para karşıtı bir albüm. Ve tabi ki Karl Popper’ın söylediği gibi ‘insanlığı ahlaki yönden yozlaştıran’ Televizyon karşıtı.

- Bu Adeta Bir Savaş - 
Albüm kapağı, televizyon izleyen bir maymun.


Günümüzde değişen birşey var mı?, ben göremiyorum. Televizyon izlemiyor olsam dahi, en azından internet üzerinden ne gibi programlar yayınlanıyor, anlayabiliyorum. Türkiye için, ana haber bültenlerinde Ankara’da ki patlama haberi sonrasında, bilmem kim dizi oyuncusunun aşk hayatı. Suriye’li mülteciler deniz de boğulurken, üzülüyoruz, çok geçmeden magazin programların da dizi oyuncularının aşklarını da izliyoruz. Yetmiyor, hayaller bile kuruyoruz. Cem Karaca’nın Safinaz hikayesini hatırlayın. Hayaller kuran safinaz.

Roger Waters bir müzik dehasıdır. Pink Floyd dönemi ve solo kariyer döneminde bunu fazlasıyla gösteriyor.

Amused to Death albümü de Roger Waters dehasının tavan yaptığı bir albüm.

Albümde bulunan ve çalmış bütün müzisyenler son derece başarılı. Özellikle Jeff Beck, David Gilmour’u arattırmıyor. Hatta daha fazlası; çok farklı bir şekilde kendisini ‘Ben, çalıyorum bu albümde’ dedirtiyor.

2002 yılında Bakırköy’de bir müzik marketten almıştım, albümü. O zamanlar CD’ler tam yaygınlaşmamış. Kaseti aldık tabii. Hiç unutmam o kaseti. Hala da saklıdır. O kaseti kaç kez dinlediğimi de hatırlamıyorum.

‘The Ballad of Bill Hubbard’ 1917’de ölen bir ingiliz askeri için yazılmış. Albümün adandığı kişi olarak ‘Bill Hubbard’ söyleniyor. Arka planda Tv ve köpek sesleri, Jeff Beck’in iç gıdıklayıcı gitar solosu. Tv’de Bill Hubbard asker arkadaşı anılarını anlatıyor.

Sonra kanal değişiyor.


(küçük bir kız) “Savaş umrumda değil. Bu yalnızca seyretmeyi sevdiğim şeylerden birisi. Bir savaş olunca bizimkiler yeniyor mu, yeniliyor mu diye bir bakarım”

Albümde ‘What God Wants’ adlı parça 3 bölüm halinde var.

Tanrı ne ister.

Tanrı ne ister. Tanrı savaş ister. Tanrı özgürlük ister,Tanrı iyilik ister. Tanrı kötülük ister.

Aslında Tanrı çevremizde gördüğümüz herşeyi ister. Herşey Tanrı’nın isteğile olur.

Jeff Beck’in gitar solosu yaratıcılığında ötesinde. Dinleyebileceğiniz en güdüleyici gitar sololarından birisi.

‘Perfect Sence’ 2 bölümden oluşuyor. Birbirinin devamı şeklinde. Kapak fotoğrafında ki maymun Tv’yi açar.

Haberler vardır televizyonda.

Ve Almanlar Yahudileri öldürdü
Ve Yahudiler Arapları öldürdü
Ve Araplar rehineleri öldürdü

Maymun’un kafası karışır.

Sen akıllı bir çocuksun
Zaman doğrusaldır
Hafıza bir yabancı
Tarih aptallar içindir
İnsan, her şeye kadir Tanrı’nın elinde bir oyuncaktır.
...........

‘The Bravery of Being Out of Range’ savaşın yaşandığı anı anlatır. Kişiler konuşur kendi aralarında.

En güzel ... füzesi. Hedefe kilitlenip fırlatıyorsun. Hooop, sorunlar çözülmüş oluyor.

Albümde en sevdiğim parçalardan birisi. Late Home Tonight. İki bölümlük bu parça da. Parçanın senfonik yapı beni kendine çekmiştir her zaman. Savaşan tarafların durumunu anlatır. Bir tarafta zafer kazanan (İngiliz) bir milletin askeri, diğer tarafta yaralı bir düşman askerinin karısı. Kazanan tarafın askeri geri döner bir kahraman (!) olarak.

Askerin karısı;

Otur hayatım dedi
Her şey yolunda mıydı bugün
Amerikalı dostlarımız bu gece eve geç dönecekler

‘Too Much Rope’ at nalları sesleriyle başlar. Albümün en iyi din karşıtı parçasıdır.

Yahudi olmak zorunda değilsin
Cinayeti reddetmek için
Gözyaşları gözlerimizi acıtıyor
Müslüman ya da Hristiyan Molla ya da Papa
Hatip ya da şair, kim yazmışsa
Bir türe fazlasını ver
O da her şeyi siksin.

‘What God Wants’ (II. bölüm)

Güzel günlerin geleceğine inanıyor musunuz?
Motoru maviliklere mi süreceksiniz ?
Cennet’e mi gideceksiniz yoksa ?

Tanrı ne ister?

Tanrı altın ister.
Tanrı euro ister.
Tanrı dolar ister.
Tanrı lira ister.
Tanrı götündeki donu bile ister.

Yok mu?

Nah gidersin.

‘What God Wants’ (III. bölüm)

Ama korkma bu sadece bir iş meselesi.

‘Watching TV’.

Hadi gelin hep beraber televizyon izleyelim.  (Kapak resmindeki maymun’u hatırlayın.)

Dünya’nın bir yerinde birisi birşeyler yaparlar. İyi birşeyler, Güzel, anlamlı birşeyler.
Biz ne yaparız. Tabii ki televizyonu açar, izleriz.

‘Watching TV’de bunu anlatıyor. Biz de onun için şiirler, şarkılar yaparız. Sonra da  televizyon da izleriz.

Televizyon izliyoruz,

Televizyon izliyoruz,

Televizyon izliyoruz,

Gece gündüz..

Aslında albümde ki en güzel sözlere sahip olan parça.

‘Three Wishes’

Artık işimiz Alaattin’in Lambasının Cin’ine kaldı.

Lamba’dan çıkan Cin’den Roger Waters’ın istediği dilekler. Savaşların bitmesi ve ölen babasının geri gelmesi. Pink Floyd’un The Wall, The Final Cut albümlerine ilham kaynağı olan ölen babasını aramasını görüyoruz. Roger Waters’ın savaşa ne kadar da nefret duyduğunu anlatan bir parça.

It’s a Miracle; en dramatik parça, ve mükemmel bir Jeff Beck gitar solosu. Ve beni albüme bağlayan parçalardan birisi.

Mucize mi görmek istiyorsun ?

Marketten aldığın Pepsi’ye bak.

İşte bu bir mucize. It’s a Miracle

Everest tepesinde bile var, o pepsi.

..........

Kudretli tanrının inayetiyle

Ve piyasa ekonomisinin baskısıyla

İnsan ırkı uygarlaştırdı kendini

..........

‘Amused to Death’. Albüme ismini veren parça.

Kapak resminde ki maymun’u hatırlayın. ‘Amused to Death’ insanlığımızın dramını anlatır.

Ve televizyonun kanal değişir.

1917’de ölen Bill Hubbard’ın mezarını gören askerlik arkadaşı ve bir kadın bir Tv yayında konuşurlar.

..........

(Kadın) “Onun adını anıtta ne zaman görmüştünüz?”

(Askerlik arkadaşı) “Hımm… seksen yedi yaşındaydım, hangi yıldı?

Bindokuzyüz… seksen dört… bindokuzyüz seksen dört’tü”

Ve kanal değişir.

1. The Ballad of Bill Hubbard (4:19)
2. What God Wants, Pt. 1 (6:00)
3. Perfect Sense, Pt. 1 (4:16)
4. Perfect Sense, Pt. 2 (2:50)
5. The Bravery of Being Out of Range (4:50)
6. Late Home Tonight, Pt. 1 (4:01)
7. Late Home Tonight, Pt. 2 (2:13)
8. Too Much Rope (5:47)
9. What God Wants, Pt. 2 (3:41)
10. What God Wants, Pt. 3 (4:08)
11. Watching TV (6:07)
12. Three Wishes (6:50)
13. It's a Miracle (8:30)
14. Amused to Death (9:07)

- Roger Waters / Vokal, Bas Gitar, Synth (Ses düzenleyici), 12 Telli Gitar, Akustik Gitar
- Jeff Beck / Gitar
- Luis Conte / Perküsyon
- Geoff Whitehorn / Fitar
- Andy Fairweather Düşük / akustik, elektrik ve 12 telli gitar, vokal
- Tim Pierce, Gitar / John Pierce, Bas Gitar
- Randy Jackson / Bas Gitar
- Graham Geniş / Davul
- Patrick Leonard / Hammond Org, Synth, Klavye
- B.J. Cole / Çelik Pedal
- Steve Lukather / Gitar
- Rick DiFonso / Gitar
- Bruce Gaitson / Gitar
- James Johnson / Bas Gitar
- Brian Macleod / Perküsyon
- Denny Fongheiser / Davul
- Steve Sidwell / Kornet
- Randy Jackson / Bas Gitar
- John Patitucci / Dik ve Elektrik Bas Gitar
- Guo Yi ve Pekin Brothers / Santur, Ud, Zen, Obua, Bas Gitar
- John Brundrick / Hammond Org
- Jeff Porcaro / Davul
- The National Philharmonic Orchestra Limited & The London Welsh Chorale
- Alf Razzell Katie Kissoon, Doreen Chanter, N'Dea Davenport, Natalie Jacson, Lynn Fiddmont-Linsey, Jessica Leonard, Ürdün Leonard, Jon Joyce, Stan Laurel, Jim Haas / Çeşitli arka vokal


13 Mayıs 2016 Cuma

Pink Floyd - The Final Cut 1983


Roger Waters, bir müzik dehasıdır. Pink Floyd’un liderliğine ve albümlerinin yapımcılığına büründüğü andan itibaren Pink Floyd, daha çok progresif rock ürünleri vermeye başlamıştır.  Pink Floyd müziğini saykodelik-uzay (space rock) türünden çıkarıp senfonik ve eklektik  yapıya dönüştüren Roger Waters’tır. 1983 yılında ki Roger Waters’lı son Pink Floyd albümü ‘The Final Cut’ sonrası da Roger Waters albümleri 1. sınıf progresif rock albümleridir.

Bu albümler sırasıyla şöyledir.
The pros and cons of hitch-hiking
When the wind blows
Radio K.A.O.S.
Amused to death

Her bir albüm övgüyü ve dinlenmeyi hakediyor. Roger Waters’ın dehası aslında 70’lerin başında ortaya çıkmaya başlar. Ve ‘The Final Cut’ albümüyle Pink Floyd grubu için sona erer.

(Kendi görüşüm bütün Pink Floyd tarihi Roger Waters’ın gelişimi üzerine kurulmuştur. Son 50 yılın en önemli müzik insanlarından birisidir, Roger Waters)

The Final Cut (A Reguıem for the post war dream) ....

Roger Waters’lı Pink Floyd’un son albümü. 1983 yılının mart ayında piyasaya çıkar. Ve 1 numaraya yerleşir. Pink Floyd’un en dramatik albümü olarak ‘Wish you were here’ albümü biliniyor olsa da, aslında en dramatik albümü ‘The Final Cut’ albümüdür.  ‘Wish you were here’ albümü eski üye Syd Barrett’in durumu üzerine yazılmış, söylenmiştir.  ‘The Final Cut’ albümü ise günümüz tarihininin insanlığı için yazılmıştır. Dünyanın yaşadığı bütün savaşların özünü, trajedisini yansıtır.  Hem de edebi bir dille, şiirsel olarak.  Albümün bütün parçalarında şiirsel yapının sahibi Roger Waters dehası vardır.

‘The Final Cut’ albümündeki parçalar bir önceki albüm ‘The Wall’ için yazılmış parçalardır. Ancak yer yetmediği için Pink Floyd üyelerinin ortaklaşa kararı tarafından elenip, ‘The Wall’ albümüne alınmamıştır. Rick Wright’ın gruptan Roger Waters tarafından atılmasının altında bu durumun olduğu ile ilgili bir söylenti de vardır. 1985 yılında Roger Waters’ın gruptan ayrılması sonucu Rick Wright geri gelmiştir.

Albüm savaş sonrası evlerine dönen zafer sahibi askerlerin durumunu anlatır. Bir o kadar da kaybeden tarafın durumu sorgulanarak anlatılır.

Kim kazanmıştır, kim kaybetmiştir.

Savaşların mazereti olarak ortaya konan dini inançlar ve millet anlayışı eleştirilir, bütün albüm boyunca.  Bunu en iyi anlatan ise albümün ikinci parçası; ‘Your Possible Pasts’.

Senin olası geçmişlerinin şimdikinden farkı ne?.

Albümde ki bütün parçaları tek tek anlatmaya kalksam, sanırım bir kitap yazmam gerekecek. Siz en iyisi albümü tamamen, üst üste 8-10 kez dinleyin.

Son 3 parça albümün özetidir.  Son 3 parça hakkında birşeyler yazılabilinir. Albüme ismini veren ‘The Final Cut’, kim kazanır kim kaybederin parçası ‘Not Now John’ ve hem Pink Floyd hem de Roger Waters müziğinin en dramatic parçası ‘Two Suns In The Sunset’

‘The Final Cut’ (Son darbe) parçası savaş sonrası kazanan taraftan bir kişinin psikolojik yapısını anlatır. Bir önceki parça da (Southampton Dock) ülkesine geri dönmüştür. Onları bekleyen aileleri ve sevgilileri vardır. Savaş öncesi ve sonrası farklıdır, muzaffer ordu mensubu kişi etrafına bakar. Sokaktan savaşın zaferini kutlamaya gelenler arasından bir kadın için hayaller kurar. Tam işi pişirmek üzeredir ki, telefon çalar...

‘Not Now John’ küfürlerle başlar.  Bütün parça boyunca da küfürler hava da uçuşur.

Nasıl da yendik ama pis düşmanları!

Muzaffer ordu mensuplarının ülkelerine döndüklerinde yaptıklarını anlatır. Şİmdi olmaz John, gösteriyi devam ettirmeliyiz. İnsanlığın geleceği kimin umrunda ki? Kim şeyine takar.

…………….

‘Two Suns In The Sunset’. Güt batımında iki güneş. Japonya’ya atılan atom bombasını temel alan Pink Floyd’un en dramatic parçası. Özellikle benim için. Atom bombası yahut hidrojen bombasının kullanılmasının bir soykırım olduğunu anlatan ve harika bir saksafon solosuyla biten ‘The Final Cut’ albüm.
Parçanın içinde ki şu söz bile içinde bulunduğumuz durum için yeterli midir, bilemedim.

Hmmmmmmm.
Yoksa insan ırkının sonu mu bu.
……….
Ve ön cam erirken
Gözyaşlarım buharlaşıyor
Ayrılıyorum  arkamda kömür bırakarak savunmak için
Sonunda anlıyorum
Seçkinlerin duygularını
Küller ve Elmaslar (Kaybedenler ve kazananlar)
Düşman ve Dost
Hepimiz eşittik en sonunda.

1. The Post War Dream (3:00)
2. Your Possible Pasts (4:21)
3. One Of The Few (1:26)
4. The Hero's Return (2:58)
5. The Gunners Dream (5:04)
6. Paranoid Eyes (3:49)
7. Get Your Filthy Hands Off My Desert (1:19)
8. The Fletcher Memorial Home (4:10)
9. Southampton Dock (2:05)
10. The Final Cut (4:53)
11. Not Now John (5:03)
12. Two Suns In The Sunset (5:17)

- David Gilmour / Gtar, Vokal (11)
- Roger Waters / Bas Gitar, Akustik Gitar, Vokal, Yapımcı
- Nick Mason / Davul, Fx (Holophonics, track 7)

With:
- Michael Kamen / Piyano, Org Harmonium, Orkestrasyon, Yapımcı
- Andy Bown / Hammond Org
- Raphael Ravenscroft / Tenor Saksafon
- Andy Newmark / Davul (12)
- Ray Cooper / Perküsyon
- National Philharmonic Orchestra



5 Nisan 2016 Salı

Keith Emerson 2016

Keith Emerson Geçtiğimiz mart ayının 11'inde yaşamını yitirdi. Bu yıl ölümüne üzüldüğüm 3. Progresif rock müzisyeniydi. Progresif rock tanrıları artık yavaş yavaş aramızdan ayrılıyor.