Bu Blogda Ara

28 Şubat 2017 Salı

Goblin - Suspiria 1977



Suspiria, korku-gerilim sinemasının kült olmuş isimlerinden Dario Argento'nun en bilinen, en popüler olmuş filmi. Aynı ismi taşıyan 'Suspiria' adlı albüm ise Goblin tarafından film için yazılmıştır. Ki zaten Goblin grubu da albümlerini Dario Argento'nun filmleri için yazmıştır.

26 Şubat 2017 Pazar

Le Orme - Una Dolcezza Nuova 1972



Progresif rock deyince aklıma nasıl ilk olarak King Crimson, Vdgg, YES, Genesis gibi gruplar geliyorsa, italyan progresif rock deyince aklıma ilk gelen gruplardan biri, PFM ve Banco ile birlikte Le Orme. Zaten üç grupta italyan progresif rock'ının devleri.

23 Şubat 2017 Perşembe

Triana - Sombra y Luz 1979



Flamenko rock diye bir rock türü söylenecek olursa, Triana'nın yaptığı müzik bu kategorilendirmeye ilk aday olurdu. Özellikle 70'li yıllarda çıkardıkları 3 albümle bu tanımlamayı fazlasıyla hakediyorlar. Kendim çok geç tanıdım bu grubu, kendime kızmıyorum da bu konuda çünkü benim için her zaman yeni müzikler dinlemek, büyük bir heyecan olmuştur.

21 Şubat 2017 Salı

Robert Fripp - God Save the Queen & Under Heavy Manners 1980



Robert Fripp'in 'Exposure' albümü sonrasında çıkardığı ikinci albüm 'God Save the Queen & Under Heavy Manners'. İlk albümüne göre bir hayli farklı.

İlk albümünde 75 öncesi King Crimson'ı ile 80 sonrası King Crimson arası müziğinin gelişimini duyuyordunuz. İkinci ve sonrasında çıkardığı albümlerde ise  tamamen Robert Fripp'in kendi müziğini duyuyorsunuz. Robert Fripp'in bu kendi albümlerindeki müziği King Crimson izleri taşısa da tam olarak King Crimson müziği değildir.

İkinci albüm olan 'God Save the Queen & Under Heavy Manners' King Crimson'dan uzak, elektronik müziğe, elektronik progresif rock'a yakın bir albümdür.

İlk bölüm; 'God Save the Queen' adı altında üç parçadan oluşuyor. Robert Fripp, Brain Eno ile birlikte çalışırken (1975-78) gitar tekniği denemelerini önceden kayıtederek kullanıyordu. Üç parçadan oluşan bu ilk bölümde de bunu görüyorsunuz. Dinlerken kişiye elektronik müzik gibi geliyor. Nitekim öyledir de ancak synth'in (ses düzenleyicisi) kullanılmadığını belirtmem gerekiyor.

Gitar'ı Synth'e bağlayıp, bu şekilde çalan bir çok müzisyen var. Tangerine Dream'in gitaristi Edgar Froese buna vereceğim ilk örnek. Robert Fripp ise kendi albümlerinde synth kullanmıyor. Daha önceden kaydettiği gitar üzerinde denemelerini kullanıyor. Yaptığı bu müzik çalışması ise elektronik müzik kategorisine giriyor olsa da Robert Fripp'in müziğini sadece elektronik müziğe koyamıyorum.

İkinci bölüm ise; iki parça ile 'Under Heavy Manners'. İlk bölüme göre elektronik seslerin daha az olduğu yada geri planda kaldığı bölüm. Davul ve bas gitar'ın çoştuğu, çığlık attığı parçalar, Robert Fripp'in gitarına eşlik ediyor. İlk bölüm 'Under Heavy Manners' parçası, King Crimson müziğine en yakın duran parça, özellikle 80'ler King Crimson'ına. Bas gitar, Tony Levin'in bas gitarını aratmıyor. Aynı şekilde vokalde David Bryne(Absalm El Habib), Andrew'in bir klanı gibi.

İkinci bölümün ikinci parçası 'The Zero Of The Singifed' albümde ki favori parçam. Tekrar tekrar dinlemekten sıkılmayacağım parçalardan. Bas gitar, King Crimson'ın 80'lerini hatırlatsa da, saykodelik bir havası var. King Crimson'ın 80'lerde ki gitar tekniği çalışmaları yok. 12 küsür dakika boyunca sürekli tekrarlanarak saykodelik bir hava veren parçayı dinlemekten asla sıkılmam.

Robert Fripp'in kendine has gitar tekniği, çalışı onu her zaman farklı bir yere koymama sebep olmuştur. Çok iyi gitarist olmasından dolayı değil, çok farklı müzik anlayışına sahip olmasından dolayı, bir önceki yazımda ki Robert Fripp albümünde ve diğer bazı yazılarımda da belirttiğim, severek dinlediğim en iyi üç gitaristten birisidir. Diğer ikisi de, YES'den Steve Howe ve Genesis'den Steve Hackett. Bu üç gitaristi belirtmekten asla sıkılmam.

Robert Fripp'in bu albümü progresif rock dinleyicileri için örnek bir albüm değil. Daha çok King Crimson ve Robert Fripp hayranlarının önemseyebileceği bir albüm, benim gibi. Eğer progresif rock örneği diye bu albümü dinlemeye kalkarsanız, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. O yüzden King Crimson müziği hakkında bir fikriniz oluşmadan Robert Fripp'in albümlerinden uzak durun, derim.

Ama, eğer Robert Fripp hayranıysanız, 'God Save the Queen & Under Heavy Manners', ezbere bilmeniz gereken bir albüm.

'God Save the Queen'
1. Red Two Scorer (6.54)
2. God Save the Queen (9.50)
3. 1983 (13.20)
'Under Heavy Manners'
4. Under Heavy Manners (5.14)
5. The Zero Of The Singifed (12.38)

Süre : 47.56

Robert Fripp / Elektrik Gitar, Kayıtedilmiş Gitar Sesleri
Buster Jones / Bas Gitar ( Under Heavy Manners ve The Zero Of The Singifed)
Paul Duskins / Davul (Under Heavy Manners ve The Zero Of The Singifed)
Absalm El Habib (AKA David Byrne) / Sesler (Under Heavy Manners)

19 Şubat 2017 Pazar

Robert Fripp - Exposure 1979



King Crimson, progresif rock'ın babasıdır. Progresif, yani ilerici rock tanımı ilk King Crimson grubu için kullanıldı. Bu yüzden progresif rock hayranları ve dinleyicileri tarafından King Crimson progresif rock'ın babası olarak bilinir.

Peki! King Crimson bir progresif rock grubumudur. Genelde öyle tarif edilir. Ben ise buna tamamen katılamam. Benim için King Crimson, bir rock projesidir. Müzikte progresif, ilerici olan ve deneyselliğe en açık müzikal oluşum. Bunda Robert Fripp'in yadsınamaz katksını gözardı edemeyiz. Robert Fripp, King Crimson progresif rock projesini günümüze kadar taşıyan tek kişi.

King Crimson için bir rock grubu değildir, dedim. Dayanağım, 70'li yıllarda ki grup elemanlarının ve müziğinin sürekli değişim geçirmesi. 80'lerde 90'larda King Crimson müziği değişim geçirse de  grup üyeleri sabittir. 70'lerde ki hava yoktur. 70'ler King Crimson'ı her zaman dinlenmesi ve progresif rock'da temel alınması gereken başı çeken bir kaç gruptan birisidir. Hatta ilk'idir.

King Crimson'ın 70'ler müziği 1975'de ki 'Red' albümüyle sona ermiştir. 1981 yılında yeni üyelerle çok farklı bir müzikal anlayışla tekrar ortaya çıkmıştır. Ancak bu 6 yıllık arada grubun devam ettiricisi Robert Fripp, boş durmamış, uzmanı olduğu gitar üzerinde yeni sesler aramış ve icar etmiştir. 1979 yılına kadar İngiliz elektronik müziğin en yaratıcılarından Brain Eno ile albümler yaparken bu gelişimi rahatlıkla görebilirsiniz. Aynı dönemde rock müzik tarihinde önemli yere sahip David Bowie ve Peter Gabriel'in albümlerinde emeği vardır.

1979 yılında çıkardığı ve tamamen kendisine özgü olan 'Exposure' albümü, bu dönemi; 1975 ile 1981 yılları arasında King Crimson müziğinin nasıl, nereden nereye evrildiğini en açık bir biçimde gösteriyor.

Robert Fripp, benim için çok önemli bir isim ve müzisyen. Rock tarihi içinde diyemiyorum çünkü benim için rock ile progresif rock çok farklı iki müzik anlayışı. Robert Fripp, progresif rock'ın dahilerinden. Aynı zamanda favori olan ilk üç gitaristimden biri. Daha önceki bazı yazılarımda da yazmıştım. Diğer ikisi ise YES grubundan Steve Howe ve Genesis'den (benim için Genesis'in kendisi) Steve Hackett. Sevdiğim gitaristler bunlardan ibaret değil elbette ama sorsalar en sevdiğin gitaristleri diye, söyleyeceğim ilk üç gitarist bunlar olurdu.

'Exposure' albümü Robert Fripp'in, dolayısıyla King Crimson'ın nasıl geliştiğini, evrimleştiğini gösteren, çok ilginç bir albüm. Albüm içinde döneminin ve rock müzik tarihinin ezbere bildiği bir kaç isim var.

Peter Gabriel, Peter Hammill, Phil Collins, Brain Eno, Daryl Hall, bunlardan bazıları. Hepsini ayrı ayrı severim ama Peter Hammill'in yeri bende çok ayrı. 70'lerin başlarında ki VDGG (Peter Hammill) albümlerine konuk müzisyen olarak katılan Robert Fripp'i bu albümde yalnız bırakmayan bir Peter Hammill, vokaliyle albüme en çok renk katan kişi.

Albümü nasıl dinlersiniz. Biraz zor. Çünkü dinlerken progresif rock hakkında bir fikir dahi edinemezsiniz. 'Exposure' albümü başyapıtlık bir albüm değildir ama King Crimson tarihi için önemlidir.

Progresif rock'ın babası olan grubun en önemli isminin albümü görmezden gelinemez.

Albüm toplama şarkılarla oluşturulmuş gibi duruyor. Sadece Robert Fripp'in kendi besteledikleri değil, yeniden çaldığı Peter Gabriel ve Daryl Hall'ın parçaları var. King Crimson'ın son albümü 'Red''den esinlenmeler de var, 80'lerde ki yeni King Crimson müziğinin belirtileri de var. Tabii bu arada Robert Fripp'in elektronik sesleri de.

Bir progresif rock hayranıysanız, bu albüme pek yakın durmayın. Albümden istediğinizi alamazsınız. Eğer King Crimson'ın müziğini öğrenmek, geçirdiği evrimi anlamak istiyorsanız, 75 öncesi King Crimson albümleri sonrası dinlemeniz gereken ilk albüm, 'Exposure'dur.

Robert Fripp, progresif, avant-garde müziğin en önemli uygulayıcılarından ve yaratıcılarından. Bu ilk albümde de yer verdiği bir çok rock türü de buna küçük bir örnektir. Hala favori gitaristlerimden olan Robert Fripp'in bu albümü ve parçaları, kendimi sıkılmış hissettiğim anlarda sığındığım bir liman gibi.

King Crimson'ın yaratıcısı ve günümüze taşıyıcısı, Robert Fripp'den mükemmel bir müzik şöleni, 'Exposure' albümü.

1. Preface (1.15)
2. You Burn Me Up I'm a Cigarette (2.23)
3. Breathless (4.39)
4. Disangage (2.52)
5. North Star (3.12)
6. Chicago (2.11)
7. NY3 (2.17)
8. Mary (2.10)
9. Exposure (4.26)
10. Haadan Two (1.56)
11. Urban Landscape (2.35)
12. I May Not Have Had Enough of Me But I've Had Enough of You (3.38)
13. First Inaugural Address to I.A.C.E. Sherborne House (0.04)
14. Water Music I (1.19)
15. Here Comes the Flood (3.52)
16. Water Music II (3.52)
17. Postscript (0.38)

Süre : 49.43

Robert Fripp / Elektrik Gitar

Konuklar
Barry Andrews / Klavye
Phil Collins / Davul
Brain Eno / Synth (ses düzenleyici), Sesler
Daryl Hall / Vokal
Peter Hammill / Vokal
Tony Levin / Bas Gitar
Jerry Marotta / Davul
Sid McGuinniss / Gitar
Terre Roche / Vokal
Narada Michael Walden / Davul
Joanna Wetton / Sözler
J.G. Bennett / Sesler

17 Şubat 2017 Cuma

Mogollar - Danses et Rythmes de la Turquie d'hier á Aujourd'hui 1971



Moğollar, Türk rock tarihinin ezbere bilinen bir kaç grubundan birisi. 1960'ların sonunda başladıkları müzik hayatlarına hala devam ediyorlar. İlk albümü öncesi, 60'ların sonlarında çıkardıkları plaklarla ve konserlerle tanıtmışlardı kendilerini Türkiye'ye. İlk albümleriyle de Avrupa'ya tanıttılar. Albümün çıktığı yıl Fransa'da bir müzik ödülü almışlardı. Müzik ödüllerinden bir diğerini alan da Pink Floyd'du.

Günümüzde progresif rock'ı, yeni çıkan grupları, albümleri takip etmek için en iyi yol progarchives sitesiydi. Progarchives gibi arşiv yapmayan bir çok progresif rock sitesi de var. Onlar daha çok albüm tanıtımlarına ve eleştirilerine yer veriyorlar. Doğal olarak ilk dinlemeye başladığım zamanlar progarchives sitesine girer, gruplar hakkında bilgi edinirdim, gerçi hala oraya bakarım ama eskisi kadar değil.

O dönemler Türkiye'den gruplar varmı diye bakarken, Moğollar grubunu görmemiştim, çünkü yoktu. Meğerse site yöneticileri ellerine geldikçe bilinmeyen grupları, albümleri yavaş yavaş ekliyorlarmış. Bizim Türkler de Moğollar'ın ve 70'lerden bir çok rock grubunun siteye eklenmesi konusunda tartışıyorlarmış. Bunu ben 2009 yılında öğrendim. Başka bir sitede internet üzerinden arşivcilik yapan bir arkadaşım söylemişti. Birkaç yıl sonra ise Moğollar'ın, Barış Manço'nun, Erkin Koray'ın müziklerinin sitede gözükmeye başladığını gördüm.

Moğollar, ilk albümlerinde progresif rock mı yaptılar?

Birkaç yıl sonra çıkardıkları ikinci albümleri de gerçekten progresif rock mıdır ?

Bundan kuşkuluyum. Yaptıkları müziğin progresif yani ilerici müzik olduğu kesin ancak rock kısmı,  biraz sürüncemede kalıyor.

Moğollar hakkında daha önce yazılanları okurken, bir kişinin yazdığı bir şey dikkatimi çekti. Moğollar, doğu, türk ve anadolu müzik aletleriyle müzik yapıyorlardı ve batı kullanılan gitar, org gibi müzik aletleri, bunların yanında egzotik kalıyordu. Batı'da müzik yapan bazı grupların kıta-avrupası dışında müzik aletleri kullandıkları zaman egzotik aletler olarak tanımlanıyor. Yazıyı yazan kişi de bunun tam tersini Moğollar'ın yaptığını söylüyordu. Aklımda öyle yer etti. Hala da yer etmeye devam ediyor.

Moğollar'ın müziklerini dinlemeye devam ettikçe, bu yorum daha  gerçekçi gelmeye başladı. Moğollar, doğu'nun müzik aletleriyle müzik yapıyorlardı ve batı müzik aletleri, yapılan müziğin içinde egzotik kalıyordu. Batı müziğini hiç dinlememiş birine dinletmeye kalksanız, soracağı ilk şey, sanırım org ve piyano olurdu.

Tekrar sorayım. Moğollar, progresif rock mı yaptılar. Cevabını da tekrar aynı biçimde vereyim. Yaptıkları müzik, progresif'ti ama ne kadar rock müzikti, bu tartışılır.

Moğollar grubunun bu durumu bana ELP'nin 'Karn Evil 9' parçası ile Banco'nun '...Di Terra' albümünün ne kadar rock olduğunu aklıma getirir. ELP'nin 'Karn Evil 9' parçası koyu bir senfonik müziktir ve rock olgusu yok denecek kadar azdır.  '...Di Terra' albümü ise aynı biçimde. Koyu senfonik ve caz ürünü ama rock müzik oluşu, tartışılır. Örnek verdiğim 'Karn Evil 9' ile '...Di Terra' benim için en orijinal müziklerden bazıları. Moğollar'ın ilk albümü de en az onlar kadar orijinal.

ELP ve Banco senfonik temelli müzik yaparken, Moğollar tamamen saf halk müziğini kullandılar.

Sonrasında ise halk müziği temelinde müzikler Türk halkı tarafından çok daha benimsendi 70'lerde çıkan bir çok rock müziğine göre. 3 Hürel'in bir kaç parçası bilinirken, Moğollar'ın neredeyse tamamı ezbere bilinir hale geldi. 3 Hürel'in kötü müzik yaptığını söylemedim. Sadece halk tarafından ne kadar benimsendiğini belirtmek için örnek verdim.

Peki neydi bu kadar çok benimsenmesinin sebebi?

Çok basit. Yaptıkları müziğe verdikleri isimden kolaylıkla anlaşılır. Anadolu rock yada Anadolu pop. Tamamen türk'e, anadolu insanına ve doğu insanına özgü müzik aletlerinden yapılan müzikti yaptıkları.

Murat Ses.

O, Anadolu rock ve Anadolu pop müziğinin ilk örneği olan Moğollar'ın, bu ilk albümünde en çok emeği geçen kişi. Daha sonrasında efsane olacak, 'Ağrı Dağı Efsanesi' ve 'İklig' parçalarını besteleyen kişi aynı zamanda. Biz 'İklig' parçasını Türk TV'sinin en bilinen dizilerinden tanıyoruz.

Moğollar'ın bu ilk albümünü progresif olarak kesinlikle tanımlarım ama sürekli dediğim gibi rock tanımına koyamıyorum. Benim için '...Di Terra' albümü, 'Karn Evil 9' parçası gibi gibi ne kadar saf progresif senfonik müzik ise, Moğollar'ın bu albümü de o kadar saf progresif halk müziğidir.

Danses Et Rythmes De La Torquie D'hier Aujourd'hui

1. Toroslar (1.13)
2. Lorke (2.25)
3. Madımak (1.53)
4. Ilgaz (1.53)
5. Iklig (3.07)
6. Peri Bacaları (2.09) (Chimney Of Fairies)
7. Haliç'te Gün Batımı (4.08) (Sunset in Golden Horn)
8. Ağrı Dağı Efsanesi (3.43) (Legend of Mount Ararat)
9. Hamsi (2.38)
10. Vahşi Çiçek (3.34) (Wild Flower)
11. Ziganalar'dan Geçiş (2.02)
12. Elazığ'a Varış (2.22)
13. Kaleodoscopic Dreams (4.49) (Jam Session)

Süre: 33.00

Cahit Berkay / Akustik ve Elektrik Gitar, Saz, Yaylı Tambur, İklig
Murat Ses / Org, Piyano,
Taner Öngür / Bas Gitar
Engin Yörükoğlu / Davul, Perküsyon, Kaşık, Darbuka, Türk Davulu

15 Şubat 2017 Çarşamba

Murple - Io Sono Murple 1974



Murple, 70'ler italyan progresif rock'ının az bilinen gruplarından. Yaptıkları iki albümle italyan efsane grupları arasında yerini almasa da, italyan progresif hayranlarının bildiği bir grup. Benim grupla tanışmam 3-5 ay öncesi olmuştur. Kendimi bir italyan progresif rock hayranlarından saydığım için bulur bulmaz dinlemeye başladım. Murple gibi şuan elimde pek bilinmeyen 5-6 italyan rock grubu var.

'Io Sono Murple', bir konsept albüm. Bir penguenin dünya'yı dolaşmaya çıkmasını ve başına gelen olaylar anlatılıyor. Kapak resmine dikkatlice bakarsanız penguenleri görebilirsiniz. İnsan silüetiyle tasfir edilmiş penguenler ve onlardan ayrılmış bir penguen. 'Io Sono Murple', işlediği konu itibariyle şimdiye kadar dinlediklerim arasında bir kaç fantastik albümden biri.

Müzikal olarak ise klasik italyan gruplarının başka bir versiyonu gibi. Enstrüman doğaçlamalarının daha az, melodik yapının daha yoğun olduğu bir albüm. Murple grubu da diğer bir çok italyan grubu gibi progresif rock'da fazla önemsenen doğaçlamalara girmiyor. Kısa, melodik senfonik yapı, biraz cazımsı öğeler ve mükemmele yakın vokaller.

Albüm senfonik progresif rock türündedir. Ancak 75 öncesi ortaya çıkan senfonik yapıdan biraz farklı. 75-76 sonrası özellikle Almanya'da baş gösteren melodik senfonik yapı hakim. Albümü ilk dinlemeye başladığımda aklıma Tibet, Novalis gibi Alman rock gruplarının müzikleri geldi. Bir kaç gün önce Hardal grubu için yazıyı hazırlarken de aynı melodik yapıyı farketmiştim. Demek ki bu durum 75 sonrası bir çok rock grubu tarafından benimsenmiş. Her ne kadar çok melodik yapıyı sevmesem de, bu albümde kullanılan klavye ve synth bütün albüm boyunca mükemmelliğini hissettiriyor.

Albüm, fantastik bir sinema filmi gibi başlıyor. Aynı Banco Del Mutuo Soccorso'nun '...Di Terra' albümü gibi bir müzikal atmosfere sahip. Biraz daha melodik olanından. '...Di Terra' bir klasik müzik şöleni. 'Io Sono Murple albümü ise senfonik progresif rock şöleni.

Klavye ve synth başında ki Pier Carlo Zanco'nun yeteneği Banco'dan Vittorio Nocenzi'yi aratmayacak kadar. İnsan dinlerken keşke müziklerinin devamını getirselermiş diyor. Belki de müzik hayatlarına grup olarak değil de kendi başlarına devam etmişlerdir. Açıkçası bu konuda hiç bir bilgim yok.

Şimdiye kadar adlarını dahi hatırlayamadığım progresif rock albümlerini artık dinleyemiyorum. 70'lerin progresif rock'ını seven biri olarak 'Io Sono Murple' gibi daha önce hiç dinlemediğim albümler bana ilaç gibi geliyor. Hele bir de İtalyanlar yaptıysa. 70'lerin progresif rock müzikleri favoriniz ise bu albüm de size ilaç gibi gelecektir.

1. Antartide
2. Metamorfosi
3. Pathos
4. Senza un Perche
5. Nessuna Scelta
6. Murple Rock
7. Preludio e Scherzo
8. Tra I fili
9. Variazioni in 6/8
10. Fratello
11. Un Mondo Cosi
12. Antarplastic

Süre : 33.38

Mario Garbarino / Bas Gitar, Bongo
Pino Santamaria / Vokal, Gitar, Koro
Duilio Sorrenti / Davul, Gong, Timpani
Pier Carlo Zanco / Vokal, Klavye, Synth, Kontrabas, Koro


9 Şubat 2017 Perşembe

Tangerine Dream - Stratosfear 1976



Tangerine Dream, şimdiye kadar dinlediğim bütün grupların(ve müzisyenler) arasında en çok albüme sahip olan grup. Muhtemelen kendileri de yaptıkları albümlernin sayısını bilmiyorlardır. Bu kadar çok albüme sahip bir grubun müziklerini akılda tutmak ise sadece Tangerine Dream hayranlığı ile mümkün. Dolayısıyla Tangerine Dream'in müziğini dönem olarak ele almak en güzeli.

Tangerine Dream, 1975'de ki canlı olarak kaydettikleri 'Ricochet' albümünden sonra müziğinde büyük bir değişim yaşadı. 'Stratosfear' albümüyle grubun müziği 1975 öncesinde ki avant-garde, ağır saykodelik havanın yerini senfonik bir hale aldı. Ancak kaotik ve karamsar havanın yeri,  Tangerine Dream müziğinde kaybolmadı. 'Stratosfear' albümünde de 'Ricochet' albümü öncesinde ki o kaotik hava devam etti.

Zaten Tangerine Dream'in en sevdiğim yanı bu olmuştur. Elektronik müzik dinleyenler genelde synth kullanımlaraına bakarken, ben parçanın atmosferine bakıyordum, hala da benim için en önemli kısmıdır. O yüzden Tangerine Dream, benim için bir çok elektronik temelli müzik yapanlar içinde en orijinal grup.

'Stratosfear', Tangerine Dream'in en popüler ve bilindik albümlerinin başında geliyor. Bunda kesinlikle albüme ismini veren ve açılış parçası da olan 'Stratosfear' parçasının melodik ve senfonik rock yapısının katkısı var. 'Stratosfear' parçası, elektronik müzik değil de, senfonik progresif rock tarzında bir parça dinliyormuşsunuz gibi bir his uyandırıyor. Edgar Froese'nin elektrik gitar soloları, org kullanımları ve ritmik davullar öylesine uyum içinde çalıyor ki, parça su gibi akıp geçiyor.

Parçanın niye bu kadar akılda kalıcı olduğunu başka bir şekilde anlatmak, sanırım absürd olurdu.

İkinci parça, 'Big Sleep In Search Of Hades'. Klasik Tangerine Dream parçalarından bir hayli farklı. Edgar Froese'nin 12 telli gitarı ve flütümsü org ile başlayan parça, sürekli değiştirilen enstrümanlar ve melodilerle, klasik Tangerine Dream parçalarının dışında. Bir elektronik müzik örneğine değil de daha çok 70'lerin klasik progresif rock'ına uyuyor.

'3am At Border Of The Marsh From Okefenoke', sanırım şimdiye kadar en iyi hatırladığım Tangerine Dream parçalarının başında geliyor. Melodileri nerede duysam kesinlikle hatırlıyorum. Albümü indirip dinlemeye başlayınca ne kadar uzun zamandır dinlemediğim aklıma geldi. Halbuki parça, aklıma öyle bir kazınmış ki, ilk dinlemeye başladığım zamanlarda ki hayallerim canlandı gözümde.

Parça, Edgar Froese'nin mızıkasının etkileyiciliğiyle başlıyor ve öyle de bitiyor. O Mızıka arasında 75 öncesinin avant-garde'ı ile minimalizm öyle birleştiriliyor ki, kendinizi gerilim-drama filmi izlerken buluyorsunuz. Bir o kadar korkutucu ve bir o kadar da üzücü.

'Invisible Limits', giriş parçasıyla birlikte 70'ler Tangerine Dream'in en öne çıkan parçalarından bir diğeri. Edgar Froese'nin bluesvari (blues, ağıt demek) gitar soloları Pink Floyd'u anımsatıyor.

Sanırım synth kullanımı olmasaydı, floydian bir parça olacaktı. Parçanın sonunda ki klasik piyano(grand piyano), albümün en güzel kısmı. Bu bölüm çok kısa olmasına rağmen, albümün en sevdiğim yeri.

Tangerine Dream dinlemek, müziklerini öğrenmek, gerçekten dinleyenin uzun bir zamanını alıyor. Ancak dinlerken ve yaptıkları müzikleri öğrenirken çok büyük bir zevk de alıyorsunuz. 'Statosfear' albümünü dinlerken de aynı zevkin farklı bir şeklini yaşıyorsunuz.

Tangerine Dream benim için gelmiş geçmiş en iyi rock (tabii ki progresif rock) gruplarından bir tanesi. 'Stratosfear' albümünü de diğer Tangerine Dream albümlerinden eksik bir yanının olduğunu görmüyorum. Tangerine Dream dinlemenin bir ayrıcalık ayrıcalık olduğunu söyleyemem ama kesinlikle zevk meselesi ve zevkleri (ve renkleri) tartışmaya açarım.

Son olarak, Tangerine Dream'in efsane üçlü'sünden olan Peter Baumann'ın son stüdyo albümü. Bu albümden sonra çıkan ve canlı olarak kaydedilmiş 'Encore' ile Peter Baumann Tangerine Dream efsanesinde ki yerini terkedecektir.
1. Stratosfear (10.04)
2. Big Sleep In Search Of Hades (4.45)
3. 3am At Border Of The Marsh From Okefenoke (8.10)
4. Invisible Limits (11.40)

Süre : 34.39

Edgar Froese / Moog, Mellotron, Grand Piyano, 12 & 6 Telli Gitar, Bas Gitar, Mızıka
Christopher Franke / Moog, Birotron, Org, Perküsyon
Peter Baumann / Moog, Mellotron, Synth (ses düzenleyici)

7 Şubat 2017 Salı

Hardal - Nasıl Ne Zaman 1978



Hardal, ülkemizden çıkmış yüksek kaliteli rock müzik anlayışına sahip ender gruplardan. Grup üyelerinin bir çoğu 70'lerin başında ki Erkin Koray'ın 'Yeratlı Dörtlüsü' grubu müzisyenlerinden oluşuyor. Davulda Sedat Avcı, grup sonrasında da yine Erkin Koray ile birlikte çalmaya devam ediyor. Şöyle demek daha yerinde olur. Grup, tek seferlik müzik yapan bir grup değil.

Hardal'ı yaptığı müzik ile birebir anadolu rock türünün içine sokamam. Çünkü ortaya çıkan müzik anadolu rock'tan ziyade batı'da gelişen rock müziği tanımına daha çok uyuyor. Ülkemizde o dönem revaçta olan Anadolu Rock'ı ile avrupa merkezli progresif rock'ın tam ortasında duruyor dense, yine uygun olur. Öyle ki albümün içinde o dönemin (yani progresif rock döneminin) melodik, senfonik yapısı göze çarparken; cazımsı, folk ezgili

Barış Manço'nun '2023' ve 'Yeni Bir Gün' albümlerinde nasıl dönemin Eloy, Pink Floyd gibi devlerin müziklerinden esinlenmeler varsa, Hardal'ın müziğinde de Deep Purple, Uriah Heep gibi devlerin müziklerinden esinlenmeler var. Özellikle melodik yapısıyla 75 sonrası Almanya'dan çıkan bazı senfonik progresif rock gruplarının müziklerine benzerliği çok çok fazla. Anyone's Doughter, Tibet, Novalis gibi grupların müzikal atmosferlerini albümü her dinlediğimde hissediyorum. Hardal bu müzikal yapısıyla albümlerini Türkiye'de değil de Almanya'da yapmış olsaydı, muhtemelen iki albümle yetinmeyeceklerdi. Yahutta tam tersini düşünürsek, eğer biz 1980'deki 12 Eylül'ü yaşamamış olsaydık, bugün Türk rock müziğine çok daha farklı bakıyor olacaktık.

'Nasıl Ne Zaman' Hardal'ın ilk albümü. 1978 yılında çıktı. Albüm ve grup o kadar çok beğenildi ki kısa süre içinde TV'ye çıktılar.

Albümde bir kaç favori parçam var. Bunlar ilki 'Lanet Olsun'. Bir Türk grubu olarak Hardal'ın müziği olduğu için değil, gerçek anlamda parçayı dinlerken rock müziğin yaratıcılığını, ilericiliğini (progresif) hissetttiğim için. Benim için hard rock'ın ötesine geçmiş bir parça. Deep Purple parçalarından daha progresif, bir Uriah Heep'ten daha melodik tarzda.

İkinci favori parçam 'Ne Kadar Zaman Geçti'. Şiir gibi sözler, şiir gibi klavye solo. Klavye solo'su ise tam bizlik. Hafif melodik oryantal ezgiler, hafif senfonik yapı ve hafif caz-folk yapısı; parçayı o kadar dinlemesi yumuşak bir hale getiriyor ki, dinleyen şarap bardağını bütünüyle bitirtiyor. Sadece bu parçayı dinleyerek bir şişe şarabı rahatlıkla içebilirim.



Hardal gibi bir grubu unutmayalım, her zaman hatırlayalım tabii ki ama bunda en çok üzerine görev düşenler, plakçılar. 1978 yılında sadece 500 adet olarak basılan LP(large plak), tekrar basılsa (yanında Cd ile birlikte) sanırım  en çok progresif rock ve Türk rock müziği takipçileri için bir hazine değerinde olacak.

1. Başka (2.40)
2. Bir Yağmur Masalı (6:10)
3. Gece Vaktı (3.40)
4. Lanet Olsun (4.02)
5. Nasıl? Ne Zaman? (5.52)
6. Ne Kadar Zaman Geçti? (3:26)
7. Ne Kaldı? (5:53)
8. Sen Gittin Diye (2:58)
9. Yalnızım (3:33)
10. Zor (3:23)

Şükrü Yüksel / Gitar, Vokal
Cahit Kukul / Gitar
Özkan Turgay / Klavye
Aydın Sencan / Bas Gitar
Sedat Avcı / Davul, Vokal

2 Şubat 2017 Perşembe

John Wetton



Son iki yıldır progresif rock'tan o kadar çok kayıp oldu ki, gidenleri tekrar mı dinleyeyim yoksa yeni çıkan albümleri mi takip edeyim bilemedim. Chris Square'ın öldüğünü öğrendiğimde iki yıl önce bara gidip, bira ve şarap alıp sabah güneş aydınlanıncaya kadar YES dinlemiştim. Edgar Froese'nin ölümü üzerine de 3 gün boyunca Tangerine Dream dinleyip, içmiştim. Keith Emerson, Greg Lake ve son olarak bir kaç hafta kaybettiğim Can'ın canı Jaki Liebezeit'da da aynısı oldu.

Son olarak çaldığı bas gitarıyla, kendine has sesi ve vokaliyle John Wetton.

Bana rock müziği çok farklı bir şekilde öğreten ve sevdiren insanların ölümünü her duyduğumda moral tamamıyla uçup, gidiyor. Yaptıkları müzik plaklarda ve kulaklarda duruyor olsada, bütün bu kayıplar biraz ağır geliyor. Rock müziğin tanrıları teker teker aramızdan ayrılıyor.

Birçok kişi gibi bende gerçek anlamda progresif rock'a saykodelik temelli progresif rock dinleyerek ulaştım. İlk gruplardan birisi King Crimson'dı. Doğal olarak John Wetton'u da King Crimson albümleri ile tanıdım. King Crimson'ın progresif rock müziğine kazandırdığı ve gelmiş geçmiş en iyi 10 albümünden biri olan 'Red' albümünü dinlerken ilk kez görmüştüm onu ve tabii ki 'Larks' Tongues In Aspic' albümü devamını getirdi. 'Book of Saturday' parçasında ki vokalini kim unutabilir ki!

Sonrasında yine aynı dönemin UK grubu ile devam ettim John Wetton'u dinlemeye. Eddie Jobson'lı, Bill Bruford'lu UK. grubu. YES hayranlığım sayesinde öğrendiğim bir başka grup olan Asia grubunda da John Wetton vardı. Steve Hackett'ın konserlerinde de gördüm John Wetton'u. Progresif rock'ın içine girdikçe bir çok grupta çalmış olduğunu gördüm. Wishbone Ash, Uriah Heep, Roxy Music(Bryan Ferry) progresif rock'ta en bilinen gruplardan.

John Wetton; çaldığı bas gitarıyla, sesi ve vokaliyle benim için progresif rock'da, dolayısıyla rock müzikte benim için unutulmaz isimlerden biri haline geldi. Katkıda bulunduğu, birlikte çaldığı gruplar ve müzisyenler haricinde kendi albümlerini de yaptı. 80'lerde ve 90'larda ki AOR'un, tahminimce en iyi albümlerinden bazılarını çıkardı. Rock müzik dünyası, evreni çok büyük bir ismi kaybetti iki gün önce. Muhakkakki rock müziğe, özellikle progresif rock'a gönül verenlerce yeni isimler çıkacaktır ama yeri doldurulur mu, işte onu bilemedim.

Birkaç ay önce kanser olduğunu okumuştum, içimden 'umarım kanseri yener de eline gitarını alır sahnelere geri döner' diye geçirdim. Üzerinden çok geçmedi, ölüm haberini aldım. Jaki'nin ölümünden sonra böyle bir haber bir hayli sarstı.

John Wetton'un birlikte çaldığı gruplar ve müzisyenler. Hepsini bilmiyor olsanız bile bir kaç tanesini bildiğinizden eminim.

Mogul Trash, Family, King Crimson, Roxy Music, Uriah Heep, UK, Jack-knife, Wishbone Ash, Asia, Phenomena, Renaissance, Qango, Brain Eno, Ayreon, Icon.

Bu gruplardan herhangi birinden örnek vererek bitirmeyeceğim bu yazıyı. Şimdiye kadar dinlediğim en iyi bir kaç gitaristten biri olan Steve Hackett ile birlikte çaldığı Genesis'in 'Firth of Fifth' ile bitirmek, onu unutmamak ve her zaman hatırlamak için en güzel parça.

Freidrich Nietzsche'nin dediği gibi 'Tanrı öldü'.

Rock müziğin tanrılarından John Wetton.