29 Temmuz 2016 Cuma

The Future Kings of England - The Future Kings of England 2005



İnsanoğlu düşün tarihi boyunca hep olmayan yerlerin, zamanların hayalini kurarak kendilerini bir şekilde kandırdılar. 5 yüzyıl öncesine kadar cennet gibi yerlerin anlatımı insanlar tarafından defalarca kullanıldı. 5 yüzyıl öncesinde ise ilk kez Thomas Moore, cennetin başka bir yer ve zamanda yada ölümden sonra değilde, şimdinin yeryüzünün herhangi bir yerinde kurulabileceğini 'Ütopya' isimli kitabıyla göstermeye çalıştı. Son 100-150 yıl öncesine kadar ütopya'lar çok meşhurken (romantik dönemin sonları) bilim kurgu yazınının ortaya çıkmasıyla bu anlayış tamamen değişti. H.G.Wells'in 'Dünyalar Savaşı' 'Zaman Makinesi' son 2-3 yüzyılda oluşan o romantik ütopya anlayışını ters çevirdi. İnsanlığın geleceği olarak artık ütopyalarımız yok, distopyalarımız var. 

Distopya. (Kötü ütopya)

Eski yunanca olumsuzluk dis ekinin avrupa yazın dünyası tarafından kullanılmaya başlamasıyla Avrupa yazınına Dis ekiyle bir çok sözcük eklendi. Distopya'da dis ekiyle üretilen sözcüklerden biri.  Akılda kalması için İngilizce disaster sözündeki dis eki de oradan gelme. Disaster kötü talih anlamına geliyor olsa da, eski yunanca kuyruklu yıldızlara verilen isimdi. Dis, aster; aster ise eski sümer akad dillerinden gelen bir sözcük. Aster sözcüğü italyanca'ya stella olarak geçmiş. Distopya ise dediğim gibi kötü ütopya. 

Günümüzde bir çok distopya hikayeleri, romanları ve filmleri mevcut. Elbette ki Rock grupları da distopya üzerine albüm yapmaktan geri durmadılar. İngiltere çıkışlı The Future Kings Of England grubu da çıkardıkları ilk albümün ismini grubun ismi olarak kullandılar. 

Son yıllarda çıkan en önemli gruplardan biri olmasa bile, The Future Kings of England grubu çıkardıkları ilk albümle erken dönem progresif rock müziğine saygı anlamında bir albüm yapmışlar gibi gözüküyor. Albümü hazırlarken de muhafazakar davranmayıp ortaya çıkan yeni türleri de yansıtmışlar albümlerinde. Post rock'tan, elektronik müziğe, folk ezgilerinden uzay ve kosmik rock'a hatta krautrock'a bir çok rock müzik türünün etkileri albümde var. 

Eğer distopik bir hikayeyi saykodelik müzikle anlatmak isterseniz, oluşturabileceğiniz en iyi müzikal yapı, bu albüm kadar olabilir. 

İnsanoğlunun geleceği ister kapitalizm deyin, ister başka bir şey uydurun, parlak değil. Keşke 5 yüzyıl öncesinin insanları gibi geleceğe, adelet sağlayacılara inanıldığı gibi bizde inansak. Ancak iletişim araçları aracılığıyla dünyanın hali ortada. Geleceğimiz hiç iç açıcı değil. Bu böyle devam ettikçe binlerce yazılmış, filmleri çekilmiş, müzikler yapılmış distopyaları daha çok uzun bir süre göreceğiz. Distopya'lar yazıldı, yazılıyor ve yazılacaklar. İnsanoğlunun durumunu en iyi anlatanlar distopyalardır. 

Distopyalardan uzak kalmayın ve böyle güzel bir albümü de arşivinize eklemekten geri kalmayın.

Gruba yabancılık çekmeyin diye belirteyim, albümde çalan müzisyenlerden birisi de bir Türk.  Anvar Valiyev. Keman ve anlatıcı olarak albümde yer almış. 

En sevdiğim parçayı da belirtmezsem olmaz. Albümde ki dördüncü parça; October Month. Erken dönem Pink Floyd vari ezgileri, folk gitarı, David Gilmour'un yankılanan elektro gitarına benzer Ian Fitch gitarı ve arka planda  kaos yaratan klavye. Dinlemezsen böyle bir parçayı muhtemelen ölürsün.

1. 10:66 (8:47)
2. Humber Doucy Lane (8:55)
3. Silent And Invisible Converts (7:30)
4. October Moth (3:49)
5. Lilly Lockwood (8:18)
6. The March Of The Mad Clowns (3:35)
7. Pigwhistle (14:48)

Süre: 55:42

- Ian Fitch / Gitar, Xylophone (Flüt)
- Karl Mallet / Bas Gitar, Efekt kayıtları
- Simon Green / Davul, Perküsyon

Yardımcı müzisyenler,
- Steven Mann / Klavye, Yapımcı
- Anvar Valiyev / Keman, Anlatıcı (1)


27 Temmuz 2016 Çarşamba

Jane - Together 1972



Henüz İtalyan progresif rock ile tanışmadığım dönemler dinlediğim İngiliz ve Alman gruplarının yaptıkları progresif rock ve türev müzikleriydi. Jane grubu da dönemin Almanya'sından çıkan en kaliteli gruplardan bir tanesi. Jane, döneminin Uriah Heep, Deep Purple, Pink Floyd gibi kendisine özgü müziğiyle varolmuş bir grup. 70'ler de albüm satışları popülerlik açısından fazlasıyla iyidir. Günümüzde unutulmuş, kıyı da köşe de kalmış bir grup gibi gözüküyor olsa da, hala müzik yapmaya devam ediyorlar, kendilerine has dinleyicileriyle, bildikleri ve inandıkları müzik anlayışıyla.

Jane, Almanya'dan çıkan krautrock ekolünün dışında kalan Birth Control, Eloy, Grobschnitt gibi gruplar kadar popüler olan bir grup olsa da, günümüzde prog severler için çok fazla arka planda  kalmış bir grup. Geri kalmış olmasına rağmen kendi müziklerini yapmaktan geri durmadılar. 

İlk albümleri 'Together' ile müzik kariyerlerine çok iyi bir albümle giriş yaparlar. 'Together' albümü Jane grubunun hala en çok sevilen, bilindik ve kaliteli albümlerinin başında gelir. Albüm içinde 'Daytime', 'Spain' ve 'Hangman' enfes blues-rock gitar sololarıyla öne çıkan parçalar. Aynı parçalar Jane kariyerinin en çok bilinen parçalarının başında gelir. 

Vokalde Bernd Pulst acımtırak sesiyle parçalarda ki dramatik havayı daha da karamsar hale sokar. Özellikle 'Daytime' parçasında ki vokali içip içip söyleyen bir berduş havasında. 'Daytime' parçasını her dinlediğim de hep içesim gelir. Acımtırak, ağlamaklı sesiyle Bernd Pulst ilginç ve yaratıcı vokaliyle 'Daytime' parçasını şimdiye kadar dinlediğim en melankolik parça haline getirir. 'Daytime' parçasının bu hale gelmesinde Bernd Pulst'un katkısı çok büyük. 

Werner Nadolny, hammond org'un başında Jane müziğinin müzikal yapısını oluşturuyor daha ilk albümden. Ağır aksak ilerleyen saykodelik melodiler vokalin daha çok öne plana çıkmasını sağlıyor. Werner Nadolny gitar'a destekten ziyade vokale desteğe odaklanmış. Albümün ve grubun müzikal yapısının oluşmasında en çok emeği geçen isimlerden. Kısa ve öz 'Spain' parçasında ki saykodelik org solosu Pink Floyd'un 71 öncesini hatırlatıyor. 

Charly Maucher bas gitarını öne çıkarmıyor olsa da, albümü rahatlıkla kotarıyor gözüküyor. 'Wind' ve 'Spain' parçalarında ki saykodelik gelenekten gelen bas gitar hattı gerçekten iyi. Hele ki 'Hangman' parçasında Klaus Hess'e destek çıkışı en az bir Roger Waters bas gitarı kadar. Belki daha fazlası. 

Davulda Peter Panka daha sonraları Jane grubunun ayakta kalmasını ve müziğe devam etmesini sağlayan kişi. 2006 yılında öldükten sonra grubun diğer üyeleri tarafından 'Peter Panka & Jane' adı altında konser turlarıyla Jane müziğine devam ediyorlar. Peter Panka, Jane tarafından anılmaktan geri durmadı. Grup hala 'Peter Panka & Jane' adıyla konser turları düzenliyorlar. Albümde ise Peter Panka, ağır saykodelik rock geleneğinden gelme bir davulcu gibi kafaları bulandırmada birebir. 

Ve tabii Jane grubunun Jane olmasında en önemli kişi; gitarist Klaus Hess. Ciddi anlamda Senfonik progresif türünü dinlemeye başlamadığım zamanlar da en sevdiğim gitaristlerin başında geliyordu. Şimdi de öyle aslında ama şimdi dinlediğim ve sevdiğim çok daha fazla gitarist var. Klaus Hess, Jane grubunun ilk albümünde de yaratıcı gitaristliğini fazlasıyla gösteriyor. 'Hangman' parçasında ki yankılanan ve hiç yorulmadan çaldığı gitar solosu ile parçayı favorilerimin arasına sokuyor. 5 dakikadan uzun süren 'Hangman' solosu; en iyi rock gitar soloları arasında kesinlikle yer bulmalıdır. Klaus Hess, en az David Gilmour, Jimmy Page kadar önemli ve yaratıcı gitarist. 

Jane kariyerinde progresif rock için başyapıtlık albümler yapmadı belki ama kendi dinleyicisiyle progresif rock geleneğini devam ettirmeye çalışıyor. 'Together' albümü de melankolik yapısı ve enfes gitar sololarıyla asla unutamayağım albümlerin başında geliyor. 

Jane gibi grupları şimdiye kadar ne kendi döneminin ne de günümüzün rock gruplarıyla karşılaştırmaya kalkmadım. Jane en az Pink Floyd, Deep Purple grupları kadar kendilerine has müzikleriyle var oldular. Varolmaya da devam ediyorlar.  

1. Daytime (8:05) 
2. Wind (4:52) 
3. Try to find (5:23) 
4. Spain (11:53) 
5. Together (3:42) 
6. Hangman (9:28)

Süre: 43:23

- Bernd Pulst / Vokal
- Klaus Hess / Solo Gitar 
- Werner Nadolny / Hammond Org, Flüt (5) 
- Charly Maucher / Bas Gitar, Vokal (4) 

- Peter Panka / Davul, Perküsyon (4)


24 Temmuz 2016 Pazar

Pink Floyd - Meddle 1971



Progresif rock nedir, ne değildir'e cevabım bile olmazken hatta progresif rock diye bir türün varlığından bir haberken dinlediğim bir kaç albümden birisiydi, Pink Floyd'un 'Meddle' albümü. 'Wish you were here' ve 'Ummagumma ile 18 yaşındayken tanıştım. Aynı dönemde dinlediğim 3. albüm 'Meddle' albümü oldu. 'Wish you were here' albümünü dinlemem kolayken, 'Ummagumma' albümünde zorlanmıştım açıkçası. 'Meddle' albümü ise ortalamayı tutturdu diyebilirim. Sonrasında 'Echoes' parçasını dinlerken kaç kez şarap şişesinin dibini gördüm, hatırlamıyorum. 

Elimde 90'lı yıllardan kalma Pink Floyd kitabından sözlerinin türkçe karşılıklarını daha 18-19 yaşlarındayken ezberlemiştim. O kitap hala benimle. İtalya'ya gelirken bile yanımda getirdim.  

Pink Floyd her zaman kendine özgü müzikleriyle tanındı. Progresif Rock'ın en dışında olmasına rağmen progresif rock'ın en çok bilinen gruplarından birisi oldu. Hala daha bu özelliğini yitirmiş değil. Pink Floyd pink floyd müziği yapar. 

Pink Floyd müziğe başlarken öyle tepeden gelme bir grup olmadı. Müziğin en dibinden geldi ve en üst'e çıkan bir grup. 67-70 yılları arasında yaptıkları müzik saykodelik rock'a örnek teşkil ederken, 'Meddle' albümüyle bu anlayışı değiştirdi. Aslında 'Meddle' albümü öncesi ve sonrasında iki albümü daha var, pek bilinmeyen. O albümler film müzikleriydi. 'Meddle' albümü ise Pink Floyd efsanesinin doğuşunu simgeleyen ilk albüm oldu. 

'One Of These Days' parçası özellikle bas gitar hattıyla sonra ki albümlerinden 'Money' ve 'Welcome to Machine' parçalarına göz kırpıyor. Sadece göz kırpıyor. Her iki parçayı da sevdiğim gibi bu parçayı da ayrı olarak seviyorum. Işıkların yanıp yanıp söndüğünü bir ortamda dinlenildiği zaman da dinleyene farklı birşeyler katabilir. 'Doctor Who' hayranı olduğum için parçayı şimdi yeniden dinlerken o bilim kurgu serisini hatırlamamakta aptallık olur. 

'One Of These Days' Pink Floyd efsanesinin doğuşunu simgeleyen albümden ilk parçadır. 

'A Pillow Of Winds' tatlı sözleri ve yumuşak müziğiyle albümde duraksama yaratır. İlk parçada ki agresiflik yerini naifliğe bırakır. Pink Floyd'un saykodelik dönemine başka bir son rütuş. Bluesvari  klasik gitar ve sürekli yankılanan David Gilmour'un elektro gitarı ile saykodelik rock'ın son nefesi.

'Fearless' 70'li yılların efsane olmuş İngiliz futbol takımlarından Liverpool'un marşı oldu, bu parça. Parçanın sonunda zaten tribünden gelen sesleri duyabilirsiniz. 70'li yıllarda Trabzonspor'un o efsane  Liverpool takımını yenince kutladığı zaferi de hatırlamak gerek. İngilizler o maçta 'Fearless' parçasını marş olarak bağırdılar mı tribünlerden bilmiyorum ama  hem 70'lerin efsane Liverpool'unu hem de Trabzonspor'umuzu hatırlayıp anmakta fayda var. (Söylemezsem olmaz, Gençlerbirliği taraftarıyım)

'San Tropez' içe dokunur bir aşk hikayesi. Rick Wright'ın caz piyanosu parçayı baştan sona götürüyor. Kısa bir parça olmasında rağmen sözlerini hem İngilizce hem Türkçe olarak zamanında ezberlemiştim. Belki bir prog örneği değil ama kesinlikle bir Pink Floyd müziği örneği. Saykodelik dönemin caz ile son buluşu. 

'Seamus' elimde kitap, sözlerini okuyup okuyup kendime göre anlam çıkartıyordum yıllar önce, bu parçayı dinlerken. Şimdi ise tekrar tekrar dinleyince çıkardığım anlamların ne kadar yerli yerinde olduğunu da anlıyorum. 'Seamus' hala Pink Floyd'un saykodelik döneminden en sevdiğim parça. Aslında parça eski bir blues (ağıt) parçasının sözleri ve müziğiyle Pink Floyd tarafından çalınmış hali. Buna rağmen; evet, 'Seamus' hala benim en sevdiğim Pink Floyd parçalarının başında geliyor. 

Mutfaktaydım
Seamus, yani köpeğim ise dışarıdaydı
İşte ben mutfaktaydım
Seamus, benim yaşlı tazım dışarıdaydı
Bilirsin işte güneş usulca batıyordu
Ve benim yaşlı tazım yere oturup ağladı. 

'Echoes' sadece 'Meddle' albümünün değil, tüm zamanların Pink Floyd parçalarının en iyilerinden birisi. Üniversitedeyken, hatırlarım, ışıkları kapatır, elimde şarap şişesiyle içip içip 'Echoes' dinlerdim. 

'Echoes', yankılar; sokakta yada herhangi bir yerde görebileceğiniz herhanigi bir insanla aranızda ki yadsınamaz benzerliği anlatır. David Gilmour yıllar sonra bu benzerlik üzerinden bir Pink Floyd adı altında albüm (Division Bell) yapar. Aslında hepimiz temelde aynıyız. 'Echoes' parçası bize, insanoğluna; çokta farklı değiliz, heryer de her zamanda aynıyız mesajını verir. 

Geçmiş yıllardan hatırlıyorum; 'Echoes' parçasının 13. dakikasından sonraki kısmını. Hayaletimsi siren ve karga sesleri ve bas gitarıyla Roger Waters'ı. Albümde en çok bu parça da şarabı içmiştim. Hala da içerim. Hele ki o helikopter sesine benzer bas gitarıyla Roger Waters ortaya çıktığında ve David Gilmour'un yankılanan harika elektro gitarıyla şişenin sonunu görmem bir olmuştur hep. 

'Echoes' parçasıyla 'Meddle' albümü Pink Floyd için saykodelik rock'ın sonu, Pink Floyd efsanesinin başlangıcıdır. 

Pink Floyd'u progresif rock temelinde benimle tartışmaya çalışan birisine her zaman gülmüşümdür. Pink Floyd'un progresif rock diye kategorilendirilmesine de hep karşı çıkmışımdır. Hep söyledim, söylerim de, ve söyleyeceğim de; Pink Floyd, Pink Floyd müziği yapar diye. 

Pink Floyd benim için her zaman en temel gruplardan biri olarak kalacaktır. 70 yaşıma geldiğimde bile. 

1. One Of These Days (5:56) 
2. A Pillow Of Winds (5:13) 
3. Fearless (6:08) 
4. San Tropez (3:43) 
5. Seamus (2:15) 
6. Echoes (23:27)

Süre: 46:42

- David Gilmour / Gitar, Bas Gitar (1), Mızıka (5), Gitar (2,3,5,6) & harmony (3) vocals
- Richard Wright / Hammond Org, Farfisa, Piyano, Vokal (6)
- Roger Waters / Bas Gitar, Akustik Gitar (4), Vokal (4)
- Nick Mason / Davul, Perküsyon, Sesler (1)

Kapak Tasarımı : Bob Dowling (Fotoğraf), Pink Floyd (Düzenleme) 


21 Temmuz 2016 Perşembe

Le orme - Veritâ Nascoste 1976



Le orme bana İtalyan progresif rock müziğini sevdiren ilk gruptur. İlk severek dinlediğim parçası da bu gruba ait. İtalyan progresif rock'ı yeni yeni dinlemeye başladığım zamanlarda 'In Ottobre' parçası ile Le Orme İtalyan müziğine hayranlığım her gün daha da çok arttı. Sonrası, yani günümüz ise malum. İtalyan progresif rock'ı İngiliz progresif rock'ı ile kolayca yarıştırabilecek düzeyde olduğumu kolaylıkla söyleyebilirim artık.

Le orme'nin 'Verità nascoste' albümü kendi tarihleri içinde başyapıt olmuş albümlerinden biri değildir. 'Felona e Sorona', 'Contrappunti', 'Collage' gibi başyapıt olmuş albümlerle pek bir ilgisi olmasa da dinlemesi kolay bir albümdür. Le orme bu albümde normalde 3 kişilik bir grup iken Germano Serafin gruba gitar'da eşlik eder.

1975 sonrası progresif rock'ın duraklamaya geçtiği dönemde Le orme grubu progresif rock'ı devam ettirmeye çalışan ender gruplardan birisi. Tabii ki kendi müzik anlayışlarıyla. Le orme'de İngiliz yada Alman progresif rock stilini göremezsiniz. Kendilerine özgü müzikleri ile İtalyan progresif rock müziğinin öncülerindendir.

Verità nascoste...

İlk parça; 'Insieme al concerto' (birlikte konserde) bir konserde dinleyenlerin duygularını anlatmaya çalışırlar. Parçada ki piyano ve org kullanımı bana Alman Birth Control grubunu hatırlatıyor her dinlediğimde. Misafir gitarist Germano Serafin iyi iş çıkarmış özellikle kısa solo pasajlarıyla. Gitarda ki yeteneğini daha ilk parça da kendisini belli ediyor.

İkinci parça 'In Ottobre' (Ekim'de), ağır gitar pasajlarıyla albümde ki en çok dikkat çekeni. Le orme senfonik yapıdan uzaklaşıp heavy progresif rock türüne çok güzel bir parça hediye etmiş. Ki zaten hem albümde hem de bütün Le orme albümleri arasında en sevdiğim parçalarından birisi. Germano Serafin gitarıyla sanırım en çok bu parça'ya katkı da bulunmuş. Kısa ama derin gitar solosu gerçekten yaratıcı. Rush severlere, mesela bana, güzel bir parça.

'Verità nascoste' (gizli gerçeklik) üçüncü parça. Albümü de ismini veren parça. Sonraki albümlerinden olan 'Florian' albümüne şimdiden göz kırpan bir parça. Yaylı kadrosuyla naif, içe dokunur gibi. Calipso kadar derinden etkilemese de güzel bir parça.

'Vedi Amsterdam...' (Amsterdam'ı gör (bak)) İtalyan progresif rock gruplarından Goblin'in  müzikal yapısıyla başlar. Aslında Goblin'in ilk albümlerinin 76 yılında çıktığını hatırlarsak Le orme'nin yaptığı müziğin etkisini anlayabiliriz. Goblin efsanesi öncesi Le orme (!). Özellikle kilise orgu 'Vedi Amsterdam' parçasını başından sonuna kadar götürüyor.

'Regina al Troubadour' 60'ların beat döneminden 76 yılına sıçramış bir parça. Parçanın orta kısmında yeralan akdenizvari gitar (yada mandolin) olmasa 60'ların rock müziği olduğuna kesinlikle inanırız. Parçanın sonunda ki gitar solosu 70'lerde rock müziğin İtalya'da geldiği durumu gösteriyor. Amerikalılardan çok daha iyi.

'Radiofelicità' albümde ki ikinci sevdiğim parça. Hem sonraki albümlerinden 'Florian'a göz kırparken hem de klasik progresif rock müzikal yapısında. Özellikle arkadan gelen radyo sesleri Roger Waters'a ilham olmuş olabilir mi?. Sadece merak işte. Son kısım 76 yılında 80'lerin disko müzikal yapısı...

'I Salmoni' 'Florian' albümü 'biz geliyoruz' diye bağırıyor desem yeridir. Kısa ve öz. İtalyan progresif rock'ının en içten parçalarından birisi. İtalyanların akdeniz müziğini nasıl rock müziğe uyarladığının kanıtı adeta. Bas gitar ve vokal'de Aldo Tagliapietra; ELP'den Greg Lake rolüne bürünmüş.

Aldo Tagliapietra benim hala en sevdiğim vokallerin başında gelir. Merak edenler için Aldo Tagliapietra'nın solo albümlerini tavsiye ederim.
'Il gradino più stretto del cielo' albümde ki en itici parça. Senfonik, akdenizvari folk ezgileri olsa da bir türlü sevemedim. Benim için albümün  en kötü parçası. Buna rağmen bas gitar ve davul dinlenmeye değer.

Sonuç olarak İtalyan grupları ve müzisyenleri rock dünyasında pek popüler değillerdir. Birçok rock dergisi okuyucularına sorarak en iyiler diye sıralama yaparken İtalyanlar pek bilinmediği için sıralamalarda pek yer alamazlar. Albümü dinlerken davulcu  Michi Dei Rossi'yi ayrı olarak özellikle  dinleyin derim. Özellikle 'In Ottobre' ve ' Il gradino più stretto del cielo' parçalarında. Ne kadar yaratıcı davulcu olduğunu göreceksiniz. Bundan 4-5 yıl önce kendisiyle eski facebook hesabım hala aktifken konuşmuştuk. Kendisi çok kibar birisidir. Şuan 5000 kişilik hesabıyla her gelene cevap veremiyor, maalesef.

1. Insieme al concerto (6:04)
2. In ottobre (6:40)
3. Verità nascoste (3:59)
4. Vedi Amsterdam... (4:54)
5. Regina al Troubadour (6:43)
6. Radiofelicità (4:55)
7. I salmoni (2:54)
8. Il gradino più stretto del cielo (4:56)

Süre: 41: 20

- Germano Serafin / Elektrik & Akustik Gitar, Bas Gitar (7)
- Antonio Pagliuca / Hammond Org (1,5,7,8), Piyano (1,6), Elka Synth (ses düzenleyici) (1,2,5,6), MiniMoog (1,2,5-8), Mellotron & Hohner synth & Klavinet (5)
- Aldo Tagliapietra / Bas Gitar, Vokal, Fender Elektrik Piyano (4)
- Michi Dei Rossi / Davul, Gong (1), Perküsyon (2), Glockenspiel (3), Timpani (7), Tubular Bells (Çan)

Yardımcı Müzisyenler,
- Bill Pitt / Aranjör ve Yönetmen (3)
- Vivian Joseph / Çello (3)
- John Forrester / Keman (3)
- William Armon / Keman (3)
- Sidney Margo / Keman (3)
- William Skeat / Flüt (3)

Kapak Resmi : Mario Convertino


15 Temmuz 2016 Cuma

Barış Manco - 2023 1975



Yüzyıllık eziyet sona erecek.

Son 14 yıldır iktidarda olan malum parti ve taraftarları tarafından dillerinden düşürmedikleri sloganların başında geliyor. 2023 Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılında tekrar eskisi gibi olacak, yüzyıllık uydurulan yalanlar ortaya çıkacak mantığıyla yaşayan milyonlarca insan var maalesef ülkede. Daha ilginci 1923 yılında imzalanan Lozan barış antlaşmasının 100 yıl sonra, 2023 yılında sona ereceği ve hristiyan batı ülkeleri tarafından ülkenin paylaşılacağı konusu. Malum parti ve taraftarlarının cehaleti de burada başlıyor. Hep söylerim cahil kişi paranoyaktır diye. Amerikalıların kendi uydurdukları komplo sadece kendileri inandıkları gibi bizde ki cahil kitleler de kendi uydurduklarına sadece kendileri inanıyor. Ama Amerikalıların Stephen King'i var, romanlar yazan, biz de ise ancak saray soytarıları var, bu tarz komplovari teoriler üzerinden para kazanan. Zaten bu 2023'te yüzyıllık eziyet sona erecek, Lozan antlaşması son bulacak diyen ilk kişiyi, geçenler de herkes Şeyh Pir ile çok daha yakından tanıdı.

Halbuki basit ve temel bir şekilde tarih okunduğunda durum gayet anlaşılır. 2023 ile teoriler üretmeye gerek yok. 2023 yılında hiç bir şey olmayacak. Tabii günümüzde ki siyasi anlayış devam etmeyip son bulduğu takdirde. Yoksa 2023 yılında ne hristiyan batı ülkeye girecek, ne malum parti ve yandaşlarının özgürlük gibi tanımları karşılığını bulacak.

2023 yılı ile ilgili saçma sapan teorilerle uğraşmak yerine Barış Manço'nun 1974 yılında yazıp hazırladığı, 1975 yılında çıkan ilk plağı 2023 ile ilgili ilgilenilmesi çok daha yerinde olur. Türkiye'nin şimdiye kadar çıkardığı en iyi müzisyenlerden birisi olan Barış Manço '2023' albümüyle ne anlatmak istemişti. Bunu öğrenip anlamak komplo teorileriyle uğraşmaktan çok daha bilgilendirici olur.

2023 albümü bir konsept albüm değildir. Albüme ismini veren '2023' ve öncesinde ki 'Kayaların Oğlu' parçaları ardarda dinlenilmeli. 'Kayaların Oğlu' şiirsel bir hikaye gibidir. Dinlemek yetmez deyip, tek tek parçanın sözlerini de yazdım. 1923 yılının Ekim ayında doğan yeni cumhuriyet'i 'Kayaların Oğlu' olarak görürsünüz. 2023 yılınının yine aynı ayında, Ekim 2023'te eski çınarlarla birlikte (diğer Türk devletleri) yeni bir 'Kayaların Oğlu' çıkar ortaya. Turan.

2023 parçasının devamı olan 2024 ve 2025 parçaları da var. Sonraki 'Yeni Bir Gün' albümünde kendilerine yer bulurlar. Cumhuriyet ideolojisinden evrenselliğe ulaşır bu iki parça ve devamında ki parçalarla  Barış Manço.

1923'ün ılık bir ekim sabahında
Kayaların toğrağa dikine saplandığı yerde doğdum
Toprak anayla kaya babanın oğluyum ben
Toprak anam sevgi dolu, bereket dolu
Toprak anam sessiz
Ama toprak anam dopdolu
Toprak anam, toprak anam anadolu
Babamsa sağı solu belli olmaz
Bir gürledi mi, yer yerinden oynar
Göğsünde çatırdamalar olurmuş
Onun için der'di
Onun için sayısız irili ufaklı
Kaya parçaları vardır bu topraklarda
Ve sen benim oğlum
Ve sen kayaların oğlu
Bu taşı toprağı
Bir arada tutacaksın
Kolay değil kayaların oğlu olmak
Kuzeyden esen rüzgara
Güneyden gelen kavurucu sıcağa karşı
Koruyacaksın onları
Kolay değil, kolay değil
Kayaların oğlu olmak

2023'ün ılık bir ekim sabahında
Bacaklarımda hafif bir uyuşmayla uyandım
Ve sanki 100 yıllık ulu bir çınar gibi
Kök salmaya başladım o sabah
Ve bir kez sağımda solumda
Asırlardır durmakda olan diğer çınarları farkettim
Doğudan hafif bir seher yeli yükseldi
Ve asırlık çınarlar
Beni de aralarına aldılar
Ve 2023'ün ılık bir ekim sabahında
Yeni bir kayaların oğlunun doğuşunu
Beraberce seyre koyulduk

Albümün bir diğer önemli parçası da 'Baykoca Destanı'. 5 bölümden oluşan 'Baykoca Destanı' belki de Türkiye'de yapılan ilk rock opera tarzında bir parçadır.

'Uzun İnce Bir Yoldayım' parçasını anlatmaya gerek yok. Birkaç yıl önce Joe Satriani tarafından albümünde yer verilen Türk ozanı Aşık Veysel'dir, yaratıcısı. Türkiye'de de böyle efsane olmuş bir parçayı en iyi okuyanlardan birisi Barış Manço.

Barış Manço 1970'lerin Anadolu Rock akımının en önemli isimlerinden birisidir. Sadece anadolu'ya özgü değil, Asya'da ki Türklerin ezgilerini de müziklerine yansıtmıştır. O batı müziğini kopya etmeden kendi müziğimizle nasıl modern müzik yapılabildiğini gösterir yıllar boyunca. O yüzden Türkiye'de en çok saygı duyulan insanların başında gelir.

Son olarak albüme müzikal açıdan bakarsak, Barış Manço döneminin bir çok progresif rock grubunun izinden giden anlayış göze çarpar. Synth, piyano, gitar gibi batı müzik aletlerden çok daha fazla bağlama, saz, yaylı tambur, darbuka, tef gibi Türk enstrümanları ağırlıktadır. Bu anlayış bir çok İtalyan ve latin gruplarında da vardır. Kendine özgü enstrümanlarla modern hale gelmiş bir müziği yapmak maharet ister. Barış Manço sosyal olarak da müzikal yetenek anlamında da  maharetlidir.

1. Acıh'da Bağa Vir (3:43)
2. Kayaların Oğlu - 2023  (10:00)
3. Yol Verin Ağalar Beyler (3:57)
4. Uzun İnce Bir Yoldayım (5:20)
5. Yine Yol Göründü Gurbete (3:19)
6. Baykoca Destanı (13.00)
- Gülme Ha Gülme
- Gelinlik Kızların Dansı
- Kara Haber
- Vur Ha Vur
- Durma Ha Durma
7. Tavuklara Kışt De (2:30)
8. Dere Boyu Kavaklar (7:20)
Süre: 47.58

Barış Manço / Korg 700s Synthesizer, Solina String Synthesizer, Watkins Fazer, 18 Telli Gitar, Elektronik Davul
Ohannes Kemer / Gitar, Leslie gitar, Yaylı Tambur, Saz
Nurhan Özcan /  Gitar
Osman Baysu /  Bağlama, Cura, Kaşık, Klaves
Mithat Danışan / Fender Bas Gitar, Stereo Bas Gitar
Oktay Aldoğan / Flüt, Soprano Sax, Tenor Sax, Klarnet
Celal Güven, Nur Moray, Caner Bora / Davul, Tumba, Korg, Darbuka, Tef

Albümde ki bazı parçalar Barış Manço'nun ilk ve tek filmi olan 'Baba Bizi Eversene' komedi filminde kullanılmıştır.




6 Temmuz 2016 Çarşamba

Banco Del Mutuo Soccorso - Garofano Rosso 1976



Film müziklerini severim. Hatta bazı film müzikleri var ki aklımda, herhangi bir rock yada caz albümünden çok daha yaratıcı, tanımlanamayacak ve bir o kadar da iyidir. En sevdiğim ve dinlediğim film müzikleri yapan Amerikalı kompasör (besteci) Jerry Goldsmith. Aslında daha bir çok müzisyen var  film müzikleri yapan ama önce ilk olarak ismi aklıma gelen  Jerry Goldsmith. Kaptan Kirk’lü Star Trek dizisi, sonrasında gelen diğer Star Trek dizi ve film müziklerinin tamamı onun elinden çıkma ve en bilinenlerinden. Total Recall ise benim favorilerimden.
Rock müzikte de bir çok grup ve müzisyen film müzikleri hazırlamışlardır. Pink Floyd ilk bilinenlerden. Yes’in gitaristi Trevor Rabin de öyle. İtalya deyince ise Goblin grubunu hatırlamamak aptallık olur. Grubun tarihi boyunca yaptıkları tek şey film müzikleri yapmak. Banco grubu da 70’li yıllarda bazı filmler için müzikler yapmıştır. Homo Sapiens grubundan Banco’ya katılan gitarist Roberto Maltese (Malta’lı) daha önce de film müzikleri yapmıştı. Banco grubuna katıldıktan sonra da çok geçmeden Banco grubu film müzikleri hazırlamaya devam etti. Roberto Maltese ve Homo Sapiens’i hatırlamak için ‘Un'estate fa’dinlemeniz yeterli.

Garofano Rosso...
Albüme ismini veren Garofano Rosso; hikayesi 1930’larda yazılmış bir romandan 1976 yılında filme uyarlanmış. Müziklerini hazırlayan Banco’nun aynı isimli albümü de aynı yıl plak olarak basılmış. Albümün dikkat çeken yanı solistlerinin albümde sadece kayıtlarda yer alması. Vokal olarak yok. Albümü ve parçaları dinlerken her parça da ayrı ayrı anlam aramak yersiz. Garofano Rosso filminin belli başlı bölümleri yada sahneleri için yazılmış bütün parçalar. Kimi parçalar çok kısayken kimi parçalar normal uzunlukta. Doğaçlama yada solo denilen, yalnız çalınan herhangi bir parça bulunmuyor. Öne çıkan bir enstrüman yok desem yerinde olur.

Albümün genelinde italyan folk müziği (akdeniz müziği) etkileri var. Bu melodik folk yapının üzerinden albüm hazırlanmış ve bu melodi albümü daha çekici hale getiriyor. Aynı folklorik melodik yapı daha sonra ‘Canto di Primevera’ albümünde de yer alıyor.
Albümde sürekli birbirini tekrar eden melodik bir yapı var gözükse de, Banco grubu progresif rock grupları arasında en çok melodi ve ritim üreten gruplardan bir tanesi olarak bu durumu yaratıcılık ve müzik dehası ile aşmış. Dinlerken bu durum göze batmıyor, kulak tırmalamıyor tam tersine müziğin daha çok dinlenilmesini sağlıyor. Tüm albüm boyunca caz, rock, folk, avant-garde, klasik müziğin senfonik olarak içiçe nasıl geçtiğini tanıklık ediyorsunuz.
‘Garofano Rosso’ evet bütün olarak güzel bir albümdür ama benim için öne çıkan 3 parça var. Tekrar tekrar bıkmadan dinleyebileceğim 3 parça. İlki hem roman hem filmin ismi olan hem de albüme isim veren ‘Garofano Rosso’ parçası. Diğeri hemen devamı olan parça ‘Suggestioni Di Un Ritorno In Campagna’. Son olarak orkestral bir havada çalınan ‘Passeggiata In Bicicletta E Corteo Dei Dimostranti’. 3 parça da ardarda sıralanmış. Arka arkaya dinlediğiniz zaman son parçada ki klarnet albümde ki yaratıcılığı resmen özet geçmiş.

Aslında filmi izleyip albüm hakkında yazmak gerekti. Öyle düşünmüştüm, filmi de bulup indirdim. Ancak film de ses çalışmıyor. Hevesim kursağımda kaldı. Tekrar indirip izlerim diye düşünürken bir hayli zaman kaybettim. Şimdi filmi tekrar bulup, indirip izleyeceğim. Albümü dinlerken bence siz de biraz merak edip filmi bulup, izleyin.

Garofano Rosso; kırmızı karanfil. Genelde çiçekler sevgiyi hatırlatır ya da sevgiyle özdeştir. Genel olarak öyledir. Ancak unutulan şey ise çiçeklerin ölümü de hatırlattığıdır.
Roman yazarının nereden esinlenerek kitabı için Garofano Rosso diye isim verdiğini bilmiyorum. Ama italyanların (latinlerin) hristiyanlık öncesi (pagan da diyebilirsiniz) dini geleneklerinden birisi; kasım ayında ölülerinin mezarlarına çiçek bıraktıklarını biliyorum. Romanın yazarı bundan esinlenmiştir diyemem, ama Garofano Rosso denince akla gelenlerden birisi iki bin beş yüzyıllık bu gelenek. Belki de romanında anlattığı 1920’lerin italyasında toplum faşizme geçiş yaparken ortaya çıkan trajik durum için Garofano Rosso ismini uygun görmüştür.

1. Zobeida (2:40)
2. Funerale (4:28)
3. 10 Giugno 1924 (4:28)
4. Quasi Saltarello (1:38)
5. Esterno Notte (Casa di Giovanna) (3:15)
6. Garofano Rosso (5:02)
7. Suggestioni Di Un Ritorno In Campagna (7:38)
8. Passeggiata In Bicicletta E Corteo Dei Dimostranti (2:53)
9. Tema Di Giovanna (2:35)
10. Siracusa: Appunti D'Epoca (2:12)
11. Notturno Breve (2:20)
12. Lasciando La Casa Antica (2:35)

- Rodolfo Maltese / Elektrik ve Akustik Gitar, Trompet, Korno
- Gianni Nocenzi / Piyano, Elektrikli Piyano, Synthesizer (Ses Düzenleyici), Klarnet
- Vittorio Nocenzi / Org, Synthesizer (Ses Düzenleyici), Keman, Vibrafon
- Renato D'Angelo / Bas Gitar, Kontrbas, Akustik Gitar
- PierLuigi Calderoni / Davul, Perküsyon, Timpani
- Mimmo Mellino / Kapak Resmi
- Francesco Di Giacomo / Kayıtlar

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Maxophone - Maxophone 1975



Progresif rock dünyasında tek albümlük gruplar o kadar çoktur ki acaba devam etmiş olsalardı, progresif rock müziği ne durumda olurdu diye bir çok zaman düşünmüşümdür. Her zaman da aynı kanıya vardım. Kesinlikle günümüzde ki progresif rock anlayışı olmazdı.

Bu tek albümlük gruplara en çok destek veren ülkelerden birisi de İtalya. İnternet’in ortaya çıkması müzik severlerinde eski albümleri internette paylaşmaya başlamasından itibaren 70’lerin bir çok eski grubu tekrar biraraya gelip yeniden müzik yapmaya başladılar. Bunlardan bir tanesi de İtalyan Maxophone grubu. İnternet üzerinden yaptıkları tek albüm çok iyi yorumlar alınca, Maxophone grubu da yeni bir albüm yaptılar ama sadece bir konser albümüyle yetindiler.

Maxophone grubunun yaptığı bu muhteşem müziği anlamak için 1975 yılına gitmek gerek. 1975 yılında ki progresif rock’ın altın çağının bitiş dönemlerine. Maxophone grubu da döneminin müzik anlayışıyla yaptıkları kendi adlarıyla aynı adı taşıyan ‘Maxophone’ albümüyle, İtalyanların deyişiyle Meravigliaso olan bir albüm. Grubun yaptıkları albümün bir de İngilizce olarak çıkardıkları albümleri var ama ben her zaman orijinal dilde olan albümleri dinlemiş, sevmişimdir.

Albüm ‘C'è Un Paese Al Mondo’ parçasıyla başlar. Açılışta klasik bir piyano vardır, overtur şeklinde ki bölüm bas, gitar, davul patlama yapar. 70-73 arası Genesis müziği gibidir. Devamında boynuz ve klarnet çalmaya başlar. Kaotik bir giriştir ve öyle de devam eder. Vokal hattında Peter Gabriel’in caz hali var. Bir klarnet girer, bir gitar; bir anda senfonik yapıdan folklorik yapıya, oradan da caz haline döner parça. Eklektik yapı gibi gözükse de mükemmel bir senfonik progresif rock parçası. Sonunda koro halinde vokaller ve melodik bir gitar solo bulunur. Albümü daha giriş parçasında sevmenize sebep olur.

‘Fase’ sert caz-rock gitar solosu ile başlar, caz piyanosu eşlik eder. Ağır ağır ilerler müzik. Boynuz sesi folklorik öğeleri sokar araya. Caz piyanosu ve klasik saksafon solosu ile devam eder. Caz-rock müzikal yapısıyla başlayan klasik caz’a yönelir. King Crimson’ın 72 öncesi albümlerinin müzikal yapısı vardır, özellikle davul ve perküsyonda. İlk parçada ki yaratıcılığın tesadüf olmadığını devam parçasında da gösterirler. Sonları yine sert caz-rock gitarı ve flüt ile son bulur.

‘Al Mancato Compleanno Di Una Farfalla’ akdeniz esintili italyan klasik gitarıyla başlayan parça flüt ve devamında piyano’nun girmesiyle 17. Yüzyıl italyan klasik müziğini 200 yıl sonrasına, 1975 yılına taşır. Koro halinde vokal bölümü parçayı daha da akdenizli haline sokar. 3. dakika sonrasında yükselen elektrik piyano, eşlik eden gitar ve saksafon, vokallerle birlikte harika bir parça haline evriliyor. Genesis-ELP karışımı senfonik progresif’in italyan versiyonu.

'Elzeviro’ kilise orgu ile vokal aynı anda parçaya başlar. Uzun süren kısmı şiirseldir. Neredeyse 2 dakika süren giriş kısmı caz melodileri ve ritimleriyle bezenmiş senfonik parçaya dönüşür. Sürekli yankılanan gitar solosu vardır. Sonlara doğru yine uzun uzadıya şiirsel bir vokal kısmından sonra cazımsı orkestra ile son bulur. Albümde ki sevdiğim en iyi ikinci parça.

'Mercanti Di Pazzie’ harp tınıları ile başlayarak kişiyi ortaçağ italyasına götürür. Klasik gitar ve vokal devam eder eşlik etmeye. Funk benzeri müzik vokalin arkasında durur. Aşırı yavaş, ağır ve melodiktir.

'Antiche Conclusioni Nerge’ caz füzyon etkileriyle parça başlar. Piyano’dan bas gitar’a, seri sert davul’dan saksafon’a yükselip alçalan temposuyla mükemmel bir kapanış parçası. Geri vokalleriyle Genesis vokal düzenlerini almışlar. Çok da iyi etmişler. Parçanın ortalarında mükemmel bir saksafon solo var. Albüm mükemmel bir parçayla başlamıştı. Mükemmel bir parça ile bitti. Favori parçamdır.

Albümde; gitar (akustik, elektrik), bas, davul, piyano (klasik,elektrik), flüt, saksafon, klarnet, vibrafon, harp, boynuz, keman, kontrobas, çello gibi normal bir progresif rock albümü için fazlasıyla enstrüman bulunmaktadır. Böyle harika bir albüme imza atanlar malesef sonraları albüm çıkarmaktan vazgeçiyor. Devam etmiş olsalardı kesin İtalyan devleri PFM, BDMS, Le orme gibi gruplarla birlikte anılacaklardı. Buna rağmen italyan progresif rock (RPI) tarihinin klasik albümlerinin arasında yerlerini almışlardır.

1. C'è Un Paese Al Mondo (6:39)
2. Fase (7:04)
3. Al Mancato Compleanno Di Una Farfalla (5:52)
4. Elzeviro (6:47)
5. Mercanti Di Pazzie (5:21)
6. Antiche Conclusioni Nerge (8:54)

- Alberto Ravasini / Vokal, Bas Gitar, Akustik Gitar, Kaydedici
- Roberto Giuliani / Elektrik Gitar, Piyano, Geri Vokal
- Maurizio Bianchini / Boynuz (Boru),Trompet, Perküsyon, Vibrafon, Geri Vokal
- Sergio Lattuada / Piyano, Elektrikli Piyano, Org, Geri Vokal
- Leonardo Schiavone / Klarnet, Flüt, Alto Saksafon ve Tenor Saksafon
- Sandro Lorenzetti / Davul

ile;
- Tiziana Botticinis / Harp
- Eleonora De Rossi / Keman
- Susannna Pedrazzini / Keman
- Giovanna Akımlar / Çello
- Paolo Rizzi / KontrbKontrbas

3 Temmuz 2016 Pazar

Tangerine Dream - Phaedra 1974




Ben koyu bir elektronik müzik, hani şu cıvcıvlayan türlerden müziklerin hayranı değilim, new age, ambient yada drone tarzı müzikleri de sevmem, ama kesinlikle Tangerine Dream hayranıyım. Özellikle Tangerine Dream’in 70’li yıllarda yaptıkları müziğin orkestral senfonik müzikal atmosferi, benim müziğe bakış açımı değiştiren en önemli etkenlerden birisi. Dolayısıyla Tangerine Dream grubu en önemli gruplardan biri, tabii benim için.

Aslında Tangerine Dream albümlerini yazarken bir sıralama yapmam gerekirdi belki ama sıra falan dinlemeden, ben de iz bırakmış olan albümlerden başlamak istedim. 70’li yılların Tangerine Dream şaheserlerinden birisi olan Phaedra albümü de yine ben de iz bırakmış albümlerden. 70’li yılların bütün Tangerine Dream albümleri gibi.

Tangerine Dream grubunu ilk dinlemeye başladığımda anlayamamıştım, nasıl müzik yaptıklarını. Hatta bir fikir sahibi bile değildim. Onca yıl üstüste dinleyerek (kendime eziyet ederek) artık Tangerine Dream hakkında az çok da olsa bir fikrim var.

Günümüzde techno gibi bir çok elektronik temelli müzikler var. Elektronik müzik deyince visini aklına o tarz müzikler gelir genelde. Ancak Tangerine Dream müziği bu tarz müziklerden çok farkı; ritimsiz, melodisi az, yavan denebilecek türde müzik yapıyorlar. Çok mu duygusuz bir müzik Tangerine Dream müziği, tabii ki değil. Tam tersine çalınan Synth’lere baktığınız zaman her parçanın her saniyesinde grup üyelerinin izleri var. Bir saniye dahi olsun parçalardan kopmuyorlar. Günümüzün Techno tarzı müzikleri gibi bilgisayar kullanılarak müzik üretmiyorlar desem, daha anlamlı olur.

'Phaedra’ albümün ilk parçası, aynı zamanda albüme ismini veren parça. Tangerine Dream’in klasik denebilecek parçalarına uygun uzunlukta ve süresiyle fazlasıyla doyurucu. Phaedra sözcüğü eski yunan mitolojisinde geçen bir hikaye olsa da albümde bahsedilen gökyüzünde ki bir takım yıldızı. Belirtmiştim yukarıda sıralama yapmadan yazıyorum diye. Söylemem de fayda var sanırım. ‘Phaedra’ öncesi albümleri ‘Zeit’, ‘Alpha Centauri’ ve ‘Atem’ gibi bu albümde uzayda , kozmosda geçer.

'Phaedra’ parçası 70’lerin Tangerine Dream’in herhangi bir parçası gibi kaotik, dramatik, karamsar, düzensiz ritimli parçalarından herhangi birisi. 4. Dakikadan itibaren düzenli ritme geçer gözükse dahi, müzik düzensizliğini kaybetmiyor. Uzay gemisinde sanki yıldız sistemine yaklaşırken ikaz sesleri gibi sesler çıkıyor bir anda ortaya. 8. Dakikada Peter Baumann’ın flütünü duyabilirsiniz. Parçanın diğer yarısı diyebileceğim 10. dakikadan sonrası varılan yıldız sisteminde ki yaşam olan bir gezegene iniş anlatılıyor sanki. Gezegen üzerinde ki rüzgar sesi yahut gezegende yaşayan canlıların çıkardıkları sesler mi duyulan, her ikisi de olabilir. Peki parçanın sonunda ki çocuk sesleri!

'Mysterious Semblance At The Strand Of Nightmares’. Orglar sayesinde sanki orkestra müziği gibidir. Yıldıztakımları arasında ilerlerken kişi ne hissedebilir ki? Depresiflik, yalnızlık, evrenin içinde kendini yok denecek kadar detersiz görme hissi. Parça size bunu tamamıyla verir. Ara sıra aralardan derinlerden fırlayan o helikopter sesi kişiyi daha da depresif hale sokar. Peter Baumann’ın elektronik piyano’su keman rolünü üstlenir gibidir parçanın neredeyse ikinci yarısında. Kendinizi evrenin kenar mahallesinde o kadar yalnız hissedersiniz ki, Peter Baumann’ın piyano’su cenaze marşınızı çalar. Dışarıdan gelen yıldızların seslerini mi duydunuz?

'Movements Of A Visionary’ kesik kesik metalik sesler ile başlar parça ve bu eziyet yaklaşık 2 dakikadan fazla sürer. Sonrasında uzay gemisi tekrar hareketlenmeye başlar. 76 sonrası Tangerine Dream müziğinin temelidir aslında. Orkestral senfonik yapıdan daha ritmik döneme geçiş gibi. ‘Movements Of A Visionary’ parçası elektronik progresif rock’ın avant-garde havasıdır.

'Sequent C'’, bilmiyorum bilim kurgu filmleri severmisiniz. Her dinleyişim de ‘Hayat Ağacı’ (Tree of Life) filminden bir bölüm izliyormuşum gibi hissettiriyor. Çok kısa bir parça belki Tangerine Dream tarzına göre ama sanki evrenin (doğanın) mucizevi (ruhani) konumunu gösteriyor. Peter Baumann Synth kullanımında ve piyano’da yetenekli olduğu kadar Flüt’te de hünerini göstermiş. Evet çok kısa ama çok da güzel. Pink Floyd’un Seamus parçası gibi kısa ve anlamlı.

1. Phaedra (17:35)
2. Mysterious Semblance At The Strand Of Nightmares (9:43)
3. Movements Of A Visionary (7:57)
4. Sequent C' (2:20)
Süre: 37:35

- Edgar Froese / Org, Mellotron, Bas, Gitar, Synth A & VCS3 Synth (Ses Düzenleyicisi), Yapımcı
- Christopher Franke / Synth A & VCS3 Moog Synth, Klavye
- Peter Baumann / Org, Elektrikli piyano, Synth A & VCS3 Synth, Flüt